Evet, korkunç bir dönem geçirmiştim ama bir süre sonra her şey eski haline dönmeye başladı. Altı kişinin ölümünü atlatmak elbette kolay olmadı ama... Hayat böyle değil midir? Kıyamet bile kopsa bir süre sonra geçip gider. Bu olayın bana mental olarak zararı olsa da saygınlık olarak kattığı çok şey vardı. Lombardi ve Parello'nun yanında savaşmıştım sonuçta, bu önemliydi. Hatta olaydan sonra Lombardi verdiği tabancayı geri almadı, onu bana verdi. Elbette onu yanımda taşımak gibi bir aptallık yapmayacaktım, gidip evimin en gizli köşesine sakladım. Her neyse, önceden bahsettiğim Khambatta infazına gelelim.
Bir insanın ölümden sadece özür dileyerek kurtulabileceğini ama bunu reddedeceğini düşünebiliyor musunuz? Ne saçma bir hareket olurdu, değil mi? İşte o gece bu saçmalıklara tanıklık ettim. Hikaye başlıyor.
Bir akşam, misafirleri ağırlama işi için Centilmenler Kulübü'ne çağırıldık. Eğer Centilmenler Kulübü'nde konuşma olacaksa, bu önemli bir şey olmalıydı. Ben ve güvenlik ekibi toplantı saatinden daha önce oraya vardık, etraftaki düzenlemeleri ayarladık. Konuşma balkonda yapılacağı için oraya çekidüzen verdik ve beklemeye başladık. Bizden birisi misafirleri kapıda karşılayacak ve onlara eşlik edecek, diğeri etrafı ve giriş kapılarını gözleyecek ve ben ise misafirlerin ikramlarıyla ilgilenecektim. Bu işi almam iyiydi çünkü hem konuşmayı dinleyebilecek hem de iş yaptığımız ortakları tanıma fırsatı yakalayacaktım. Misafirler geldiler ve oturdular, ben de ikramlarını yaptım. Gecenin yıldızı Paul King'in de ortaya çıkmasıyla konuşma başladı.
| |
|
Konuşmadan kısaca bahsetmek gerekirse, Masada Poschevo, Mehraliyev ve Khambatta tarafları vardı. Anladığım kadarıyla; Khambatta, Mehraliyev ve Poschevo'a saldırmış ve bunun sonucunda savaş uzamadan Valachi'nin yargısına başvurmuşlar. Poschevo topluluğu adına konuşan Boris Poschevo, gecenin en gergin adamıydı (Çünkü kızı, yeğeni ve bir oğlu vurulmuştu). Altmışlarında olduğunu tahmin ettiğim bu ihtiyar, o sırada gözlük taksa bile, gözlerinden fışkıran alevi gizlemiyordu. O gece anladığım en kesin şey, birilerinin yüzde yüz öleceğiydi. Konuşmada Khambatta kendini savundu, Poschevo ise baskıyı kurdu. Khambatta tarafına Paul King bir şans tanıdı, tek isteği özür dilemesiydi. O an "Bu sefer ucuz yırttın Khambatta." dedim ama olaylar öyle gelişmedi. O anları keşke size gösterebilsem, adam ölümle burun buruna olmasına rağmen özür dilemeyi kabul etmeyip bir şeyler geveledi. Hayatımda ölmeyi bu kadar isteyen biriyle karşılaşmamıştım. Gecenin sonu elbette bildiğiniz gibi sonlandı. Khambatta, önce Russell Camberino'nun sustalısının ve sonrasında Poschevo ile Mehraliyev mermilerinin tadına baktı. Cesedi kim temizledi biliyor musunuz? Henüz yeni travma atlatmış Ray Alcatraz.
|
[spoiler=İlgili görüntüler]



[/spoiler]
Size Valachi Corporation'dan nasıl Gentelmen's Social Club'a geçtiğimi anlatmayı unuttum. Benim için ayrı bir yeri bulunan Laura Espinoza'dan önce (görüntüsü aşağıda), bundan bahsedeceğim.[spoiler]
[/spoiler]
Sıradan bir sabaha uyandım ve hemen telefonuma sarıldım. Normalde ilk maillerimi kontrol etmezdim ama önüme düşen bildirim ilgimi çekti. Akşam Valachi Malikanesi'nde olmam gerekiyordu...
