Sebastian Arbesbach

Başlatan Diversa, 18.03.2020 17:21

« önceki - sonraki »
Cinsiyet Erkek
Son Giriş 26.01.2023 19:56
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5
çok üzecekler garibimi

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5

Cinsiyet Erkek
Son Giriş Bugün, 17:27
Birlik Valachi
Köken Iskocya
Popülerlik 44
Cinsiyet Erkek
Son Giriş 15.09.2026 20:21
Birlik MALIBU
Köken Amerika
Popülerlik 30
Cinsiyet Kadın
Son Giriş 13.09.2026 23:53
Birlik MALIBU
Köken Amerika
Popülerlik 18
Buraya sadece bunu bırakabilirim...



Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5
part I;
[spoiler]




Yakın geçmişte bazı olaylar yaşadım. Çevreme her ne kadar farklı yansıtsam bile, olaylar bilindiği gibi değil. Gerçeğin bilinmesinden utanç duyuyorum belki de, bu yüzden gizliyorum gerçekleri. Sadece utanç da değil; korku, öfke, nefret, pişmanlık. Çoğu zaman kafamdan yok ediyorum o tarihi, bir barda; bir kafede, bir pubda hatta akademi eğitimine girdiğim günlerde bile, çoğu zaman yok ediyorum o anıyı. Un ufak ediyorum, yok olmasını istiyorum. Fakat her gece parçalar tekrar birleşiyor.



Uzun süren mesai saatleri, fritözden patates çalmak, hamburger hazırlarken yapılan ufak sapıklıklar; klasik McDonald's personeliydim. Ne bir fazla ne bir eksik. Ha, bir de kız arkadaşım vardı. Leslie. Ortalama bir yaşantıydı. Bazı günler işe gitmiyordum, o günlerde parayı Leslie ile yiyordum. Bazen Leslie'nin parasını yiyordum. Arada bir sevişiyorduk, bazen o ders çalışırken onu dinliyordum. Üniversite okuyordu, kafası çalışan; geleceği parlak bir kızdı. Klasik sevgiliydik işte. Çok seviyordum onu. Onun da beni sevdiğinden emindim.






Vardiya bitmişti, personel odasındaki tuvalette üzerimi değiştirip arka kapıdan dışarı fırlamıştım. Bana benzeyen, sıska fakat davudi sesli bir adam çıktı karşıma. "Seninle kısa konuşacağım Sebastian. Kardeşimle yaşadıklarını biliyorum, hoşlandığı başkası var. Seninle artık görüşmeyecek. Mesaj atmaya, aramaya çalışırsan doğduğuna pişman ederim seni."
Neydi bu? Koduğumun sıskası bana posta mı koyuyordu? Abisi olduğunu bilmiyordum. Babasını o da tanımıyordu. Annesi ise üç kuruş için her şeyi yapabilecek bir tipti. Fakat abisi olduğunu bilmiyordum, Leslie'nin. Konu bu değildi. Bu postayı koyduktan sonra bir arabaya binip gitti. Korkmadım, Leslie'ye mesaj yazıp durumu anlattım.
Bir kafede buluştuk, bana içerisinde bulunduğu durumdan bahsetti. Leslie'nin annesi ve doğal olarak abisi, abileri? benim gibi parası olmayan adamla birlikte olmasını istemiyordu. Leslie utanç içerisinde bana bunları anlattı. Benimle gerekirse başka şehre kaçabileceğinden, geride kalan her şeyi unutabileceğinden bahsetti. Buz kestim. Tüylerim diken diken oldu. Hayatımda bir kez radikal bir karar verip, liseden sonra anne ve babam ile birlikte yaşamayı bırakıp başka bir eyalete geldim. Fakat bunu bünyem kaldıramazdı. Aldığım ilk radikal kararda patlamıştım. Anne ve babamın yanından ayrılmak hayatımı mahvetmişti. Üniversite okumamak, millete hamburger yetiştirmemi ve hatta bazen tuvalet temizlememi sağlamıştı. Bu kadar büyük bir teklif karşısında zihnim durdu, karar veremedim. Sustum.


"Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir."
Amin Maalouf

Amin Maalouf ne güzel söylemiş, değil mi? Asıl sorun, sonradan en az pişman olacağım kararı seçmekteydi. Seçemedim. Leslie'den zaman istedim. Bir süre görüşmemeyi istedim. Bir yolunu bulacağımı söyledim.  Fakat dayanamadık ve görüştük. Mesajlaşmaya devam ettik. Sanki abisi beni hiç tehdit etmemiş gibi ilişkimizi sürdürmeye devam ettik. O gün hiç olmamış gibi davranmaya devam ettik.
Ta ki, bir hafta sonrasına kadar. Yine bir iş çıkışı, pantolonumu kıçıma kadar çekip arka kapıdan fırladım. Elimde bir hamburger, ilk ısırığı almak için pakedini açıyordum, ağzıma bir yumruk yedim. Feleğim şaştı. İki kişi kollarıma girip benimle birlikte bir yere yürüdüler. Bir yer dediysem, çalıştığım yerin on metre ilerisi. Hafiften kendime geldiğimde birisi boğazımdan tutmuş, diğer üçü arkada dikilmiş haldeydiler. Evet evet, boğazımdan tutan Leslie'nin abisiydi.


Kallavi bir yumruk, birkaç yüz tane tekme, tükürük, aşağılayıcı konuşmalar, küfürler. Sonuç, nefes darlığı, yüz ve boyun bölgesinde sinir hissizliği, acı, ağrı. Dört kişi karşıma dikilmiş, bağırıyorlardı. Hiçbir şey anlamıyordum. Fark ettiğim tek şey ağzıma gelen kan tadıydı. Bağırmaya devam ediyorlardı fakat onları anlamadığımı söyleyecek gücüm bile yoktu. Elimi kaldıramıyor, gözlerini açamıyordum. Acı hissediyordum, ağrı hissediyordum. Ağlıyordum. Biraz gücümü toplayıp gözlerimi açtım. Leslie ile zaten görüşmeyi bıraktığımı söylediğimde bize maval okuma diyerek tekrar saldırdılar. Hafiften gözlerimi tekrardan açtım, abisi tekrardan uyardı. Öldüreceği ikinci insan olabilirmişim. İçimi hiçlik kapsadı. Sevdiğim kadın ile görüşemeyecektim. Ona ne söyleyecektim? Sürekli geçiştirdim onu. En az pişman olacağım karar; şehirden onunla birlikte kaçmak olacaktı. Fakat hata yaptım, yanlış seçeneği seçtim. Benim için oyun bitmişti.

Ertesi gün iş yoktu. Akşama kadar sızlanarak yatakta döndüm durdum. Hastaneye gitsem, olayı açıklayamazdım. İş günü geldiğinde iş kıyafetlerimi paketleyerek McDonald's yolunu tuttum. Süpervizörüm ve müdürüm kapıda sigara içiyorlardı. Günaydın dedim ve içeri ilerledim. Kaltak süpervizör kolumdan tuttu. Damızlık müdür ise elimdeki çantayı aldı. Defol dedi. Hiçbir şey anlamadığımı, ne olduğunu sordum. Kovuldun dedi, git dedi. Gelme dedi. Sesimi çıkaramadım. Sabahın altısında yürüyerek, hatta sürünerek eve geri yürüdüm. Yattım yatağa, düşündüm. İkinci bir yanlış karar vermemek için düşündüm. Leslie mesaj atıyordu, arıyordu hatta. Cevap vermedim. Görmezden geldim. Bir hafta boyunca depresyonla karışık ev hayatı yaşadım.



Aradan bir hafta geçmişti. Yağmurlu bir gece yarısı, taksi çağırıp evinin önüne gittim. Telefonla onu aradım ve montunu giyip arka pencereden arka sokağa gelmesini, onu orada taksi ile beklediğimi söyledim. Kaçıyor muyuz diye sordu. Sadece montunu giyip gelmesini söyledim. Geldi, taksiye bindik. Taksiciye sahile sürmesini söyledim. Sahile yakın bir yerde indik, Leslie sürekli sorular soruyordu. İskeleye kadar elinden tutup yürüdüm, iskelenin ucuna geldiğimizde elini bırakıp karşıma aldım. Ayrılmamız gerektiğini, abileri yüzünden çok ağır dayak yediğimi ve işten kovulduğumu söyledim. Şehirden kaçma teklifini yine sundu bana. Yapamazdım, kaçamazdım. Söylemeye dilim varmıyordu. Ona bunun doğru olmayacağından bahsediyordum sadece. Cesaretsizliğimden, korkumdan kaçamadığımı söyleyemiyordum. Sözümü bitirdiğimde yere bakıyordu. Başını kaldırıp birkaç saniye bana baktı. Yürüyerek benden uzaklaşmaya başladı. Dur diyemedim, gitme diyemedim. Ağzım kelepçelendi. Tam anlamıyla boşluğa düştüm. Oyuncu ben, senarist ben ve maalesef yönetmen ben.




