İçeriğe geç

Malibu Corporation

Katkı verenler+195 1,542 yanıt 67,871 görüntülenme Açan kaostan besleniyorum · 1 takipçi

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#174 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 23.04.2022 18:58

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Yepyeni bir pazarlama departmanı ve izleyicilere daha fazla odaklanma ile Formula 1, yeni ve mevcut hayranlar için nasıl daha çekici hale geldi?

Mühendislik çılgınlığı.

Formula 1'i özetleyen bir şey varsa, o da budur. Slogan, 2018'de yeni kurulan pazarlama departmanının buluşuydu ve Formula 1'in markalaşmasının yenilenmesine işaret ediyordu.

Birkaç yıl öncesine kadar dünyanın en küresel sporlarından birinin pazarlama departmanının olmadığını düşünmek şaşırtıcı. Özellikle sponsorluk ve pazarlamanın Formula 1 üzerinde yıllardır sahip olduğu ve devam edeceği etkisi düşünüldüğünde.

LIBERTY Media, 2017'de 4,6 milyar dolarlık bir anlaşmayla Formula 1'in saltanatını devraldığında başlangıçta yaptıkları gerçekten akıllıca bir hareketti: pazarlama ve izleyici deneyimi gibi alanlara odaklanan dijital ve sosyal medya ekipleri kuruldu.

Müşterilerini –hayranları- gerçekten anlamak için zaman harcadılar- ya da en azından anlamaya çalıştılar- ve o zamandan beri cazibelerini genişletmek ve hayranların ilgisini çekmek için bir dizi değişiklik yaptılar. Formula 1'in ayrıca yeni taraftarları elde tutmada zorunluluğu da vardı ve bu taraftarların yaklaşık %62'si 35 yaşın altındaydı ve bu nedenle yeni dijital taktiklerin daha fazla kullanılması, Formula 1'de neredeyse hiç duyulmamış bir şeydi.

Liberty, Formula 1'i sadece bir spor markası olmaktan çok bir eğlence markası olarak görüyor. Markanın odak noktası, müşteri ve mevcut deneyimi geliştirecek mevcut durumlara yenilikler sunmaktır. Buradaki ana fikir, bir taraftarın bir yarışa gidebilmesi, aslında bazı daha az heyecan verici pistlerde -normal şekilde olabilecek-herhangi bir kaliteli yarış görmemesi halinde bile Formula 1 deneyiminin sunduğu diğer her şeyler nedeniyle ertesi yıl geri dönmek için heyecanlı bir şekilde çekip gitmesidir. Bu odak, yarışlardan, sosyal medyaya oradan da ticari ürünlere kadar Formula 1 ürününün tüm yönlerine taşıdı. Lando Norris gibi hayran kitleleriyle etkileşime odaklanan sürücülerin popülaritesinin artmasıyla, F1 daha genç bir hayran kitlesini çekmeye başlıyor ve şirketin arka planda yaptığı iş şüphesiz bunu tamamlıyor.

TARAFTAR ETKİNLİKLERİ VE FESTİVALLER


Bir eğlence markasına dönüşen Grand Prix Haftası'nın sadece bir spor şovu değil, bir deneyim olmasına odaklanmak önemli bir karardı. Bir Grand Prix'e katılma lüksüne sahipseniz, pistin etrafında spor yapabileceğiniz, yemek yiyip içebileceğiniz ve canlı müzik dinleyebileceğiniz taraftar alanları görmüş olacaksınız. Bir bilet ile birçok insanın sadece 2-3 saat gördüğü bir etkinlikte çok daha fazla şeye erişebiliyorsunuz.

Doğal olarak, bu olanaklar bir Grand Prix'e ve bir futbol maçına katılma arasında kalınınca devreye giriyor. Bu seçim, son on yılda başlayan deneyim ekonomisi ve tüketicilerin sahip olunacak şeylerden çok yapılacak şeylere harcama yapmakla daha fazla ilgilenmesiyle bağdaşıyor. Formula 1 bundan yararlanarak ve belki de tüm yarışı izlemeyecek olan veya Grand Prix'yi çok pahalı bulan veya hatta GP'ye katılan ancak biraz daha fazlasını isteyen hayranlara ulaşarak, taraftar festivalleri düzenlemeye başladı.

Planlanmış bir Grand Prix'ye kadar her yıl birkaç önemli şehirde ev sahipliği yapan Miami ve Şanghay gibi yerler; pilot tanışmaları, araba sergileri, marka aktivasyonları ve baştan sona müzik içeren etkinliklere ev sahipliği yaptı. Miami'de 80.000 kişilik etkinlik ile yarış günü katılımıyla karşılaştırılabilir büyük bir kalabalık çektiler. Festivaller bir uğultu oluşturmaya başladı ve Formula 1'i daha önce ulaşamayan ya da ulaşmak isteyen insanların ellerine; arabayı yakından görmelerini, yanan lastiği koklamalarını ve motor seslerini duymalarını sağlayarak verdi. En iyi yanı ne biliyor musunuz aslında? Hepsi ücretsiz.

SOSYAL AĞLAR

Formula 1, sosyal medya platformlarına diğer büyük spor serilerinden biraz daha geç geldi, ancak son yıllarda büyük miktarda büyüme görüldü. 2019'da ana platformlardaki (Twitter, Instagram, Facebook ve YouTube) takipçi sayısı 24,9 milyona (2018'e göre %32,9 artış) ulaştı ve 2020'nin sonunda %25.7 artışla 31,4 milyona ulaştı. Şampiyonlar Ligi ve Premier Lig ile tüm büyük spor organizasyonları arasında en hızlı büyüyen sosyal medya ağına sahip. Bununla beraber, F1'in 15,1 milyon Instagram takipçisi ile Şampiyonlar Ligi (80.9 milyon) ve Premier Lig (49.7 milyon)  karşılaştırıldığında, doğal olarak büyüme için daha fazla yer olduğunu ve sporun 500 milyon potansiyel taraftarına ulaşmak için hala uzun bir yol olduğunu belirtmekte fayda var. Bu aynı zamanda Scuderia Ferrari, McLaren ve Mercedes AMG gibi takımlar için de geçerlidir.

Formula 1 sosyal medya ekibi ayrıca, platformlardaki genellikle daha genç kitle için Formula 1'in 'ciddi' imajını yıkmayı başardı ve yüksek katılımı sağlamak için capsler ve şakalar paylaşıyor. Mercedes ve McLaren gibi takımlar da bu konuda ustalaştı.

YOUTUBE İÇERİKLERİ


Sosyal medya kanallarından biri olan YouTube, düzenli olarak hayranlar arasında popüler olduğunu kanıtlayan içerikle Formula 1'den en fazla yatırımı aldı. Koronavirüs pandemisinden önce, hayranların sürücülerin daha özel içeriklerini görebildiği 'Grill the Grid' serisi gibi içerikler bir gözde oldu, ancak bu seri padok kısıtlamaları nedeniyle 2020'de büyük ölçüde duraklatıldı. Ancak kanalda da boş bırakılmadı; yarış özetleri, 'En İyi 10'lar, sürücülerin yolculukları veya takımlarıyla ilgili hikâyeler ve en popüler olarak takım radyosu ile ilgili önemli anların yer aldığı videolar sunuldu.

Formula 1 YouTube'da yıllar içinde geleneksel TV yerine platformda kısa biçimli içerik sunarak, eğlenceli videolar üreterek ve aynı dili kullanarak birçok genç kullanıcının dikkatini çekti.

SESİN GÜCÜ: PODCAST'LER

Son birkaç yılda büyük miktarda büyüme gösteren bir başka içerik türü de podcast'ler. Formula 1 bu fırsatı değerlendirdi ve 'F1 Nation' ve giderek daha popüler hale gelen 'Beyond the Grid' gibi birkaç farklı seriye sahip. Podcast'i barındıran çeşitli uygulamalarda milyonlarca görüntüleme alan Formula 1, 2019'da 15 milyon dinlemenin keyfini çıkardı.

E-SPOR

e-​Spor, her spor için büyüyen bir alan ve Formula 1 F1 eSports serisi 2017'de oluşturuldu. Mevcut sayısız simülasyon ekipmanları ve pilot kurulumlarıyla pilot olmak isteyenlere belki daha da fazla fırsat sunuyor ve bu nedenle 4. yılında da devam etti. 2020 sezonunda takımlar bu alana odaklanmak ve rekabetçi olmak için daha fazla çaba sarf ediyor. Koronavirüs'ün gelmesi aslında bir alanının gelişmesi için fırsat sundu. Sanal yarışları daha da öne çıkarmak için mükemmel bir fırsat gibi görünüyordu ve birçok gerçek pilot hayranlarını eğlendirmek için simülasyon yarışlarına başladı. Sanal Grand Prix'lerin doğduğu yer burasıydı.

Temsilcimiz Cem Bölükbaşı da e-Spor kökeninden gelerek Formula 2'de koltuk buldu. Bu olay şimdiye kadar ilk kez yaşanıyor ve aslında Formula 1 yönetiminin e-Spor olayını pazarlama açısından da önem arz ediyor.

GİYİM İŞ BİRLİKLERİ



Formula 1, moda dünyasında büyük isimlerle bir dizi marka ortaklığına ev sahipliği olması- örneğin Tommy Hilfiger (Mercedes), Hugo Boss (Mercedes, McLaren) ve Michael Kors (McLaren)- genellikle takım sponsorluğu şeklinde oluyor. Ancak 2018'de durum farklıydı. Formula 1 ilk kez sokak giyim dünyasının devlerinden biri olan A Bathing Ape -daha yaygın olarak Bape olarak bilinen- bir marka ile birliktelik kurdu. İkonik markayla, bir sonraki yıl genişletilen bir dizi koleksiyon oluşturdular. En popüler Bape ürünlerinde olduğu gibi, bu koleksiyonlar da tükendi. Formula 1 logosunu ve markayı Bape kıyafetlerinde görülen özel kamuflaj deseni ile birleştirdiler.

Bape işbirliğinin başarısının ardından Formula 1, daha sonra bir başka popüler sokak giyim markası olan Anti Social Club ile işbirliği kurdu. Yine belirli bir takımla eşleşmek yerine, kıyafetlerde ASSC markasının yanı sıra Formula 1 logoları, uçrak bir parlak pembe renk teması ve damalı bayrak desenlerini kullandılar.

Genel olarak konuşursak, işbirlikleri Formula 1'e genellikle sokak giyimi ve topluluğu ile ilişkilendirildiği gibi 'havalı' bir marka imajı vermeye yardımcı oluyor. Bu markaların hedef demografisinin daha genç olması, ayrılmaya istekli oldukları makul miktarda harcanabilir gelire sahip olması ve genellikle ABD, Çin, Japonya ve Birleşik Krallık gibi kilit pazarlarda yerleşik olması nedeniyle bu işbirlikleri, hızlı bir pazarlama hareketi oluşturuyor. ABD ve Çin, Formula 1'in aktif olarak erişimini artırmaya çalıştığı pazarlar ve bu nedenle etraflarında oluşturulan koleksiyonlar ve çizgiler, sporu daha önce Formula 1'e aktif olarak katılmamış geniş bir kitlenin önüne çıkarmaya yardımcı oldu.

DRIVE TO SURVIVE



Bugünlerde büyük bir hayran grubu, kahramanlarından daha fazlasını yani sadece pist performanslarının ötesini de görmek istiyor. Formula 1 normalde münhasırlıkla örtülürken, belgeseller pilotların ve takımların hikâyelerini ve her birinin arkasındaki fikirleri/olayları hayranlar için sundu. Sadece haber makalelerini veya sıkı bir şekilde yazılmış basın bültenlerini okumak yerine bu serileri izlemek çok daha heyecan verici oldu.