Size nasıl Gentelmen's Social Club için çalışmaya başladığımı anlatmamıştım, değil mi? Sıra ona geldi.
Sıradan bir sabaha uyandım ve hemen telefonuma sarıldım. Normalde ilk maillerimi kontrol etmezdim ama önüme düşen bildirim ilgimi çekti. Akşam Valachi Malikanesi'nde olmam gerekiyordu, bir şirket yemeği düzenleniyordu. Elbette kıyafetlerimi hemen o andan hazırladım ve işe gittim. Yapılması gereken birkaç ayak işini hallettim, akşama kadar öyle vakit geçti. Akşam gelince tüm şirket çalışanları gibi eve geçtim ve hazırlığımı yapmaya başladım.
Valachi Malikanesi Starfish'de bulunan epey görkemli bir mekandı. Sonuçta Jackie Valachi'ye aitti, daha azı beklenemezdi. Ben ve güvenlik ekibi her zaman olduğu gibi ilk giden kişilerden olduk, daha sonrasında diğer çalışanlar gelmeye başladı. Herkes beklemeye koyuldu ve sonrasında içeri beklenen adam girdi, Jackie Valachi.
Don Valachi, Russell Camberino ve Sean Parello ile beraber gelmişti. Selamlaşmadan sonra uzun yemek masasının olduğu odanın yolunu tuttular. Herkes de arkalarından yürüdü.
| |
|
Valachi'nin oturmasıyla birlikte hızlıca servisler başladı, çatal ve bıçak sesleri birbirine karıştı. Ben pek yemiyordum çünkü ortam epey ağır gelmişti, gergindim.
Yemekten sonra klasik sohbet başladı. Bay Valachi şirketinin durumu ve çalışanlar hakkında bilgi almaya başladı, herkese tek tek ne işe yaradığını soruyordu. Sıra bana gelince epey heyecanlanmıştım, Jackie Valachi'ye karşı ilk defa konuşacaktım. Konuşmamda her şeyi net bir şekilde anlattım. Chappie'nin burs verdiği bir öğrenci olduğumdan ve sonradan şirkete dahil olduğumdan falan bahsettim, bu imkanlardan dolayı Chappie ve Valachi'ye teşekkürlerimi sunup oturdum. Otururken Chappie'yle bakıştık, yüzünde bir gülümseme vardı, benimle gurur duyuyor gibi görünüyordu.
|
Yemekten sonra Adrian Lombardi tüm güvenlik ekibini bir yere topladı ve işlerin ciddileşmeye başladığını söyledi. Artık herkesin bu aileye para kazandırmaya başlaması gerekiyormuş. Bizleri Valachi Corporation bünyesinin yanı sıra Gentelmen's Social Club'a da ekledi. Artık daha ciddi bir hayata geçtiğimizi anladık hepimiz, bu özeldi. Ortağım Ricky(Onu size daha sonra anlatacağım) ve ben geceyi şöyle bir özetledik.
| |
Birincisi, artık daha ciddi işlere giriyorduk, varlığımız sıradan bir şirket çalışanına göre değerliydi ama vazgeçilmez de değildik. İkincisi, herkes bir sorumluluk almaya başlamalıydı, para kazandırmalıydık.
[spoiler]
[/spoiler]
Sıra benim için önemli infazlardan birine geldi, Laura Espinoza.
Laura'nın infazı önemli çünkü o benim arkadaşımdı. Ondan hoşlandığım bir dönem bile oldu. Tanıdığım, birkaç saat öncesinde konuştuğum birinin infazı bana garip duygular yaşatmıştı, özellikle parçalarına ayrıldığı zamanı gördüğümde.
Elbette yine Centilmenler Kulübü'ndeydik. Miguel Sanz ve Laura Espinoza misafirimizdi. Bu sefer Valachi tarafının sözcüsü ise Charles Attardi'ydi.
