Hey oradaki! Selam. Keyfini çıkar çünkü hikayenin tamamını benim ağzımdan dinliyor olacaksın. Ben kim miyim? Atsura. Soi', Soichiro veya canın nasıl isterse öyle diyebilirsin. Herneyse, konumuza dönelim.Kantō bölgesinin Yokohama şehrinde doğmuş, mutlu denilebilecek iyi gelirli bir ailenin tek çocuğuydum. Ailemin sevgisini ve desteğini aramadığım gayet güzel bir çocukluk dönemi geçirdim, kişiliğimin oluştuğu 5-10 yaş aralığım da yaşadığım coğrafyaya bağlı olarak her Japon çocuğu gibi ilgilenebileceğim şeyi aramakla geçti. 10 yaşıma henüz yeni basmışken gerçek anlamıyla beni kendine bağlayan bir şey de bulmuştum.
Televizyonda Best Motoring İnternational adında bir program başlamıştı, Best Motoring ne mi? Çoğunluğu Japon asıllı firmalar tarafından modifiye edilmiş veya fabrika çıkışlı otomobillerinin pist üzerinde birbirlerine kırdırıldığı bir çeşit yarış programıydı, hatta menşei Japonya'nın dışından olan otomobiller de geliyordu. Ferrari, RUF, Chevrolet gibi markaların varlıklarını bile o program sayesinde öğrenmiştim inanabiliyor musun? Omuz ve pedal kameraları üzerinden pilotların sürüş tekniklerini her gördüğümde resmen büyüleniyordum. Bu program ve özellikle Drift Kralı Keiichi Tsuchiya belki de sizlere bu hikayeyi anlatmamı sağlıyordur, ben kendimi bir grup orta yaşlı adamın Tsukuba veya Suzuka gibi pistlerde yaptıklarını izleyerek buldum.


97 yılının bir yaz ayında annem ile beraber NISMO'nun Yokohama'da bulunan Omori fabrikasına bir geziye gittik. Bu gezi benim yaş günü hediyemdi, taksiden indiğimiz an devasa NISMO tabelasını gördüğümde heyecanımdan dizlerimdeki hidroliğin boşaldığını söylesem herhalde abartmış olmam.
Hislerimi tarif edebilecek kelime bulamıyorum ancak hem çok özel hem de hayatımda dönüm noktası olmuş bir gündü. Skyline GT-R LM modelini yakından incelerken bayılacak gibi hissediyordum, Steve Millen'ın IMSA'da kullandığı Z32 ve Skyline RS Turbo Super Silhouette modellerine de dokunma şansım olmuştu. Fabrikanın müdürü olan bayıma bu konuda minnettarım, jest yapmak istediği küçük bir çocuğa aslında ne denli büyük bir katkıda bulunduğunu muhtemelen o da bilmiyordur. P'hahah!

Kısacası benim sevdam bu şekilde başlamış oldu, ne olduğunu ve ne yapmak istediğini bilmek isteyen henüz 10 yaşında bir çocuktum. Best Motoring programı ile motorsporlarına ilgi duymaya başlamış, üstüne bir de bu durumu farkeden ailem sayesinde bir yarış arabasını yakından görmüş, ona dokunmuştum. Muhtemel geleceğimde yapacaklarım artık kesindi. Kendime sıkı sıkı bağlanabileceğim bir tutku edinmiş ve tutkum doğrultusunda hedeflerimi oluşturmuştum, iyi-kötü bir şekilde direksiyon başına oturmalı ve seyirciler tarafından izlenmeliydim. Arabam ile şuursuzca atmış olduğum, limitin üzerine geçtiğim intihar turları ile beraber tıpkı Tsuchiya-San gibi bir efsane olmalı ve takdirle anılmalıydım. Bunu yapamayacak olsam da en azından deneyimleyip kendi seviyemi belirlemeyi ve iyi olarak hatırlanacak bir yarışçı olmayı kesinlikle kafaya takmıştım.
Omori'de geçirdiğimiz o günden sonra otomobil ve otomobil sporlarına olan ilgim ve alakam daha da kabarmaya başladı. Artık Best Motoring'in hiçbir bölümünü kaçırmıyordum ve odamın duvarları NSX Type-R, Lancer Evolution VI, Venturi 400GT gibi otomobillerin posterleriyle doluydu. Okul harçlıklarımı biriktiriyor ve kendime yeni maket otomobiller alıyordum. Maket otomobil alabilmek için aç kaldığımı gören annem ve babam da bu konuda hem bana kızıyor hem de bağlılığımdan dolayı istemsizce mutlu oluyorlardı. Annem beni inadımdan vazgeçiremediği için yemeğimi evden hazırlamaya başlamıştı, tutkuma böylesine tatlı bir destek verdiği için ona; odamı zamanında toplayarak, tabağımı her zaman bitirerek ve okulda derslerimi çok iyi dinleyip iyi karneler götürerek teşekkür ettim. Bu yaptıklarım karşısında benimle gurur duymuş olmalı ki sevgili babam büyük bombayı patlattı.