[/spoiler]




PART II

Benim için yeni bir sayfa açılıyordu. Leslie'den sonra elbet kız arkadaşı girişimim olmuştu. Birkaçından biber gazı yemiştim. Eline güvenenler tokat atmıştı. Olmamıştı, turuncu kafa sevmiyorlardı herhalde. Değişim dedim, değişmek istedim. Hayatımda ilk defa insanlar tarafından takdir edilmek, başarılı olabileceğimi görmelerini istedim. Niyetim mahalledeki Rebecca Hala'dan "afferin evladım." elde etmek değildi. Niyetim, bu kadar vasıfsız bir göt oğlanının her şeye rağmen bir şeyler başarabileceğini göstermekti. Tüm bunların bir Elon Musk ve Steve Jobs belgeseli izledikten sonra aklıma gelmesi de işin cabası.



Şimdi o kısma geliyoruz, evet! Yoga yapan kavruk götlüden sokaklara hükmeden bir polis nasıl olduğum kısmına! Belki hüküm kısmında ufak abartı ve latifeler olabilir. Çok şey etmemek lazım. Her neyse, ne diyordum? Polislik. Sokak duvarlarında, duraklarda ve sosyal medyada genellikle hep "VCPD'YE KATIL" tarzında siktiri boktan ilanlar vardı. Google girdim, VCPD yazdım, 6. dönem akademi başvurularının açık olduğunu gördüm. İsmimi yazdırdım, gittim görüşmeye. Form doldurdum, bir de ne göreyim?! Adeladia Candello! İlkokul arkadaşım da polis olmak için oradaydı. En boktan hayat benimkisi olmayabilir diye bir düşünmedim değil tabii. Nasıl polis olduğumu kademe kademe anlatacak değilim. Süpersonik bir şey değil çünkü. Benimle birlikte yüzlerce kişi daha polis oldu. Ben bir şeyleri başarmak adına çabaladım ve akademiye ikinci girdim. Tabii bu bir tek çapraz apartmanda yaşayan Rebecca Hala'nın dikkatini çekti ve o "afferin evladım." dedi.




Polislikte neredeyse sekizinci ayım dolacaktı. Apolet hırsı beni bitiriyordu. Açıkçası o kadar da bitirmiyordu. Departmanda gerçekten bir şeyler için çabalayan insanlar vardı. Ben de böyle bir insan olmayı istiyordum fakat, hani bazen, bir anda size bir heves gelir ve ders çalışmak istersiniz ya? Heh. İşte bende de polis olurken böyle bir heves varmış. Ayrıca donut yiyen götü büyük Amerikan polisleri yok, kaybolmuşlar. Donut yiyorum ama.


Öğlen saatlerinde uyanıyorum, otobüse binip departmana gidiyorum. Üniformamı giyip işime koyuluyorum. Akşam işim bitince, aynı mantıkta eve dönüyorum. Ha, bu arada Candello öldü. Yasını tutmak benim için çile gibiydi. Nerede kalmıştım? Evet, memurdum. Evli olmayanlardan. Akşam eve gidip papağanımla Netflix izliyoruz, pizza ile besleniyorum. Değişiklik adına bir şeyler yapmak istedim...

YAPTIM DA! İki arkadaşım mesai sonrası sana bir bira ısmarlayalım dediler. Acıdılar bana, bunu anlamayacak kadar geri zekalı değildim. Pek talihsiz bir olay oldu barda ve kalçamdan vuruldum. Aynı zamanda ilk defa silahımı ateşlemiştim! Eh, sonra ne mi oldu? Götüme pansuman yapıldı beş gün. Ben anlamıştım o zamanlar hayatım böyle olacak, kendimi sadece işime vereceğim, departmandaki kariyer yapmış polisler gibi olacağım diye. Memur III'lerden daha genç çavuşlar olabiliyordu. Bu iş kafa isteyen bir işti zira. Ben de böyle olurum diyordum, bir hafta öncesine kadar.

Motor satın aldım, epey dandik bir şey. Bazen duruyor kendi kendine, çözebilmiş değilim. Tamirci servet basmamı istiyor, yok ki hehe! Yol üzerinden geçerken bir bara uğramak istedim, Ocean Bar! Götüme pansuman yapan doktoru görünce mutlaka ziyaret edip teşekkür etmek şart oldu benim için. İndim, ağır ağır adımladım, kadının yanına geldim ve selam verdim. Alyssa Creswell, güzel bir doktor. Başarılı. Cidden kafası çalışıyor. Savaş alanı gibi olan kıçımı mısır tarlasına çevirdi saatler içinde. Sanırım bana sinir olduğu için sağlam bir dikiş izi bıraktı. Götünden vurulan diğer memurlarda böyle izler yok.

