İçeriğe geç

Malibu Corporation

+195 1,542 yanıt 63,588 görüntülenme Açan kaostan besleniyorum · 1 takipçi

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#181 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 30.04.2022 00:00

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Michael Jordan: Ne Kadar Tanıyoruz?

Michael Jordan, birçok basketbolsever tarafından "GOAT Kim?" sorusuna verilen cevap. Sahadaki duruşuyla başlı başına tehdit oluşturan, asla pes etmeyen ve zafere giden yolda her türlü zorluğa göğüs geren tarihte eşine zor rastlanan bir basketbolcu. Peki yaşayan efsane için saha dışında da "örnek insan" demek ne kadar doğru?

Majestelerini tanımlamak gerekirse aşırı hırs demek yeterli olacaktır. Ancak bu aşırı hırs yalnızca saha içinde kalmamış, saha dışındaki pek çok yerde de kendini göstermiştir. Jordan normal hayatında kaşlarını çatmaktan hiçbir zaman geri durmamış, bazı durumlarda daha da ileriye gitmiştir.

Durum böyle olunca Michael Jordan'ı bir de "kötü anı" sahibi insanlardan dinlemek gerekebilir. Özetle Majestelerinin tamamen iyi bir insan olmadığını anlatan birkaç anekdot önümüze çıkıyor, karşınızda Michael Jordan'ın karanlık yüzü...

Michael Jordan Country Club'dan Atılıyor

NBA ile az çok ilgilenen çoğu insan Michael Jordan'ın golf üzerine olan ilgisini bilir. Golf oynamak için Miami'deki özel La Gorce Country Club'a gelen MJ küçük bir sorun yaşadı. Kulübün kıyafet kurallarına uymadığı gerekçesiyle kendisinden kıyafetlerinin değiştirmesi istendi. Michael Jordan'ın cevabı ise klasik Jordan tarzıydı. Atlantic Black'ten Curtis Bunn olayı kısaca bu ifadelerle anlatmıştı:

"Kulüp yetkilisi, Michael Jordan 12. deliğe geldiğinde yanına yaklaşarak kıyafetlerini değiştirmesi gerektiğini söyledi. Fakat Majesteleri onu sert bir dille reddetti. 'Kibirli, yaşlı ve küstah' gibi kelimeler kullandı.

Kulüp yönetimi Michael Jordan'ı bu sözlerinden ve kurallara uymamasından dolayı sahada golf oynamasını sonsuza kadar yasakladı.

Jordan'ın halkla ilişkiler ofisi olayla ilgili bir açıklama yaptı ve şu ifadeleri kullandı: 'Sanırım bu onların (kulübün) kaybı. Çünkü MJ harika bir golf oyuncusu ve harika bir misafir.'"

Michael Jordan Steve Kerr'ün Yüzünü Yumrukluyor



Steve Kerr, TNT analisti Dan Patrick'e "yumruklanma" olayını kısaca şu cümlelerle anlatmıştı:

"Bir keresinde onunla fikir ayrılığı yaşadım. Sanırım yüzüme yumruk attı. İnanması zor ama bu başıma gelen en iyi şeylerden biriydi.

Kampta çalıştığımız hücum sırasında Michael Jordan'ın dediği bir şeye katılmadım. Sonucunda yumruk yedim. Kalkıp yanına geri dönmem gerekiyordu, sanırım yanına giderek saygı kazandım.

O günden beri Jordan'la harika bir ilişkimiz var. Ona saygı gösterdiğimi kanıtlamam gerekiyordu ve ben de öyle yaptım."


Burnuna yediği yumruk sonrasında herhangi bir karşılık vermeyen Kerr, olayı büyütmeden hücumu oynamaya devam etti. Bu olaydan sonra Steve Kerr ve Michael Jordan arasında hiçbir zaman olumsuzluk yaşanmadı.


Majesteleri Charles Barkley'nin Aklına Giriyor


Takvimler 1993'ü gösterdiğinde NBA'in en büyük iki yıldızı finallerde karşı karşıya geliyordu. Michael Jordan'lı Chicago Bulls ve Charles Barkley'li Phoenix Suns.

Yüksek doz rekabet bir yana, finaller esnasında golf oynamaya gidebilecek kadar da iyi dosttu bu iki isim. Nitekim golf oynamaya da gittiler ancak Charles Barkley olacaklardan habersizdi. Chicago Bulls asistan koçu Johnny Bach yaşananları şöyle anlatmıştı:

"Finallerin 4. maçından önceydi, üstelik Bulls seriyi 2-1 önde götürüyordu. Michael Jordan ve Charles Barkley birlikte golf oynamaya gittiler. İkili arasında uzun ve rekabet dolu bir maç yaşandı. Jordan oyunu kazanmıştı.

Lakin oyun sonunda Michael Jordan, Charles Barkley'e 20.000 dolar değerinde elmas küpe satın aldı. Jordan'ın yanına giderek 'Tüm bunları ne için yaptın?' diye sordum. Michael ise şöyle yanıtladı: 'Serinin geri kalanında yoluma çıkmayacak, 20.000 dolar buna kesinlikle değer. Charles bizi iyi arkadaş sanıyor, açıkçası o şişman heriften nefret ediyorum.'

Michael Jordan golf etkinliği sonrasındaki maçta tam 55 sayı attı ve Charles Barkley maç boyunca Jordan'a dokunmadı bile."


Michael Jordan Bill Cartwright'a Zorbalık Yapıyor


Dönemin Chicago'sunu canlı izleme fırsatına sahip insanlar Michael Jordan'ın beğendiği oyuncuların yerine getirilen oyuncularla arasının pek iyi olmadığını bilir. Kısacası kurban Bill Cartwright oldu. Yahoo Sports'tan Eric Freemna olayı açıklarken bu ifadeleri kullanmıştı:

"Chicago Bulls, Charles Oakley'i takımdan gönderip yerine Bill Cartwright'ı getirdi. Görüldüğü gibi Jordan yakın arkadaşını kaybettiği için durumu içerlemişti ve acısını Bill'den çıkardı. Ona 'Medical Bill' adını verdi ve antrenman sırasında tutmasının imkansız olacağı bir pas fırlattı. Bill doğal olarak pası tutamadı. Jordan bunun ardından Bill'in ellerinin kötü olduğunu söyleyerek bağırdı."

Ancak tüm bunlara rağmen Cartwright Bulls'un 3 şampiyonluk kazanmasında büyük rol oynadı. Boyalı alanı elit seviyede savundu ve karşısındaki oyunculara korku saldı.

Michael Jordan Şef'e Meydan Okuyor


Hayır... bahsettiğimiz Şef Stephen Curry değil. Bu şef Larry Bird ve Kevin McHale ile Boston Celtics'in 80'ler hanedanlığındaki "Büyük Üçlü"den biri olan Robert Parish'in ta kendisi.

Boston Celtics ile şampiyonluklar kazanan "The Chief" yüzüklerin yanında birçok kişinin saygısını da kazanmıştı. Ne var ki Michael Jordan hariç.

Parish 1996-97 sezonunda Chicago Bulls'a katıldı. Ama Jordan onu beklenenin tam aksi bir şekilde yanıt vererek karşıladı.

Parish, Bulls ile yaptığı ilk antrenmanlarında, hücumlardan birinde başarısız oldu ve Jordan'ın yüzünün birkaç santim ötesinde buldu. Şef anılarını şu şekilde anlatmıştı:

"Ona dönüp 'Sana buradakı diğer oyuncular gibi hayran değilim.' dedim. Ama o sırada bana 'K*çını tekmeleyeceğim' demekle uğraşıyordu. Michael Jordan'a bir adım daha yaklaştım. 'Hayır, bunu bana yapamazsın.' dedim. O günden sonra beni hiç rahatsız etmedi."

Majesteleri Muggsy Bogues'un Kariyeriyle Oynuyor


Michael Jordan'ın NBA'e geri dönüşünün ardından Majesteleri, Charlotte Hornets'a karşı oynadıkları ilk tur maçına izini bırakmaktan geri kalmadı.

Eski Chicago Bulls asistan koçu Johnny Bach olayları şöyle anlatmıştı:

"Oyunun en kritik pozisyonunda, Charlotte 1 sayı gerideyken Muggsy topu getiriyordu. Jordan karşısına geçip 'Şut at s*kik cüce!' diye bağırdı ve Muggsy şutu kullandı. Fakat şut isabetin yakınından bile geçmedi."

1 yıl sonra Muggsy o pozisyonun kariyerini etkilediğini söyledi: "Şutum o pozisyondan sonra giderek kötüleşti, hiçbir zaman eskisi gibi olmadı."

Michael Jordan Yaşlı Bir Kadını Kandırıyor



Michael Jordan'ın adını duyuran olay aslında basketbol sahasında bile olmadı. Bunun yerine, Kuzey Carolina takım arkadaşı Buzz Peterson'ın evinde adını duyurdu.

Hikaye kısaca şöyle devam ediyor: Peterson, Michael Jordan'ı Peterson'ın annesiyle sıradan bir kağıt oyunu oynamaya davet ediyor. Para üzerine bahis yok, kısaca arkadaşça bir oyun. Ancak yaşlı kadın tuvaleti kullanmak için kalktığında, Peterson Jordan'ı hile yapmaya çalışırken yakalıyor. Michael, para kazanmak için değil, ne pahasına olursa olsun kazanmak istediği için hile yapmaya çalışıyor.

Yazar Chuck Klosterman olayı son olarak şu şekilde özetliyor:

"Bu hikayeyi büyüleyici kılan şey başrolün MJ olması. Olayın içinde Michael Jordan yerine Peterson'ın antropoloji'de tanıştığı rastgele bir adam olduğunu düşünün. Hikaye kimsenin ilgisini çekmeyecekti. Başka bir deyişle muhtemelen kimse bu hikayeyi bilmeyecekti."



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#183 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 01.05.2022 17:37

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Rodman ve Çılgın Hayatı

Dennis Rodman denilince aklınıza neler geliyor? Her maça farklı renkli saçlarıyla çıkması, kendi kendisiyle evlenmesi, hatta kendi düğününde gelinlik giymesi, Madonna ile yaşadığı skandallarla dolu bir aşk, Carmen Electra ile evlenirken sarhoş olduğunu ve hatırlamadığını söylemesi, Jean Claude Van Damme ile birlikte bir filmde rol alması, Kim Jong- Un ile sıkı arkadaşlığı gibi birçok skandallara imza atmış bir isim. The Last Dance belgeselinin geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanması ile birlikte Rodman, yaptığı skandallarla adından tekrardan sıkça söz ettirmeyi başardı. Her Şey NBA ailesi olarak, berbat bir çocukluk geçirip sonrasında şöhretiyle birlikte NBA'deki bir çok skandallara imza atan Dennis Rodman'ın hayat hikayesine doğru yolculuğa çıkıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın!

NBA Öncesi Hayatı


Rodman berbat bir çocukluk geçirdiğini söylüyor. Babası, Dennis 5 yaşındayken onu ve ailesini terk etti. Dennis'i annesi büyüttü. Fakirlik ve sefalet içerisinde geçen bir çocukluk geçirdi. Babası hakkında "Babamı görmeyeli epey zaman oldu. Şöyle bakıyorum; adamın biri, zamanında dünyaya gelmeme yardımcı oldu ama bu, benim bir 'baba'ya sahip olduğum anlamına gelmiyor." Dennis, 45 yıl aradan sonra 2012 yılında babasıyla tekrardan bir araya geldi ama çok uzun yıllar geçtiği için babasını özlemesi gibi bir durum mümkün değildi.

Babasının onları terk etmesinin ardından, annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte Dallas'a yerleşti. Burada okula başlayan kardeşleri, basketbol merakı sardı ve her biri bu alanda başarısını ortaya koyarak lise takımlarında oynamaya başladı. Fakat takımlarında yıldız olanlar sadece kız kardeşleriydi. Dennis genel olarak hiçbir maçın kadrosuna alınmadı. Sonrasında Amerikan Futbolu'nu denedi fakat bunda da başarısız oldu. Liseden mezun olduktan sonra boyu 1.75'ti. Başarısız bir lise kariyeri geçiren Rodman'ın basketbol kariyerinin erkenden bitmesi söz konusuydu.



Lisede okurken, hiçbir spor dalı için yeterli olmadığı söylendi. Mezun olduktan sonra Dallas/Fort Worth Havaalanı'nda temizlik görevlisi olarak işe başladı. Basketbolu sadece eğlenmek için oynuyordu. Çalıştığı havaalanında çok sayıda saat çalmasından ötürü tutuklandı. Dennis o günlerini şu sözlerle anlatıyordu :

"Sadece iki seçeneğim vardı; ya hapse girecektim ya da torbacı olacaktım. Beni bekleyen başka bir gelecek yoktu."

Havaalanındaki işinden çıkarıldıktan sonra geçimini araba yıkayarak sağlamaya çalıştı. Bu sırada sokaklarda basketbol oynamaya devam eden Rodman, 22 yaşına geldiğinde boyu 1.75'ten 2.01'e uzamıştı. Gainesvelle Üniversitesi'nin gözüne girmeyi başaran Rodman, kendisine verilen basketbol bursunu kabul eder. Basketbol takımında oldukça başarılıdır ama not ortalaması bunun tam tersidir. Ortalamayı tutturamayınca okuldan ayrılmak zorunda kalır.