Sevin ya da sevmeyin, Drive to Survive hayranlara padokta perde arkasında neler olduğuna dair bir bakış sundu ve aslında yapılması gerekeni gerçekleştirdi. McLaren, Amazon Prime ile iş birliği içinde kendi 'Grand Prix Driver' serilerini sunmuş olsa da daha önce tüm padokta bu ölçekte ve erişim seviyesinde hiçbir şey olmamıştı. Bu seri ile Amerika ve Ortadoğu pazarında Formula 1 tekrar izlenim oranlarını arttırdı. Teşekkürler Netflix ve Liberty Medya!

Tüm bu girişimler bir araya geldiğinde Formula 1 yeni hayranlar çekmeyi ve kemik kitleyi elde tutmayı başardı. Tabii ki, çoğu taraftarın özlemini çektiği şey daha yakın yarış ve umarım 2022 değişiklikleri de bunu çözecektir en azından çaba bu yönde. Bu arada en önemlisi bu küçük iyileştirmeler müşteri gelirlerini büyük miktarda iyileştirdi.


Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#177 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 27.04.2022 20:53

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Basketbolun altın dönemini belirlemeye çalışmakla çocukluğunun nostaljik yanılsamaları arasında mekik dokuyan kimselerin zihnindeki en büyük hafıza boşluğudur doksanlar.

İlgili soruya yanıt ararken başlığı okuduğunuz düşünce yapısına göre neyi görmek istediğinizi netleştirirsiniz: Söz konusu NBA'in 90'lardaki basketbol dinamikleri olduğu kadar tanımlanan dönemin sosyal dokusu da olabilir.

Nitekim Her Şey NBA'in yaptığı nostaljik paylaşımların hemen hepsinde gördüğümüz bir ifadedir bu: 90'lar daha sert, daha mücadeleci ve daha "iyi" bir dönemdir.

Martin Heidegger'e göre her soru bir arayıştır ve hakiki bir soru, bulunmuş bir yanıtla ortadan kalkmaz.

Söylenmesi gereken söylendi; fakat öncesinde bir tanıma ihtiyacımız var: 90'lar hangi dönemdir?

Doksanların Tanımı

1 Ocak 1990'dan 31 Aralık 1999'a kadar geçen dönemi 90'lar olarak adlandırsak bile ilgili aralığın içerdikleri bu bölümle sınırlı değildir. Örneğin 1991 yılı NBA Finallerinin atmosferi 80'lerden esintiler taşır, benzer şekilde doksanlar dediğimiz dönem de ruhunu 2000'lerin başına aktarır.

Bu sebepten ötürü 2002 NBA Finalleri katı biçimde 2000'ler Finali başlığı altına giremez çünkü oyunun içindeki figürler (Phil Jackson, Kobe Bryant, Shaquille O'Neal) en azından doksanlardan beri varolan ve seyircilerin belleklerinde bu şekilde yer etmiş kimselerdir.

Dolayısıyla 90'lar ifadesi en kapsayıcı tabirle başlangıcında 80'lerin ruhunu içeren, yaşandığı süreç boyunca kendine has özellikler üreten ve bu niteliklerini 2000'lerin ilk yarısına taşıyan dönemdir.

2022'den 32 yıl geriye gidip 10 yıllık süreci zihinlerimizde canlandırmamız için 90'lar NBA atmosferini dönemin genel spor iklimi ve Türkiye'nin sosyoekonomik şartlarıyla ele almak durumundayız.

Nitekim Slavoj Zizek'in dile getirdiği gibi "Gelecek determinist bir evrende yaşadığımızdan ötürü kapalıyken geçmiş, geriye dönük yeniden yorumlamaya açıktır".

Gelinen noktada doksanlara yapılan övgüler, dönemin basketbol dinamiklerini içermek durumundadır.



Oyunun Detayları

NBA 90'larda 4 farklı şampiyon çıkardı. Bunlar:

1990 Pistons
1991-1993 ve 1996-1998 Bulls
1994-1995 Rockets
1999 Spurs
oldu. Şampiyonlar arasında Bulls üçgen hücum prensibini benimsemiş bir takımken Rockets, Hakeem Olajuwon'un merkezde olduğu ve şutörlerle alan açmaya çalışan bir ekipti. Pistons sert oynayan oyuncu grubuna sahipken Spurs ise Duncan-Robinson ikilisinin pota altı savunmasıyla ipi göğüslemişti.

Şampiyonların farklılığı, basketbolun evrimini farklı yorumlamasından kaynaklanıyordu; fakat buna rağmen sonuç benzerdi: Pace Faktörü düştü.

Slow Motion NBA

Pace metriğinin ilk kez ölçümlendiği 1973-1974 sezonunda bir takım maç başına ortalama 107.8 defa hücum ediyordu. 1980-1981 sezonunda 101.8'e kadar gelen değer 1990-1991'de 97.8'e indi ve 1998-1999 sezonunda 88.9 ile dip yaptı.

90'lar NBA için pek çok istatistiğin farklı seyrettiği dönemdi. Bu süreçte bir takım için maç başına:

Hücum ribaundu 14'ten 12.4'e düşmüştür (günümüzde 10.3).
Asist miktarı 25'ten 22'ye düşmüştür (günümüzde 24).
Serbest atış miktarı 27'dir (günümüzde 21.8).
Oyunun yavaş, hücum ribaundu kovalamanın yaygın olduğu, pota altı mücadelesinin yoğun geçtiği ve faullerin sık yapıldığı müsabakaların bir ölçüde sebebi, 90'larda NBA basketbol kurallarının bugüne göre farklılık göstermesiydi.



Yasaklar

Gözünüz son yılların NBA'ine aşina ise 90'larda oynanan bir maçı açtığınızda içiniz sıkılabilir ve kendinizi "neden ikili sıkıştırma yapılmıyor?" sorusunu irdelerken bulabilirsiniz.

Nitekim NBA'in illegal defense ve daha az bilinen illegal offense kuralları günümüzde Warriors'un uyguladığı modern alan savunması modellerini katı biçimde kısıtlıyordu. Kısmi yardım savunması uyguladıktan sonra savunduğunuz ana oyuncuya dönmeniz durumunda illegal defense kararı çıkıyordu. Ya koşarak ikili sıkıştırmaya gitmeniz gerekiyordu ya da rakibin 1'e 1 oynamasına izin vermeniz gerekiyordu.

Bu durumun örneğini 1996 Bulls-Sonics NBA Finalleri 2. maçında 5 defa çalınan illegal defense kararlarında görebilirsiniz. İlgili kural yüzden çocukluğumuzda basket oynarken "1 atış 1 de yandan" tabiri dahi gelişmişti.

Bir diğer sorun da NBA'in kurallarla yasaklamaya çalışmasına rağmen hand-checking (el temasıyla savunma) durumunun sürmesiydi. Bu durum eski basketbolcu Kenny Smith'in açıkladığı videoda görüleceği üzere  bilhassa guardların içeri drive etmesini oldukça zorlaştırıyordu. Haliyle teknik becerisi veya atletizmi yüksek kısalara sahip olmayan takımların başvurduğu güvenli liman, topu bir uzuna emanet edip onun post-up oynamasıydı.

Dönüşüm

Televizyonun yaygınlaşması 90'ların rekabetçi ruhuyla bileşince NBA'in marka yüzü olma görevi Magic Johnson'dan Michael Jordan'a geçti. Aynı dönemde Formula 1'de pilotlarda ibre Alain Prost'tan Ayrton Senna'ya, devamındaysa Michael Schumacher'e kaymıştı.

İngiliz Futbol Ligi ise 1888-1992 arasında oynanan İngiliz 1. Ligi formatından çıkıp Premier League formatına dönmüştü. Bu geçişi lehine çeviren Manchester United ise İngiliz futbolunun bayraktarlığını Liverpool'dan almıştı.

Yaşananlar bize doksanların dönüşüm geçirdiğini gösterir.

Alışkanlıkları Kırmak
Merkezinde olduğu 2 farklı takımla:

İngiliz ligini 6 yılda 5 defa kazanan
6 farklı kupa zaferi tadan
2 kere asist kralı olan
1 defa da İngiliz liginde yılın sporcusu seçilen.
Eric Cantona futbolu 30 yaşında bırakmıştı. Kendisi 90'ların özgün ve doğal bir figürdü.

Benzer şekilde 1992 Avrupa Futbol Şampiyonasını büyük futbol liglerine sahip bir ülke değil, Danimarka kazanmıştı. Müsabakaların başlamasına 10 gün kala Yugoslavya'nın yerine turnuvaya çağrılan Danimarka milli takımında kimi oyuncular tatilini yarıda keserek takıma katılmıştı.

1992 yılı itibarıyla iç savaşın 2. yılını yaşayan Yugoslavya ise 2001'e kadar çalkantılı bir süreç yaşadı, bu esnada 140.000 kişi hayatını kaybetti.

Aynı dönemde Doğu Almanya Devleti'nin yıkılmasıyla beraber 16 milyon Doğu Alman Batı Almanya'ya katıldı. Sovyetler Birliği ise 286 milyonluk dünyanın en büyük 3. nüfusuyla 1991 yılında dağıldı.

Doksanlar sürprizlere açık bir dönemdi.


Ölümlü Dünya

Değer verdiği kimselerin vefatını görmemiş çocuklar olarak sürprizlerin en büyüğünü, televizyon kutusunun içindekilerin ölümlü olduğunu fark ettiğimizde yaşarız.

7 Kasım 1991'de HIV+ olduğunu açıklayan Magic Johnson NBA'i şoka uğratmıştı. Nitekim bu açıklamadan 17 gün sonra Freddie Mercury'nin AIDS nedeniyle ölümü de kamuoyunu etkilemişti. Benzer şekilde Amerikan Tenis Efsanesi Arthur Ashe 1993'de AIDS'ten ötürü hayatını kaybetmişti.

90'lar rap müziğin ve hip-hop kültürünün bilinirliğinin arttığı dönemdi. 80'lerle birlikte popülerleşen müzik türü 90'ların ortasından itibaren hem sözlerinde hem de ikliminde daha çok şiddet içermeye başlamıştı.

Bu müzik türünün önemli figürlerinden 2pac 1996'da, Notorious Big ise 1997'de vurularak öldürülmüştü. Bir başka bilinen müzisyen 50 Cent de 2000 yılında yakın mesafeden 9 defa vurulmasına rağmen hayatta kalmıştı.

NBA'deyse Michael Jordan'ın babası James Jordan 1993 yılında vurulup öldürüldükten sonra MJ basketbola 2 yıl ara vermişti.

Formula 1 dünyasında 80'lerin son dönemi ve 90'ların ilk yarısı Senna, Prost, Mansell gibi şampiyonlar çıkarmıştı. Prost'un emekliliğinden sonra Williams Renault koltuğuna geçen 3 defa dünya şampiyonu Ayrton Senna, 1994 yılında San Marino GP'sinde geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybetmişti.

Günümüzdeyse Lewis Hamilton kalibresinde bir yarışçının, Drake veya Eminem gibi bir müzisyenin, LeBron James veya Lionel Messi gibi sporcuların sürpriz biçimde hayatını kaybetmesi ya da mesleklerine uzun süreli ara vermesi bize olağandışı gelir.

90'lar, kahramanlarınızın zarar görmeye müsait olduğu bir aralıktır.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#178 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 30.04.2022 00:06

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

NBA Tarihinin Gelmiş Geçmiş En İyisi Kim?

Gary Payton
"Bana hangisi daha komple bir basketçi diye sorarsanız kısaca LeBron James derim. İkisi de çok farklı basketbolcu. Jordan, özellikle büyük atışları sayıya çevirebileceğini düşünen biriydi. İhtiyaç olduğunda tüm topları alacak ve şut atması gerektiğinde de o şutları atacak biri. Bence bu nedenle LeBron daha komple bir oyuncu."

Shaq
"Bence LeBron, Kobe ve Jordan ile şampiyonluk sayısını eşitlemeye çalışıyor. Gelgelelim Jordan ile eşitlerse, sanırım benim için terazi biraz daha LeBron'a kaymış olacak."