Barda bir kadın bana bakıyordu, evet sadece o bakıyordu. Ben bakmıyordum. Bir de yanında GYM'den fırlama bir bunak bir adam vardı. Yanıma yavaşça yaklaşıp, zamanında babamın bana kadınlar hakkında öğütler verirken kullandığı ses tonuyla bir şeyler söyledi. Gerçi babamın seviştiği tek kişi annem, o yüzden babamı umursamadığım gibi adamı da umursamadım. Heh, herif bana hatunun beni kestiğini, pas atmazsam şansımı kaybedeceğimi falan söyledi. Yok ya? Biber gazı plus TACİZ!!!!! Hiç gelemem o işlere amca, dur orada. Kadının miyop olup olmadığını düşünmeye başladım. Sonrasında miyopsa gözlüğü takana kadar takılırız düşüncesiyle kadınla sohbet etmeye başladım.


Deli raporu alacak kafaya nasıl geldim? Oraya gelmeden önce konuşmamız gereken bazı şeyler var. HER BAŞARILI POLİSİN ARKASINDA BİR KADIN VARDIR. Siktir (lan). Yok öyle bir şey.

Ben bir süreliğine meslekten uzaklaştırıldım. İdari bir ceza değildi, böyle gerekiyordu sadece. Ücretsiz izin gibi de düşünebilirsin. Biriyle tanıştım. Hammond, HEH! Hammond kadın değil. Fakat bana epey destek çıktı. Hatta öyle destek çıktı ki, bir etkinlikte Çavuş Nelson'un gay olup olmadığını sorduğumda Çavuş Nelson bunu duydu ve gelip beni tartakladı. Buna rağmen Hammond, elimi bırakmadı ve departmana girmem için çok çaba sarfetti. Belki de öyle gösterdi, durumları öyle lanse etti. Bilemeyeceğim.  Hammond şuan en yakın arkadaşım. Kardeşim gibi. Sanki melekler Candello yerine yeni birisini yolladılar.

Daha almadım ama bu alamayacağım anlamına gelmiyor. Deli raporundan bahsediyorum. Paprika Santana, deli. İnsanların rahatsızlığından bu şekilde bahsetmekten hiç hoşlanan birisi değilim aslında. Çoklu kişilik neyin öyle bir şey mi ne varmış işte. Üç kişiymiş. Ben biriyle tanıştım daha. Paps. Biraz sert ve özgüvenli. Hatta epey böyle. Sadece öpüşürken ve sevişirken utanıyor. Gerçi şu bahsettiğim Randy yarması -esas adı Randolph- bunun arkadaşı çıktı. Ne zaman bir şeyler yaşanacak gibi olsa tepemizde beliriyor. Guard. Guard derken cidden guard. Tek yumrukla birisini öbür tarafa gönderebilecek gücü var fakat vicdan edebiyatı yapıyor.

Paps, şimdilik yalnızca Paps, hayatımı şuan eşsiz kılıyor. Çok sık salakça şeyler yapıyoruz. Böyle bazen iki film karakteri birbirine aşık olur çok saçma-salak fakat samimi şeyler yaparlar ya? Cidden sanki biz onu yapıyoruz. Paps çok değişik birisi. Kendisini büyük bir şans olarak görüyorum. Aynı zamanda bir sınav. Zira Paps çok farklı tavırlar ve haller içerisine girebilen bir kadın ya da kız. Rapor girmeye üşenen bir polisin bir kadının bu hallerini çekebileceğini daha önceden düşünür müydünüz? Çekebilirmiş. Çünkü o kadın kendisini hayatında ilk defa bir bok torbası gibi değil de bir altınmış gibi hissettiriyor. "Gördüğüm en salak polissin, oyalanma Arbesbach!", "Sorumsuz Arbesbach!", "Yıkık Arsecshhscha!". Bunları duymaya alışmış bir bünye bir anda merkez bankası kıymeti görünce tutuluyor. Tabii Paps'a olan sevgimin yalnızca bana değer verdiği için oluştuğunu söylersem çok büyük haksızlık ederim. Çok şirin. Yüzü bazen domates gibi kızarıp bana benziyor, o anlarda onu yiyip bitiresim geliyor. Tamam bazen o şirin diye nitelendirdiğim kadınsı varlığın altından bilinçaltında şeytani ameller yatan bir canavar çıkabiliyor. Sahada kükreyen bir polis memurunu bir erkekle iki dakika fransız öpücüğü yapmaya zorlayabilen ve bunu başaran bir kadın. Sahada kükreyen polis memuru ben değilim. Ben miyavlıyorum.
-devamı gelecek-

#part III yakında



Cinsiyet —
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken —
Popülerlik 0

Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Kuba
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 17
Cinsiyet Kadın
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Israil
Popülerlik 5
Cinsiyet Erkek
Son Giriş —
Birlik Sivil
Köken Amerika
Popülerlik 5
Alıntı yapılan: Flexmanx - 27.07.2020 16:20
Harika.