Bu başarısızlıklarının ardından annesi, kendisine çeki düzen verene kadar onu eve almayacağını söyledi. Dennis, annesinin onu istemeyişinin ardından sokaklarda yaşamaya başladı. Köprü altlarında, köpek kulübelerinde ve en çok basketbol sahasında yattı birçok gece. Bu sırada sokak basketbolunda oldukça ünlendiğinden Oklahoma Üniversitesi onu fark etti. Dennis'e sözleşme teklifi götürmek isteyen Oklahoma Üniversitesi, Dennis sokaklarda yaşadığı için öncelikle ona ulaşamadı. Büyük çabalar ve sokakta arama sonucunda Dennis'e ulaşmayı başaran Oklahoma Üniversitesi teklifini sundu ve Dennis bu teklifi kabul etti. Söz verdiği gibi okul ortalamasını tutturan Dennis, üniversitenin son iki yılında 15.9 sayı ve 17.8 ribaund ortalamasıyla NBA seçmelerine katıldı.

NBA Kariyeri


Yaşamını bir türlü düzene sokamayıp, hayatını sokaklarda geçiren ve geç yaşta üniversiteye adım atan Dennis Rodman, 25 yaşındayken 1986 NBA seçmelerinde 27. sıradan Detroit Pistons tarafından seçildi. Isiah Thomas, Bill Lambieer, Joe Dumars gibi sert oyun oynayan ekibin arasına katılan Rodman, The Last Dance belgeselinde de anlattığı üzere kariyerinde sert bir oyuncu olarak anılmasındaki en önemli faktör Detroit Pistons'ta oynamasıydı. Bad Boys ekibi ile 1989 ve 1990 yılında iki NBA şampiyonluğu kazanan Rodman, muazzam ribaund yeteneği ve sert savunmasıyla ön plana çıktı. Karşısına çıkan takımları adeta döverek kazanan Pistons'ta 2 kez All-Star seçilmeyi de başardı. 1991 yılında, gelecekteki takım arkadaşı olacak olan Michael Jordan'lı Chicago Bulls'a 4-0 süpürülen Pistons'ın hanedanlığı da böylece sona erdi. 1992 sezonunda 18.7 ribaund, 1993 sezonunda ise 18.3 ribaund ortalamalarını yakaladı.

Şöhretin en tepesine çıkan Rodman'ın, 1993 yılında dünyaca ünlü şarkıcı Madonna ile yaşadığı aşk magazin gündeminin en tepesine oturdu. İddialara göre Madonna, Dennis Rodman'a kendisini hamile bırakması karşılığında 20 milyon dolar teklif etmişti. 1993 yılında elinde bir çok not ile birlikte intihar etmeyi düşünen Rodman'ı efsanevi NBA muhabiri Craig Sager bu aptalca düşüncesinden vazgeçirdi. 1993-1994 sezonu için San Antonio Spurs takımı ile anlaşan NBA çılgın adamıi David Robinson ile oynama fırsatı da yakaladı. Spurs ile geçirdiği iki sezonda 5.9 sayı, 17 ribaund ortalamalarıyla oynadı. 2 sezonda da ribaund krallığını kimseye vermedi. Spurs'ün stadyum açılışına, saçların boyattığı için 30 dakika geç gelen Rodman, sonrasında yapılan röportajda "Kahretsin saçlarımı beyazlatmak biraz uzun sürdü." açıklamasını yaptı.



1995-1996 sezonuna girerken, kadrosunda Michael Jordan ve Scottie Pippen gibi iki süper yıldızın bulunduğu Chicago Bulls'a Wiil Perdue karşılığında takaslandı. Bu takas sonucunda adını tarihe altın harflerle yazdıracak Jordan-Pippen-Rodman üçlüsü kuruldu. 1995-1996 sezonunda Bulls, ilk 44 maçta 41 galibiyet elde etti. Normal sezonu da 72 galibiyetle kapatan Bulls, bu alanda daha sonra 2015-2016 sezonunda Golden State Warriors tarafından kırılacak olan NBA rekorunu ele geçirdi. Bu başarısını sezon sonunda Seattle Supersonics'i finallerde 4-2 yenerek taçlandıran Bulls'ta Rodman, kariyerinin 3. şampiyonluğunu elde etmeyi başardı.




1996 yazında çıkarmış olduğu "Bad As I Wanna Be" kitabının Paris'teki tanıtımında gelinlik giyerek kendi kendisiyle evlenmek için tören düzenledi. Bu hareketi ile bütün ilgiyi üzerine çeken Dennis Rodman, her zamanki gibi çılgınlıklarına devam etti. Sık sık saçlarını farklı renklere boyatmasıyla gündeme geldi. Bulls ile birlikte art arda 2 şampiyonluk daha yaşayarak three-peat'in önemli parçalarından biri oldu. Ribaund krallığı tacını Bulls'ta da devam ettiren Rodman, üst üste 7 sezon ribaund kralı olmayı başaran NBA tarihindeki ilk isim oldu.

Dennis Rodman, oyunculuğundan çok özel hayatıyla gündeme gelen biri oldu. Kendisinin de söylediği gibi şöhretin basamaklarını tek tek çıktığı zaman tek derdi uyuşturucu ve kadınlardı. Uyuşturucu kullanma problemi onun kariyerinde birçok kez başına iş açtı. 1997 sezonunun ortasında kafası bozulduğu için Phil Jackson ve Michael Jordan'a "Ben tatile çıkıyorum" dedi. Koç Phil Jackson'dan "Git ne yaparsan yap, fakat 48 saat sonra geri dön" iznini aldıktan sonra Las Vegas'a gider. Michael Jordan: "Asla 48 saatte dönmez" der ve haklı çıkar. Tam 98 saat sonra Bulls antrenmanına terlikleriyle ve ünlü model Carmen Electra ile evlenmiş bir şekilde geri döner. Sonrasında ise, Carmen Electra ile evlenirken sarhoş olduğunu ve hiçbir şey hatırlamadığını söyleyerek skandallarına bir yenisini daha ekledi. Bulls'tan ayrılan Rodman 1999'ta Lakers ve 2000'de Mavericks forması giyen Dennis Rodman, 38 yaşında kariyerini noktaladığını açıkladı.

NBA Kariyeri Sonrası


Rodman, NBA kariyeri sonrasında da yaptığı çılgınlıklarla gündeme gelmeyi başardı. 2013 yılında Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'un Michael Jordan'a yaptığı davet cevapsız kalınca, bu kez Dennis Rodman'a davet gönderildi. ABD-Kuzey Kore gerilim hattının yüksek olduğu bir dönemde Kim Jong-Un'un davetini kabul ederek Kuzey Kore'ye gideceğini söyledi. Kuzey Kore'de 22.000 kişi karşısında gösteri maçında Kenny Anderson, Vin Baker ve Cliff Robinson gibi isimlerle birlikte bir gösteri maçı yaptı. Gösteri maçı sonrası Kim Jong-Un'un eğlence davetini kabul eden Dennis Rodman, Kuzey Kore lideriyle birlikte sabaha kadar sarhoş olup, karaoke yaptı. Bu buluşmadan sonra ikili yakın arkadaş oldu.

50. yaş günü kutlamalarında giydiği pembe gecelik, 2019'da California'da iki tane kadın ile birlikte bir yoga mağazasını soyması, 2016 seçim kampanyasında Donald Trump'u desteklediğini açıklayarak tepki toplaması ve 2000 kadınla birlikte olduğunu açıklaması gibi skandallara devam etti. Bu yazımızı çok güzel bir atasözü ile noktalamak istiyorum. O da "Bir insan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#184 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 01.05.2022 17:33

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Dwight Howard: Sakıncalı Kahraman

Basketbol, takım sporları içinde dramanın belki de en yukarıda yaşandığı spor. Son saniye sayıları, son periyotlarda dönen onlarca maç düşünüldüğünde buna güçlü bir argüman üretmek hayli olası. Jordan'ın 98 Finallerini bitiren basketi, Irving'in 2016 Finallerinde attığı üçlük, Durant'in 2017 ve 2018'de attığı üçlüklerle Finalleri koparması bunlardan birkaçı.

Dwight Howard ve benzerleri ise bu grubun dışında kalan ve son saniyelerde şut atması tercih edilmeyen elit oyuncuları oluşturuyor. Howard, tıpkı Shaq gibi harika bir oyuncu olmasına rağmen son saniyede eline top uğramayan bir süperstarlardan sadece biri.

İnanılmaz atletik bir pivot profilindeki Howard, kariyerinin zirvesindeyken oynadığı takımların savunmasının temel dayanağıydı. 3 kere üst üste yılın savunmacısı seçilen tek sporcu olan Süpermen için tarihin en iyi savunmacısı iddiasında bulunmak abes kaçmaz. Howard aynı zamanda Kawhi Leonard ile birlikte yılın savunmacısı ödülünü kazananların en genci olma özelliğini de taşıyor.

Peki Howard nasıl oldu da 2012'ye kadar ligin en gözde pivotuyken 2019'da veteran minimum sözleşmesiyle döndüğü Los Angeles Lakers'ın yedek pivotu konumuna geriledi ve 2020-2021 sezonu için Sixers'ın yedek pivotu oldu?

Hem sportif kariyeri, hem de özel hayatı şaşırtıcı dönüm noktalarını içeren Süpermen lakaplı Dwight Howard'ın kimlik bunalımını 3 bölüm halinde ele alıp Howard'ın yaşadıklarının toplumsal ve bireysel düzeydeki yansımalarını görmeye çalışacağız.

Sorunlu Kişiliğin İnşası

Dwight Howard'ın yolculuğu, annesinin ondan önce 7 kere düşük yaptığı gerçeğiyle başlıyor. Muhafazakar ebeveynlere sahip olan Howard, Atlantalı mübaşir bir anne ile polis babanın çocuğu olarak "Güneydoğu Atlanta Hristiyan Akademisi" lisesinde yer aldıktan sonra idolü Kevin Garnett gibi üniversite okumadan NBA draftına katıldı. Howard öylesine dindar bir kafa yapısına sahipti ki NBA'in logosuna haç ekletmek istediğini açıkça dile getirmişti.

Ailesine aşırı bağlı olan Dwight, 16 sınıf arkadaşının olduğu bir liseden NBA'in sonsuz derinliğine daldığında ilk başlarda afalladığını çeşitli dönemlerde söyledi. Lise maçlarından önce arkadaşlarıyla gırgır şamata yapan Howard, Orlando Magic'te takım arkadaşlarının maçtan önce kendi halinde olmalarına başta alışamamıştı. Lige katıldığında 19 yaşında olan Süpermen, çaylak sezonunda kaybettikleri maçlardan sonra soyunma odasında ağladığını 2019'da yaptığı çeşitli röpörtajlarda ifade etti.

Kadrosuna katıldığı Orlando Magic, Howard'dan önce Tracy McGrady ile 2001-2003 playofflarında yer alıp her seferinde ilk turda elenmişti. 2003-2004 sezonunda 21 galibiyetle sonuncu olan Magic, Howard geldikten sonra 2 sezon üst üste 36 galibiyetle konferansında 10. sırayı aldı.

Bu dönemde Hido Türkoğlu, Jameer Nelson ve Grant Hill gibi oyuncularla yanyana oynayan Howard, 3. sezonunda kariyerini yukarıya taşıyacak bir dönüşüm yaşadı. Magic kondisyonerinin idmanlarıyla güçlenen Howard, 2006-2007 sezonunda power forward pozisyonundan pivot pozisyonuna geçti.

Howard'ın güçlenmesi ve Hido ile Nelson'ın kendilerini geliştirmesiyle birlikte Magic 2007'de playofflara son sıradan girdi ve ilk turda Detroit Pistons'a süpürüldü.

Kariyerinin ilk playoff eşleşmesinde dönemin sert takımlarından Pistons karşısında oldukça sağlam duran Süpermen, %55 saha içi isabetiyle 15.3 sayı bulurken maç başına 14.8 ribaund alıyordu.

Magic 2007-2008 sezonunda koç Brian Hill'i kovup yerine Stan Van Gundy'yi getirdikten sonra Howard'ın gelişimi gittikçe hızlandı. Veteran Grant Hill ve pivot Darko Milicic ile yolları ayıran Magic, şutör forvet Rashard Lewis'i kadrosuna kattı. Nelson-Evans-Hido-Lewis 4lüsü, takımın topla oynayabilen ve şut atabilen hücum gücünü oluştururken Howard ise savunmadaki dayanak ve hücumdaki koçbaşı görevini görüyordu.

Bir nevi Giannis Antetokounmpo ile Bucks'ın günümüzde oynadığı modelin 10 yıl önceki sürümü olan Magic, 2007-2008 sezonunda 52 galibiyet ile konferans üçüncüsü oldu. Playoffların ilk turunda Raptors'ı 4-1 ile geçen Magic yarı finalde yine Pistons'a elenmesine rağmen 22 yaşındaki Howard ışıl ışıl parlıyordu. 18.9 sayı, 15.8 ribaund ve 3.4 blok ortalamaları tutturan Süpermen, aynı sezon içinde smaç şampiyonu olmuştu. Final denemesinde Süpermen logolu atleti ve peleriniyle vurduğu smaç, lakabı ile bağını taçlandırdı.



2007-2008 sezonunda aynı zamanda Hidayet Türkoğlu'nun en çok gelişme kaydeden oyuncu (MIP) seçildiğini belirtmeliyiz.

Stan Van Gundy gelmeden önceki sezon Magic, savunma rating değerinde ligin 6. sırasındayken hücum ratinginde 22. sıradaydı. SVG sonrasında Magic savunma rating sırasını korurken hücumda ligin 7. sırasına kadar yükselmişti.

