Arka planını seç
Seçimin bu tarayıcıda hatırlanır.
Başlatan the batuhan batrix, 13.05.2020 04:12
Alıntı yapılan: itsbard - 17.09.2023 17:57arkadaşlar, tanıtımın gerçek sahibi, gerçek batrix benim. Tanıtımımı çaldığınız için size işlem uygulayacağım.@the batuhan batrix O:-)
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 23.09.2023 20:02Randy'nin Gece Hikayeleri 42. Bölüm - Dostlarıma & BüyüklerVe gecenin derinliklerine attığımız ilk adıma geldik... Vice FM'e hoş geldiniz, ben Randy.Bir zamanlar programımı şöyle açardım:Standart.Standart bir hayatım var. Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum.İnsanın, dostları çok değerli... değil mi?Benim çok fazla dostum yok. Çok sayıda yok. Çok, çok az var.Belki, bir elin parmaklarından daha az var, dostlarım.Hatta o elin parmaklarının bir kısmı, ne yazık ki yanımdan ayrıldı ve farklı hayatlar sürüyorlar.Benim çok fazla arkadaşım vardır. Gerçekten çok fazla, belki şehrin yarısı benim arkadaşımdır.Ama "dostum" diyebileceğim kişi sayısı, çok azdır...Ama dostları da olmalı insanın. Aynen, gemilerin limanları gibi.Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın, dalgalar dininceye kadar güvenli bir şekilde beklediğin...Dostları olmalı insanın.Ermiş, bilge, hatta hayata hakim, ezbere okuyabilen...Senin asla düşünmediğin şeyleri düşündürebilen,Sana yeni bir şeyler öğretebilen...Bir cambaz gibi, ipte oynayan cambazlar gibi seni o ipin üstünde bile güvenli tutan...Gerektiğinde senin için ateş yutabilen...Gerektiğinde senin yoluna bir projektör olabilen, ışık verebilen...Ustan olan... böyle, dostları olması lazım insanın.Hatta, sana gömleğini soğuk bir kış gününde vermeyi bile, üstündeki tek gömleği bile vermeyi düşünebilen,---dostları olması lazım insanların.Ve işin enteresan tarafı, eğer gerçek bir dostunuz varsa çoğu zaman aynı çocuk gibi oluyorsunuz onunda.Bilirsiniz, çocuklar kavga ettikleri zaman hemen barışıp tekrar oynamaya devam ederler.Neden? Hiç düşündünüz mü?Çünkü onların mutluluğu, gururlarından daha değerlidir.İşte dostların da mutlulukları, gururlarından birbirlerine karşı her zaman daha değerlidir.Bütün dostlarıma... * * öpücük sesi. * *Yalan söylemeyeceğim, ben büyüklerin tavsiyelerini seviyorum. Gerçekten seviyorum.Yaşı büyük olan insanların, bir şeyleri görmüş ve yaşamış insanların bana tavsiye vermesini çok severim.Bazen, çok güzel tavsiyeler döner büyüklerden.Yakalayabilirseniz, hayatınızı kolaylaştırır.Ben bir zamanlar güreşçiydim sevgili dinleyenler. Şu an WWE programlarında nasıl güreşçiler çıkıp,----bir senaryo dahilinde güreşiyorsa, ben de bir zamanlar öyle yapardım. Tek farkım, WWE'de çalışmadım, çalışamadım.Onun yerine, VFC'yi kurmayı tercih ettim. Orası da benim hayatımın yolculuğu tabii, ayrı bir konu.Bundan birkaç sene önce ben bir güreş şovunda, Undertaker şirketi ziyarete gelmişti.Bilmeyenler için Undertaker yani Mark Calaway, güreş tarihinin en büyük 5 isminden birisidir, bence.O isimleri de sayayım: Dostum The Rock, Undertaker, Stone Cold Steve Austin, Shawn Michaels ve John Cena...Her neyse, Undertaker WSR'a yani çalıştığım güreş şirketine geldiğinde çok şaşırmış ve heyecanlanmıştım.Bir süre sohbet ettikten sonra, bana şöyle bir cümle kurmuştu."Randy, ringine davet edeceğin insanlara dikkat et... Onları çok iyi seç.Çünkü, aralarından bazıları, şampiyon olabilmek için, senin ringinde şampiyon olabilmek için,--bu ringin kırılmasına bile göz yumabilir..."Hep aklımdadır bu. O yüzden, kendi ringimize kimi davet edeceğimize hep dikkat edelim.Hayatımıza kimi sokacağımıza dikkat edelim...Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok seviyorum! * * öpücük sesi * *Sevgi ile kalın...