Charles Barkley
"Bana kalırsa Michael GOAT'tur. Ve LeBron da, seviye olarak Michael'dan ziyade Magic'e daha yakın bir oyuncu."

Dwayne Wade
"Ben Jordan çağında büyüdüm. Taraflıyım ve ölene kadar da taraflı olacağım. Benim GOAT'um hep Jordan olacak. LeBron'u kötülemiyorum. LeBron muhteşem bir oyuncu. Ama benim GOAT'um Michael Jordan."

Allen Iverson
"Michael Jordan'ı her ne kadar çok sevsem de, yani, adamım... LeBron James benim adamım ya. O seçilmiş kişi. O şerefsiz seçilmiş kişi, adamım."

Kevin Garnett
"Abi ciddi misiniz? Harbi?! Hakikaten ciddi misiniz? Michael Jordan muhtemelen bütün profesyonel sporlarda seviye olarak taaaa burada (elini havaya kaldırıyor) ve diğer tüm herkes de taaa burada (elini yere yaklaştırıyor). Michael Jordan adeta makine gibi biri olmakla bahşedilmişti. Bencildi. Başka kimseye güvenmezdi ve yine de kazanırdı. Yapamazsın dediler ve çıkıp yine de yaptı ve kazandı. Ve nasıldı biliyor musunuz? Sanki "işte yanımda da bunlar var". Başarmayı ne kadar çok istediğini görürdünüz. Ne kadar büyük oynadığını görürdünüz. Ve o sırada ligde hala Bird ve Magic vardı."


Paul Pierce
"NBA finallerine çalmak kolay değildir. Ve o bunu 10 defa yaptı, benim sıralamamda yukarılara çıkıyor. Size harbi konuşayım: Eğer LeBron bu sene şampiyon olursa, bu yüzden onu Jordan'ın bir tık altına koyarım."

Chauncey Billups
"LeBron'un kendisini gelenim geçmiş en iyi olarak addetmesi hoşuma gidiyor. En iyi 4 oyuncuya koyarım ancak en tepeye onu koyamam. İmkanı yok. Belki Kyrie'nin attığı (şampiyonluğu kazandıran) şutu atsaydı... Ama bunu yapamam. Üzgünüm."

Bill Laimbeer
"Açık sözlüyümdür. Bence LeBron bu oyunu oynamış en iyi basketbolcudur. 2.03 boyunda, 110 kilo, rüzgar gibi koşuyor ve durduramıyorsunuz... Daha da önemlisi, lige geldiği ilk günden beri takım arkadaşlarını başarılara ortak etmeyi başardı. Ve bu da Jordan'ın çok uzun zaman sonra öğrenmeyi başardığı bir şey."

Chris Webber
"Magic, bana göre, Steve Nash ile birlikte, becerileri sebebiyle birlikte oynamak isteyeceğiniz en büyük oyunculardan biriydi. Jordan geldi ve tüm bu mantalite değişti: Hırçın olmalısınız, her şeyi kendiniz yapmalısınız... 6 kez yolun savunmacısı, herkesi kontrol altında tutmalısınız. LeBron lige geldiğinde ve pas verdiğinde... İnsanlar onun yüreğini ve ruhunu eleştirdi. LeBron'un sevdiğim yönü, onun kişiliğini değiştirmemesi oldu ve eğer çocuklar onu örnek alacaklarsa, bir takım oyuncusu olmak zorundalar. İşte bu yüzden muhtemelen, bunu söylemek hoşuma gitmiyor ama, tüm zamanların en iyi oyuncusu sıralamasında onu Magic'in önüne koymak zorundayım."

Tracy McGrady
"Eğer birisinin etrafında bir takım kuracaksanız, ben LeBron'u seçerim çünkü onda daha az yeteneği sahip kişileri alıp yükseltebilme becerisi var. Eğer bir şampiyonluk daha alırsa, en tepede MJ'in yanında değil diyebilmek yürek ister. Şu anki şampiyonluk sayısıyla Michael'ı geçti demek zor. Başarıyı tekrar edebilmek... Seçim yapmak için güzel bir argüman."

Kevin Durant
"(LeBron GOAT diye bağıran bir taraftara) Bu... çok saçma."

Zion Williamson
"Bana kalırsa ben Jordan'ı seçerim. Benim fikrim bu. Jordan benim GOAT'um. Ailem bana böyle öğretti."

2018 Çaylakları
"Jaren Jackson Jr., Wendell Carter Jr., Kevin Knox, SGA ve DeAndre Ayton LeBron'u seçiyor. Aaron Holiday, Luka Doncic, Grayson Allen ve Marcin Bagley Jordan'ı."

Gilbert Arenas
"LeBron'un GOAT olduğunu düşünmemim sebebi, baskının yoğun olduğu zamanlarda hayranların ve kamuoyunun yapmasını istediği şey yerine yapması gereken şeyi yapması. Bu onu Michael Jordan v Kobe Bryant'tan ayırıyor. Eğer Jordan veya Kobe'ye o Cavs takımlarını verseniz, playoff'lara çıkamazlardı. Şampiyon olamazlardı çünkü Jordan her maç 60 atar ve "gerisinden bana ne?" derdi."

Ray Allen
"Bana kalırsa Jordan GOAT. LeBron Jordan'ın bir ürünü, yani LeBron'da, onun DNA'sında olan birçok şey Jordan'dan geliyor. LeBron GOAT'tur diyen herkes bu çağda büyüyen ve bu çağın kendilerine hissettirdikleri yüzünden böyle diyenlerdir ve bu da sorun değil. Ama MJ'in oyuna bıraktığı etki, adamım, ligin üzerinde mutlak bir hakimiyete sahipti ve herkesin kalbine büyük bir korku salardı. Çünkü o durdurulamazdı."

Jerry Stackhouse
"Aralarında bir mukayese yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. LeBron ile kariyerinin zirvesindeyken, Jordan ile de kariyerinin son senesinde oynadım. İkisinin de inanılmaz oyuncular olduklarını düşünüyorum. Bu oyunun gelmiş geçmiş en iyi bir ve ikinci oyuncuları onlar. Daha fazla da yorum yapmıyorum."

Shawn Kemp
"Jordan diyeceğim. LeBron büyük işler yapıyor olabilir ama Jordan'ın yaptığı tek şey kazanmaktı. Benim gibi, çok çok iyi oyuncular olsa da şampiyon olamayan oyuncular var. Bir de şampiyonluk kazanmış ama etraflarında iyi oyuncular olan oyuncular var. Ve Jordan'a bakıyorum, Bulls'ta oynadı ve yanında Scottie Pippen vardı. Ama Jordan olmadığında Bulls o şampiyonlukları kazanamazdı. Bunların sebebi Michael Jordan'dı."

Hakeem Olajuwon
"İnsanlar (LeBron'u) Jordan ile karşılaştırdığında, bu adil bir mukayese olmuyor. Jordan çok zorlu bir ligde diğerlerinden çok daha üst seviyede bir oyuncuydu ve çok yaratıcıydı. Bu LeBron'un değerini düşürmüyor çünkü o çok iyi bir oyuncu. Ama Jordan çok çok daha iyi bir basketbolcu."

Collin Sexton
"Üç tane GOAT var, bunların herhangi birisine tek başına GOAT diyemezsiniz çünkü oynadıkları zamanlar farklı: Kobe, LeBron ve Jordan. Tek bir GOAT yok, LeBron MJ'in zamanında nasıl oynardı ya da Kobe MJ'in zamanında nasıl oynardı, bilemiyorum... Hepsi kendi zamanının GOAT'u."


Draymond Green
"Bence LeBron elinde çöm büyük bir güç bulunduruyor. Öyle de olmalı, muhtemelen tüm zamanların en iyi basketbolcusu. Özgeçmişine bakarsanız, tek bir kusur bulamazsınız. Parkede yapabildiği şeyler, pek tabii ki inanılmaz. Ama daha önemlisi, gerçek hayatta başardıkları. Ve tam da bu sebeple kendisine büyük bir saygı duyuyorum."


Cedric Maxwell
"Şu anda GOAT LeBron. Çünkü basketbol ile alakalı konular kadar toplumsal meseleler yüzünden de tam bir örnek. Mevcut tüm toplumsal meseleye ilgisi mevcut."




Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#179 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 30.04.2022 00:00

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Michael Jordan: Ne Kadar Tanıyoruz?

Michael Jordan, birçok basketbolsever tarafından "GOAT Kim?" sorusuna verilen cevap. Sahadaki duruşuyla başlı başına tehdit oluşturan, asla pes etmeyen ve zafere giden yolda her türlü zorluğa göğüs geren tarihte eşine zor rastlanan bir basketbolcu. Peki yaşayan efsane için saha dışında da "örnek insan" demek ne kadar doğru?

Majestelerini tanımlamak gerekirse aşırı hırs demek yeterli olacaktır. Ancak bu aşırı hırs yalnızca saha içinde kalmamış, saha dışındaki pek çok yerde de kendini göstermiştir. Jordan normal hayatında kaşlarını çatmaktan hiçbir zaman geri durmamış, bazı durumlarda daha da ileriye gitmiştir.

Durum böyle olunca Michael Jordan'ı bir de "kötü anı" sahibi insanlardan dinlemek gerekebilir. Özetle Majestelerinin tamamen iyi bir insan olmadığını anlatan birkaç anekdot önümüze çıkıyor, karşınızda Michael Jordan'ın karanlık yüzü...

Michael Jordan Country Club'dan Atılıyor

NBA ile az çok ilgilenen çoğu insan Michael Jordan'ın golf üzerine olan ilgisini bilir. Golf oynamak için Miami'deki özel La Gorce Country Club'a gelen MJ küçük bir sorun yaşadı. Kulübün kıyafet kurallarına uymadığı gerekçesiyle kendisinden kıyafetlerinin değiştirmesi istendi. Michael Jordan'ın cevabı ise klasik Jordan tarzıydı. Atlantic Black'ten Curtis Bunn olayı kısaca bu ifadelerle anlatmıştı:

"Kulüp yetkilisi, Michael Jordan 12. deliğe geldiğinde yanına yaklaşarak kıyafetlerini değiştirmesi gerektiğini söyledi. Fakat Majesteleri onu sert bir dille reddetti. 'Kibirli, yaşlı ve küstah' gibi kelimeler kullandı.

Kulüp yönetimi Michael Jordan'ı bu sözlerinden ve kurallara uymamasından dolayı sahada golf oynamasını sonsuza kadar yasakladı.

Jordan'ın halkla ilişkiler ofisi olayla ilgili bir açıklama yaptı ve şu ifadeleri kullandı: 'Sanırım bu onların (kulübün) kaybı. Çünkü MJ harika bir golf oyuncusu ve harika bir misafir.'"

Michael Jordan Steve Kerr'ün Yüzünü Yumrukluyor



Steve Kerr, TNT analisti Dan Patrick'e "yumruklanma" olayını kısaca şu cümlelerle anlatmıştı:

"Bir keresinde onunla fikir ayrılığı yaşadım. Sanırım yüzüme yumruk attı. İnanması zor ama bu başıma gelen en iyi şeylerden biriydi.

Kampta çalıştığımız hücum sırasında Michael Jordan'ın dediği bir şeye katılmadım. Sonucunda yumruk yedim. Kalkıp yanına geri dönmem gerekiyordu, sanırım yanına giderek saygı kazandım.

O günden beri Jordan'la harika bir ilişkimiz var. Ona saygı gösterdiğimi kanıtlamam gerekiyordu ve ben de öyle yaptım."


Burnuna yediği yumruk sonrasında herhangi bir karşılık vermeyen Kerr, olayı büyütmeden hücumu oynamaya devam etti. Bu olaydan sonra Steve Kerr ve Michael Jordan arasında hiçbir zaman olumsuzluk yaşanmadı.


Majesteleri Charles Barkley'nin Aklına Giriyor


Takvimler 1993'ü gösterdiğinde NBA'in en büyük iki yıldızı finallerde karşı karşıya geliyordu. Michael Jordan'lı Chicago Bulls ve Charles Barkley'li Phoenix Suns.