2008-2009 sezonuna girilirken Magic için şampiyonluk oranı 1'e 20 mertebesindeydi. 30 takım içinde şampiyonluk ihtimali 11. sırada konumlanan Magic'in kendi konferansında final görmesi de beklenmiyordu. Son şampiyon Celtics, eski şampiyon Pistons ve LeBron James'li Cavs'in başarı ihtimali Magic'ten yukarıda konumlanıyordu.



Tarihte ilk ve son kez doğu konferansında 3 takım birden %70 galibiyet oranının üstünde konumlandı.

Howard'a kariyerinin ilk yılın savunmacısı ödülünü getiren bu sezonda Süpermen 2.9 blok, 13.8 ribaund ve 1 top çalma oranı tuttumuştu.

Magic playoffların ilk turunda 76ers'ı 4-2 ile geçti. Konferans yarı finalinde son şampiyon Celtics'i 7 maça giden seride TD Garden'da eleyen Magic, konferans finalinde LeBron James'in önderliğindeki Cavs ile eşleşti.

Cavs'i 4-2 ile geçen Magic'te tam 5 oyuncu çift haneli ortalama tutturdu ve oldukça dengeli bir hücum profili ortaya çıktı.

Ve Howard 24 yaşını doldurmadan ilk finaline 2009 yılında ulaştı.

Kader hepimiz için hayatın farklı noktalarında bir kapı açar. Kimi sporcular kariyerinin ilerleyen yaşlarında kendilerini en büyük sahneye taşıyacak fırsatı bulur, kimisi de bu fırsata erken yaşta erişir.

Bu noktada fırsatı değerlendirebilmek ise pek çok insan için bir saplantıdır fakat kişinin buna ne kadar hazır olduğu hususu genelde keşfedilmemiş bir alandır. Hayatınız boyunca bir şeyleri "hak ettiğini" iddia eden insanları hep duyarsınız. Maaşının azlığından yakınan arkadaşlarınızı, yaşadığı ülkeden daha iyisini hak ettiğini iddia eden insanları, ilişkilerinde sürekli "kendilerine yanlış yapılan" sevdiklerinizi, sürekli birşeylerden dolayı anlaşılmadığını düşünen ve mağdur olan dostlarınıza bakarsanız bu davranışın ne denli yaygın olduğu konusunda fikir sahibi olmanız kolaylaşır.

İnsanlar çalışmanın ve fedakarlık yapmanın iyi niyetleriyle birleştirildiğinde başarıyı ve mutluluğu getireceğini sanmak gibi bir yanılgıya düşerler. İyi niyetle bezeli fedakarlık, mutluğu hak etmenizi sağlamak yerine sizi hayal kırıklığına uğratabilir, çünkü iyi niyet beceriksizliğin affını sağlamaz.

Howard için 2009 Finalleri bunun pratiği oldu. Magic, serinin ilk maçında dağıldıktan sonra ikinci maçı son topa kadar taşıdı. Son topta Hido, Kobe'ye blok koyduktan sonra kenardan başlattığı hücumda topu takım arkadaşı Lee ile buluşturdu fakat Lee 0.6 saniye kala çember dibinde sayıyı bulamadı. Uzatmaya giden maçı Lakers kazandı.

Video 1 – Orlando Magic – Los Angeles Lakers 2009 Finalleri 2. Maçı
[embedyt] https://www.youtube.com/watch?v=ZKshgJwb_ac[/embedyt]

Eşleşmenin üçüncü maçını kazanan Magic seriyi 2-1'e getirdi. Howard 4. maçta NBA Finalleri rekorunu kırdı ve 9 blokla maçı tamamladı. Howard tarihin en iyi finaller savunma performansını 21 ribaundla taçlandırmasına rağmen Magic hem bu maçı, hem de 5. maçı kaybetti ve şampiyon Lakers oldu.

Gerek koç Stan Van Gundy, gerek Howard eşleşme boyunca temel bir hata yaptı. Rakip pota altında Gasol, Bynum ve Odom'ın oluşturduğu yapıdan ötürü Howard 5 maçta sadece 43 şut kullandı. Saha içi isabetinde %49'da kalan Süpermen, serbest atışlarda %60'da takılınca finaller sayı performansı yalnızca 15.4'te kaldı.

Doğu konferansı finallerinde 25.8 sayıyla oynayan Howard'ın finallerde yaşadığı 10.4 sayılık düşüş, Magic'in finallerde maç başına 9.4 fark yemesine neden oldu.



Zeigarnik Etkisi

Zeigarnik etkisi, kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş–kesilmiş olayları, tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavramdır. Bu kavrama göre kişi bir durumu nihayete erdirmediği sürece durumun zihninde yarattığı meşguliyet yüksek olacaktır.

Hayatta bu durumun kısa süreli örneklerini garsonların siparişleri akıllarında tutabilmesi olarak görebiliriz. İşler orta-uzun vadeli baktığımızdaysa ilginçleşir. Pek çoğumuzun hayatında çeşitli dönemlerde maruz kaldığı "Ne zaman evleniyorsun?" tacizi, "Çocuk düşünmüyor musun?" sataşması gibi kişinin hayatı kesitler halinde ele alıp bir sonraki aşamaya geçmesinin beklentisinin yaratılması bu durumun bir yansıması olarak alınabilir.

İnsanların pek çoğu hayatı tecrübeler bütünü olarak değil, yaşanıp bitirilecek kesitler olarak görmeye meyillidir. Bu sebepten ötürü küçük bir liseden gelen, muhafazakar bir ailenin duygusal çocuğu Dwight Howard gibi insanlar başarısızlıkları hayatın doğal akışı içinde deneyimlemektense başarısızlıkları fazlasıyla içselleştirip bir daha bu durumla karşılaşmamaya çalışırlar.

Howard'ın röportajlarda belirttiği üzere 2009 Finallerini kaybettikten sonra soyunma odasında Eminem – Lose Yourself dinleyerek Final sahnesine bir daha çıkamayacağını düşünmesi de bu sorunlu yaklaşımın neticesidir.

Böyle bakıldığında sportif bir yolculuk, şampiyonlukla sonlandırılmadığı zaman ışıltısını yitirebilir ve Howard da 2009 Finallerini sonlandıramamasını yanlış okuyarak yıllar geçtikte yaşadıklarını takıntı haline getirdi, topu eline daha çok ister oldu. Bunu yapabileceği en uygun alan olarak maçı yavaşlatan alçak post oyununu tercih etmesi de ilerleyen yıllarda gittikçe hızlanan ve dış atış öncelikli hale gelen NBA'in içindeki yerini korumasını zorlaştıracaktı.

Magic 2009-2010 sezonunu 59 galibiyetle 2. sırada tamamladığında Howard üst üste ikinci yılın savunmacısı ödülünü alıyordu. Ayrılan Hido'nun yerine Vince Carter'ın geldiği ve Jameer Nelson'ın sakatlıktan dönüp J.J. Redick'in ilk 5'e yerleştiği 2010 playofflarında Magic ilk iki turu Bobcats ve Hawks karşısında süpürse de konferans finalinde Celtics'e 4-2 yenildi.

2010-2011 sezonunda 52, lokavt nedeniyle 66 maç üzerinden oynanan 2011-2012 sezonunda 37 galibiyet alan Magic her iki sezonda da ilk turda elendi. 2010-2011 sezonunda arka arkaya 3. ve son yılın savunmacısı ödülünü alan Howard, Magic'e olan inancını kaybetmişti.

2011 playoffunda Howard 27 sayı ve %63 saha içi isabetle oynarken takım arkadaşları Hido, Jason Richardson ve Gilbert Arenas'ın toplam 27.8 sayı ortalamayı %34 saha içi isabetiyle tutturması Magic'e olan inancın kaybolmasını sağlayan en önemli unsurdu.

2012'de yönetimle konuşup takasını isteyen Süpermen, rotasını kendisinden önceki Süpermen olan Shaq'ın yolu Los Angeles Lakers'a çevirdi. Bu esnada bir dizi yanlış anlaşılmalar sonucu koçu Stan Van Gundy ve takım arkadaşları ile arası bozulan Howard giderken ardındaki köprüleri yaktı.

2012-2013 sezonunu Lakers'da geçiren Süpermen'in Los Angeles macerası sırt ve omuz sakatlıklarından dolayı sportif anlamda sönük geçerken Kobe Bryant'ın sezon içinde aşil tendonunun kopması da takımın sonunu hazırladı. Howard'la birlikte 2013'te son kez playoff yapan Lakers 2019-2020 sezonuna kadar playoff yüzü göremedi.

Sezon sonunda Howard Los Angeles'dan ayrılıp James Harden önderliğinde yeniden yapılanan ve rekabetçi konuma gelen Rockets ile sözleşme imzaladı.

Playofflar için kariyer ortalaması maç başına 10 şut olan Howard, 2009 Finallerinin etkisini üstünden atamadığı Rockets'taki ilk playoff macerasında bu ortalamayı 17.7'ye kadar çıkardı. 2014 playofflarında James Harden ile olan ilişkilerinin gerilmesine yol açan bu durumun ardından yalnızca kullanışlı bir hücum silahı olarak görüldü ve rolü ufaldı.

Houston'da geçirdiği 3 sezon boyunca sayı ortalaması 18.3'den 13.7'ye kadar gerileyen Howard, Darly Morey'nin bayrak taşıyıcılığını yaptığı dış atış baskın hücum sistemine adapte olamadı.

Houston'dan ayrıldığı 2016 yazının ardından takip eden 3 sezonda 3 ayrı takımın formasını terleten devrik Süpermen için yolun sonu gözüktüğünde takvimler 2018'in sonuna gelmişti bile. Hawks ve Hornets ile vasat sezonlar yaşadıktan sonra Wizards'a takaslanan Howard, burada 9 maç oynadıktan sonra sakatlandı ve takımınca serbest bırakıldı. Howard bu dönemde derin bir depresyona girdi.

"Suçlayacak birilerini aramayı bıraktığınızda, problemleriniz, gittikçe daha da büyüleyici bir hal alıyor"

–Manu Larcenet, Sıradan Zaferler

İlk bölümün sonunda bahsettiğim "hak etmek" kavramı bu yüzden, en azından Türk toplumu içinde çıplaklığını her gün gördüğümüz formuyla, saplantılıdır. Kişi kendi sorunlarından başkalarını sorumlu tutarak kendini mağdur konumunda algılamanın rahatlığına kapılırsa aynı davranışları farklı insanlarla birlikte tekrar etmesinin önünü açmış olur. Howard'ın baskının yükseldiği ortamlarda Magic, Lakers ve Rockets ile benzer sorunları yaşaması da bu yüzdendir.

Olumsuz tecrübelerden kaçınmak kişinin çöküşünü hızlandırır. Hayatı atılması gereken adımlar bütünü olarak gören muhafazakar bir zihniyetin çocukları başardıklarının tam olarak tatminine varamazlar, bu sebepten ötürü yaşayamadıkları hayatı deneyimleyen kimselere sıklıkla imrenen insanlar olarak kendi kendilerinin karikatürüne dönüşürler. Howard'ın yıllar içinde kendisiyle dalga geçebilen ligin Shaq sonrası sevimli uzunu konumundan istenmeyen takım arkadaşı konumuna düşmesi de bu durumun yansımasıdır. Başarı kazanırken özgüvenli olan Howard, sıradanlaştıkça uyumsuzlaştı.

Manu Larcenet bir savaş fotoğrafçısının sıradanlaşmaya karşı verdiği mücadelenin karikatürünü çizdiği ödüllü "Sıradan Zaferler" eserinde bu çabayı resmeder.

Kişi her ne kadar özgün ve güçlü de olsa zamana karşı koyması mümkün değildir. Bu durum, dünyayı mutlak kavramlar halinde alan muhafazakar bir zihniyet içinse yıkımı getirir.

Dünya bir din ile, bir partnerle, ne de aile sevginizle tümden ele alınabilecek kadar basit bir yer değildir. Hiç kimse hayatını sadece bir baba, basketbolcu, mühendis, yazar veya Hristiyan gibi tanımlarla kısıtlayarak yaşayamaz.

Howard bunların hiçbirini içselleştirememişti. Bu sebepten ötürü Howard'ın 2018 sonuna gelindiğinde 5 farklı kadından 5 çocuğu vardı. Washington'da iken girdiği depresyonun ardından aylarca evden çıkmadığını söyleyen Howard, bu duruma gelene kadar köprüden önce son çıkış denebilecek pek çok yol ayrımını kaçırmıştı.

Houston döneminde YouTube'dan kendi videolarını izleyip "Ben iyi bir insandım, bu kim?" diye soran bir sporcunun psikolojik desteğe ihtiyaç duyması son derece doğaldır. Burada yaşadığı eksiklikleri evinde 20 yılan besleyerek doldurmaya çalışan Süpermen yaptıkları sonucunda yaşaması gereken baba olmak gibi rol dönüşümlerini kavrayamıyordu.

Davranışlarından ötürü kötü bir takım arkadaşı, hatta bir kanser olduğunu düşünen Howard, depresyonu süresince Zeigarnik etkisinin bir sonucu olarak niteleyebileceğimiz Tamamlanma İhtiyacı (Need for Closure) durumuna örnek teşkil eden hareketler yaşadı.

Tamamlanma ihtiyacı zorluklarla veya alışılmadık şartlarla karşılaşan kişilerin durumu neticelendirme gereksinimini ifade eder. Kişi bu ruh hali içinde yanıtlar aramaya, sürekli olarak kendini (yanlış da olsa) yönlendirmeye başlar.