Bir yaz akşamı (yanlış hatırlamıyorsam eğer 1999 yılının 27 Haziranı) onunla çıkageldi, 7 yıl kahrımı çekecek olan o Silvia..
Ne kadar yoğun bir duygu karmaşası yaşadığımı size gerçekten anlatamam, ama S15'imize olan ilgimi tarif etmeye yarayabilecek bir etken onu saatler boyu balkonumuzdan izliyor oluşumdu. Hayallerim gerçek olmuştu resmen! Babama ait olsa bile artık FR bir araca sahiptik ve direksiyonuna geçeceğim günleri hayal etmekten başka bir şey düşünemiyordum. Tıpkı Kei-San gibi ben de Fuji Speedway'e gidecek ve her viraja maksimumu taşıyarak tur atabilecek, geçmişin efsanelerine ne kadar iyi olduğumu kanıtlayabilecektim. S15 ile yaşayabileceğim muhtemel gelecek artık hayatımın merkezi olmuştu.
Ancak direksiyona oturmadan önce sabır göstermem ve benimle aynı amacı güden başka otomobil meraklıları ile tanışmam gerekiyordu. Ve o dönemler koyu bir fanatik olmaktan öteye geçememiş olan ben; arabayı kullanabileceğim günün gelişine kadar yarış camiasına bir şekilde girmeyi ve bilmem gereken her türlü şeyi bir an önce kafama kazımayı, kendime ilk amaç olarak gördüm.
Bir şeye ilgi duyuyorsan eğer yakın çevrende tıpkı kendin gibi meraklılar istersin, ben de benimle beraber aynı ilgi odağına sahip insanlar ile arkadaşlık kurmayı denedim, bunlardan ilki sınıf arkadaşım Yukio Uwehara idi.
Yukio'nun biraderi Daigo o dönemler Group A emeklisi bir mekaniker ve amatör bir time attack yarışçısıydı, bunu öğrenir öğrenmez onunla hemen tanışmak istedim. Görmüş geçmiş bir sürücüden alabileceğim her türlüsünden malzeme bana bir artı demekti.
Daigo, Daigo biraz zor adamdı.. ona günaydın dediğinde bile "Hayır bugün hiç de aydın değil." Şeklinde sana cevap verebilecek birisiydi. Bu sebepten dolayı akışına bıraktım. Konuşkanlığının tuttuğu zaman aralıklarında ona sorular sordum, yarışçı olmak isteyen 16 yaşında sivilceli bir ergenin alabileceği her türden nasihatlar yani, anlarsınız ya..
Zaman geçtikçe Daigo ile arkadaşlığımız pekişti, ne mutlu ki bu pekişmenin getirisi koluma takılabilecek altın bileziğin kendi bile oldu diyebilirim. Ne alaka mı? Bana kulak ver.
Daigo Time Attack sürücüsü olduğu dönem boyunca Nissan'ın S yani Silvia veya diğer adıyla RPS modelleri ile yarışmıştı ve onu tanıdığım dönem de bir Zenki S14 kullanıyordu. Nissan'ın S şasileri dingil mesafesi, şasi geometrisi ve sürüş karakteri açısından birbirlerine oldukça yakınlar. Bu şasiler içerisinde tecrübesi olan bir sürücü o dönemler kafamın içinde kurduğum akıl hocası karakterinin ta kendisi olabilirdi, ki öyle de oldu. Daigo'ya, babamın bir S15 aldığını ve günün birinde direksiyonuna oturmak istediğimi anlattığımda bana edinmiş olduğu tecrübeyi aktarabilmek adına elinden geleni yapabileceğini söyledi. Böylece iyiden iyiye dostluğa dönüşen ilişkimiz Öğretmen-Öğrenci durumuna evrildi. S14'ü ile yaptığım ilk sürüşler halen aklımdadır. Verdiği en ufak anekdot için bile ona minnettarım.
Sürüşe kapalı otoparklarda geçen öğrenme sürecimin ardından eksikliğimin aslında yarış camiası hakkında olan kültür ve yazılı olmayan kurallarını kavramamak olduğunu farkettim. Daigo ya da öğretmenim olduğu andan itibaren Daigo-San; bu kültürü iyiden iyiye anlayıp bir topluluğa dahil olmam adına beni yanında herhangi güvenlik önlemi olmayan yasadışı bazı yarışları izlemeye götürmeyi teklif etti. Anlattıklarımı dinleyip beni azıcık tanıdıysanız eğer bu denileni reddetmemin imkansız olduğunu da anlamış olmalısınız, sonrasını anlatmaya gerek var mı? Daigo-San'ın teklifini daha cümlesini bitirmeden balıklama atlar gibi kabul ettim. Böylece gezintilerimiz başladı, ilk durağımız Tochigi oldu. Nikko içerisinde ve Chuzenji Gölünün doğusunda bir yerlerdeyiz.