Sanz son dönemde polisin çok dikkatini çekmiş ve şehrin gerilimini yükselmişti. Bunların olması şehri elbette tehlikeye atıyordu ve düzelmesi gerekirdi. Eğer gerilim yükselirse polisler ve federaller kontrolleri arttırır, herkes de para kaybetmeye başlardı. Attardi onu bu konuda uyardı, daha dikkatli olmasını falan filan söyledi. O ana kadar her şey yolunda gidiyordu ve böyle gidecek gibi görünüyordu, ta ki Laura ağzını açana kadar.
| |
|
Laura, olanlar konusunda kendi tarafının haklılığını savundu ve bir şeyler anlattı. Onların bölgesinde saygısızlık olmuş da, savaşmış da falanlar. Bir kısımda kendi tarafını, Valachi tarafıyla denk gördüğünü bile düşündürttü. Valachi'ye saygı duyulduğunu ancak Sanz ekibine saygı duyulmadığını falan söyledi. Laura'ya göre herkes kendi bölgesinde üstün ve saygınlık sahibi olmalıydı. Attardi tüm bunların sonucunda saygının hak edilmesi gerektiğinden bahsetti ve birkaç şey daha söyledi ancak Laura susmamakta kararlıydı. Kararlılığı ise ölümüne sebep oldu. Laura, Attardi'ye karşı konuşurken Attardi ayaklandı. Konuşma sürerken Attardi ona yaklaştı ve hızlı bir hamleyle kadının suratında koca bir delik açtı. Onun ölümünü görmek bana çok farklı hissettirdi. Dediğim gibi, ne de olsa o benim arkadaşımdı.
|
Laura'nın ölümünden sonra; Ben, Lombardi, Chappie, Pepe, Carlo ve Ricky onu bir eve taşıdık. Taşıdığımız evde Laura'nın uzuvlarını kesmemiz istendi. Ricky'nin, Laura'nın bacağına testereyi değdirdiğini gördüğüm an kusmaya başladım. O sırada kusarken tüm organlarımı kaybettiğimi bile düşündüm, litrelerce kusmuşumdur. En sonunda kadının parçalarını poşetledik ve şehrin birkaç su kaynağına dağıttık.
| |
Bir gün Küçük İtalya'da ben ve Ricky sohbet ediyorduk, ekipten birkaç kişi de etraftaydı. Bir araba sokağa geldi, Lombardi'nin arabası. Lombardi bizi topladı ve birinin peşine düşmemizi istedi, Özel Dedektif Ezra Bartoletti. Ezra eski bir arkadaşım. Onunla, o bir cinayeti araştırırken tanıştık. Araştırdığı kişiyi tanıyordum ve ona birkaç bilgi verdim, sonraki zamanlarda da normal sohbet ediyorduk. Kendisi gerçekten zeki ve dedektif olmaya uygun bir herifti. Bugün ise onun nasıl bize bela olduğundan bahsedeceğim, bildiğim kadarıyla tabii.
Olayın patladığı yer Janset MacKenzie. Ezra birkaç sebepten ötürü Janset'i tehdit etmiş ve elbette Janset bunu Michael Gandolfini'ye iletmiş. Mickey ise bizden Ezra'yı bulmamızı istedi. Ezra gerçekten zeki bir herifti, kendini çok iyi gizliyordu.
Ezra'yı günlerce aradık ama bir izine rastlayamadık. Bir gün Lombardi bizi topladı ve bir yeri yakmaya gittiğimizi söyledi, molotof kokteyli bile ayarladı. İstediği gibi mekanı yaktık, sonradan orasının Ezra'nın ofisi olduğunu öğrendim elbette. Ofis yangınından sonra Küçük İtalya'ya döndük. Birden aksiyonlara girmeye başlayınca ben bizimkilere çok şey soruyor, verdikleri emirleri de sorguluyordum. Ezra arkadaşımdı sonuçta, neden peşinde olduğumuzu bilmek için deliriyordum. Ben bu sorguları yaparken Chappie beni susmam konusunda uyardı ancak onu elbette dinlemedim. Birkaç saat sonrasında ise Pepe, Chappie, Ricky ve ben bir arabaya bindik, Star Tower'a geldik.
| |
|
Başta buraya neden geldiğimizi anlamadım, bir etkinlik yoktu ve burada olmamız mantıksızdı zaten. Bir boklar döndüğünü anlamıştım ve geri planda duruyordum. Pepe ve Chappie gökdelenin bir ucuna gittiler, oradan şehri izlemeye başladılar. Ben yanlarına gitmedim, orası tehlikeliydi, birini aşağı atmak için çok ideal bir noktaydı ancak ikisi anlamış olacakki beni çağırdılar. İşlerin kötüye gideceğine emindim ama elbette onları dinleyecektim, öyle de oldu, yanlarına gittim.