İlişkileri açmaza giren insanların partnerlerine ağır dramatik konuşmalar yapması veya ayrılacağı kişiye ithamlarda bulunması bu davranışın çıktıları olarak ele alınabilir.

Sorun bir başkasının size sunmadıklarındansa sizin beklentilerinizi ifade edememenizdir. Howard'ın durumunda suç ona yeterince pas verilmemesi veya istediği kadar post-up oynayamaması değil, Howard'ın pick and roll oyununun roll kısmını oynamayı reddetmesidir. Roll oyununda istatistiki olarak ligin ilk 10 sırasında olmasına rağmen 2009 Finallerinde yaşadığı durumu yanlış yorumlayıp sürekli olarak topu eline isteyen Howard kendi kendinin karikatürüne dönüşmekten kurtulamadı.

Depresyon, insanı zihninin en karanlık köşesiyle tanıştıran duygu durum bozukluğudur. Kendinize dair tüm hayal kırıklıklarınızı sansürsüz biçimde deneyimlediğiniz bu ortam, sizi hayat balkonundan düşmeye en yakın köşeye iter. Tüm sevdiklerinizin değerini yitirdiği, mücadele etmek için sebebinizin kalmadığını düşündüğünüz bu durumda sizi hayata bağlayabilecek tek bir soru vardır:

Kendinizi anlatabildiniz mi?



Süpermen'i Öldürmek

Howard yaşadığı depresyondan çıkmak adına egosunu her gün biraz daha öldürdüğünü söylerken anın önemini fark etmek adına uğraştığını ve her bir günü kazanmaya çalıştığını dile getirmiştir.

Kariyerinin en iddialı dönemlerinde 126 kiloya kadar ulaşan Howard, 2019-2020 sezonuna girildiğinde 112 kiloya inmiş. Graham Bensinger'a ve Kristine Leahy'ye verdiği röpörtajlarla kendini açıklamak ve depresyondan çıkmak adına adım atan Süpermen, bu sayede kendini özgürleştirebildi.

2019 yazında kafasını tekrar basketbola verdiğini kanıtlayan Howard, 2019-2020 sezonu için Los Angeles Lakers'la veteran minimum sözleşmeye imza attı. Rol oyuncusu olmayı kabul eden veteran Süpermen bu sayede kariyerinin ilk şampiyonluğuna 2020 yılında ulaştı.

Çocukluk odasında, başucunda haç asılı olan duvarında bir kağıtta hedefleri yazılı olan Howard bunları gerçekleştirmenin tatminini ne kadar yaşıyordur bilinmez. NBA'e 1. sıradan seçilmek, yılın savunmacısı olmak ve şampiyonluk kazanmak gibi hayalleri olan Howard her ne kadar sonuncusunu beklediğinden farklı bir tarzda kazansa da bundan dolayı yakınmayacaktır.

Süpermen egosu ölse de yarattığı yıkımın etkileri halen sürüyor. Oğlu Braylon, babası şampiyonluk kazandıktan sonra yayınladığı bir videoda Dwight Howard'ı kötü babalık yapmakla ve ilgisiz olmakla suçladı.

Sürekli bakıcılara verilmekten şikayet eden Braylon ve kardeşlerinin iddialarını yalanlayan Dwight için işlerin yoluna girmesi kolay değil.

Yetişkin olmak, yaptıklarının sorumluluklarını kabul edip hayata devam edebilmeyi gerektirir. İçselleştirilmeyen tecrübe bu nedenle hükümsüzdür, çünkü bir deneyimi değerli kılan ondan çıkardığınız dersi bir sonraki karşılaşmanızda pratiğe dökebilmenizdir.

Howard ise sportif anlamda kendisinde düzeltmesi gereken yerleri düzeltmeyi geciktirdi, yaşayamadığı bir hayatın peşinden koşarak her istediğini yapması da ölmüş Süpermen egosunun ona bıraktığı tatsız bir miras olarak hep peşinde olacak.

Hepimizin hayatta temel olarak karşılaştığı bir sorun vardır. Evliliğin aşkı öldürdüğü ve yerine sevgiyi geçirdiği, ilişkilerin temel dinamiğinin alışkanlığa dönüştüğü gibi iddialar en basit magazin dergilerinde bile bulunabilir ifadelerdir.

Peki o halde insanlar sevmekten ne zaman vazgeçer?

Bu sorunun yanıtı herkes için farklı olsa da 2009 yılında tek seferde gelmiş geçmiş en fazla izleyici oyunu alarak All-Star'a seçilen Howard'ın şüphesiz buna bir yorumu olacaktır (Bu rekor LeBron'un Lakers'a geçtiği 2019'a kadar kırılamadı). Taraflı-tarafsız birçok izleyicinin sevgisini kazanmış bir figürden yıllar içinde istenmeyen bir adama dönüşen Howard, kendisini dönüştürmeyi reddettiği ölçüde insanlar onu sevmekten vazgeçti.

O artık yalnızca 3 defa yılın savunmacısı olmuş, bir dönemin en iyi pivotu ve savunmacısı değil, aynı zamanda da çocuklarının büyümesini kaçırmış bir baba ve 16 sezon geçirdiği NBA ortamında hiç yakın arkadaşı olmadığını söyleyen bir kişi.

Alıştığımız güvencelerden uzak, henüz küçük parçalara ayırmadığımız bir zeminde ve önceden kestirilmesi kolay olmayan bir sona doğru ilerlemeye zorlandığımız hayatı dar kalıplar içinde tanımlanmış roller üzerinden algılamak pek çok insanı 20'li yaşlarında hayal kırıklığına uğratacaktır.

20'li yaşlarınızın ikinci yarısı irtibat kurduğunuz insanları kaybetmeye başladığınız değil bu insanları çoktan kaybettiğinizi fark ettiğiniz dönemdir. Dwight Howard gerek hoş bir anı olarak kalan Orlando dönemini, gerekse çok keyif aldığını dile getirdiği Los Angeles ve Houston şehirlerini bu şekilde yorumlayabildiği için bunalımını kırıp rol oyuncusu haline gelebilmeyi kabul etti ve şampiyonluk kazandı. Rol oyuncusu Howard, 2020-2021 sezonu için Sixers ile anlaştı ve pivot Joel Embiid'in yedeği oldu.

Stanley Kubrick'e göre yönetmenlik, çarpışan arabanın içinde Savaş ve Barış yazmaya benzer.

Hepimiz kendi hayatlarımızın yönetmenleriysek kendi Savaş ve Barış'ımızı nasıl yazacağımız da bize kalmış...

O sınırsız ihtimalleri hoyratça tüketen dünya düzeninin sakıncalı kahramanı...



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#189 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 05.05.2022 23:41

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Belleğin Azmi

Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda "Eriyen Saatler" olarak da bilinen "Belleğin Azmi" adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep saatine üşüşmüş karıncalar ve erimiş saatlerden bir tanesinin üstüne konmuş kara sinek bize nerede olduğu belirsiz bu düzlemde hepimizi bekleyen sonu işaret eder.

Hafızamızı zorladığımızda NBA genelinde var olan bir fenomenin mevcudiyetini fark ederiz. Pek çok takım normal sezonu kendi konferansında ilk sırada tamamlasa bile NBA Finallerine kalamamıştır. Benzer şekilde pek çok yıldız tarih boyunca normal sezonu iyi istatistiklerle bitirmesine rağmen playofflarda bocalamıştır.

İstatistiki olarak bakıldığında son 20 sezonda Doğu Konferansını ilk sırada tamamlayan takımların yalnızca 3'ünün şampiyon olduğunu ve 2'si de NBA Finali oynadığını görüyoruz. Doğu'yu 2. sırada tamamlayan ekiplerin yine 3'ü şampiyon olurken 7'si Finalde mağlup olduğunu teyit edebilirz.

Aynı istatistiğin Batı Konferansındaki karşılığına baktığımızdaysa Konferans birincilerinin 7 şampiyonluk ve 3 ikincilik yaşadığını görüyoruz. Konferans ikincileri de bu süreçte 3 defa şampiyon olurken 3 kere Finalde yenilmiş.

Bu durumun bize ürettiği 2 soru vardır. Birincisi, elit sporcular arasında dahi neden playoff baskısı oluşur?

İkincisiyse kendisini özellikle Doğu Konferansı özelinde daha net gösterir: son 20 yılın Doğu Konferansı birincileri neden sadece 5 defa Finalde yer aldı?



Göreceli Kalite

NBA'i yıllardır takip eden kitlenin bildiği bir gerçek mevcuttur: Doğu Konferansı Batı Konferansına göre daha kolay görülür. Nitekim bu durumun bir sonucunu da 2017 yılına kadar yapılan NBA All-Star maçlarının sonucuna bakarak anlamak mümkün. 2000-2017 arasında oynanan maçların yalnızca 6'sını kazanan Doğu karması, son 7 maçın 6'sını da kaybetmişti.

Oysa ki 80'lerde oynanan 10 maçın 7'sini Doğu karmaları kazanırken 90'larda oynanan 9 maçın 6'sını kazanan taraf da yine ABD'nin Doğu yakası olmuştu (1999 yılında lokavt nedeniyle maç yapılmadı).

Doğu'da 80'lerde Sixers, Celtics ve Pistons, 90'larda Bulls ve Knicks gibi ekiplerin yıldızlarının sürüklediği kadrolar mevcuttu. Bu durum kendisini All-Star maçlarında gösterdiği gibi açılıştaki istatistikte de anlamlı bir karşılığa sahip: 1980-1999 arasında oynanan 20 sezonda Doğu Konferansı birincileri tam 11 defa şampiyon olurken 4 defa da Finalde yenilmişti. 80-99 arasında Konferans 2.si olup şampiyon olan tek takımsa 1993 yılında Bulls olmuştu.

Şu halde korelasyon kendisini net biçimde ortaya koymaktadır: Larry Bird, Isiah Thomas, Michael Jordan ve benzerlerinin ardından gelen 20 yıllık oyuncu grubundan Doğu Konferansında LeBron James'in oynadığı takımlara sürekli rekabet edecek baskın bir oyuncu grubu oluşmamıştır.

Bu durumda anlatı bizi adeta antropolojik bir soruyu ele almaya taşır: Bir sporcuyu ileri taşıyan unsur nedir?



Üstünlük

Mahallesinde basketbol oynayan kimselerden NBA Finallerinde boy gösteren oyunculara kadar hepimizin aşina olduğu bir his vardır: hiçbirimiz kaybetmeyi sevmeyiz. Basketbol da doğası itibarıyla içinde beraberlik barındıran sporlardan ayrışır. Puanların bölüşülmesinin söz konusu olmadığı bu düzlem bizi bir tarafın mağlubiyetinin zorunlu olduğu sonucuna taşıyacaktır. Dolayısıyla sahayı paylaşanlardan birisi son düdük çalındığında mutlak surette kaybedecektir.

Nitekim Chicago Bulls'un 1997-1998 yolculuğunun ele alındığı "The Last Dance" belgeselinin izlediği anlatı, sürekli olarak karşısındakileri yenmeye iten bir baş aktörü odağına alır. Dramatik kurgu bizi aşılmaya çalışılan dev engellere götürür. Yolculuğun çatışma noktaları Jordan'ın kişisel üstünlük hedefine kilitlenmiştir. Anlatı bizi zorluklarla dolu ilk zafere taşıdıktan sonraysa roller değişmiştir, zirveyi kovalayan artık zirveyi korumak durumundadır.

Niccolo Machiavelli dönüşen üstünlüğü tanımlayan olguyu "Prens" adlı eserinde ele almıştır. Ona göre bir hükümdar zirveye çıkmak için ne kadar zorlu bir yolu aşarsa zirvede kalmak için göstermesi gereken çaba azalacaktır.

1991'de kariyerinin zirvesine çıkan Jordan, kurgunun kötü kahramanı Pistons'ı süpürür ve finalde kendisinden önceki "en iyi" Magic Johnson'ı alt eder.

Gelgelelim The Last Dance, Machiavelli'nin tanımladığı sınırların dışında bir anlatı izler: bizlere 1991 yazından sonra Jordan'ı, hedefine ulaşan herhangi bir yetişkinden ayıran unsuru açıklar.

Yüksek İdealler

1991 yazında ilk amaç 2. şampiyonluk olsa da ufuktaki hedef ne Magic'in, ne Bird'ün, ne de Thomas'ın başardığı 3 defa üst üste şampiyon olma idealidir. Jordan oynadığı dönemin içinde üretilen kahramanları "aşma" motivasyonunu bu doğrultuda gösterir. 93-95 arası basketboldan uzak kalan Jordan'ın 96'daki amacı yine zirveye çıkmak olarak güncellense dahi 97 ve 98 şampiyonlukların hedefi yine kendisini yüceltir.

Her iddianın kendisini önce ispat etme, sonra sürdürme gereksinimi vardır. Bu kavramın tam olarak ne anlama geldiğini anlamamız içinse beraberliğin olmadığı bir diğer bireysel spor dalını incelememiz gerekir.