Teşekkür ederim.

Şunu yeni sayfaya çıkarayım

part I;
[spoiler]




Yakın geçmişte bazı olaylar yaşadım. Çevreme her ne kadar farklı yansıtsam bile, olaylar bilindiği gibi değil. Gerçeğin bilinmesinden utanç duyuyorum belki de, bu yüzden gizliyorum gerçekleri. Sadece utanç da değil; korku, öfke, nefret, pişmanlık. Çoğu zaman kafamdan yok ediyorum o tarihi, bir barda; bir kafede, bir pubda hatta akademi eğitimine girdiğim günlerde bile, çoğu zaman yok ediyorum o anıyı. Un ufak ediyorum, yok olmasını istiyorum. Fakat her gece parçalar tekrar birleşiyor.



Uzun süren mesai saatleri, fritözden patates çalmak, hamburger hazırlarken yapılan ufak sapıklıklar; klasik McDonald's personeliydim. Ne bir fazla ne bir eksik. Ha, bir de kız arkadaşım vardı. Leslie. Ortalama bir yaşantıydı. Bazı günler işe gitmiyordum, o günlerde parayı Leslie ile yiyordum. Bazen Leslie'nin parasını yiyordum. Arada bir sevişiyorduk, bazen o ders çalışırken onu dinliyordum. Üniversite okuyordu, kafası çalışan; geleceği parlak bir kızdı. Klasik sevgiliydik işte. Çok seviyordum onu. Onun da beni sevdiğinden emindim.






Vardiya bitmişti, personel odasındaki tuvalette üzerimi değiştirip arka kapıdan dışarı fırlamıştım. Bana benzeyen, sıska fakat davudi sesli bir adam çıktı karşıma. "Seninle kısa konuşacağım Sebastian. Kardeşimle yaşadıklarını biliyorum, hoşlandığı başkası var. Seninle artık görüşmeyecek. Mesaj atmaya, aramaya çalışırsan doğduğuna pişman ederim seni."
Neydi bu? Koduğumun sıskası bana posta mı koyuyordu? Abisi olduğunu bilmiyordum. Babasını o da tanımıyordu. Annesi ise üç kuruş için her şeyi yapabilecek bir tipti. Fakat abisi olduğunu bilmiyordum, Leslie'nin. Konu bu değildi. Bu postayı koyduktan sonra bir arabaya binip gitti. Korkmadım, Leslie'ye mesaj yazıp durumu anlattım.
Bir kafede buluştuk, bana içerisinde bulunduğu durumdan bahsetti. Leslie'nin annesi ve doğal olarak abisi, abileri? benim gibi parası olmayan adamla birlikte olmasını istemiyordu. Leslie utanç içerisinde bana bunları anlattı. Benimle gerekirse başka şehre kaçabileceğinden, geride kalan her şeyi unutabileceğinden bahsetti. Buz kestim. Tüylerim diken diken oldu. Hayatımda bir kez radikal bir karar verip, liseden sonra anne ve babam ile birlikte yaşamayı bırakıp başka bir eyalete geldim. Fakat bunu bünyem kaldıramazdı. Aldığım ilk radikal kararda patlamıştım. Anne ve babamın yanından ayrılmak hayatımı mahvetmişti. Üniversite okumamak, millete hamburger yetiştirmemi ve hatta bazen tuvalet temizlememi sağlamıştı. Bu kadar büyük bir teklif karşısında zihnim durdu, karar veremedim. Sustum.


"Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir."
Amin Maalouf

Amin Maalouf ne güzel söylemiş, değil mi? Asıl sorun, sonradan en az pişman olacağım kararı seçmekteydi. Seçemedim. Leslie'den zaman istedim. Bir süre görüşmemeyi istedim. Bir yolunu bulacağımı söyledim.  Fakat dayanamadık ve görüştük. Mesajlaşmaya devam ettik. Sanki abisi beni hiç tehdit etmemiş gibi ilişkimizi sürdürmeye devam ettik. O gün hiç olmamış gibi davranmaya devam ettik.
Ta ki, bir hafta sonrasına kadar. Yine bir iş çıkışı, pantolonumu kıçıma kadar çekip arka kapıdan fırladım. Elimde bir hamburger, ilk ısırığı almak için pakedini açıyordum, ağzıma bir yumruk yedim. Feleğim şaştı. İki kişi kollarıma girip benimle birlikte bir yere yürüdüler. Bir yer dediysem, çalıştığım yerin on metre ilerisi. Hafiften kendime geldiğimde birisi boğazımdan tutmuş, diğer üçü arkada dikilmiş haldeydiler. Evet evet, boğazımdan tutan Leslie'nin abisiydi.