İkilinin yanında, gökdelenin bir ucunda duruyordum. Bana manzarayı falan sordular, kısa cevaplarla geçiştirdim. Pepe bir manevrayla arkama geçti ve dizlerime vurdu, dizlerimin üstüne çöktüm. Chappie ve Pepe beni gökdelenden sarkıttı. İnanılmaz bir yükseklikteydik, beni bıraksalar aşağı düşene kadar kalp krizi geçirip ölürdüm muhtemelen. Çırpınsam da ellerinden kurtulamadım, korkudan titriyordum.
|
Chappie beni ilk önce hainlikle suçladı. Şehrin büyük şirketlerinden birinin müdürü arkadaşım, ona bilgi sattığımı ve hain olduğumu söyledi. Elbette reddettim! Bu gerçek bile olsa reddederdim, hangi aptal "Ben hainim." der? Daha sonrasında ise asıl konuya geldi. Çenemin düşük olduğunu ve çok sorguladığımı, emirleri sorgulamanın da ölümle sonuçlanacağını falan anlattı. Bana söyledikleri her şeyi kabul ettim ve durmaları için haykırdım. Birincisi, haklıydılar. İkincisi ise, BENİ ATACAKLARDI. Bir süre daha cebelleştikten sonra beni indirdiler, bundan bir ders çıkarmamı falan söylediler. O günden sonra patronlara karşı hiçbir şey sormamaya çalıştım ve onlar bana konuşmamı söylemeden konuşmadım. Bu elbette sonsuza kadar sürmedi ama bir şeyler değişmişti.
Her neyse, Ezra mevzusuna dönelim. Ezra'yı yaklaşık bir ay kadar her yerde aradık ama bulamadık. Birkaç arkadaşımdan aldığım bilgiye göre bir polisle beraber çalışıyor ve güvenli evde kalıyordu. Hiç hata yapmayan bir adamı yakalayamazdık, bu imkansız gibi görünüyordu. Bu imkansız kovalamaca da Ezra'nın büyük bir hata yapmasıyla sonlandı, Santo Manfrin'in oğlunu vurmasıyla. O olayları takip edemedim ama Santo'nun oğlu Larry vurulunca şehir ayağa kalkmış olmalı. Bir Valachi askerinin ailesi sonuçta, bu epey normaldi. Ezra'nın bu hatasıyla beraber yakalandığını ve infaz edildiğini duyduk, Valachi bir belayı daha böyle atlattı.
|
Bir insanın canı çok değerlidir, değil mi? En azından çoğunlumuz böyle düşünürüz. Yıllarca hayat mücadelesi vermek, seçimler yapmak, seçimlerin sonuçlarına katlanmak, sorumluluklar üstlenmek, eğlenmek, üzülmek... Aslında hepsinin boş ve saniyeler içerisinde sonlanabileceğini, hayatın kolayca bitebileceğini hiç düşündünüz mü? Şimdi size bunu neden düşünmeniz gerektiğini anlatacağım. Bu sefer hikayemizin ana karakterlerinden birisi Ricky Sanfelippo, önce onu tanıyın.
Ricky Sanfelippo Ricky; otuzlarında, para kazanmayı bilen birisi ve benim ortağım. Bu işlere başlamadan önce taksicilik yapıyormuş. Biten bir evliliği ve ondan kalan bir kızı var, her hafta onunla görüşür. Ricky bana göre ekipte bulunan en sağlam adamlardan birisi. Birbirimizle sürekli konuşur, durumların krtiğini yapar ve karar alırız. Kendisi epey de çalışkandır, bu yüzden patronlar onu sever. Onunla beraber onlarca şeye tanıklık ettik ve birbirimizi kolladık, hala da böyle devam ediyor.