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 27.09.2023 16:39Randy'nin Gece Hikayeleri 43. Bölüm - Orta parmak & hayat diyo kiVe gecenin derinliklerine attığımız ilk adıma geldik... Vice FM'e hoş geldiniz, ben Randy.Artık programımı şöyle açtığım döneme tekrardan giriş yaptım:Standart.Standart hayatım tüm heyecansızlığıyla devam ediyor.Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum. Hadi başlayalım.Dünyanın her yerinde, çok yaygın bir hareket vardır...Beş parmağımızın orta parmağı sadece yukarıda kalacak şekilde, geri kalan parmaklar avucun içinde toplanır.Sadece orta parmak dışarıda kalır. Orta Parmak hareketi işte ya, anladınız.Özellikle 90'larda benim gibi psikopat bir WWF/E izleyicisiyseniz, bu hareketi çok fazla görmüşsünüzdür.Stone Cold Steve Austin yapardı. Ona da buradan sevgilerimi iletiyorum.Bu aslında bir, küfür olarak algılanır.Nereden geldiğini bilir misiniz bu hareketin?İşin komiği, küfür olmadığını öğrendikten sonra anlatıyorum size.Bu hareketin çıkışı, Yüzyıl Savaşları.Yüzyıl Savaşlarında çıkmış bu hareket.Savaş zamanında, yaklaşık 80-100-150 metre menzilli ve iki metreye varan oklar atılırmış. Çok büyük oklar.Ve, İngiliz savaşçılar, bu oku atabilmek için gücü orta parmaklarından alırlarmış.En büyük kuvvet, ellerindeki orta parmaklarıymış.Ve ardından savaşta yakalanan okçuların orta parmakları kesilmeye başlamış. Esir alınanlar ok atmasın diye yapılmış bu.Fransa ve İngiltere savaştı Yüzyıl Savaşlarında.İngiliz ordusunda parmağı kesilmeyen ya da esir alınamayan okçular, karşısındaki Fransız askerlere,--orta parmaklarını gösterirlermiş.Anlamı neymiş, biliyor musunuz?"Buradayım ve halen savaşabiliyorum..."1920 yılından sonra unutulmuş bu hareket.1920 yılından sonra Carlo Mazzone diye bir İtalyan, bir halk hareketi başlatıyor.Ve simge olarak da bu orta parmak hareketini seçiyor.Ama hepsinden önemlisi, "halen savaşabiliyoruz..."Bunu yaparken orta parmağımı gösterdim, tabii siz göremiyorsunuz, heheheh.Siz de eğer savaşıyorsanız ve halen ayakta iseniz, orta parmağınızı gösterin, savaştığınız kişiye karşı...Çoğumuzun, yanlış yaptığı bir şey vardır.Bir: Geçmişi değiştiremezsiniz. Değişmez.Ve, başka insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri de sizi tarif etmez.Ve bizler, başka insanları ve eskiden yaptıklarımızı o kadar önemseriz ki, bütün hayatımızı bunun üzerine kurgularız.Pişmanlıklarla yaşarız! Üzülürüz! Pişman oluruz!Oysa ki geçmiştir o, bitti artık! Tamam, yanlış yaptık, tamam, bir cezası da olmuştur, hayat bir şekilde cevap da vermiştir buna.Ama ödenmiştir ve geçmiştir bu."Keşşşşşşşşşke yapmasaydım!" deriz.Keşke demek hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece kalbiniz, karnınız, biraz da başınız ağrır...O kadar da başkalarını çok takarız ki, yani bizim hakkımızda ne düşündüklerini o kadar düşünürüz ki...Hayatımızı onlara göre... kurgularız. Başkalarının bizim hakkımızda, bazen de bizim başkaları hakkında çok sık kullandığımız bir söz vardır:"Dostum, ben senin yerinde olsaydım..." Şşşş-hhh! Bitti! Sen benim yerimde olamazsın ki?!Benim yerimde olabilmek için, benim annem babamın çocuğu olman lazım,Benimle aynı okula gitmen, aynı mahallede yaşaman, aynı zorluklarla büyümen,Aynı yokluklarla büyümen, aynı kadınlara aşık olman vesayre gerekir... Yok böyle bir hayat!Sen benim yerimde olamazsın!Ben de senin yerinde olamam.Oysa herkesin tecrübesi, herkesin yaşadığı deneyim, ona özel ve ona özgüdür!"Ama beni yaptıklarımdan dolayı da hep yargılıyorlar!" derler.Hep yargılayacaklar... İnsanlar, yargılamaya ba-yı-lır-lar!Kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, görmeyen herkesi ve her şeyi yargılarlar.İnsanlar derken hepimizden bahsediyorum bu arada, sanki ben bunun dışındayım demiyorum.Hepimiz bunu yapılıyoruz. Yargılıyoruz! Hem de çok."Şunu yaparsam mutlu olacağım, bunu yaparsam çok mutlu olacağım" diye düşünüyorsanız da, şşşş-hhh!Yanılıyorsunuz. Niye, biliyor musunuz?Mutluluk ya içinizdedir, ya da değildir.Mutluluk bir karar. Sabah uyandığınız zaman karar vereceksiniz ona.Sabah uyandığınızda "Ben bugün mutlu olacağım, ya da ben mutsuzum" diyeceksiniz. Bu kadar!Yoksa çok güzel bir saat, gözlük, ayakkabı, araba, ev, uçak, gökyüzü satın aldığınızda hiç fark etmez...İnanın bana, size mutluluk getirmiyor. O an azıcık bir kıpırtı sadece. Sonrası yok!Ne düşünüyorsanız, öyle oluyorsunuz.Ya da, insanların düşünceleri ruh hallerini etkiliyor mu? Etkiliyor.O yüzden, hepimiz düşündüğümüz insan oluyoruz.O yüzden güzel şeyler, iyi şeyler düşünmek lazım. Ve gülümsemek lazım, çünkü bu gülümseme bulaşıcı bir şey. Başkasına da geçiyor, siz gülümserseniz.Ve yine unutmayın, bu iyilik denilen şey ücretsiz.Bedava yapabiliyorsunuz! Çok da iyi geliyor insana.Mesela, Bir Dilek Tut kurumuna bağışta bulunabilirsiniz, veya başka bir kuruma.Dedim ya, iyilik ücretsiz veya biraz belki batabilir size. Azıcık.Ama getirisi, muhteşem...Ve hepsinden ötesi, arada bir durmak gerekiyor.Durup, nerede olduğunuzu görüp, devam etmek gerekiyor.Öbür türlü çok hızlı hareket ettiğinizde belki de bu yolun sonu hiç istemediğiniz bir noktada olabilir...Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok seviyorum! * * öpücük sesi * *Sevgi ile kalın...