Müstakil Tanrılar

Tenis bireysel üstünlük durumunun zirve yaptığı spor dallarından biridir ve 2003 sonrası dönemden itibaren rekabetçiliğini artırmıştır. Tek Erkekler Tenisinde 2003 yılında oynanan Wimbledon Finalinden bu yana 71 Grand Slam Organizasyonunun 59'unu Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic üçlüsü kazanmıştır. Büyük üçlü, 2003 yazından bu yana aralarına yalnızca 8 farklı şampiyonu dahil etmiştir. Bu grubun içinde birden fazla zaferi olansa yalnızca iki kişi vardır: Stan Wawrinka ile Andy Murray kazandıkları 3'er Grand Slam şampiyonluğuyla adeta spordan özerkliğini ilan etmiş büyük üçlüye kısmen de olsa kafa tutabilmiştir.

Bu yıl 40 yaşına girecek olan Federer artık aynı rekabetçilik düzeyinde değil ve 36 yaşına girecek Nadal da Wimbledon ile Olimpiyatlara katılmayacağını açıkladı. Dolayısıyla bir güç boşluğunun oluşması yaklaşsa ve tenisin gençlerine fırsat doğsa bile ortada bir engel mevcuttur.



Novak Djokovic

Dünyanın en prestijli tenis turnuvasında, onu en çok kazanan oyuncunun karşısında maç puanından dönüp şampiyon olabilir misiniz? Djokovic 2019 Wimbledon Finalinde Federer karşısında bunu başardığında Jordan'ın benzeri olan pek az sporcunun sahip olduğu mental sertliği ortaya koydu.

Seneca, mental sertlik hakkında ise şöyle der:


"Unutma ki seni yönlendiren zihnin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez olur. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur."

Bu noktada Djokovic'in anlatısının Jordan benzeri büyüklerle benzeştiği nokta her iki sporcunun kariyerlerinin ilerleyen dönemlerinde, daha önce zirveye hiç çıkmamış bir başkasının buraya ortak olmasına izin vermemesidir.

2020 Avustralya Açık Finalinde Dominic Thiem'i, setlerde 2-1 geriye düştükten sonra yenen, 2021 Avustralya Açık Finalinde Daniil Medvedev'i 3-0'la geçerek kupaya uzanan Sırp raket 2021 Roland Garros'da Finalde 22 yaşındaki Stefanos Tsitsipas'ı setlerde 2-0 geriye düştükten sonra mağlup ettiğinde Jordan benzeri bir mental sertliği gösterdi.

Üstelik Djokovic 2021 RG 4. tur maçında 19 yaşındaki Lorenzo Musetti'yi 2-0'dan dönüp elemişti ve turnuva tarihinin en başarılı yıldızı Nadal'ı ise yarı finalde mağlup etmişti.

Djokovic'in şu ana kadar mağlup ettiği gençler için turnuva sayısının bolluğu ve büyük üçlünün yaşları göz önüne alındığında elbette ki fırsatlar çıkacaktır; fakat bu ayardaki sporcuların üstünlük sağlama istekleri sadece gençlere karşı değildir.



Ölümsüzlük

Tenis özelinde bize kendisini gösteren olgu açıktır: hak, verilmez alınır. Büyüklük yolunda yürüyen sporcular kendisinden önce gelenleri devirmekle mükelleftir. 22 yaşındaki LeBron James'in 2007 yılında Pistons'a karşı Doğu Konferansı Finalinde 2 uzatmaya giden, Detroit'in sahasında oynanan ve takımının attığı son 30 sayının 29'unu attığı 5. maçta başardığı tam da budur. Benzer biçimde James'in 2012 Konferans Finalinde Celtics'e karşı 6. maçta sergilediği 45 sayı 15 ribaundluk performans da bu grupa girer.

Büyüklük yolunda yürümenin bir diğer gereksinimi de geriden gelenlere fırsat vermemekten geçer. Michael Jordan'ın 98 NBA Finali 6. maçında Jazz karşısındaki performansı ve Kevin Durant'in 2021 playofflarında Bucks karşısında 49 sayı 17 ribaund 10 asist 3 top çalma 2 blok ile oynadığı 5. maç bu bölümün performanslarıdır.

Jordan, James, Durant ve benzeri sporcuların üstünlük sağladıkları kimseler o an için karşılarında bulunan sporcular olsa dahi bu insanlar gösterdikleri performansla toplumsal hafızanın içinde ölümsüzlüklerini sağlamlaştırırlar.


Bellek Yönetimi

Bir yazılım prensibi olarak donanım üzerinde hakimiyete ihtiyacınız varsa "native" olarak, yani işletim sisteminin kullanımına direkt etki edeceğiniz ve "belleği yöneteceğiniz" şekilde yazılım yapmanız gerekir.

Kolektif bilincin içinde ölümsüzleşmek isteyen Djokovic, Nadal, Federer veya Jordan, James, Durant gibi sporcular da toplumun belleğini performanslarıyla yönetir. Nesnel düşünme becerilerinden yoksun insanların zihni çoğunlukla hafızasını duygularıyla eşleyecektir. "Bir insanın sana ne yaptığını unutabilirsin ama ne hissettirdiğini unutamazsın" benzeri basit aforizmaların odağında da bu yatar: İnsanların belleklerinde kalıcı yer edinebilmek için dramatik kurgunun mümkün olduğu kadar vurucu olması gerekmektedir çünkü pek çok insan görebilmek için etkilenmeye ihtiyaç duyar.



Zaman Korkusu

Christopher Nolan zaman kavramının ölümle olan ilişkisine "Yıldızlararası" adlı filminde olması gerektiği gibi bir bakış açısı katmıştır.


Ölümden korkmuyorum. Ben yaşlı bir fizikçiyim. Zamandan korkuyorum.

Dali'nin "Belleğin Azmi" eserinde, belirsiz bir düzlem olan yaşamın içindeki zamana "sahiplik" algısını yaratan saatin erimesi ve bir "son bulmuşluğu" böceklerle resmederken işaret ettiği temel olgu da zaman korkusudur. Ölüm kavramının bizlerde yarattığı temel sıkışmışlık, "kendimiz" olduğunu sandığımız kişinin sınırlarının ortadan kalkması ve başkalarının bilincindeki imgemizle bir süre daha "dünyada" kalacağımız gerçeğidir.

Kimse kendi adını koymaz ama adının nasıl anılacağını belirlemek kişinin elindedir. İster tenis efsanesi, ister basketbol efsanesi olsun bu seçkin grupta yer alan pek az sayıdaki sporcunun başardığı husus da budur: Onlar zamanın doğal sınırına karşı gelmemiş, bu sınırı aşmak için toplumsal belleği şekillendiren duyguları yönetmişlerdir.



Bazı NBA Yıldızları Niçin Daha Büyüktür?

Susan Neiman'a atıfta bulunmak gerekirse bu gibi bir yazının son bölümüne gelebilmişseniz yaşamınızda çoktan fark ettiğiniz bir durum söz konusudur.

"Olanla olması gereken arasında fark mevcuttur. Olan, mevcutta etrafınızdaki dünyanın durumudur, olması gereken ise idealleriniz, etik değerleriniz veya kabullerinizdir.

Rousseau olanla olması gereken arasındaki uçurumun dünyayı değiştirmemiz gerektirdiğini söylerken Hume olması gerekenden vazgeçmeyi tercih ediyordu..."

Neiman'a göre Hume'unki gibi fikirler bize büyümeyi çağrıştırıyorsa bunun nedeni, büyümeye dair yanlış bir kavrayış tarafından kandırılmış olmamızdır.

Herhangi bir anlatının temel hedefi duygu durum değişikliği yaratmak veya bir düşünceyi tetiklemektir. Dali gibi ressamlar ölümsüzlüğü yeni bir bağlam kurarak, onu izleyenin evrensel önkabullerini sarsarak başarırlar.

Basketbol ise bir sanat değildir, daha çok antropolojik ihtiyaçlarımızın karşılandığı bir düzlemdir. Nitekim ortalama bir insansanız, bir resmin aksine, sonucunu bildiğiniz maçın tamamını tekrar izlemeyeceksinizdir.

Bu durumun jeneriklik pozisyonlar hariç tek istisnası ise Jordan'ın 98'de şampiyonluğu kazandıran sayısı, James'in 2016 finalleri son maçında vurduğu blok gibi anların tekrar izlenilebilirliğinde yatar. Yalnızca duygularımızı harekete geçirmiş sahneler bizde o bağlamı "tekrardan yaşama" hissini uyandıracaktır.

Sonuç – Kimler Büyüktür?

Bizlere, yaşanmış bir anı tekrar deneyimletmeyi başaran sporcular diğerlerinden olgundur çünkü onlar zamanın işleyişinden korkmamış, onu kavramış ve kendi lehine kullanmış kimselerdir.

Genç kuşaktaki Devin Booker, Donovan Mitchell, Luka Doncic, Trae Young ve Jayson Tatum gibi yıldızların toplumsal bellekte kalıcı yer elde etmeleri için "büyümeleri" gerekmektedir. Bu düzeydeki sporcular için büyümek, içinde bulundukları dünyayı değiştirme azmini göstermekten ve kendilerinden önce gelen kimseleri yıkmaya cesaret etmelerinden geçer.

Bu düzeydeki bir sporcu ancak playoff eşleşmesi son maçını oynadığında eli titremiyorsa olgunluğa erişmiştir veya bir NBA Finalinin son dakikalarında paniklemeden oyununu oynuyorsa büyümüştür. Sporcular ancak zaman kavramından korkmadan, onunla birlikte var olarak büyüyebilir ve duygularına hitap ettiği topluluğun belleğinde yer edinebilir.

Büyümenizin zaman sayesinde değil, zaman süresince sizin azminiz sayesinde gerçekleştiğini 11 yaşındaki bir çocuğa anlatabilmeniz dileğiyle...



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#190 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 11.05.2022 14:45

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

NBA Şampiyonu Olmayan Takımlar

6 Haziran 1946'dan bu yana ilk olarak ABA (American Basketball Association) sonrasında NBA (National Basketball Association) olan kuruluş, yıllarca takım değişikliklerine şahit oldu. Efsane isimler geldi geçti. Bu isimler emekli olduktan sonra takımlara koç oldu ve basketbol günden güne gelişti. Hiçbir zaman gerilemedi ve her zaman ilerledi. Eski takımlar kapatıldı. Takımlar şehir değiştirdi. Buna hiçbir zaman nokta koyulmadı. Hatta ilerleyen yıllarda yeni iki takım eklenmesi de söz konusu. Ancak makalemizin konusu bu değil. Makalemizin konusu, güncel takımlar arasında şampiyon olmayan NBA takımları. Hazırsanız, listemize başlayalım.

Indiana Pacers



NBA ve ABA karışımında 54 sezondur gözlerimizin önünde olan takım, maalesef bir şampiyonluk elde edemedi. 45 sezon NBA ve 9 sezon ABA liginde bulunan Pacers, efsane isimleri kadrosunda bulundurdu. Reggie Miller, Roger Brown, Dale Davis, Rik Smits, Billy Knight ve Paul George gibi isimler bu formayı terletti. 9 sezonluk ABA döneminde 3 kez şampiyon olan Pacers, NBA döneminde hiç şampiyonluk edemedi. En son Reggie Miller önderliğinde 2000 yılında finale çıksalar da, Lakers'a karşı elleri boş ayrıldılar.


Charlotte Hornets

Eski ismi Charlotte Bobcats ve takım sahibi Michael Jordan olan Hornets, gün yüzü görmeyen bir takım. 31 sezonluk NBA serüvenlerinde 10 kez Playoff yaptılar. Totali ele aldığımızda +1080 galibiyetleri ve +1380 mağlubiyetleri bulunuyor. Nefis isimleri kadrosunda bulundurdu. Kemba Walker, Muggsy Bogues, Dell Curry, Alonzo Mourning ve Gerald Wallace turkuaz formaları terlettiler. Ancak hiç şampiyonlukları yok. Günümüzde gelecek vaat eden bir kadroya sahip olan Charlotte Hornets, dileriz ki şampiyonluk tecrübesini ve heyecanını yaşarlar.

Oklahoma City Thunder


Listenin en güçlü takımı ile karşı karşıyayız. Şu anda ligi domine eden isimleri daha önce kadrosunda bulunduran Thunder, bu isimleri güzel yönetemedi. Seattle Supersonics takımının yerini alan OKC, Oklahoma City Thunder ismiyle hiç şampiyonluk kazanamadı. Supersonics kadroları dahilinde birçok kaliteli ismi ekibinde bulundurdu. Gary Payton, Kevin Durant, Russell Westbrook, James Harden, Serge Ibaka ve Shawn Kemp gibi nefis isimler bu takımda kilometreler harcadı. Normal sezonda +2340 galibiyet ve +2000 mağlubiyet barajını geçtiler. İki takımın tarihi boyunca 54 yıllık serüvende 32 kez Playoff yaptılar. Ancak OKC ismiyle şampiyonluk elde edemediler.


Brooklyn Nets



Belki de "Şampiyon Olmayan Takımlar" makalelerinde güncelleme yaptırtacak isme geldik. Bu sene şampiyon olması en muhtemel olan takım Brooklyn Nets, çeşitli isimlerle ligde bulundu. New Jersey Nets, New York Nets, New Jersey Americans gibi çeşitli isimlerle 54 sezondur bu kuruluşlarda bulunan bir takım. 45 sezon NBA 9 sezon ABA miraslarında, 22 kez NBA Playoff'u ve 7 kez ABA Playoffu yaptılar. 7 ABA Playofflarının 2 tanesinde evlerine kupa ile döndüler. Ancak NBA'de hiç şampiyon olamadılar. 54 sezonluk bu süreçte +1900 galibiyet, +2400 mağlubiyet elde ettiler. Harika isimler bu takımda forma terletti. Julius Erving, Jason Kidd, Buck Williams, Vince Carter gibi isimler olsa da bir NBA şampiyonluğu elde edemediler.