Yüksek doz rekabet bir yana, finaller esnasında golf oynamaya gidebilecek kadar da iyi dosttu bu iki isim. Nitekim golf oynamaya da gittiler ancak Charles Barkley olacaklardan habersizdi. Chicago Bulls asistan koçu Johnny Bach yaşananları şöyle anlatmıştı:

"Finallerin 4. maçından önceydi, üstelik Bulls seriyi 2-1 önde götürüyordu. Michael Jordan ve Charles Barkley birlikte golf oynamaya gittiler. İkili arasında uzun ve rekabet dolu bir maç yaşandı. Jordan oyunu kazanmıştı.

Lakin oyun sonunda Michael Jordan, Charles Barkley'e 20.000 dolar değerinde elmas küpe satın aldı. Jordan'ın yanına giderek 'Tüm bunları ne için yaptın?' diye sordum. Michael ise şöyle yanıtladı: 'Serinin geri kalanında yoluma çıkmayacak, 20.000 dolar buna kesinlikle değer. Charles bizi iyi arkadaş sanıyor, açıkçası o şişman heriften nefret ediyorum.'

Michael Jordan golf etkinliği sonrasındaki maçta tam 55 sayı attı ve Charles Barkley maç boyunca Jordan'a dokunmadı bile."


Michael Jordan Bill Cartwright'a Zorbalık Yapıyor


Dönemin Chicago'sunu canlı izleme fırsatına sahip insanlar Michael Jordan'ın beğendiği oyuncuların yerine getirilen oyuncularla arasının pek iyi olmadığını bilir. Kısacası kurban Bill Cartwright oldu. Yahoo Sports'tan Eric Freemna olayı açıklarken bu ifadeleri kullanmıştı:

"Chicago Bulls, Charles Oakley'i takımdan gönderip yerine Bill Cartwright'ı getirdi. Görüldüğü gibi Jordan yakın arkadaşını kaybettiği için durumu içerlemişti ve acısını Bill'den çıkardı. Ona 'Medical Bill' adını verdi ve antrenman sırasında tutmasının imkansız olacağı bir pas fırlattı. Bill doğal olarak pası tutamadı. Jordan bunun ardından Bill'in ellerinin kötü olduğunu söyleyerek bağırdı."

Ancak tüm bunlara rağmen Cartwright Bulls'un 3 şampiyonluk kazanmasında büyük rol oynadı. Boyalı alanı elit seviyede savundu ve karşısındaki oyunculara korku saldı.

Michael Jordan Şef'e Meydan Okuyor


Hayır... bahsettiğimiz Şef Stephen Curry değil. Bu şef Larry Bird ve Kevin McHale ile Boston Celtics'in 80'ler hanedanlığındaki "Büyük Üçlü"den biri olan Robert Parish'in ta kendisi.

Boston Celtics ile şampiyonluklar kazanan "The Chief" yüzüklerin yanında birçok kişinin saygısını da kazanmıştı. Ne var ki Michael Jordan hariç.

Parish 1996-97 sezonunda Chicago Bulls'a katıldı. Ama Jordan onu beklenenin tam aksi bir şekilde yanıt vererek karşıladı.

Parish, Bulls ile yaptığı ilk antrenmanlarında, hücumlardan birinde başarısız oldu ve Jordan'ın yüzünün birkaç santim ötesinde buldu. Şef anılarını şu şekilde anlatmıştı:

"Ona dönüp 'Sana buradakı diğer oyuncular gibi hayran değilim.' dedim. Ama o sırada bana 'K*çını tekmeleyeceğim' demekle uğraşıyordu. Michael Jordan'a bir adım daha yaklaştım. 'Hayır, bunu bana yapamazsın.' dedim. O günden sonra beni hiç rahatsız etmedi."

Majesteleri Muggsy Bogues'un Kariyeriyle Oynuyor


Michael Jordan'ın NBA'e geri dönüşünün ardından Majesteleri, Charlotte Hornets'a karşı oynadıkları ilk tur maçına izini bırakmaktan geri kalmadı.

Eski Chicago Bulls asistan koçu Johnny Bach olayları şöyle anlatmıştı:

"Oyunun en kritik pozisyonunda, Charlotte 1 sayı gerideyken Muggsy topu getiriyordu. Jordan karşısına geçip 'Şut at s*kik cüce!' diye bağırdı ve Muggsy şutu kullandı. Fakat şut isabetin yakınından bile geçmedi."

1 yıl sonra Muggsy o pozisyonun kariyerini etkilediğini söyledi: "Şutum o pozisyondan sonra giderek kötüleşti, hiçbir zaman eskisi gibi olmadı."

Michael Jordan Yaşlı Bir Kadını Kandırıyor



Michael Jordan'ın adını duyuran olay aslında basketbol sahasında bile olmadı. Bunun yerine, Kuzey Carolina takım arkadaşı Buzz Peterson'ın evinde adını duyurdu.

Hikaye kısaca şöyle devam ediyor: Peterson, Michael Jordan'ı Peterson'ın annesiyle sıradan bir kağıt oyunu oynamaya davet ediyor. Para üzerine bahis yok, kısaca arkadaşça bir oyun. Ancak yaşlı kadın tuvaleti kullanmak için kalktığında, Peterson Jordan'ı hile yapmaya çalışırken yakalıyor. Michael, para kazanmak için değil, ne pahasına olursa olsun kazanmak istediği için hile yapmaya çalışıyor.

Yazar Chuck Klosterman olayı son olarak şu şekilde özetliyor:

"Bu hikayeyi büyüleyici kılan şey başrolün MJ olması. Olayın içinde Michael Jordan yerine Peterson'ın antropoloji'de tanıştığı rastgele bir adam olduğunu düşünün. Hikaye kimsenin ilgisini çekmeyecekti. Başka bir deyişle muhtemelen kimse bu hikayeyi bilmeyecekti."



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#181 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 01.05.2022 17:37

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Rodman ve Çılgın Hayatı

Dennis Rodman denilince aklınıza neler geliyor? Her maça farklı renkli saçlarıyla çıkması, kendi kendisiyle evlenmesi, hatta kendi düğününde gelinlik giymesi, Madonna ile yaşadığı skandallarla dolu bir aşk, Carmen Electra ile evlenirken sarhoş olduğunu ve hatırlamadığını söylemesi, Jean Claude Van Damme ile birlikte bir filmde rol alması, Kim Jong- Un ile sıkı arkadaşlığı gibi birçok skandallara imza atmış bir isim. The Last Dance belgeselinin geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanması ile birlikte Rodman, yaptığı skandallarla adından tekrardan sıkça söz ettirmeyi başardı. Her Şey NBA ailesi olarak, berbat bir çocukluk geçirip sonrasında şöhretiyle birlikte NBA'deki bir çok skandallara imza atan Dennis Rodman'ın hayat hikayesine doğru yolculuğa çıkıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın!

NBA Öncesi Hayatı


Rodman berbat bir çocukluk geçirdiğini söylüyor. Babası, Dennis 5 yaşındayken onu ve ailesini terk etti. Dennis'i annesi büyüttü. Fakirlik ve sefalet içerisinde geçen bir çocukluk geçirdi. Babası hakkında "Babamı görmeyeli epey zaman oldu. Şöyle bakıyorum; adamın biri, zamanında dünyaya gelmeme yardımcı oldu ama bu, benim bir 'baba'ya sahip olduğum anlamına gelmiyor." Dennis, 45 yıl aradan sonra 2012 yılında babasıyla tekrardan bir araya geldi ama çok uzun yıllar geçtiği için babasını özlemesi gibi bir durum mümkün değildi.

Babasının onları terk etmesinin ardından, annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte Dallas'a yerleşti. Burada okula başlayan kardeşleri, basketbol merakı sardı ve her biri bu alanda başarısını ortaya koyarak lise takımlarında oynamaya başladı. Fakat takımlarında yıldız olanlar sadece kız kardeşleriydi. Dennis genel olarak hiçbir maçın kadrosuna alınmadı. Sonrasında Amerikan Futbolu'nu denedi fakat bunda da başarısız oldu. Liseden mezun olduktan sonra boyu 1.75'ti. Başarısız bir lise kariyeri geçiren Rodman'ın basketbol kariyerinin erkenden bitmesi söz konusuydu.



Lisede okurken, hiçbir spor dalı için yeterli olmadığı söylendi. Mezun olduktan sonra Dallas/Fort Worth Havaalanı'nda temizlik görevlisi olarak işe başladı. Basketbolu sadece eğlenmek için oynuyordu. Çalıştığı havaalanında çok sayıda saat çalmasından ötürü tutuklandı. Dennis o günlerini şu sözlerle anlatıyordu :

"Sadece iki seçeneğim vardı; ya hapse girecektim ya da torbacı olacaktım. Beni bekleyen başka bir gelecek yoktu."

Havaalanındaki işinden çıkarıldıktan sonra geçimini araba yıkayarak sağlamaya çalıştı. Bu sırada sokaklarda basketbol oynamaya devam eden Rodman, 22 yaşına geldiğinde boyu 1.75'ten 2.01'e uzamıştı. Gainesvelle Üniversitesi'nin gözüne girmeyi başaran Rodman, kendisine verilen basketbol bursunu kabul eder. Basketbol takımında oldukça başarılıdır ama not ortalaması bunun tam tersidir. Ortalamayı tutturamayınca okuldan ayrılmak zorunda kalır.



Bu başarısızlıklarının ardından annesi, kendisine çeki düzen verene kadar onu eve almayacağını söyledi. Dennis, annesinin onu istemeyişinin ardından sokaklarda yaşamaya başladı. Köprü altlarında, köpek kulübelerinde ve en çok basketbol sahasında yattı birçok gece. Bu sırada sokak basketbolunda oldukça ünlendiğinden Oklahoma Üniversitesi onu fark etti. Dennis'e sözleşme teklifi götürmek isteyen Oklahoma Üniversitesi, Dennis sokaklarda yaşadığı için öncelikle ona ulaşamadı. Büyük çabalar ve sokakta arama sonucunda Dennis'e ulaşmayı başaran Oklahoma Üniversitesi teklifini sundu ve Dennis bu teklifi kabul etti. Söz verdiği gibi okul ortalamasını tutturan Dennis, üniversitenin son iki yılında 15.9 sayı ve 17.8 ribaund ortalamasıyla NBA seçmelerine katıldı.

NBA Kariyeri


Yaşamını bir türlü düzene sokamayıp, hayatını sokaklarda geçiren ve geç yaşta üniversiteye adım atan Dennis Rodman, 25 yaşındayken 1986 NBA seçmelerinde 27. sıradan Detroit Pistons tarafından seçildi. Isiah Thomas, Bill Lambieer, Joe Dumars gibi sert oyun oynayan ekibin arasına katılan Rodman, The Last Dance belgeselinde de anlattığı üzere kariyerinde sert bir oyuncu olarak anılmasındaki en önemli faktör Detroit Pistons'ta oynamasıydı. Bad Boys ekibi ile 1989 ve 1990 yılında iki NBA şampiyonluğu kazanan Rodman, muazzam ribaund yeteneği ve sert savunmasıyla ön plana çıktı. Karşısına çıkan takımları adeta döverek kazanan Pistons'ta 2 kez All-Star seçilmeyi de başardı. 1991 yılında, gelecekteki takım arkadaşı olacak olan Michael Jordan'lı Chicago Bulls'a 4-0 süpürülen Pistons'ın hanedanlığı da böylece sona erdi. 1992 sezonunda 18.7 ribaund, 1993 sezonunda ise 18.3 ribaund ortalamalarını yakaladı.