Kallavi bir yumruk, birkaç yüz tane tekme, tükürük, aşağılayıcı konuşmalar, küfürler. Sonuç, nefes darlığı, yüz ve boyun bölgesinde sinir hissizliği, acı, ağrı. Dört kişi karşıma dikilmiş, bağırıyorlardı. Hiçbir şey anlamıyordum. Fark ettiğim tek şey ağzıma gelen kan tadıydı. Bağırmaya devam ediyorlardı fakat onları anlamadığımı söyleyecek gücüm bile yoktu. Elimi kaldıramıyor, gözlerini açamıyordum. Acı hissediyordum, ağrı hissediyordum. Ağlıyordum. Biraz gücümü toplayıp gözlerimi açtım. Leslie ile zaten görüşmeyi bıraktığımı söylediğimde bize maval okuma diyerek tekrar saldırdılar. Hafiften gözlerimi tekrardan açtım, abisi tekrardan uyardı. Öldüreceği ikinci insan olabilirmişim. İçimi hiçlik kapsadı. Sevdiğim kadın ile görüşemeyecektim. Ona ne söyleyecektim? Sürekli geçiştirdim onu. En az pişman olacağım karar; şehirden onunla birlikte kaçmak olacaktı. Fakat hata yaptım, yanlış seçeneği seçtim. Benim için oyun bitmişti.

Ertesi gün iş yoktu. Akşama kadar sızlanarak yatakta döndüm durdum. Hastaneye gitsem, olayı açıklayamazdım. İş günü geldiğinde iş kıyafetlerimi paketleyerek McDonald's yolunu tuttum. Süpervizörüm ve müdürüm kapıda sigara içiyorlardı. Günaydın dedim ve içeri ilerledim. Kaltak süpervizör kolumdan tuttu. Damızlık müdür ise elimdeki çantayı aldı. Defol dedi. Hiçbir şey anlamadığımı, ne olduğunu sordum. Kovuldun dedi, git dedi. Gelme dedi. Sesimi çıkaramadım. Sabahın altısında yürüyerek, hatta sürünerek eve geri yürüdüm. Yattım yatağa, düşündüm. İkinci bir yanlış karar vermemek için düşündüm. Leslie mesaj atıyordu, arıyordu hatta. Cevap vermedim. Görmezden geldim. Bir hafta boyunca depresyonla karışık ev hayatı yaşadım.



Aradan bir hafta geçmişti. Yağmurlu bir gece yarısı, taksi çağırıp evinin önüne gittim. Telefonla onu aradım ve montunu giyip arka pencereden arka sokağa gelmesini, onu orada taksi ile beklediğimi söyledim. Kaçıyor muyuz diye sordu. Sadece montunu giyip gelmesini söyledim. Geldi, taksiye bindik. Taksiciye sahile sürmesini söyledim. Sahile yakın bir yerde indik, Leslie sürekli sorular soruyordu. İskeleye kadar elinden tutup yürüdüm, iskelenin ucuna geldiğimizde elini bırakıp karşıma aldım. Ayrılmamız gerektiğini, abileri yüzünden çok ağır dayak yediğimi ve işten kovulduğumu söyledim. Şehirden kaçma teklifini yine sundu bana. Yapamazdım, kaçamazdım. Söylemeye dilim varmıyordu. Ona bunun doğru olmayacağından bahsediyordum sadece. Cesaretsizliğimden, korkumdan kaçamadığımı söyleyemiyordum. Sözümü bitirdiğimde yere bakıyordu. Başını kaldırıp birkaç saniye bana baktı. Yürüyerek benden uzaklaşmaya başladı. Dur diyemedim, gitme diyemedim. Ağzım kelepçelendi. Tam anlamıyla boşluğa düştüm. Oyuncu ben, senarist ben ve maalesef yönetmen ben.