| |
|
Her neyse, hikayeye devam edelim. Olay yine, elbette, Centilmenler Kulübü'nde başladı. İki topluluğun kavgası sonlanmamış ve Valachi kararına başvurulmuştu. Toplantıda üç taraf vardı; Abruzzi, Delije ve Valachi adına Adrian Lombardi. Abruzzi ve Delije tarafları günlerce birbirine girmiş ve çatışmalar durmak bilmiyormuş. Anladığım kadarıyla savaş sebebi de epey saçma şeyler. Bir taraf diğerini tehdit olarak görmüş ve çatışma başlatmış, günlerce böyle devam etmiş. Toplantı sırasında iki taraf da kendi haklılığını savundu ve sürekli atıştılar. Toplantı sonunda Lombardi kararını verdi ve Abruzzi tarafı, Delije'ye $50.000 borçlandı. Olayların asıl kısmıysa toplantıdan sonra başlıyor.
|
Lombardi iki tarafı da uğurladı ancak Delije için savaşmış bir siyahinin gitmesine izin vermedi. Ben olayları anlamaya çalışırken Lombardi'nin arka tarafta Ricky'e tabanca verdiğini gördüm. O an yeni bir işimiz olduğunu anlamıştım, infaz.
|
Ricky, ben, Carlo, Vale ve infaz edeceğimiz siyahi arabalara bindik. Adama şehrin onun için güvenli olmadığını, onu güvenli bir yere götüreceğimizi falan söyledik. Issız, ormanlık bir alanda park ettik ve araçtan indik. Herif bir şeylerin yanlış gittiğini anladı ancak artık her şey için çok geçti. Gözlerimin önünde Ricky tabancasını çekti ve dibindeki adamın suratına ateş etti.
| |
Göz açıp kapayıncaya kadar adamın yere yığıldığını gördüm, kulağımda ise felaket bir çınlama vardı. Bu infaz diğerlerinden farklıydı benim için çünkü... Çünkü artık kafamda ne "Şimdi ne olacak? Birini öldürmek bu kadar kolay mı?" gibi felsefik sorular vardı ne de "Ya yakalanırsam?" gibi bir şüphe. Birinin karşınızda öldüğünü, ancak hiçbir şey hissetmediğinizi düşünün, ne acı değil mi? Tam olarak bu durumdaydım. Birisinin ölümüyle değil de, problemin ortadan kalkışıyla ilgileniyordum. Bir can gitmişti ama onunla beraber bir problem de çözülmüştü, her şey yolundaydı.
Adamın infazından sonra, ben tabancayı ve yere düşen kovanları aldım, uzakta bir yere gömdüm. Döndüğümde ise çocuklar çoktan cesedi yok etmişlerdi. Arabalara bindik ve geri döndük. Yol boyunca Ricky'le tek kelime konuşmadık, yine de çok etkilenmiş gibi görünmüyordu. Küçük İtalya'ya vardığımızda ise patrona işin hallolduğunu söyledik ve dağıldık. İnfaz listesine yeni bir çizgi daha çekmiştim, dahası da gelecekti...
Hiç doğru şeyi yanlış yerde yaptığınızı düşündünüz mü? Bazı yerlerin kuralları vardır ve orada her ne kadar haklı olsanız bile kurallara uymak zorunda kalırsınız. Bu yerlerden birisi de Küçük İtalya.
Little Italy Küçük İtalya, İtalyanlar ve özellikle Valachi için en kıymetli yerdir. Harika yemekler yiyebileceğiniz Salone Paradiso, müthiş içkiler içebileceğiniz Ravenite, eşsiz etler bulabileceğiniz Catania, envanterinde onlarca kitap bulunduran Little Italy Kütüphanesi, birçok kuşa ve ağaca ev sahipliği yapan Giacomo Valachi Hatıra Parkı gibi daha sayamadığım onlarca sağlam mekanı içinde barındırır. Huzursuzluk, kavga, gürültü çıkartmak yasaktır. Little Italy'de konuştuklarınıza da dikkat etmelisiniz çünkü her an herkes yanınızda olabilir.