Şöhretin en tepesine çıkan Rodman'ın, 1993 yılında dünyaca ünlü şarkıcı Madonna ile yaşadığı aşk magazin gündeminin en tepesine oturdu. İddialara göre Madonna, Dennis Rodman'a kendisini hamile bırakması karşılığında 20 milyon dolar teklif etmişti. 1993 yılında elinde bir çok not ile birlikte intihar etmeyi düşünen Rodman'ı efsanevi NBA muhabiri Craig Sager bu aptalca düşüncesinden vazgeçirdi. 1993-1994 sezonu için San Antonio Spurs takımı ile anlaşan NBA çılgın adamıi David Robinson ile oynama fırsatı da yakaladı. Spurs ile geçirdiği iki sezonda 5.9 sayı, 17 ribaund ortalamalarıyla oynadı. 2 sezonda da ribaund krallığını kimseye vermedi. Spurs'ün stadyum açılışına, saçların boyattığı için 30 dakika geç gelen Rodman, sonrasında yapılan röportajda "Kahretsin saçlarımı beyazlatmak biraz uzun sürdü." açıklamasını yaptı.



1995-1996 sezonuna girerken, kadrosunda Michael Jordan ve Scottie Pippen gibi iki süper yıldızın bulunduğu Chicago Bulls'a Wiil Perdue karşılığında takaslandı. Bu takas sonucunda adını tarihe altın harflerle yazdıracak Jordan-Pippen-Rodman üçlüsü kuruldu. 1995-1996 sezonunda Bulls, ilk 44 maçta 41 galibiyet elde etti. Normal sezonu da 72 galibiyetle kapatan Bulls, bu alanda daha sonra 2015-2016 sezonunda Golden State Warriors tarafından kırılacak olan NBA rekorunu ele geçirdi. Bu başarısını sezon sonunda Seattle Supersonics'i finallerde 4-2 yenerek taçlandıran Bulls'ta Rodman, kariyerinin 3. şampiyonluğunu elde etmeyi başardı.




1996 yazında çıkarmış olduğu "Bad As I Wanna Be" kitabının Paris'teki tanıtımında gelinlik giyerek kendi kendisiyle evlenmek için tören düzenledi. Bu hareketi ile bütün ilgiyi üzerine çeken Dennis Rodman, her zamanki gibi çılgınlıklarına devam etti. Sık sık saçlarını farklı renklere boyatmasıyla gündeme geldi. Bulls ile birlikte art arda 2 şampiyonluk daha yaşayarak three-peat'in önemli parçalarından biri oldu. Ribaund krallığı tacını Bulls'ta da devam ettiren Rodman, üst üste 7 sezon ribaund kralı olmayı başaran NBA tarihindeki ilk isim oldu.

Dennis Rodman, oyunculuğundan çok özel hayatıyla gündeme gelen biri oldu. Kendisinin de söylediği gibi şöhretin basamaklarını tek tek çıktığı zaman tek derdi uyuşturucu ve kadınlardı. Uyuşturucu kullanma problemi onun kariyerinde birçok kez başına iş açtı. 1997 sezonunun ortasında kafası bozulduğu için Phil Jackson ve Michael Jordan'a "Ben tatile çıkıyorum" dedi. Koç Phil Jackson'dan "Git ne yaparsan yap, fakat 48 saat sonra geri dön" iznini aldıktan sonra Las Vegas'a gider. Michael Jordan: "Asla 48 saatte dönmez" der ve haklı çıkar. Tam 98 saat sonra Bulls antrenmanına terlikleriyle ve ünlü model Carmen Electra ile evlenmiş bir şekilde geri döner. Sonrasında ise, Carmen Electra ile evlenirken sarhoş olduğunu ve hiçbir şey hatırlamadığını söyleyerek skandallarına bir yenisini daha ekledi. Bulls'tan ayrılan Rodman 1999'ta Lakers ve 2000'de Mavericks forması giyen Dennis Rodman, 38 yaşında kariyerini noktaladığını açıkladı.

NBA Kariyeri Sonrası


Rodman, NBA kariyeri sonrasında da yaptığı çılgınlıklarla gündeme gelmeyi başardı. 2013 yılında Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'un Michael Jordan'a yaptığı davet cevapsız kalınca, bu kez Dennis Rodman'a davet gönderildi. ABD-Kuzey Kore gerilim hattının yüksek olduğu bir dönemde Kim Jong-Un'un davetini kabul ederek Kuzey Kore'ye gideceğini söyledi. Kuzey Kore'de 22.000 kişi karşısında gösteri maçında Kenny Anderson, Vin Baker ve Cliff Robinson gibi isimlerle birlikte bir gösteri maçı yaptı. Gösteri maçı sonrası Kim Jong-Un'un eğlence davetini kabul eden Dennis Rodman, Kuzey Kore lideriyle birlikte sabaha kadar sarhoş olup, karaoke yaptı. Bu buluşmadan sonra ikili yakın arkadaş oldu.

50. yaş günü kutlamalarında giydiği pembe gecelik, 2019'da California'da iki tane kadın ile birlikte bir yoga mağazasını soyması, 2016 seçim kampanyasında Donald Trump'u desteklediğini açıklayarak tepki toplaması ve 2000 kadınla birlikte olduğunu açıklaması gibi skandallara devam etti. Bu yazımızı çok güzel bir atasözü ile noktalamak istiyorum. O da "Bir insan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#182 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 01.05.2022 17:33

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Dwight Howard: Sakıncalı Kahraman

Basketbol, takım sporları içinde dramanın belki de en yukarıda yaşandığı spor. Son saniye sayıları, son periyotlarda dönen onlarca maç düşünüldüğünde buna güçlü bir argüman üretmek hayli olası. Jordan'ın 98 Finallerini bitiren basketi, Irving'in 2016 Finallerinde attığı üçlük, Durant'in 2017 ve 2018'de attığı üçlüklerle Finalleri koparması bunlardan birkaçı.

Dwight Howard ve benzerleri ise bu grubun dışında kalan ve son saniyelerde şut atması tercih edilmeyen elit oyuncuları oluşturuyor. Howard, tıpkı Shaq gibi harika bir oyuncu olmasına rağmen son saniyede eline top uğramayan bir süperstarlardan sadece biri.

İnanılmaz atletik bir pivot profilindeki Howard, kariyerinin zirvesindeyken oynadığı takımların savunmasının temel dayanağıydı. 3 kere üst üste yılın savunmacısı seçilen tek sporcu olan Süpermen için tarihin en iyi savunmacısı iddiasında bulunmak abes kaçmaz. Howard aynı zamanda Kawhi Leonard ile birlikte yılın savunmacısı ödülünü kazananların en genci olma özelliğini de taşıyor.

Peki Howard nasıl oldu da 2012'ye kadar ligin en gözde pivotuyken 2019'da veteran minimum sözleşmesiyle döndüğü Los Angeles Lakers'ın yedek pivotu konumuna geriledi ve 2020-2021 sezonu için Sixers'ın yedek pivotu oldu?

Hem sportif kariyeri, hem de özel hayatı şaşırtıcı dönüm noktalarını içeren Süpermen lakaplı Dwight Howard'ın kimlik bunalımını 3 bölüm halinde ele alıp Howard'ın yaşadıklarının toplumsal ve bireysel düzeydeki yansımalarını görmeye çalışacağız.

Sorunlu Kişiliğin İnşası

Dwight Howard'ın yolculuğu, annesinin ondan önce 7 kere düşük yaptığı gerçeğiyle başlıyor. Muhafazakar ebeveynlere sahip olan Howard, Atlantalı mübaşir bir anne ile polis babanın çocuğu olarak "Güneydoğu Atlanta Hristiyan Akademisi" lisesinde yer aldıktan sonra idolü Kevin Garnett gibi üniversite okumadan NBA draftına katıldı. Howard öylesine dindar bir kafa yapısına sahipti ki NBA'in logosuna haç ekletmek istediğini açıkça dile getirmişti.

Ailesine aşırı bağlı olan Dwight, 16 sınıf arkadaşının olduğu bir liseden NBA'in sonsuz derinliğine daldığında ilk başlarda afalladığını çeşitli dönemlerde söyledi. Lise maçlarından önce arkadaşlarıyla gırgır şamata yapan Howard, Orlando Magic'te takım arkadaşlarının maçtan önce kendi halinde olmalarına başta alışamamıştı. Lige katıldığında 19 yaşında olan Süpermen, çaylak sezonunda kaybettikleri maçlardan sonra soyunma odasında ağladığını 2019'da yaptığı çeşitli röpörtajlarda ifade etti.

Kadrosuna katıldığı Orlando Magic, Howard'dan önce Tracy McGrady ile 2001-2003 playofflarında yer alıp her seferinde ilk turda elenmişti. 2003-2004 sezonunda 21 galibiyetle sonuncu olan Magic, Howard geldikten sonra 2 sezon üst üste 36 galibiyetle konferansında 10. sırayı aldı.

Bu dönemde Hido Türkoğlu, Jameer Nelson ve Grant Hill gibi oyuncularla yanyana oynayan Howard, 3. sezonunda kariyerini yukarıya taşıyacak bir dönüşüm yaşadı. Magic kondisyonerinin idmanlarıyla güçlenen Howard, 2006-2007 sezonunda power forward pozisyonundan pivot pozisyonuna geçti.

Howard'ın güçlenmesi ve Hido ile Nelson'ın kendilerini geliştirmesiyle birlikte Magic 2007'de playofflara son sıradan girdi ve ilk turda Detroit Pistons'a süpürüldü.

Kariyerinin ilk playoff eşleşmesinde dönemin sert takımlarından Pistons karşısında oldukça sağlam duran Süpermen, %55 saha içi isabetiyle 15.3 sayı bulurken maç başına 14.8 ribaund alıyordu.

Magic 2007-2008 sezonunda koç Brian Hill'i kovup yerine Stan Van Gundy'yi getirdikten sonra Howard'ın gelişimi gittikçe hızlandı. Veteran Grant Hill ve pivot Darko Milicic ile yolları ayıran Magic, şutör forvet Rashard Lewis'i kadrosuna kattı. Nelson-Evans-Hido-Lewis 4lüsü, takımın topla oynayabilen ve şut atabilen hücum gücünü oluştururken Howard ise savunmadaki dayanak ve hücumdaki koçbaşı görevini görüyordu.

Bir nevi Giannis Antetokounmpo ile Bucks'ın günümüzde oynadığı modelin 10 yıl önceki sürümü olan Magic, 2007-2008 sezonunda 52 galibiyet ile konferans üçüncüsü oldu. Playoffların ilk turunda Raptors'ı 4-1 ile geçen Magic yarı finalde yine Pistons'a elenmesine rağmen 22 yaşındaki Howard ışıl ışıl parlıyordu. 18.9 sayı, 15.8 ribaund ve 3.4 blok ortalamaları tutturan Süpermen, aynı sezon içinde smaç şampiyonu olmuştu. Final denemesinde Süpermen logolu atleti ve peleriniyle vurduğu smaç, lakabı ile bağını taçlandırdı.



2007-2008 sezonunda aynı zamanda Hidayet Türkoğlu'nun en çok gelişme kaydeden oyuncu (MIP) seçildiğini belirtmeliyiz.

Stan Van Gundy gelmeden önceki sezon Magic, savunma rating değerinde ligin 6. sırasındayken hücum ratinginde 22. sıradaydı. SVG sonrasında Magic savunma rating sırasını korurken hücumda ligin 7. sırasına kadar yükselmişti.

2008-2009 sezonuna girilirken Magic için şampiyonluk oranı 1'e 20 mertebesindeydi. 30 takım içinde şampiyonluk ihtimali 11. sırada konumlanan Magic'in kendi konferansında final görmesi de beklenmiyordu. Son şampiyon Celtics, eski şampiyon Pistons ve LeBron James'li Cavs'in başarı ihtimali Magic'ten yukarıda konumlanıyordu.



Tarihte ilk ve son kez doğu konferansında 3 takım birden %70 galibiyet oranının üstünde konumlandı.

Howard'a kariyerinin ilk yılın savunmacısı ödülünü getiren bu sezonda Süpermen 2.9 blok, 13.8 ribaund ve 1 top çalma oranı tuttumuştu.