[/spoiler]




PART II

Benim için yeni bir sayfa açılıyordu. Leslie'den sonra elbet kız arkadaşı girişimim olmuştu. Birkaçından biber gazı yemiştim. Eline güvenenler tokat atmıştı. Olmamıştı, turuncu kafa sevmiyorlardı herhalde. Değişim dedim, değişmek istedim. Hayatımda ilk defa insanlar tarafından takdir edilmek, başarılı olabileceğimi görmelerini istedim. Niyetim mahalledeki Rebecca Hala'dan "afferin evladım." elde etmek değildi. Niyetim, bu kadar vasıfsız bir göt oğlanının her şeye rağmen bir şeyler başarabileceğini göstermekti. Tüm bunların bir Elon Musk ve Steve Jobs belgeseli izledikten sonra aklıma gelmesi de işin cabası.



Şimdi o kısma geliyoruz, evet! Yoga yapan kavruk götlüden sokaklara hükmeden bir polis nasıl olduğum kısmına! Belki hüküm kısmında ufak abartı ve latifeler olabilir. Çok şey etmemek lazım. Her neyse, ne diyordum? Polislik. Sokak duvarlarında, duraklarda ve sosyal medyada genellikle hep "VCPD'YE KATIL" tarzında siktiri boktan ilanlar vardı. Google girdim, VCPD yazdım, 6. dönem akademi başvurularının açık olduğunu gördüm. İsmimi yazdırdım, gittim görüşmeye. Form doldurdum, bir de ne göreyim?! Adeladia Candello! İlkokul arkadaşım da polis olmak için oradaydı. En boktan hayat benimkisi olmayabilir diye bir düşünmedim değil tabii. Nasıl polis olduğumu kademe kademe anlatacak değilim. Süpersonik bir şey değil çünkü. Benimle birlikte yüzlerce kişi daha polis oldu. Ben bir şeyleri başarmak adına çabaladım ve akademiye ikinci girdim. Tabii bu bir tek çapraz apartmanda yaşayan Rebecca Hala'nın dikkatini çekti ve o "afferin evladım." dedi.




Polislikte neredeyse sekizinci ayım dolacaktı. Apolet hırsı beni bitiriyordu. Açıkçası o kadar da bitirmiyordu. Departmanda gerçekten bir şeyler için çabalayan insanlar vardı. Ben de böyle bir insan olmayı istiyordum fakat, hani bazen, bir anda size bir heves gelir ve ders çalışmak istersiniz ya? Heh. İşte bende de polis olurken böyle bir heves varmış. Ayrıca donut yiyen götü büyük Amerikan polisleri yok, kaybolmuşlar. Donut yiyorum ama.


Öğlen saatlerinde uyanıyorum, otobüse binip departmana gidiyorum. Üniformamı giyip işime koyuluyorum. Akşam işim bitince, aynı mantıkta eve dönüyorum. Ha, bu arada Candello öldü. Yasını tutmak benim için çile gibiydi. Nerede kalmıştım? Evet, memurdum. Evli olmayanlardan. Akşam eve gidip papağanımla Netflix izliyoruz, pizza ile besleniyorum. Değişiklik adına bir şeyler yapmak istedim...

YAPTIM DA! İki arkadaşım mesai sonrası sana bir bira ısmarlayalım dediler. Acıdılar bana, bunu anlamayacak kadar geri zekalı değildim. Pek talihsiz bir olay oldu barda ve kalçamdan vuruldum. Aynı zamanda ilk defa silahımı ateşlemiştim! Eh, sonra ne mi oldu? Götüme pansuman yapıldı beş gün. Ben anlamıştım o zamanlar hayatım böyle olacak, kendimi sadece işime vereceğim, departmandaki kariyer yapmış polisler gibi olacağım diye. Memur III'lerden daha genç çavuşlar olabiliyordu. Bu iş kafa isteyen bir işti zira. Ben de böyle olurum diyordum, bir hafta öncesine kadar.

Motor satın aldım, epey dandik bir şey. Bazen duruyor kendi kendine, çözebilmiş değilim. Tamirci servet basmamı istiyor, yok ki hehe! Yol üzerinden geçerken bir bara uğramak istedim, Ocean Bar! Götüme pansuman yapan doktoru görünce mutlaka ziyaret edip teşekkür etmek şart oldu benim için. İndim, ağır ağır adımladım, kadının yanına geldim ve selam verdim. Alyssa Creswell, güzel bir doktor. Başarılı. Cidden kafası çalışıyor. Savaş alanı gibi olan kıçımı mısır tarlasına çevirdi saatler içinde. Sanırım bana sinir olduğu için sağlam bir dikiş izi bıraktı. Götünden vurulan diğer memurlarda böyle izler yok.