| |
Her zaman olduğu gibi Ravenite önünde çocuklarla takılıyorduk, sohbet ediyor, iş konuşuyorduk. Bir süre sonra Leah Lombardi -Adrian Lombardi'nin eşi- geldi ve bize selam verip masalardan birine geçti. Biz sohbetimize devam ederken Leah'a maskeli bir siyahi yaklaştı. Küçük İtalya'nın ortasında dahi olsak içimde bir şüphe oluştu, oraya doğru yaklaştım. Ben yaklaşırken Leah ve maskeli adam konuşuyordu, dışarıdan ufak bir tartışmanın içindeler gibi görünüyordu. Beni gören siyahi, neyi izlediğimi, neye baktığımı falan sordu ve biraz daha ilerleyip tehditler savurdu. Olaylar böyle gelişince laf dalaşına girdik. Biz tartışırken arkadan Pepe'nin seslendi, bana durmamı söylüyordu. Durmak istesem bile karşımdaki bağırmayı sürdürünce suratına yumruğu çaktım ve onu kovaladım. Kaçarken bana Ganton'da işimi bitireceğini falan bağırdı. Ne adam ama değil mi? Dayak yemiş kaçarken bile bağırıp tehditler savuruyor, siktiğimin maymunu. Her neyse, haklı olsam bile Küçük İtalya'da gerginliği yükseltmiştim, ceza alacağımı düşünerek patronları beklemeye başladım. Akşam saatlerinde Gandolfini ve Sean Parello geldi, onlardan bir süre sonra da Ganton ekibi -kendilerine AGB diyorlar- geldi. Masada AGB ve Michael Gandolfini vardı, olayı konuşuyorlardı.
|
AGB son dönemde sürekli sorun çıkartan tiplerden oluşuyordu. Bir kere tüm üyeleri maskeli dolaşan insanlardan oluşuyor, nasıl sorun çıkartmadan durabilirler ki? Bu durumlar onlara konuşma sırasında dezavantaj sağladı, Gandolfini muhtemelen karşısındakilerin bir grup terörist olduğunu düşünüyordu. Neyse işte, konuşma AGB'nin lideri Switcher'ın -Problem yaşadığım kişi de kendisiydi- sözleriyle başladı.
Elbette ilk olarak beni şikayet etti. Küçük İtalya'da yapılmaması gereken şeyleri yapmışım ve hatta silah bile çekmişim? Bunu duyunca gülmemek için kendimi zor tuttum, ucuz iftiralar komikti. Gandolfini ise -tavırlarından anladığım kadarıyla- Switcher'a inanmıyordu, sürekli sorun çıkartan tiplerdi bu insanlar sonuçta, kim inanır ki? Switcher'ın açıklamasından sonra söz Gandolfini'ye geçti. Başlamadan kendine bir Vice216 yakıp koltuğunda yayıldı, Sean Parello'nun kanatları altında onu izliyordum. Kaderim Michael Gandolfini'nin sözleriyle belirlenecekti.
Gandolfini'nin dengeli davranıp biraz beni biraz karşı tarafı gömeceğini düşünüyordum ama öyle olmadı. Gandolfini Ganton ekibini doğrudan ezip geçti, onlara benim kılıma bile zarar vermeyeceklerini söyledi. Açık konuşmak gerekirse yaşananlar götümü kaldırmıştı, patron tarafından korunuyordum.
|
Konuşma sonunda istediğini alamayan AGB evlerine döndü, ben ise sırıtarak gidişlerini izliyordum. Bu olayın duyulmasından sonra Küçük İtalya sakinlerinin bana olan saygısı biraz olsun arttı.
Peki AGB ekibi, onlara ne oldu? Birkaç gün sonra Louis Boltzmann'ın evine saldırdılar ve alakasız şekilde Valachi'ye küfür ettiler. Bu olaylar sonunda Ganton'daki bloklar mermi yağmuruna tutuldu, orada yaşayanlar ya öldü ya da kaçtı.
Üç Büyük Kayıp
Bazen düşünüyorum da hayat çok garip. Bütün bir şehri kontrol edebilecek gücün var ama kalbine söz geçiremiyorsun. Herkese diz çöktürebilirsin ama bir kişi için diz çöküyorsun... Oh, neyden mi bahsediyorum? Manfrin çifti.