Magic playoffların ilk turunda 76ers'ı 4-2 ile geçti. Konferans yarı finalinde son şampiyon Celtics'i 7 maça giden seride TD Garden'da eleyen Magic, konferans finalinde LeBron James'in önderliğindeki Cavs ile eşleşti.

Cavs'i 4-2 ile geçen Magic'te tam 5 oyuncu çift haneli ortalama tutturdu ve oldukça dengeli bir hücum profili ortaya çıktı.

Ve Howard 24 yaşını doldurmadan ilk finaline 2009 yılında ulaştı.

Kader hepimiz için hayatın farklı noktalarında bir kapı açar. Kimi sporcular kariyerinin ilerleyen yaşlarında kendilerini en büyük sahneye taşıyacak fırsatı bulur, kimisi de bu fırsata erken yaşta erişir.

Bu noktada fırsatı değerlendirebilmek ise pek çok insan için bir saplantıdır fakat kişinin buna ne kadar hazır olduğu hususu genelde keşfedilmemiş bir alandır. Hayatınız boyunca bir şeyleri "hak ettiğini" iddia eden insanları hep duyarsınız. Maaşının azlığından yakınan arkadaşlarınızı, yaşadığı ülkeden daha iyisini hak ettiğini iddia eden insanları, ilişkilerinde sürekli "kendilerine yanlış yapılan" sevdiklerinizi, sürekli birşeylerden dolayı anlaşılmadığını düşünen ve mağdur olan dostlarınıza bakarsanız bu davranışın ne denli yaygın olduğu konusunda fikir sahibi olmanız kolaylaşır.

İnsanlar çalışmanın ve fedakarlık yapmanın iyi niyetleriyle birleştirildiğinde başarıyı ve mutluluğu getireceğini sanmak gibi bir yanılgıya düşerler. İyi niyetle bezeli fedakarlık, mutluğu hak etmenizi sağlamak yerine sizi hayal kırıklığına uğratabilir, çünkü iyi niyet beceriksizliğin affını sağlamaz.

Howard için 2009 Finalleri bunun pratiği oldu. Magic, serinin ilk maçında dağıldıktan sonra ikinci maçı son topa kadar taşıdı. Son topta Hido, Kobe'ye blok koyduktan sonra kenardan başlattığı hücumda topu takım arkadaşı Lee ile buluşturdu fakat Lee 0.6 saniye kala çember dibinde sayıyı bulamadı. Uzatmaya giden maçı Lakers kazandı.

Video 1 – Orlando Magic – Los Angeles Lakers 2009 Finalleri 2. Maçı
[embedyt] https://www.youtube.com/watch?v=ZKshgJwb_ac[/embedyt]

Eşleşmenin üçüncü maçını kazanan Magic seriyi 2-1'e getirdi. Howard 4. maçta NBA Finalleri rekorunu kırdı ve 9 blokla maçı tamamladı. Howard tarihin en iyi finaller savunma performansını 21 ribaundla taçlandırmasına rağmen Magic hem bu maçı, hem de 5. maçı kaybetti ve şampiyon Lakers oldu.

Gerek koç Stan Van Gundy, gerek Howard eşleşme boyunca temel bir hata yaptı. Rakip pota altında Gasol, Bynum ve Odom'ın oluşturduğu yapıdan ötürü Howard 5 maçta sadece 43 şut kullandı. Saha içi isabetinde %49'da kalan Süpermen, serbest atışlarda %60'da takılınca finaller sayı performansı yalnızca 15.4'te kaldı.

Doğu konferansı finallerinde 25.8 sayıyla oynayan Howard'ın finallerde yaşadığı 10.4 sayılık düşüş, Magic'in finallerde maç başına 9.4 fark yemesine neden oldu.



Zeigarnik Etkisi

Zeigarnik etkisi, kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş–kesilmiş olayları, tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavramdır. Bu kavrama göre kişi bir durumu nihayete erdirmediği sürece durumun zihninde yarattığı meşguliyet yüksek olacaktır.

Hayatta bu durumun kısa süreli örneklerini garsonların siparişleri akıllarında tutabilmesi olarak görebiliriz. İşler orta-uzun vadeli baktığımızdaysa ilginçleşir. Pek çoğumuzun hayatında çeşitli dönemlerde maruz kaldığı "Ne zaman evleniyorsun?" tacizi, "Çocuk düşünmüyor musun?" sataşması gibi kişinin hayatı kesitler halinde ele alıp bir sonraki aşamaya geçmesinin beklentisinin yaratılması bu durumun bir yansıması olarak alınabilir.

İnsanların pek çoğu hayatı tecrübeler bütünü olarak değil, yaşanıp bitirilecek kesitler olarak görmeye meyillidir. Bu sebepten ötürü küçük bir liseden gelen, muhafazakar bir ailenin duygusal çocuğu Dwight Howard gibi insanlar başarısızlıkları hayatın doğal akışı içinde deneyimlemektense başarısızlıkları fazlasıyla içselleştirip bir daha bu durumla karşılaşmamaya çalışırlar.

Howard'ın röportajlarda belirttiği üzere 2009 Finallerini kaybettikten sonra soyunma odasında Eminem – Lose Yourself dinleyerek Final sahnesine bir daha çıkamayacağını düşünmesi de bu sorunlu yaklaşımın neticesidir.

Böyle bakıldığında sportif bir yolculuk, şampiyonlukla sonlandırılmadığı zaman ışıltısını yitirebilir ve Howard da 2009 Finallerini sonlandıramamasını yanlış okuyarak yıllar geçtikte yaşadıklarını takıntı haline getirdi, topu eline daha çok ister oldu. Bunu yapabileceği en uygun alan olarak maçı yavaşlatan alçak post oyununu tercih etmesi de ilerleyen yıllarda gittikçe hızlanan ve dış atış öncelikli hale gelen NBA'in içindeki yerini korumasını zorlaştıracaktı.

Magic 2009-2010 sezonunu 59 galibiyetle 2. sırada tamamladığında Howard üst üste ikinci yılın savunmacısı ödülünü alıyordu. Ayrılan Hido'nun yerine Vince Carter'ın geldiği ve Jameer Nelson'ın sakatlıktan dönüp J.J. Redick'in ilk 5'e yerleştiği 2010 playofflarında Magic ilk iki turu Bobcats ve Hawks karşısında süpürse de konferans finalinde Celtics'e 4-2 yenildi.

2010-2011 sezonunda 52, lokavt nedeniyle 66 maç üzerinden oynanan 2011-2012 sezonunda 37 galibiyet alan Magic her iki sezonda da ilk turda elendi. 2010-2011 sezonunda arka arkaya 3. ve son yılın savunmacısı ödülünü alan Howard, Magic'e olan inancını kaybetmişti.

2011 playoffunda Howard 27 sayı ve %63 saha içi isabetle oynarken takım arkadaşları Hido, Jason Richardson ve Gilbert Arenas'ın toplam 27.8 sayı ortalamayı %34 saha içi isabetiyle tutturması Magic'e olan inancın kaybolmasını sağlayan en önemli unsurdu.

2012'de yönetimle konuşup takasını isteyen Süpermen, rotasını kendisinden önceki Süpermen olan Shaq'ın yolu Los Angeles Lakers'a çevirdi. Bu esnada bir dizi yanlış anlaşılmalar sonucu koçu Stan Van Gundy ve takım arkadaşları ile arası bozulan Howard giderken ardındaki köprüleri yaktı.

2012-2013 sezonunu Lakers'da geçiren Süpermen'in Los Angeles macerası sırt ve omuz sakatlıklarından dolayı sportif anlamda sönük geçerken Kobe Bryant'ın sezon içinde aşil tendonunun kopması da takımın sonunu hazırladı. Howard'la birlikte 2013'te son kez playoff yapan Lakers 2019-2020 sezonuna kadar playoff yüzü göremedi.

Sezon sonunda Howard Los Angeles'dan ayrılıp James Harden önderliğinde yeniden yapılanan ve rekabetçi konuma gelen Rockets ile sözleşme imzaladı.

Playofflar için kariyer ortalaması maç başına 10 şut olan Howard, 2009 Finallerinin etkisini üstünden atamadığı Rockets'taki ilk playoff macerasında bu ortalamayı 17.7'ye kadar çıkardı. 2014 playofflarında James Harden ile olan ilişkilerinin gerilmesine yol açan bu durumun ardından yalnızca kullanışlı bir hücum silahı olarak görüldü ve rolü ufaldı.

Houston'da geçirdiği 3 sezon boyunca sayı ortalaması 18.3'den 13.7'ye kadar gerileyen Howard, Darly Morey'nin bayrak taşıyıcılığını yaptığı dış atış baskın hücum sistemine adapte olamadı.

Houston'dan ayrıldığı 2016 yazının ardından takip eden 3 sezonda 3 ayrı takımın formasını terleten devrik Süpermen için yolun sonu gözüktüğünde takvimler 2018'in sonuna gelmişti bile. Hawks ve Hornets ile vasat sezonlar yaşadıktan sonra Wizards'a takaslanan Howard, burada 9 maç oynadıktan sonra sakatlandı ve takımınca serbest bırakıldı. Howard bu dönemde derin bir depresyona girdi.

"Suçlayacak birilerini aramayı bıraktığınızda, problemleriniz, gittikçe daha da büyüleyici bir hal alıyor"

–Manu Larcenet, Sıradan Zaferler

İlk bölümün sonunda bahsettiğim "hak etmek" kavramı bu yüzden, en azından Türk toplumu içinde çıplaklığını her gün gördüğümüz formuyla, saplantılıdır. Kişi kendi sorunlarından başkalarını sorumlu tutarak kendini mağdur konumunda algılamanın rahatlığına kapılırsa aynı davranışları farklı insanlarla birlikte tekrar etmesinin önünü açmış olur. Howard'ın baskının yükseldiği ortamlarda Magic, Lakers ve Rockets ile benzer sorunları yaşaması da bu yüzdendir.

Olumsuz tecrübelerden kaçınmak kişinin çöküşünü hızlandırır. Hayatı atılması gereken adımlar bütünü olarak gören muhafazakar bir zihniyetin çocukları başardıklarının tam olarak tatminine varamazlar, bu sebepten ötürü yaşayamadıkları hayatı deneyimleyen kimselere sıklıkla imrenen insanlar olarak kendi kendilerinin karikatürüne dönüşürler. Howard'ın yıllar içinde kendisiyle dalga geçebilen ligin Shaq sonrası sevimli uzunu konumundan istenmeyen takım arkadaşı konumuna düşmesi de bu durumun yansımasıdır. Başarı kazanırken özgüvenli olan Howard, sıradanlaştıkça uyumsuzlaştı.

Manu Larcenet bir savaş fotoğrafçısının sıradanlaşmaya karşı verdiği mücadelenin karikatürünü çizdiği ödüllü "Sıradan Zaferler" eserinde bu çabayı resmeder.

Kişi her ne kadar özgün ve güçlü de olsa zamana karşı koyması mümkün değildir. Bu durum, dünyayı mutlak kavramlar halinde alan muhafazakar bir zihniyet içinse yıkımı getirir.

Dünya bir din ile, bir partnerle, ne de aile sevginizle tümden ele alınabilecek kadar basit bir yer değildir. Hiç kimse hayatını sadece bir baba, basketbolcu, mühendis, yazar veya Hristiyan gibi tanımlarla kısıtlayarak yaşayamaz.

Howard bunların hiçbirini içselleştirememişti. Bu sebepten ötürü Howard'ın 2018 sonuna gelindiğinde 5 farklı kadından 5 çocuğu vardı. Washington'da iken girdiği depresyonun ardından aylarca evden çıkmadığını söyleyen Howard, bu duruma gelene kadar köprüden önce son çıkış denebilecek pek çok yol ayrımını kaçırmıştı.