Barda bir kadın bana bakıyordu, evet sadece o bakıyordu. Ben bakmıyordum. Bir de yanında GYM'den fırlama bir bunak bir adam vardı. Yanıma yavaşça yaklaşıp, zamanında babamın bana kadınlar hakkında öğütler verirken kullandığı ses tonuyla bir şeyler söyledi. Gerçi babamın seviştiği tek kişi annem, o yüzden babamı umursamadığım gibi adamı da umursamadım. Heh, herif bana hatunun beni kestiğini, pas atmazsam şansımı kaybedeceğimi falan söyledi. Yok ya? Biber gazı plus TACİZ!!!!! Hiç gelemem o işlere amca, dur orada. Kadının miyop olup olmadığını düşünmeye başladım. Sonrasında miyopsa gözlüğü takana kadar takılırız düşüncesiyle kadınla sohbet etmeye başladım.


Deli raporu alacak kafaya nasıl geldim? Oraya gelmeden önce konuşmamız gereken bazı şeyler var. HER BAŞARILI POLİSİN ARKASINDA BİR KADIN VARDIR. Siktir (lan). Yok öyle bir şey.

Ben bir süreliğine meslekten uzaklaştırıldım. İdari bir ceza değildi, böyle gerekiyordu sadece. Ücretsiz izin gibi de düşünebilirsin. Biriyle tanıştım. Hammond, HEH! Hammond kadın değil. Fakat bana epey destek çıktı. Hatta öyle destek çıktı ki, bir etkinlikte Çavuş Nelson'un gay olup olmadığını sorduğumda Çavuş Nelson bunu duydu ve gelip beni tartakladı. Buna rağmen Hammond, elimi bırakmadı ve departmana girmem için çok çaba sarfetti. Belki de öyle gösterdi, durumları öyle lanse etti. Bilemeyeceğim.  Hammond şuan en yakın arkadaşım. Kardeşim gibi. Sanki melekler Candello yerine yeni birisini yolladılar.

Daha almadım ama bu alamayacağım anlamına gelmiyor. Deli raporundan bahsediyorum. Paprika Santana, deli. İnsanların rahatsızlığından bu şekilde bahsetmekten hiç hoşlanan birisi değilim aslında. Çoklu kişilik neyin öyle bir şey mi ne varmış işte. Üç kişiymiş. Ben biriyle tanıştım daha. Paps. Biraz sert ve özgüvenli. Hatta epey böyle. Sadece öpüşürken ve sevişirken utanıyor. Gerçi şu bahsettiğim Randy yarması -esas adı Randolph- bunun arkadaşı çıktı. Ne zaman bir şeyler yaşanacak gibi olsa tepemizde beliriyor. Guard. Guard derken cidden guard. Tek yumrukla birisini öbür tarafa gönderebilecek gücü var fakat vicdan edebiyatı yapıyor.

Paps, şimdilik yalnızca Paps, hayatımı şuan eşsiz kılıyor. Çok sık salakça şeyler yapıyoruz. Böyle bazen iki film karakteri birbirine aşık olur çok saçma-salak fakat samimi şeyler yaparlar ya? Cidden sanki biz onu yapıyoruz. Paps çok değişik birisi. Kendisini büyük bir şans olarak görüyorum. Aynı zamanda bir sınav. Zira Paps çok farklı tavırlar ve haller içerisine girebilen bir kadın ya da kız. Rapor girmeye üşenen bir polisin bir kadının bu hallerini çekebileceğini daha önceden düşünür müydünüz? Çekebilirmiş. Çünkü o kadın kendisini hayatında ilk defa bir bok torbası gibi değil de bir altınmış gibi hissettiriyor. "Gördüğüm en salak polissin, oyalanma Arbesbach!", "Sorumsuz Arbesbach!", "Yıkık Arsecshhscha!". Bunları duymaya alışmış bir bünye bir anda merkez bankası kıymeti görünce tutuluyor. Tabii Paps'a olan sevgimin yalnızca bana değer verdiği için oluştuğunu söylersem çok büyük haksızlık ederim. Çok şirin. Yüzü bazen domates gibi kızarıp bana benziyor, o anlarda onu yiyip bitiresim geliyor. Tamam bazen o şirin diye nitelendirdiğim kadınsı varlığın altından bilinçaltında şeytani ameller yatan bir canavar çıkabiliyor. Sahada kükreyen bir polis memurunu bir erkekle iki dakika fransız öpücüğü yapmaya zorlayabilen ve bunu başaran bir kadın. Sahada kükreyen polis memuru ben değilim. Ben miyavlıyorum.
-devamı gelecek-

#part III yakında