Her şey terörist Dick Hendricks'in hapishaneden kaçmasıyla başladı. Dick hapisten kurtulduğu gibi şehrin önde gelen basıncısı Randolph Mitchell'i kaçırdı ve yayından herkese tehdit savurdu. Ben ve Ricky yayını Ravenite önünde izliyorduk, olayı gördüğümüz gibi birbirimize bakıp kaldık. Ne bok yiyeceğimizi düşünüyorduk. Ricky'le beyin fırtınası yaparken ne olduğunu bile anlayamadan yere yapıştım, birkaç lastik sesi ve onlarca merminin patlama seslerini duyuyordum sadece. Vurulmuştum. Kafamı biraz kaldırabildim ve Ricky'i gördüm, ortalık kan gölüne dönmüştü. Ricky'e ulaşmak istedim ama elbette yapamadım, gövdem neredeyse tamamen kanla kaplanmıştı, saniyeler sonra kendimden geçtim.
Hiç ölümle burun buruna geldiniz mi? Ben bu şekilde geldim. Çaresizlik, soğuk ve acı. Bu üç his sizi öldüren şeydir. Yavaş yavaş içinizi kemirir ve yolun sonunda yanınızdan ayrılırlar. Belki de ölüm iyidir? Tanrı ile olan bağınız sıkılaşır ve sizi cennetine alır? Ya kötüyse? Tanrı sizi cezalandırmaya dünyada başladıysa ve cehenneminde yakacaksa? Neyse ki cevabı öğrenmek için çok erkendi.
Gözlerimi açtığımda, başımda sarışın birisi olduğunu fark edebiliyordum. Saçlarımı okşuyor ve bana bir şeyler mırıldanıyordu. "Ray." diyordu, "Ray, Ray, Ray..." diye sayıklıyordu. Bir kadındı. Belki de ölmüştüm ve bu da bir çeşit ruhani görüntüydü? Başımdaki bir melekti ve unutmamam için bana ismimi sayıklıyordu? Saniyeler sonra onun Janset Mackenzie olduğunu fark ettim, yanılmıştım. Aslında... Maalesef, birkaç gün sonra gerçekten melek olacaktı...
Bir süre sonra kafamı biraz toparlayabildim, nerede olduğumu anlamak için etrafı incelemeye başladım. Little Italy Kilisesi'ndeydik, rahip veya rahibelerin yaptığı yasa dışı sağlık müdahaleleriyle hayatta kalmıştık. Benim uzandığım bankın ilerisinde Ricky vardı, benden daha kötü durumdaydı. Etrafın durumunu anlamak için doğrulmaya yeltendim ki göğsümdeki yoğun acı beni yerime yapıştırdı. İnliyor olmalıydım ki Janset hemen başımda
belirdi.
Dick Hendricks'in adamlarının hala şehirde dolaşmaya devam ettiğini duyduğumuzda herkes bir yakınına ulaştı ve güvenli yerlere çekildi. Ben ise yakın arkadaşım Louis Boltzmann ile hastaneye ve oradan da eve geçtim. Gece yoğundu, haber kanalları susmak bilmiyordu.
Ölümle bu kadar yakınlaşınca hayatımı sorgulamaya başladım. Ne için yaşıyordum? Bir okulum veya kariyer hedefim kalmamıştı. Güvenlik olmaya karar verdiğimde şef olmanın hayalini kuruyordum, ona ne olmuştu? Kararımı verdim, bu işleri bırakacaktım. Her şeyden çekilecek ve güzel, sevgi dolu bir hayata başlayacaktım. Belki Meksika'ya kaçar ve orada saklanırdım? Belki de güvende olmak için okyanusu aşar ve Avrupa'ya giderdim? Önümüzdeki birkaç günü telefonum kapalı ve dış dünyayla bağlantısı kesmiş şekilde geçirdim. Bir sabah ise felaket haberleriyle gözlerimi açtım.