Memphis Grizzlies



Sıra, listenin en genç takımlarından birine geldi. 26 sezonluk NBA sezonlarında, Vancouver Grizzlies ismiyle de bulunan Grizzlies ekibi %41.8 G – M oranına sahip. Takım tarihlerinde +850 galibiyet ve +1200 mağlubiyet bulunuyor. 11 kez Playoff yapsalar da en çok ilerleyebildikleri nokta 2013'te gerçekleşti. Batı Konferansı Finalleri'ne kadar yükselebilen takım, Spurs tarafından süpürüldü. Ondan sonra da kader yüzlerine gülmedi. Daha önce Marc Gasol, Pau Gasol, Mike Conley, Zach Randolph, Shane Battier, Mike Miller, Rudy Gay ve Tony Allen gibi isimler bu takımda bulundular. Ja Morant önderliğinde Grizzlies, geleceği parlak olan yolda yavaş yavaş ilerliyor.

Utah Jazz



Listenin en esaslı takımlarından biri olan Utah Jazz, talihsizliklerle savaşmak zorunda kaldı. Normal sezonda harikalar yaratan bu takım, 47 sezonluk tarihinde +2050 galibiyet +1720 mağlubiyet barajlarını geçti. Daha önce New Orleans Jazz olarak ligde bulunan Jazz ekibi, 30 kez Playoff tecrübesi yaşadı. Takımında Karl Malone, John Stockton, Adrian Dantley, Rudy Gobert, Gordon Hayward ve Mehmet Okur gibi isimleri bulunduran Jazz hiç şampiyonluk yaşayamadı. Şampiyonluğa en yakın olduğu zamanlarda, Michael Jordan engeline takıldı. Tarihi, normal sezon performansı ve çabası üst kalitede olan Jazz ekibinin playoff laneti hala devam ediyor.

Phoenix Suns



Sıra, yıllardır ismi değişmeyen esaslı takımlardan biri Phoenix Suns'ta. NBA'de geçirdikleri 53 sezonda +2200 galibiyet ve +2000 mağlubiyet barajını geçti. 1968'den beri ligde bulunan takım, tarihte önemli sıralara koyabileceğimiz isimleri kadrosunda bulundurdu. Shawn Marion, Steve Nash, Amar'e Stoudemire, Larry Nance, Charles Barkley ve Kevin Johnson gibi efsanelere ev sahibi oldu. 30 kez Playoff tecrübesi yaşayan Suns, 2 kez MVP olan Steve Nash döneminde bile NBA Finalleri atmosferinde bulunamadı. Bu sezon oldukça kuvvetli ilerleyen Suns, şampiyonluğa emin adımlarla yürüyor gibi.

New Orleans Pelicans



New Orleans Hornets, New Orleans/Oklahoma City Hornets ve New Orleans Pelicans...2002'de lige katılan, listenin en genç takımlarından biri olan Pelicans, 19 sezondur NBA'de bulunuyor. 19 sezonda +700 galibiyet ve 810 mağlubiyet barajını geçen Pelicans, 7 kez Playoff atmosferine erişti. Henüz yeni bir takım olduğu için takımda bulunan isimlerin birçoğu, hala aktif olarak oynuyor. Chris Paul, Anthony Davis, Jrue Holiday ve Tyson Chandler takım tarihine hatrı sayılır isimler olarak kazındı. Point God CP3 da, The Brow Anthony Davis de geldi geçti, ancak şampiyonluk gelmedi. Günümüzde umudunu Zion Williamson, Brandon Ingram gibi isimlere bağlayan Pelicans, şimdilik şampiyonluğa pek de yakın değil.

Los Angeles Clippers




Daha önce ligde Buffalo Braves ve San Diego Clippers isimleriyle bulunan Clippers, günümüzde Los Angeles Clippers olarak yoluna devam ediyor. 51 sezondur ligde bulunan ekip, 16 kez Playoff yaptı. Normal sezonda da galibiyete hasret kalan takım, "Galibiyet Mağlubiyet oranı" açısından oldukça kötü durumda. Galibiyet köşesinde +1700 barajını geçerken, mağlubiyet kolonunda +2400 durumunda. Takımda bulunan önemli isimler: Chris Paul, DeAndre Jordan, Blake Griffin, Elton Brand, Bob McAdoo, Kawhi Leonard...Bu sezon Kawhi Leonard & Paul George ikilisi ile adımlarını zemine çaka çaka ilerleyen Clippers, neler yapacak göreceğiz.

Denver Nuggets




2016'da Cleveland'ın şampiyonluk kazanması ne kadar büyük bir olaysa, Nuggets ekibinin de NBA Finalleri'ne çıkması o kadar büyük bir olay. 54 sezonluk NBA&ABA gösterilerinde 36 kez Playoff yaptılar. 27'si NBA 9'u ABA olmak üzere hiçbirinde şampiyon olamadılar. Daha önce Denver Rockets ismiyle de anılan Denver Nuggets, en son 1976'da NBA Finalleri atmosferinde bulundu. Normal sezonda +2200 galibiyet barajını geçerken, öteki köşede bu barajı alçakta tutup +2150 mağlubiyet barajındalar. G – M oranlarının %506 olması oldukça iyi bir durum olsa da, Playoff konusunda sıkıntı çektikleri aşikar. Denver kadrolarında şu isimleri bulundurdu: Dan Issel, Alex English, Nikola Jokic, David Thompson, Carmelo Anthony, Dikembe Mutombo, Byron Beck ve daha niceleri...


Orlando Magic


90lar NBA'inin en güçlü kadrolarından biri olan Magic ekibi 1989'dan beri NBA ekranlarında bulunuyor. 32 sezonluk geçmişlerinde 16 kez Playoff barajına eriştiler. Normal sezonda ise +1200 galibiyet, +1340 mağlubiyet barajlarını geçtiler. 1995'te Shaquille O'Neal – Penny Hardaway ikilisi final görmüş olsa da, Hakeem Olajuwon'lu Rockets tarafından süpürüldüler. Sonrasında 2009 yılında, Dwight Howard'ın makine olduğu dönemde, Lakers ile eşleştiler. Bu eşleşme 5 maç sürdü ve kupayı kaldıran takım, Los Angeles Lakers oldu. Magic ekibi daha önce şu isimleri kadrolarında bulundurdu: Dwight Howard, Nikola Vucevic, Shaquille O'Neal, Tracy McGrady, Penny Hardaway, Horace Grant, Hidayet Türkoğlu, Nick Anderson...Kesinlikle şampiyonluğun çok yakışacağı bir ekip olduğunu düşünüyoruz.


Minnesota Timberwolves




Listenin son takımına geldik. Tıpkı Orlando Magic gibi uzunların hakim olduğu Timberwolves, 32 senedir NBA Televizyonlarında boy gösteriyor. 1989'dan bu yana oynadıkları sezonlarda +1000 galibiyet ve +1540 mağlubiyet barajını geçtiler. Toplamda 9 kez Playoff yaptılar ve maalesef hiç final yapamadılar. En fazla ilerledikleri nokta, Kevin Garnett önderliğinde 2004 yılında Batı Konferansı Finalleri oldu. Timberwolves ekibinde şu isimler bulundu: Kevin Garnett, Karl – Anthony Towns, Kevin Love, Wally Szczerbiak, Ricky Rubio, Sam Mitchell... Doğru çaylak seçimleri ile şampiyonluk gelebilir.

Normal sezon, bir kısas değildir. Yeni kurulan kadrolar normal sezonda strateji denerken, esaslı kadrolar ise gençlerini öne çıkarır. Asıl olay, Playoff atmosferinde başlar. Rakibe dayalı setler, savunma stratejileri, hücum yöntemleri ve oyunculara verilen süreler...Post – Season dediğimiz normal sezon sonrası dönem, her şeyden önemlidir. Bu takımlar bu dönemde yaşanan krizleri iyi yönetememiş olsa gerek ki, henüz şampiyonları yok. Sakatlıklar, yetersiz kabiliyet, kötü yönetim ve bunun gibi nedenler onların elenmesine neden oldu. Dileriz ki hepsi, en kısa sürede şampiyon olurlar. Pozitif yaklaşmakta fayda var. Şampiyon olmayan takım kalmasın! Basketbol dolu günler, sağlıcakla kalın!



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#191 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 12.05.2022 15:21

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Westbrook ve Doğu Konferansı'ndaki Eşleşmeleri


NBA, sadakatin hakim olmadığı bir iş dünyası. Takımına sadık olduğu halde pek çok ismin göz yaşına bakılmadan takas edildiğine şahit olduk. Bu durum, Russell Westbrook gibi sadık mı sadık bir adamın daha başına geldi. Önce evi olarak gördüğü Oklahoma'da ihanetlere uğradı. Ardından orayı terketti. Sonrasında Houston Rockets ile işler beklenildiği gibi gitmedi ve yine takas defterleri açıldı. Houston Rockets, Russell Westbrook'u verirken, karşılığında Washington Wizards'tan John Wall'u aldı. Birçok NBA sever için bu takasın "karşılıklı kayıp" olduğu düşünüldü. Kimilerine göre All-Star hatta Süperstar olan bu iki oyuncunun, gönderildikleri takımlara bir katkı yapamayacağı düşünüldü. Ancak ikisi için de farklı olan bir ortak nokta var ki, bu nokta başarılarını etkileyebilir. John Wall artık Batı Konferansı için forma terletecekken, Russell Westbrook da kariyerinde ilk kez Doğu Konferansı'nda boy gösterecek.


Damian Lillard ve Russell Westbrook


Asıl konumuza geçmeden önce hepimizin üzüleceği bir husus bulunuyor. Damian Lillard ve Russell Westbrook artık sadece normal sezonda karşı karşıya gelebilecek. Normal sezon içerisinde bütün takımların birbirleriyle oynadıkları aşikâr ancak olay Playoff atmosferine gelince işler hayli kızışıyor. Günümüz NBA'inde ise Russ West ve Dame Dolla isimlerini Playoff'ta karşı karşıya izlemek büyük zevk! Bu takas sonrası aynı şeyi söyleyemiyoruz maalesef. Artık Damian Lillard ve Russell Westbrook gibi iki rakip ismi, tam performanslarıyla izleyebileceğimiz tek nokta, NBA Finalleri. Bu durum da bu ikiliyi asıl performanslarında, karşı karşıya izlemeyi epey güç kılıyor.

Beastbrook ve Birebir Eşleşmeleri


Russell, hırsı ile bilinen bir basketbolcu. Bu hırsını Doğu Konferansı'nda da iyi bir performansla gösterdiği takdirde, Bradley Beal ile ölümcül bir ikili olacakları da aşikâr. Ancak iş Playofflar raddesine gelince, taktikler değişiyor. Her takımın kendine has bir oyun stili var. Playofflar devreye girince bu oyun stilleri, rakibe göre değişiyor. Dolayısıyla bambaşka bir konferansta, bambaşka rakiplere karşı Playoff yapmak belirli bir alışma süreci gerektirebilir. Bu olayı LeBron James'in Lakers ile ilk senesinde Playoff yapamamasına benzetebilirsiniz. LeBron sakatlanmasaydı Lakers Playoff yapabilir miydi, yapsa şampiyon olabilir miydi? Bunlar hep bir muamma, ancak yıllardır Final'e çıkan LeBron'un bile batıdaki ilk senesinde hafiften afalladığını hepimiz gördük. Takıma alışma sürecini, kendini 20 yaşındaymış gibi zorladığını hepimiz gördük. Aynı durum tecrübeli basketbolcu için de geçerli olabilir. İlk senesinde mümkün olmasa da, önümüzdeki sezonlarda WB ve Beal ikilisini Playoff atmosferinde ter dökerken görebiliriz. Ancak şimdilik varsayımları bir kenara bırakmakta fayda var. Gelelim Westbrook'un kilit eşleşmelerine.


Atlanta Hawks: Trae Young


Yüzdelerden de açıkça görüleceği gibi Russell'ın aksine çok iyi bir şutör olan Trae Young, savunması oldukça güç bir oyun kurucu. Yüz yüze geldikleri 4 maçın 2'sinde galip taraf WB ekibi oldu. İyi gününde dilediği yerden şut sokabilen Trae Young'ın Westbrook'a karşı tek zayıf tarafı atletizmi. The Brodie* lige geldiği ilk günden itibaren atletizmiyle "en iyi anlar" kolajlarını oluşturdu; Young ise şut yeteneğiyle güzel işlere imza attı. Son maçlarında Trae 41 sayı atarken, Russ maçı 26 sayı ile tamamladı. Trae Young, yıldız oyun kurucu adına Playoff'ta zorlayıcı bir rakip.


Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 31 sayı / 9 ribaunt / 11 asist / 5 top çalma / 1 blok
Trae Young: 41 sayı / 6 ribaunt / 11 asist / 0 top çalma / 0 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.
*The Brodie, Russell Westbrook'un lakaplarından biridir.