Houston döneminde YouTube'dan kendi videolarını izleyip "Ben iyi bir insandım, bu kim?" diye soran bir sporcunun psikolojik desteğe ihtiyaç duyması son derece doğaldır. Burada yaşadığı eksiklikleri evinde 20 yılan besleyerek doldurmaya çalışan Süpermen yaptıkları sonucunda yaşaması gereken baba olmak gibi rol dönüşümlerini kavrayamıyordu.

Davranışlarından ötürü kötü bir takım arkadaşı, hatta bir kanser olduğunu düşünen Howard, depresyonu süresince Zeigarnik etkisinin bir sonucu olarak niteleyebileceğimiz Tamamlanma İhtiyacı (Need for Closure) durumuna örnek teşkil eden hareketler yaşadı.

Tamamlanma ihtiyacı zorluklarla veya alışılmadık şartlarla karşılaşan kişilerin durumu neticelendirme gereksinimini ifade eder. Kişi bu ruh hali içinde yanıtlar aramaya, sürekli olarak kendini (yanlış da olsa) yönlendirmeye başlar.

İlişkileri açmaza giren insanların partnerlerine ağır dramatik konuşmalar yapması veya ayrılacağı kişiye ithamlarda bulunması bu davranışın çıktıları olarak ele alınabilir.

Sorun bir başkasının size sunmadıklarındansa sizin beklentilerinizi ifade edememenizdir. Howard'ın durumunda suç ona yeterince pas verilmemesi veya istediği kadar post-up oynayamaması değil, Howard'ın pick and roll oyununun roll kısmını oynamayı reddetmesidir. Roll oyununda istatistiki olarak ligin ilk 10 sırasında olmasına rağmen 2009 Finallerinde yaşadığı durumu yanlış yorumlayıp sürekli olarak topu eline isteyen Howard kendi kendinin karikatürüne dönüşmekten kurtulamadı.

Depresyon, insanı zihninin en karanlık köşesiyle tanıştıran duygu durum bozukluğudur. Kendinize dair tüm hayal kırıklıklarınızı sansürsüz biçimde deneyimlediğiniz bu ortam, sizi hayat balkonundan düşmeye en yakın köşeye iter. Tüm sevdiklerinizin değerini yitirdiği, mücadele etmek için sebebinizin kalmadığını düşündüğünüz bu durumda sizi hayata bağlayabilecek tek bir soru vardır:

Kendinizi anlatabildiniz mi?



Süpermen'i Öldürmek

Howard yaşadığı depresyondan çıkmak adına egosunu her gün biraz daha öldürdüğünü söylerken anın önemini fark etmek adına uğraştığını ve her bir günü kazanmaya çalıştığını dile getirmiştir.

Kariyerinin en iddialı dönemlerinde 126 kiloya kadar ulaşan Howard, 2019-2020 sezonuna girildiğinde 112 kiloya inmiş. Graham Bensinger'a ve Kristine Leahy'ye verdiği röpörtajlarla kendini açıklamak ve depresyondan çıkmak adına adım atan Süpermen, bu sayede kendini özgürleştirebildi.

2019 yazında kafasını tekrar basketbola verdiğini kanıtlayan Howard, 2019-2020 sezonu için Los Angeles Lakers'la veteran minimum sözleşmeye imza attı. Rol oyuncusu olmayı kabul eden veteran Süpermen bu sayede kariyerinin ilk şampiyonluğuna 2020 yılında ulaştı.

Çocukluk odasında, başucunda haç asılı olan duvarında bir kağıtta hedefleri yazılı olan Howard bunları gerçekleştirmenin tatminini ne kadar yaşıyordur bilinmez. NBA'e 1. sıradan seçilmek, yılın savunmacısı olmak ve şampiyonluk kazanmak gibi hayalleri olan Howard her ne kadar sonuncusunu beklediğinden farklı bir tarzda kazansa da bundan dolayı yakınmayacaktır.

Süpermen egosu ölse de yarattığı yıkımın etkileri halen sürüyor. Oğlu Braylon, babası şampiyonluk kazandıktan sonra yayınladığı bir videoda Dwight Howard'ı kötü babalık yapmakla ve ilgisiz olmakla suçladı.

Sürekli bakıcılara verilmekten şikayet eden Braylon ve kardeşlerinin iddialarını yalanlayan Dwight için işlerin yoluna girmesi kolay değil.

Yetişkin olmak, yaptıklarının sorumluluklarını kabul edip hayata devam edebilmeyi gerektirir. İçselleştirilmeyen tecrübe bu nedenle hükümsüzdür, çünkü bir deneyimi değerli kılan ondan çıkardığınız dersi bir sonraki karşılaşmanızda pratiğe dökebilmenizdir.

Howard ise sportif anlamda kendisinde düzeltmesi gereken yerleri düzeltmeyi geciktirdi, yaşayamadığı bir hayatın peşinden koşarak her istediğini yapması da ölmüş Süpermen egosunun ona bıraktığı tatsız bir miras olarak hep peşinde olacak.

Hepimizin hayatta temel olarak karşılaştığı bir sorun vardır. Evliliğin aşkı öldürdüğü ve yerine sevgiyi geçirdiği, ilişkilerin temel dinamiğinin alışkanlığa dönüştüğü gibi iddialar en basit magazin dergilerinde bile bulunabilir ifadelerdir.

Peki o halde insanlar sevmekten ne zaman vazgeçer?

Bu sorunun yanıtı herkes için farklı olsa da 2009 yılında tek seferde gelmiş geçmiş en fazla izleyici oyunu alarak All-Star'a seçilen Howard'ın şüphesiz buna bir yorumu olacaktır (Bu rekor LeBron'un Lakers'a geçtiği 2019'a kadar kırılamadı). Taraflı-tarafsız birçok izleyicinin sevgisini kazanmış bir figürden yıllar içinde istenmeyen bir adama dönüşen Howard, kendisini dönüştürmeyi reddettiği ölçüde insanlar onu sevmekten vazgeçti.

O artık yalnızca 3 defa yılın savunmacısı olmuş, bir dönemin en iyi pivotu ve savunmacısı değil, aynı zamanda da çocuklarının büyümesini kaçırmış bir baba ve 16 sezon geçirdiği NBA ortamında hiç yakın arkadaşı olmadığını söyleyen bir kişi.

Alıştığımız güvencelerden uzak, henüz küçük parçalara ayırmadığımız bir zeminde ve önceden kestirilmesi kolay olmayan bir sona doğru ilerlemeye zorlandığımız hayatı dar kalıplar içinde tanımlanmış roller üzerinden algılamak pek çok insanı 20'li yaşlarında hayal kırıklığına uğratacaktır.

20'li yaşlarınızın ikinci yarısı irtibat kurduğunuz insanları kaybetmeye başladığınız değil bu insanları çoktan kaybettiğinizi fark ettiğiniz dönemdir. Dwight Howard gerek hoş bir anı olarak kalan Orlando dönemini, gerekse çok keyif aldığını dile getirdiği Los Angeles ve Houston şehirlerini bu şekilde yorumlayabildiği için bunalımını kırıp rol oyuncusu haline gelebilmeyi kabul etti ve şampiyonluk kazandı. Rol oyuncusu Howard, 2020-2021 sezonu için Sixers ile anlaştı ve pivot Joel Embiid'in yedeği oldu.

Stanley Kubrick'e göre yönetmenlik, çarpışan arabanın içinde Savaş ve Barış yazmaya benzer.

Hepimiz kendi hayatlarımızın yönetmenleriysek kendi Savaş ve Barış'ımızı nasıl yazacağımız da bize kalmış...

O sınırsız ihtimalleri hoyratça tüketen dünya düzeninin sakıncalı kahramanı...



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#187 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 05.05.2022 23:41

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Belleğin Azmi

Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda "Eriyen Saatler" olarak da bilinen "Belleğin Azmi" adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep saatine üşüşmüş karıncalar ve erimiş saatlerden bir tanesinin üstüne konmuş kara sinek bize nerede olduğu belirsiz bu düzlemde hepimizi bekleyen sonu işaret eder.

Hafızamızı zorladığımızda NBA genelinde var olan bir fenomenin mevcudiyetini fark ederiz. Pek çok takım normal sezonu kendi konferansında ilk sırada tamamlasa bile NBA Finallerine kalamamıştır. Benzer şekilde pek çok yıldız tarih boyunca normal sezonu iyi istatistiklerle bitirmesine rağmen playofflarda bocalamıştır.

İstatistiki olarak bakıldığında son 20 sezonda Doğu Konferansını ilk sırada tamamlayan takımların yalnızca 3'ünün şampiyon olduğunu ve 2'si de NBA Finali oynadığını görüyoruz. Doğu'yu 2. sırada tamamlayan ekiplerin yine 3'ü şampiyon olurken 7'si Finalde mağlup olduğunu teyit edebilirz.

Aynı istatistiğin Batı Konferansındaki karşılığına baktığımızdaysa Konferans birincilerinin 7 şampiyonluk ve 3 ikincilik yaşadığını görüyoruz. Konferans ikincileri de bu süreçte 3 defa şampiyon olurken 3 kere Finalde yenilmiş.

Bu durumun bize ürettiği 2 soru vardır. Birincisi, elit sporcular arasında dahi neden playoff baskısı oluşur?

İkincisiyse kendisini özellikle Doğu Konferansı özelinde daha net gösterir: son 20 yılın Doğu Konferansı birincileri neden sadece 5 defa Finalde yer aldı?



Göreceli Kalite

NBA'i yıllardır takip eden kitlenin bildiği bir gerçek mevcuttur: Doğu Konferansı Batı Konferansına göre daha kolay görülür. Nitekim bu durumun bir sonucunu da 2017 yılına kadar yapılan NBA All-Star maçlarının sonucuna bakarak anlamak mümkün. 2000-2017 arasında oynanan maçların yalnızca 6'sını kazanan Doğu karması, son 7 maçın 6'sını da kaybetmişti.

Oysa ki 80'lerde oynanan 10 maçın 7'sini Doğu karmaları kazanırken 90'larda oynanan 9 maçın 6'sını kazanan taraf da yine ABD'nin Doğu yakası olmuştu (1999 yılında lokavt nedeniyle maç yapılmadı).

Doğu'da 80'lerde Sixers, Celtics ve Pistons, 90'larda Bulls ve Knicks gibi ekiplerin yıldızlarının sürüklediği kadrolar mevcuttu. Bu durum kendisini All-Star maçlarında gösterdiği gibi açılıştaki istatistikte de anlamlı bir karşılığa sahip: 1980-1999 arasında oynanan 20 sezonda Doğu Konferansı birincileri tam 11 defa şampiyon olurken 4 defa da Finalde yenilmişti. 80-99 arasında Konferans 2.si olup şampiyon olan tek takımsa 1993 yılında Bulls olmuştu.

Şu halde korelasyon kendisini net biçimde ortaya koymaktadır: Larry Bird, Isiah Thomas, Michael Jordan ve benzerlerinin ardından gelen 20 yıllık oyuncu grubundan Doğu Konferansında LeBron James'in oynadığı takımlara sürekli rekabet edecek baskın bir oyuncu grubu oluşmamıştır.

Bu durumda anlatı bizi adeta antropolojik bir soruyu ele almaya taşır: Bir sporcuyu ileri taşıyan unsur nedir?



Üstünlük

Mahallesinde basketbol oynayan kimselerden NBA Finallerinde boy gösteren oyunculara kadar hepimizin aşina olduğu bir his vardır: hiçbirimiz kaybetmeyi sevmeyiz. Basketbol da doğası itibarıyla içinde beraberlik barındıran sporlardan ayrışır. Puanların bölüşülmesinin söz konusu olmadığı bu düzlem bizi bir tarafın mağlubiyetinin zorunlu olduğu sonucuna taşıyacaktır. Dolayısıyla sahayı paylaşanlardan birisi son düdük çalındığında mutlak surette kaybedecektir.