Çevremden duyduğum şeyler birçok kişinin ölümünden bahsediyordu. Janset Mackenzie(Manfrin), Santo Manfrin ve Adrian Lombardi'nin ölümlerinden. Bunlara elbette inanmadım, bu üç isim de birer efsane sayılırdı. Özellikle Santo ve Adrian'ın ölmesi şehirdeki tüm işleri karıştırırdı, onları kimsenin öldürebileceğini düşünmemiştim. Haberleri aldığım gibi Ricky'i aradım, o da benimle aynı düşüncedeydi, iki Valachi askeri ölemezdi. Ricky'le buluştuk, ikimiz de yaralarımızdan ötürü sızlanarak hareket ediyorduk ama bu haberler bizim durumumuzdan çok daha kötüydü. Haberlerin doğruluğunu öğrenmek için Ravenite'ye gittik, Jackie DePalma orada bekliyordu. |
|
Jackie'nin hali beter görünüyordu, ona yaklaşırken Ricky'le birbirimize baktık, ikimiz de çok tedirgindik. DePalma'ya duyduklarımın doğruluğunu sordum, doğru olduğunu söyledi. Nasıl olurdu? Lombardi ve Santo Manfrin nasıl ölebilirdi? Kim tarafından öldürülmüşlerdi? Ben orayı bırakıp tekrar eve çekildim, Küçük İtalya ise yas tutmaya hazır görünüyordu. Bir, iki gün sessizlikle geçmişti. Tüm şehir suskundu, gerçek anlamda ölüm sessizliği hakimdi. Bu günlerin birinde cenazeleri yaptık. Gece vakitlerinde ise Centilmenler Kulübü'nde Poschevo ekibini ağırlayacaktık.
Poschevo ekibi geldi ve durumlar konuşuldu. Birkaç gündür ortalıkta görünmeyen Michael Gandolfini de bu süreçte ortaya çıktı. Olayların hepsini onun ağzından dinledik. Anladığım kadarıyla Dick Hendricks bir oyun kurmuş ve Janset ile Poschevo'nun değerli kızı Ulyana'yı kaçırmış. Santo Manfrin ve Boris Poschevo'yu arayıp birbirlerini öldürmelerini, hangisi hayatta kalırsa kadınının da yaşayacağını söylemiş. Bir otopark katında birbirleriyle çatışan tarafların tam ortasına iki kadının da cesedi helikopterden atılmış ve üstünde de bir not varmış, "Teröriste güvenilmez." Eşinin cansız bedenini görünce ne hissettiği bilinmiyor ama -sanırım- Santo bu durumdan kendini suçladı ve oracıkta kendi kafasına sıktı.
Olayların yaşandığı gecenin ilerleyen saatlerinde ise Lombardi, Enzo Rubiano ve Michael Gandolfini bir arabada sahil gişelerinden geçip gidiyor. Gandolfini ve Lombardi, Enzo Rubiano'nun hain olduğunu ve infaz edilmesi gerektiğini öğrenmiş, ıssız bir alana sürmüşler. Tam Lombardi Enzo'yu infaz edecekken üçü de Dick Hendricks tarafından vuruluyor ve Gandolfini olayları anlatabilmesi için yaralı şekilde geri gönderiliyor. Adrian Lombardi'nin ölümünü ise Michael Gandolfini kendi ağzından şöyle anlattı:
"Olaylardan sonra Lombardi bana ulaştı ve jipe bindik. Arabada Rubiano, ben ve Lombardi vardı, gişelerden geçip dağ yoluna sapmıştık. Lombardi bana birkaç işaret yaptı, Rubiano'yu infaz edeceğimizi anladım. Enzo'yu bir yerde indirdik ve Lombardi bana, Enzo'nun Dick'ten bir milyon dolar aldığını söyledi. Adrian işi bitirmek için arabadan inmişti ki Dick Hendricks birden ortaya çıktı ve üçümüzü de vurdu. Lombardi ve Enzo'nun işini bitirdikten sonra bana geldi ama olayları size anlatabilmem için canlı bıraktı. "
Valachi büyük bir darbe yemiş, işler duraksamış ve birkaç hafta kadar daha yas döneminde kalmıştık. En çok üzüldüğüm ise Janset oldu. Son dönemde ona epey kötü davranıyor, görmezden geliyor ve daha birçok saçmalık yapıyordum. Tüm bu aptallıklara rağmen beni hayatta tutmak için uğraşmıştı. Keşke... Keşke fırsatım varken ona daha iyi davransaydım.
[spoiler=NOT] Bu bölümü aslında 7 ay öncesinde yazmıştım ancak paylaşmaya fırsatım olmadı. 7 ay sonra, tekrardan buradayız.[/spoiler]