New York Knicks: Derrick Rose




Westbrook'un doğuda bir diğer kilit eşleşmesi, oyun tarzlarını çok benzettiğimiz Derrick Rose. Eski patlayıcılığı olmasa da, hala iyi bir oyun kurucu. Minnesota döneminde biraz da olsa toparlayan Rose, Russell Westbrook'un atletizm tartışmalarında her zaman karşısında yer alan isim olmuştu. 13 kez karşı karşıya gelmeleriyle birlikte, bu eşleşmede şimdilik üstün taraf Rose. Son eşleşmelerinde Westbrook 23 sayı, 10 asist kaydederken; Rose 14 sayı, 6 asist kaydetti. Ancak galip gelen taraf Rose takımı oldu.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 38 sayı / 17 ribaunt / 20 asist / 6 top çalma / 1 blok
Derrick Rose: 30 sayı / 7 ribaunt / 9 asist / 4 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır. İkisinin de iyi gününde, NBA severler adına şölen tadında bir maç izleyebiliriz. Bu ikilinin eşleşmesi, tam anlamıyla kafa kafaya olan bir eşleşme!


Brooklyn Nets: Kyrie Irving


Kyrie Irving'in ne denli tehlikeli bir oyuncu olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendisinin mental açıdan anlaması güç fikirleri olsa da, iş basketbola gelince bir deha olduğunu hepimiz söyleyebiliriz. Karşılaştıkları 16 maçta, Kyrie'nin takımı üstün geldi. Top hakimiyeti ile ön plana çıkan Kyrie, bu kabiliyeti ile Washington Wizards ekibinin savunmasını sersemletmesi oldukça mümkün. Ancak bahsettiğimiz kişi Kyrie, bakarsınız Wizards maçına çıkmak dahi istemeyebilir. Sonuç olarak, Kyrie Irving bu eşleşmede bir çizgi üstün geliyor; fakat oyuncular her zaman tam performansları ile oynayamayabilir. Westbrook'un 2017'de geçirdiği sezon gibi*, yıldız oyuncunun da iyi günü göz ardı edilmeyecek kadar tehlikelidir.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook:41 sayı / 15 ribaunt / 16 asist / 4 top çalma / 1 blok
Kyrie Irving: 35 sayı / 7 ribaunt / 12 asist / 4 top çalma / 2 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

*2016 – 2017 sezonunda Russell Westbrook, 31.6 sayı, 10.7 ribaunt, 10.4 asist, 1.6 top çalma ile sezon sonu ödüllerinde "En Değerli Oyuncu" ünvanını kazanmıştı.

Toronto Raptors – Maimi Heat: Kyle Lowry ve Goran Dragic


Golden State hükümdarlığına nokta koyan Toronto Raptors'ın oyun kurucusu Kyle Lowry, artık adını "veteran" olarak andığımız bir basketbolcu. Kawhi Leonard ve Pascal Siakam gibi takım arkadaşları ile zorlayıcı bir Playoff serüvenini başarıyla sonuçladı ve şampiyon oldu. Bu durum ise onun basketbolunu daha da tehlikeli kılıyor. Ancak toplamda 24 kere karşı karşıya gelmelerine rağmen, 14 galibiyet ile kağıt üzerinde Westbrook daha üstün gözüküyor. Goran Dragic ise Miami Heat ekibini NBA Finalleri'ne taşımada büyük emek sarf etse de, Finaller'de oynayamadı. Mental olarak zorlu dönemlerden geçen Dragic, hala Miami ekibine elinden geleni veriyor. Toplamda 26 kez karşı karşıya gelen Dragic ve Westbrook karşılaşmasında, 15 galibiyet ile Russ üstün geliyor. Süperstarımızın bu iki isim karşısında attığı her adıma dikkat etmesi gerekiyor. Aralarındaki galibiyet – mağlubiyet farkı uçuk değil. Dolayısıyla yıldız oyun kurucumuz için bu iki adam, orta seviyede bir zorlukta denilebilir.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 37 sayı / 13 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Kyle Lowry: 25 sayı / 9 ribaunt / 13 asist / 4 top çalma / 4 blok

Russell Westbrook: 36 sayı / 18 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Goran Dragic: 26 sayı / 8 ribaunt / 11 asist / 2 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.


Boston Celtics: Kemba Walker




Sıra, oyun kurucu olarak Kyrie'nin verimsiz performansının ardından Boston ekibine kan ve can getiren Kemba Walker'da. Tehlikeli top hakimiyetine sahip olan Walker, gözümüz zor alışsa da Boston Celtics ekibine tam oturdu! Bu sezon uzun bir süre parkelerden kalan Walker, ilerleyen yıllarda, aylarda eski formuna döndüğü takdirde WB için zorlu bir eşleşme haline gelebilir. Ancak kariyerleri boyunca karşı karşıya geldikleri 16 maçın 12'sinde galip gelen taraf, Westbrook'un takımı oldu. Kemba genel olarak tehlikeli bir oyun kurucu olsa da, bu eşleşmede "zorlayan" değil "zorlanan" taraf olduğu gözüküyor. Kemba Walker'ın ne kadar tehlikeli olduğu hepimizin farkında olduğu bir durum; ancak istatistiklere baktığımızda Russ Westbrook bu karşılaşmanın "tehlikeli" tarafı olarak gözüküyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 40 sayı / 15 ribaunt / 15 asist / 5 top çalma / 1 blok
Kemba Walker: 32 sayı / 7 ribaunt / 9 asist / 4 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Charlotte Hornets & Milwaukee Bucks: LaMelo Ball ve Jrue Holiday


Bir tarafta çaylak LaMelo Ball, diğer tarafta 2 kez Yılın Savunma Beşi'ne seçilen Jrue Holiday bulunuyor. Daha çaylak olan LaMelo Ball'un bu listede yer almasının sebebi, birçok gözlemciye göre onun "Yılın Çaylağı" olacağını düşünmesinden kaynaklanıyor. Sakatlığının gazabına uğrayıp, Yılın Çaylağı rekabetinden uzaklaşsa da, oynadığı maçlarda oldukça iyi işlere imza attı. LaMelo ile karşı karşıya geldikleri 1 maçta mağlup gelen taraf Westbrook'un takımı oldu. Bu eşleşmede Westbrook; 12 sayı, 11 ribaunt, 9 asist ve 2 blok kaydetti. Diğer tarafta ise Melo; 19 sayı, 7 ribaunt, 5 asist, 1 top çalma kaydetti. Çaylak isim, usta oyuncuya karşı hem galip geldi, hem de ondan fazla sayı üretti. Jrue Holiday ise savunmasıyla ön plana gelen bir oyun kurucu. Her ne kadar iyi bir savunmacı olsa da, süperstarımız ile karşılaştığı 27 maçın sadece 9'unu kazanabildi. Hatta karşılaştıkları son 3 maçta Westbrook 87 sayı kaydederken Jrue Holiday 44 sayı kaydedebildi. Sonuç olarak, Russell bu eşleşmelerde de baskın olan isim olarak gözüküyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 44 sayı / 17 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Jrue Holiday: 32 sayı / 9 ribaunt / 15 asist / 5 top çalma / 3 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Philadelphia 76ers: Ben Simmons




Şut kabiliyeti oldukça yetersiz olan bir oyun kurucuya geldi sıra. Ben Simmons'ın Westbrook için yaratacağı tek sıkıntı, takım uyumu olacaktır. Yıllardır hemen hemen aynı oyuncularla Playoff'a kalan 76ers ekibinde takım uyumu oturmuş durumda. Dolayısıyla Westbrook'un savunması ne kadar yeterli olur tartışılır. Toplamda 7 kez karşı karşıya gelen bu ikilide, Ben Simmons 3 kez galip geldi. İstatistiklere baktığımızda Hücum açısından Simmons'ın daha yüzdeli oynadığı görülüyor. Ben Simmons savunma açısından daha baskınken, Westbrook bu eşleşmede hücum dersleri gösteriyor. Özetle, yeni takımında galip olur mu bilinmez, ancak birebir bakıldığında oldukça dengeli duruyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 37 sayı / 17 ribaunt / 15 asist / 3 top çalma / 1 blok
Ben Simmons: 29 sayı / 14 ribaunt / 12 asist / 4 top çalma / 4 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Tek tek eşleşmeleri analiz ederek size sunduk. Fantezi basketbol severlerin hoşuna gideceği şekilde "kategori başına" istatistikler hazırladık. Elimizden geldiğince tarafsız, objektif yaklaştık. Dileriz makalemiz hoşunuza gitmiştir, sayfanın aşağı kısmından makalemize tepki vermeyi unutmayın! Basketbol dolu günler!

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#194 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 03.06.2022 10:11

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar


Yorgun Savaşçılar




İzleyenler bilirler, Amerika Bileşik Devletleri'nde bir sporun "spor" olarak kabul görebilmesinin öncelikli kuralı, kitleler tarafından izlenebilmesidir. Kitleler tarafından izlenebilmesi için de öncelikli kuralı rekabetçi, eğlenceli ve pazarlanabilir olmasıdır. NBA'in tüm dünyada kabul görmüş ve izlenen bir spor kurumu olmasında da aslında bu Amerikan mantığı yatıyor. Organizasyonların her zaman birbiriyle rekabet edebileceği bir zemin olması bir etken. Draft pick'ler ve maaş sınırlamaları ile takımların güçleri belli ölçüde denk tutulmaya çalışılıyor. Gerek her maçtaki devre arası şovları, gerekse yıl içerisindeki All-Star gibi etkinlikler ile izleyiciye sürekli olarak eğlenebileceği unsurlar veriliyor. Son olarak da pazarlanabilirliğin en önemli faktörü pek tabii ki süper yıldızlar.

Süper yıldız dediğimiz kavramlar NBA gibi organizasyonların reklamlarını yaparken kullandıkları yüzler olması sebebiyle NBA açısından çok önemli. NBA'in dünya üzerinde belki de bu kadar bilinir olmasının temel sebeplerinden biri, 1980'lerin sonundan itibaren idolleşen isimlerin, uluslararası spor markalarının desteğini arkasına alması. Bu destek aslında boşu boşuna olan bir destek değil tabii ki, milyarlarca dolarlık bir spor markası olarak ürünlerinizi sadece ABD'de mi satmak istersiniz, yoksa bu satışı aynı zamanda 3 milyarlık bir Asya pazarında da satmak işinize gelir mi? Bunun sonucunda, bilinirliğinin üst seviyelere çıkması, dünya çapında sporseverlerin bu süper yıldızların performanslarından etkilenerek sürekli bir takip beklentisi içerisinde olması ve dolayısıyla bu "idol"lerin basketbolun kimliğinden ayrı olarak birer marka haline gelmesinin NBA'e olan katkısıdır. Marka haline gelmekten kasıt aslında iki türlü. Bahsettiğimiz şey, Michael Jordan gibi sözlük manası ile bir marka haline gelmek anlamına gelebiliyor kimi zaman. Lisede Air Jordan giyen çocuğun 90'larda yaptığı inanılmaz karizmayı yaşıtlarım hatırlıyor, değil mi? Öte yandan, "marka haline gelmek", tarz ve temsil ettiği değerler ile bilinirliğinin artması demek oluyor aslında. Saçlarını aynı onun gibi ören gençlere ilham veren Allen Iverson ya da tek pota maçlarda fade away atılmaya çalışılan her basketten sonra akla geliveren Dirk Nowitzki esameleri gibi. Kıssadan hisse, NBA bugün 7 kıtada milyarlarca insan tarafından izlene gelen bir organizasyon.

Tartışmaya açık olmakla birlikte, otuz küsür takımın her birinin minimum 82 maç yaptığı bir sezonla, izleyiciye en çok "spor" vaad eden organizasyon olmasına rağmen, bu izlenilirliğin aslan payı bu "spora doymak" değil. Aslında sizin sahada görmek istediğiniz, o sporun en üst noktasındaki, diğer alelade ölümlü basketbolculara Olympos dağının tepesinden bakan spor ilahları bu arenayı bu kadar izlenir kılan.

Dolayısıyla, NBA için yıl boyunca kendini kayda değer kılabilmenin en önemli unsuru, bahsettiğimiz süperstarların, "Abi işte bilmemkimin maçı var da şunun takımı" cümlesindeki şu'ların sahada olması ve izlenme oranlarını arttırması oluyor. Aslında mantık çok basit; köfte ekmeği meşhur bir yere gittiğinizde, köfte ekmeğin içinde köfte yoksa, geri kalan marulu veya domatesi veya mayonezi tüketip de tatmin olma olasılığınız sıfıra yakınsıyor. Burada köfteden kasıt bir Lebron James, bir Kawhi Leonard, bir Russell Westbrook tabii ki. Dolayısıyla NBA için ticari olarak belki de can damarı demek, her gün en az bir süper starı televizyon başında / spor salonunda izleyebilmeniz. Bunun gerçekleşmesi için de NBA elinden geleni ardına koymuyor açıkçası. Nihayetinde, bu senenin belki de saha dışında en çok konuşulan meselesine geliyor konu; süper starlar sezon boyunca bazı maçlarda dinlendirilmeli mi? Bu ne kadar doğru? Ne kadar yanlış?



NBA Bu Konuda Ne Diyor?