Nitekim Chicago Bulls'un 1997-1998 yolculuğunun ele alındığı "The Last Dance" belgeselinin izlediği anlatı, sürekli olarak karşısındakileri yenmeye iten bir baş aktörü odağına alır. Dramatik kurgu bizi aşılmaya çalışılan dev engellere götürür. Yolculuğun çatışma noktaları Jordan'ın kişisel üstünlük hedefine kilitlenmiştir. Anlatı bizi zorluklarla dolu ilk zafere taşıdıktan sonraysa roller değişmiştir, zirveyi kovalayan artık zirveyi korumak durumundadır.

Niccolo Machiavelli dönüşen üstünlüğü tanımlayan olguyu "Prens" adlı eserinde ele almıştır. Ona göre bir hükümdar zirveye çıkmak için ne kadar zorlu bir yolu aşarsa zirvede kalmak için göstermesi gereken çaba azalacaktır.

1991'de kariyerinin zirvesine çıkan Jordan, kurgunun kötü kahramanı Pistons'ı süpürür ve finalde kendisinden önceki "en iyi" Magic Johnson'ı alt eder.

Gelgelelim The Last Dance, Machiavelli'nin tanımladığı sınırların dışında bir anlatı izler: bizlere 1991 yazından sonra Jordan'ı, hedefine ulaşan herhangi bir yetişkinden ayıran unsuru açıklar.

Yüksek İdealler

1991 yazında ilk amaç 2. şampiyonluk olsa da ufuktaki hedef ne Magic'in, ne Bird'ün, ne de Thomas'ın başardığı 3 defa üst üste şampiyon olma idealidir. Jordan oynadığı dönemin içinde üretilen kahramanları "aşma" motivasyonunu bu doğrultuda gösterir. 93-95 arası basketboldan uzak kalan Jordan'ın 96'daki amacı yine zirveye çıkmak olarak güncellense dahi 97 ve 98 şampiyonlukların hedefi yine kendisini yüceltir.

Her iddianın kendisini önce ispat etme, sonra sürdürme gereksinimi vardır. Bu kavramın tam olarak ne anlama geldiğini anlamamız içinse beraberliğin olmadığı bir diğer bireysel spor dalını incelememiz gerekir.



Müstakil Tanrılar

Tenis bireysel üstünlük durumunun zirve yaptığı spor dallarından biridir ve 2003 sonrası dönemden itibaren rekabetçiliğini artırmıştır. Tek Erkekler Tenisinde 2003 yılında oynanan Wimbledon Finalinden bu yana 71 Grand Slam Organizasyonunun 59'unu Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic üçlüsü kazanmıştır. Büyük üçlü, 2003 yazından bu yana aralarına yalnızca 8 farklı şampiyonu dahil etmiştir. Bu grubun içinde birden fazla zaferi olansa yalnızca iki kişi vardır: Stan Wawrinka ile Andy Murray kazandıkları 3'er Grand Slam şampiyonluğuyla adeta spordan özerkliğini ilan etmiş büyük üçlüye kısmen de olsa kafa tutabilmiştir.

Bu yıl 40 yaşına girecek olan Federer artık aynı rekabetçilik düzeyinde değil ve 36 yaşına girecek Nadal da Wimbledon ile Olimpiyatlara katılmayacağını açıkladı. Dolayısıyla bir güç boşluğunun oluşması yaklaşsa ve tenisin gençlerine fırsat doğsa bile ortada bir engel mevcuttur.



Novak Djokovic

Dünyanın en prestijli tenis turnuvasında, onu en çok kazanan oyuncunun karşısında maç puanından dönüp şampiyon olabilir misiniz? Djokovic 2019 Wimbledon Finalinde Federer karşısında bunu başardığında Jordan'ın benzeri olan pek az sporcunun sahip olduğu mental sertliği ortaya koydu.

Seneca, mental sertlik hakkında ise şöyle der:


"Unutma ki seni yönlendiren zihnin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez olur. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur."

Bu noktada Djokovic'in anlatısının Jordan benzeri büyüklerle benzeştiği nokta her iki sporcunun kariyerlerinin ilerleyen dönemlerinde, daha önce zirveye hiç çıkmamış bir başkasının buraya ortak olmasına izin vermemesidir.

2020 Avustralya Açık Finalinde Dominic Thiem'i, setlerde 2-1 geriye düştükten sonra yenen, 2021 Avustralya Açık Finalinde Daniil Medvedev'i 3-0'la geçerek kupaya uzanan Sırp raket 2021 Roland Garros'da Finalde 22 yaşındaki Stefanos Tsitsipas'ı setlerde 2-0 geriye düştükten sonra mağlup ettiğinde Jordan benzeri bir mental sertliği gösterdi.

Üstelik Djokovic 2021 RG 4. tur maçında 19 yaşındaki Lorenzo Musetti'yi 2-0'dan dönüp elemişti ve turnuva tarihinin en başarılı yıldızı Nadal'ı ise yarı finalde mağlup etmişti.

Djokovic'in şu ana kadar mağlup ettiği gençler için turnuva sayısının bolluğu ve büyük üçlünün yaşları göz önüne alındığında elbette ki fırsatlar çıkacaktır; fakat bu ayardaki sporcuların üstünlük sağlama istekleri sadece gençlere karşı değildir.



Ölümsüzlük

Tenis özelinde bize kendisini gösteren olgu açıktır: hak, verilmez alınır. Büyüklük yolunda yürüyen sporcular kendisinden önce gelenleri devirmekle mükelleftir. 22 yaşındaki LeBron James'in 2007 yılında Pistons'a karşı Doğu Konferansı Finalinde 2 uzatmaya giden, Detroit'in sahasında oynanan ve takımının attığı son 30 sayının 29'unu attığı 5. maçta başardığı tam da budur. Benzer biçimde James'in 2012 Konferans Finalinde Celtics'e karşı 6. maçta sergilediği 45 sayı 15 ribaundluk performans da bu grupa girer.

Büyüklük yolunda yürümenin bir diğer gereksinimi de geriden gelenlere fırsat vermemekten geçer. Michael Jordan'ın 98 NBA Finali 6. maçında Jazz karşısındaki performansı ve Kevin Durant'in 2021 playofflarında Bucks karşısında 49 sayı 17 ribaund 10 asist 3 top çalma 2 blok ile oynadığı 5. maç bu bölümün performanslarıdır.

Jordan, James, Durant ve benzeri sporcuların üstünlük sağladıkları kimseler o an için karşılarında bulunan sporcular olsa dahi bu insanlar gösterdikleri performansla toplumsal hafızanın içinde ölümsüzlüklerini sağlamlaştırırlar.


Bellek Yönetimi

Bir yazılım prensibi olarak donanım üzerinde hakimiyete ihtiyacınız varsa "native" olarak, yani işletim sisteminin kullanımına direkt etki edeceğiniz ve "belleği yöneteceğiniz" şekilde yazılım yapmanız gerekir.

Kolektif bilincin içinde ölümsüzleşmek isteyen Djokovic, Nadal, Federer veya Jordan, James, Durant gibi sporcular da toplumun belleğini performanslarıyla yönetir. Nesnel düşünme becerilerinden yoksun insanların zihni çoğunlukla hafızasını duygularıyla eşleyecektir. "Bir insanın sana ne yaptığını unutabilirsin ama ne hissettirdiğini unutamazsın" benzeri basit aforizmaların odağında da bu yatar: İnsanların belleklerinde kalıcı yer edinebilmek için dramatik kurgunun mümkün olduğu kadar vurucu olması gerekmektedir çünkü pek çok insan görebilmek için etkilenmeye ihtiyaç duyar.



Zaman Korkusu

Christopher Nolan zaman kavramının ölümle olan ilişkisine "Yıldızlararası" adlı filminde olması gerektiği gibi bir bakış açısı katmıştır.


Ölümden korkmuyorum. Ben yaşlı bir fizikçiyim. Zamandan korkuyorum.

Dali'nin "Belleğin Azmi" eserinde, belirsiz bir düzlem olan yaşamın içindeki zamana "sahiplik" algısını yaratan saatin erimesi ve bir "son bulmuşluğu" böceklerle resmederken işaret ettiği temel olgu da zaman korkusudur. Ölüm kavramının bizlerde yarattığı temel sıkışmışlık, "kendimiz" olduğunu sandığımız kişinin sınırlarının ortadan kalkması ve başkalarının bilincindeki imgemizle bir süre daha "dünyada" kalacağımız gerçeğidir.

Kimse kendi adını koymaz ama adının nasıl anılacağını belirlemek kişinin elindedir. İster tenis efsanesi, ister basketbol efsanesi olsun bu seçkin grupta yer alan pek az sayıdaki sporcunun başardığı husus da budur: Onlar zamanın doğal sınırına karşı gelmemiş, bu sınırı aşmak için toplumsal belleği şekillendiren duyguları yönetmişlerdir.



Bazı NBA Yıldızları Niçin Daha Büyüktür?

Susan Neiman'a atıfta bulunmak gerekirse bu gibi bir yazının son bölümüne gelebilmişseniz yaşamınızda çoktan fark ettiğiniz bir durum söz konusudur.

"Olanla olması gereken arasında fark mevcuttur. Olan, mevcutta etrafınızdaki dünyanın durumudur, olması gereken ise idealleriniz, etik değerleriniz veya kabullerinizdir.

Rousseau olanla olması gereken arasındaki uçurumun dünyayı değiştirmemiz gerektirdiğini söylerken Hume olması gerekenden vazgeçmeyi tercih ediyordu..."

Neiman'a göre Hume'unki gibi fikirler bize büyümeyi çağrıştırıyorsa bunun nedeni, büyümeye dair yanlış bir kavrayış tarafından kandırılmış olmamızdır.

Herhangi bir anlatının temel hedefi duygu durum değişikliği yaratmak veya bir düşünceyi tetiklemektir. Dali gibi ressamlar ölümsüzlüğü yeni bir bağlam kurarak, onu izleyenin evrensel önkabullerini sarsarak başarırlar.

Basketbol ise bir sanat değildir, daha çok antropolojik ihtiyaçlarımızın karşılandığı bir düzlemdir. Nitekim ortalama bir insansanız, bir resmin aksine, sonucunu bildiğiniz maçın tamamını tekrar izlemeyeceksinizdir.

Bu durumun jeneriklik pozisyonlar hariç tek istisnası ise Jordan'ın 98'de şampiyonluğu kazandıran sayısı, James'in 2016 finalleri son maçında vurduğu blok gibi anların tekrar izlenilebilirliğinde yatar. Yalnızca duygularımızı harekete geçirmiş sahneler bizde o bağlamı "tekrardan yaşama" hissini uyandıracaktır.

Sonuç – Kimler Büyüktür?

Bizlere, yaşanmış bir anı tekrar deneyimletmeyi başaran sporcular diğerlerinden olgundur çünkü onlar zamanın işleyişinden korkmamış, onu kavramış ve kendi lehine kullanmış kimselerdir.

Genç kuşaktaki Devin Booker, Donovan Mitchell, Luka Doncic, Trae Young ve Jayson Tatum gibi yıldızların toplumsal bellekte kalıcı yer elde etmeleri için "büyümeleri" gerekmektedir. Bu düzeydeki sporcular için büyümek, içinde bulundukları dünyayı değiştirme azmini göstermekten ve kendilerinden önce gelen kimseleri yıkmaya cesaret etmelerinden geçer.

Bu düzeydeki bir sporcu ancak playoff eşleşmesi son maçını oynadığında eli titremiyorsa olgunluğa erişmiştir veya bir NBA Finalinin son dakikalarında paniklemeden oyununu oynuyorsa büyümüştür. Sporcular ancak zaman kavramından korkmadan, onunla birlikte var olarak büyüyebilir ve duygularına hitap ettiği topluluğun belleğinde yer edinebilir.

Büyümenizin zaman sayesinde değil, zaman süresince sizin azminiz sayesinde gerçekleştiğini 11 yaşındaki bir çocuğa anlatabilmeniz dileğiyle...



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021