Aslına bakarsanız konunun NBA yönetimi açısından ne anlama geldiğini daha yazının en başından beri söylüyoruz: NBA sezon içerisinde oyuncu dinlendirmeye karşı. 20 Mart öğleden sonrasında NBA Başkanı Adam Silver, bütün takım sahiplerine gönderdiği bir uyarı notunda, "Ulusal kanallarda yayınlanacak maçlardan evvel takım yıldızlarını dinlendireceğini NBA yetkililerine bildirmeyen takımlara ciddi ve katı yaptırımlar uygulanacağını" belirtti. Bu uyarı, 11 Mart'taki Spurs maçında Curry, Thompson, Green ve Iguodala'yı dinlendiren Warriors ve bir hafta sonrasonda da Clippers karşısında Big 3'yi dinlendiren Cavaliers'ın mevzubahis hareketlerinden sonra geldi. Peki, bu bahsedilen yaptırım ne kadar ciddi olabilir? Bu yaptırıma bir örnek olarak, o zamanın NBA Başkanı David Stern, 2012 yılında, Heat karşısında Duncan, Ginobili, Parker ve Danny Green'i dinlendiren Spurs takımına 250,000 Dolar gibi akla ziyan bir para cezası uygulamıştı. Bütçelerin hem NBA, hem de finansal denetim ve muhasebe firmaları tarafından çok sıkı şekilde incelenip belli sınırlar içerisinde tutulduğu NBA gibi bir organizasyonda, bu meblağ yenilir yutulur bir tutar değil. Bu kadar ağır cezalar verilmesinin temel sebebi de pek tabii ki potansiyel maddi kayıplar. Bunların içerisinde, süper starların olmadığı maçların izlenme oranlarının düşmesi ile birlikte düşen reklam gelirleri, sponsorların tepkileri, taraftarların huzursuzluğu ile düşen bilet kazançları, uluslar arası yayın gelirlerindeki düşüş gibi belki de onlarca kalem sayılabilir.

Şahsi görüşümü katarak söylüyorum, çok büyük bir yetenek ve belki de son 20 yılın en zeki uzunu olmasına rağmen, belki de Çinli değil de İngiliz olsa, Yao Ming'in göreceği ilgi düzeyini şöyle bir aklınızdan geçirin.

Sonra da NBA'e adım atması ile birlikte NBA'in ona gösterdiği ilgiyi ve daha ilk maçında onu süper star kategorisinde pazarlamasını düşünün. Sebebi çok basit; Çin gibi 2 milyar insanın yaşadığı bir pazar NBA için inanılmaz iştah kabartıcı ve bu pazara hitap edebilmek için de ellerinden geleni yaptılar. Düşünün, adam emekli olalı kaç sene oldu, hala NBA TV'de Yao belgeseli, sonra Yao vs Shaq röportajları, sonra klasik NBA maçlarında Yao şu kadar sayı attıydı maçı. Yahu adamlar sırf pazara hitap edebilmek için Çin yeni yılını 2 ay boyunca kutlayan reklamlar döndürdüler, düşünün bu sporun ticari yanının NBA için önemini!

Oyuncular Açısından Dinlenmenin Önemi



Dolayısıyla oyuncu dinlendirmeye NBA yönetiminin bakış açısını anlamış bulunuyoruz. Peki, asıl aktörler bu konuda ne düşünüyor? Misal, dinlendirilen taraf olarak oyuncuların bu konudaki bakış açısı ne? Veyahut da, bu dinlendirmenin onlar açısından yararı ne ölçüde de, koçlar yer geldiğinde bu yola başvuruyor?

İşin bilimsel yönüne bakılacak olursa, istatistiki açıdan, arka arkaya günlerde oynanan deplasman maçlarında oyuncuların, evlerinde oynadıkları maçlara göre tam yüzde 350 daha fazla sakatlandıkları gözlemlenmiş. Normal sezona 82 maç sıkıştırmaya çalışan NBA yönetimi, takımları deplasman turlarına çıkararak yeri geldiğinde 13 günde 8 maç gibi, biz ölümlülerin imkansız gözüyle baktığı bir tempoya maruz bırakıyorlar.

Bir de bu kadar sık maç yapmanın yanında, 13 günde 8 farklı şehire alışmak gibi bir sıkıntınız olabiliyor. Binlerce metre yükseklikte Denver'da buz gibi havada maç yapan bir takım, ertesi gün 35 derece sıcakta Los Angeles takımlarına misafir oluyor, yetmiyor, iki gün sonra Minnesota eyaletinde Karlı Kayın Ormanı'nı arıyor. Bu ölçekteki basınç, sıcaklık ve ortam değişiklikleri de oyuncuları bir hayli zorluyor. Bahsettiğimiz dinlendirme maçlarını dikkate alırsanız, ekseriyetle hemen hepsinin deplasman turnelerinin ya başında ya da başına yakın zamanlarda olduğunu görürsünüz. Tüm bu etmenler göz önüne alındığında, sporcu sağlığı bağlamında, dinlendirme kavramı bir lüksten ziyade, bir zorunluluğa dönüşebiliyor. Jazz karşısında 38 dakika sahada kalıp 33 sayı 10 rebound 6 assist yapan Lebron James, maçtan sonra artan ağrıları ve yorgunluğu sebebi ile ertesi günkü Clippers maçında dinlenmek isteyebiliyor, bu konuda görüşü alınan takımın tıbbi danışmanları da bu öneriyi destekleyebiliyor (James'in bu sene Lowry'den sonra tüm NBA'de en çok süre alan oyuncu olduğunu da ekstra belirtelim). Ve bu karar da dolayısıyla, tamamıyla mantıklı olabiliyor. Nihayetinde, kayda değerliğini yitirmemek adına pazarlanabilirlik ile yürüyen bir makina yaratan NBA yönetimi, yakıtını da oyuncuların sağlığını göz ardı ederek izlenme paylarından almaya çalışıyor anlayacağınız.

Bu konuda Kyrie Irving'in hem oyuncu sağlığı, hem değişen şartlar, hem de sezon hedeflerini birleştiren bir görüşü oldu kısa zaman öncesinde, "Dinlenmenin ne kadar önemli olduğunu size anlatamam. Bizden evvelki senelerde 82 maç oynayan veteranlar oldu ve onların da kendilerince görüşleri var fakat zaman artık değişti. Vücudunuzu akıllı bir şekilde korumak ve sezon sonunda varmak istediğiniz yer asıl önemli şey. Biz bir şampiyonluk, bir play-off yarışı içerisindeyiz" dedi.

Koçların Bakış Açısı



Öte yandan oyuncuların dinlendirilmesi daha evvelinde de birçok kez karşılaştığımız bir konu ve bu konuda da en çok bilinen isim Koç Pop. Spurs takımı, oyuncularını sezonun değişik zamanlarında dinlendirmesi ile bilinen bir takım. Bunu o kadar tepkilere aldırışsız şekilde yaptılar ve yapıyorlar. 2012 senesinde 76'ers'a karşı 93-76 kazandıkları maçta (76'ers'a 76 sayı izni vermek tam Spurs'lük bir olay), Tim Duncan'ı "yaşlı" olduğu gerekçesi ile oynatmamışlardı. Spurs'un kadro kağıdında isminin yanında DND/did not dress – old yazmaktaydı, bu da o zamanın basketbol çevrelerinde sağlam bir eğlence malzemesi olarak ele alınmıştı. O maçta kenarda oturan Duncan'ın, doğasına tamamen zıt bir şekilde teknik faul alması da çok ayrı bir enstantanedir.



Konuya geri dönmek gerekirse, dinlendirme mantalitesi yer etmiş olmasına rağmen, Spurs'ün bu uygulamasının mimarı Koç Pop'ın, izleyicilerin dinlenen oyuncuları izleyemediklerinde yaşadıkları hayal kırıklıkları hususunda empatik davrandığını da eklemek lazım. "Bir şekilde orta yolu bulacağız. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz çünkü bu bir eğlence aracı. Basketbolu seviyoruz ve işimiz bu. Bu açıdan bakıldığında en saf duygulara sahibiz. Ama (bu sektörden ekmek yiyenler için) maaşların nasıl ödendiğini de biliyoruz. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler'den çok daha iyi bir şekilde bir araya gelip anlaşacağız." diyerek dinlendirme konusunun ve bunun izleyiciler ve NBA yönetimi ile oyuncular/koçlar arasında bir husumete yol açtığının farkında olduğunu ve bir orta yolun bulunması gerekliliğini de gördüğünü belirtiyor Popovich.

Bu İşin İçinden Nasıl Çıkılacak?



Peki, bu sorunun mevcut bir çözümü var mı? Aslına bakarsanız var ve bunu da daha önce de belirttiğimiz gibi David Stern daha öncesinde uyguladı, "Ali kıran baş kesen" yöntemi ile takımları oyuncularını dinlendirmekten men edip, aksini uygulayanlara para cezası vb. yaptırımlar uygularsınız. Ancak bunun uzun vadede NBA'e geri dönüşünün çok sağlıklı olmayacağı da aşikâr. Dinlenmesinin uygun düşeceği bir maçta dinlenmemesinden ötürü kalıcı bir sakatlık yaşayıp pazarlama değerini sonsuza kadar kaybeden Lebron James gibi bir süperstar, izlenme oranlarında çok büyük bir düşüşe sebep verecektir. Buna ek olarak, ABD'de, ülkemizdeki örneklerinden çok daha aktif bir şekilde çalışıp oyuncu özlük haklarını koruyan bir oyuncular sendikası mevcut. ABD gibi, iddiaların gerçekliğinden ziyade medyatikliği ve dramatikliği üzerinden değerlendirmelerin yapıldığı bir hukuk sisteminde, sakatlanan oyuncuların yaşadığı kayıpları tanzim etmenin peşini bırakmayacak bir oyuncular sendikası, NBA'in bu konuda kesin yaptırımlar almasını, en azından uzun vadede engelliyor.

İkinci yöntem ise normal sezon maç sayılarını azaltmak. Bu durum da, NBA yönetiminin, defalarca söylediğimiz üzere en büyük çekincesi olan, olası maddi kayıplardan ötürü belki de hiç ama hiç yanaşmayacağı bir seçenek olarak duruyor masada. Çok fazla üzerinde düşünülecek bir yöntem değil. Az maç, az gelir. "Adam Silver dislikes your comment."

Üçüncü seçenek ise NBA yönetiminin daha fazla ayak diretmemesi ve oyuncu dinlendirmeyi kabul edilebilir bir uygulama olarak serbest bırakması olacak. Seneler boyunca belli aralıklarla dinlendirilen bir Duncan'ı neredeyse 45 yaşına kadar dünya gözüyle en az iki nesil izleyip kendine idol olarak seçebildi. Normal sezon maçlarının yüzde 6,5'ini dinlendirilerek geçiren Lebron James'i, ilerlemiş yaşına rağmen hala en çabuk, en güçlü ve en dominant haliyle izleyebiliyoruz.

Sonuç olarak, Popovich'in de dediği üzere, bütün tarafların belli ölçüde fedakarlıklar yapmak durumunda olduğu bir an gelecek. Belli faktörlerden ötürü NBA'in yapısını değiştirmenin neredeyse imkansız olduğu bir gerçek.

Ancak taraftarların da, dinlenen oyuncuları "zayıf" veya "korkak" olarak yaftalamadan önce, onların da bizim gibi kas dokusu ve kemiklerden oluşan vücutlara sahip, mesleğini vücutları ile idame ettiren ve iş bu vücudu koruyarak aslında akılcı, mantıklı ve uzun vadede her kesim için faydalı bir eylemde bulunan insanlar, evet, "insan"lar olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Kabul etmek gerekir ki, televizyonu açtığınızda izlemek istediğiniz kişi Boris Diaw, Corey Brewer ya da herhangi bir üçüncü rotasyon oyuncusundan ziyade Kawhi Leonard, Russell Westbrook, LeBron James ya da Kyrie Irving. Ancak, her reklam arasında çarşaf çarşaf "NBA Cares" diyip, organizasyondaki bireylerin insan yaşamına ne kadar güzide şekilde değer verdiğini, bunların yaşam kalitesini yükseltmek için ellerinden geleni yaptığını gösterirken, bir yandan da organizasyona tüm değerini veren "emekçi"lerini robot gibi çalıştırmak da, nasıl desem, en hafif tabiri ile ironi, daha az hafif bir tabir ile iki yüzlülük oluyor.



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#199 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: dixsept - 10.06.2022 22:47








Bu Ayın Birliği: Dyakonov'un Ekibi - Bulgarian Mafia


Bu Ayın İllegal Rolü: Holly Molly Hotline


Bu Ayın İllegal Etkinliği: Andeyev'in Kumar Gecesi


Bu Ayın İllegali: Dragomir Melinovic - Afo  


Bu Ayın Çetecisi: Ghaalen Howell - Vicolays 


Bu Ayın Mafyası: Nikolay Andeyev - leftyguns  


Bu Ayın Yarışçısı: Valentino Maximilano - OKN  


Bu Ayın Motorcusu: Eddie Forester- Dexter 


Bu Ayın Görev Adamı: @Justice   


Bu Ayın Bölgesi: El Corona - Güney yakası


Bu Ayın Legal Rolü: Molly Bridges'in cenazesi


Bu Ayın Legal Birliği: Vice News


Bu Ayın Legali: Evpraksiya Vereshchagin - JegapMassiven 


Bu Ayın Legal Etkinliği: 29/05 Malibu Açılışı


Bu Ayın İşletmesi: VICE CAFE


Bu Ayın Basın Çalışanı: Julya Yalenchka - BiA


Bu Ayın Dedektifi: Daniel Patruzzo - Quixes 


Bu ayın Polisi: Jenna McCaffrey - Fender


Bu ayın Avukatı: Steve McWayne - WolFox


Bu ayın Ünlüsü: Tiffany Quinn - Lulynn



Bu ayın karakter tanıtımı: #78157 Sophia "Sofi" Goossens


Bu ayın Belediye çalışanı: Bernadette Tiefenbruner - higado


Bu ayın en iyi Vice Social Kullanıcısı: lilbitch lopee




©2022 Vice Roleplay Faction Managment