Tochigi'nin kendine ait olan Touge'sine Irohazaka adı verilmişti, bu arada, "Touge de ne demek?" diye soranınız varsa eğer kısaca açıklamakta fayda var.
Touge, Toge veya her nasıl söylüyorsanız aslında biz Japonların dar ve virajlı dağ yollarına vermiş olduğu isim. Bu yolları tasarlayan mühendisler eğimin etkisini azaltmak ve ağır vasıtaların geçişini rahatlatabilmek için bu yolları uzun, ortalama denilebilecek düzlüklere sahip ve bolca dönüş barındaracak şekilde inşa etmişlerdir.
Bana soracak olursanız eğer sürücünün becerisinin ve cesaretinin en iyi şekilde ölçülebileceği rotasyon çeşididir. Artık Touge ne demek biliyorsunuz, şimdi hikayeye dönelim.
Nasıl bir ortam olduğunu soruyorsanız eğer şu Hızlı ve Öfkeli filmlerinde görebileceğiniz türden bir kalabalık düşünmeyin derim, Touge kapışmaları tehlikeyi en aza indirgemek için yalnızca organizasyon içerisinde bulunması gereken kişiler doğrultusunda bölgeye de bağlı olacak şekilde geceyi sabaha bağlayan saat aralıklarında yapılır, bulunması gereken kişilerden de kısaca bahsetmek gerekirse bunlar; sürücüler, isteğe bağlı olacak şekilde hakemleri, olası araç trafiğini ve virajlarla sınırlı olacak şekilde yarışın gidişatını bildirmekle yükümlü olan kişiler (bu konuda telsizlerinden yardım alıyorlar) ve son olarak bir grup seyirci.
Özellikle olasıkların en kötüsü olan Polisleri devre dışı bırakabilmek için organizasyonlar o kadar iyi gizleniyordu ki yarışlara olan davetler dışarıdan katılmak isteyenler için gazete küpürleri içerisinde gizli olarak yapılıyordu, yarış geceleri yapılacak buluşmalar için yarış bölgesinden uzakta bulunan lokasyonlar üzerinde toplanarak yarış ile ilgili her şey kararlaştırıldıktan sonra intikal sağlanıyordu. Daigo-San'ın teklifinden hemen sonra Nikko'nun merkezinde bulunan bir restoranın otoparkına gittiğimizde bu anlattıklarımın henüz hiçbirini bilmiyordum.
Oraya vardığımızda gördüğüm ilk şey park halinde bekleyen 3 tane Kanjo görünümlü Honda Civic'ti ve modellere has şampiyonalarda karşılaşabileceğiniz cinsten çıkartmalara ve modifikasyonlara sahiplerdi. Beyaz renkli ADVAN yazılı yarış lastikleri ile donatılmış magnezyum jantlar, hafiflik adına halılarına kadar sökülmüş iç mekanlar, takla kafesleri ve sıkıştırma oranı yüksek tork odaklı geliştirilmiş motorlar bunlara örnek olarak verilebilir. Söylemem gerek, Omori'den beri hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.
Daigo ile beraber restoran kapısından içeriye girdiğimizde aynı masada oturan üçlünün yanına gittik ve onlarla tanıştım. O elemanların isimlerini hatırlayamıyor olsam da oldukça eğlenceli tiplerdi en azından bunu söyleyebilirim, Daigo-San beni onlara anlattığında içlerinden biri yan koltuğunda yer teklif edebileceğini söyledi, ben de anında kabul ettim. Yarış hakkında bazı detaylar konuşuldu; Irohazaka ters olarak koşulacak ve ilk tırmanış sonrası orta sektörde bulunan açık bir alandan dönülerek yeniden iniş ile tamamlayacaklardı. Ortaya 70.000 yen bahis konulmuştu ve demin bahsettiğim şu telsizli grup ilerleyen saatlerde bizimle orada buluşacaklardı.
Detaylar konuşulduktan sonra 4 araç Irohazaka'ya doğru yolculuğa çıktık, yirmi dakikanın sonunda tırmanışın başlangıç noktasına gelmişiz. Bunu bilmiyordum ve yanında oturduğum şu sürücünün aniden gaza oturması ile öğrendim. O güne kadar yarışmanın ne olduğunu sadece izlediklerim kadarıyla biliyordum, televizyonlara yansıtılan görsel efektlerden, spikerlerden veya bunlara benzer tüm etkenlerin hiçbirini içinde barındırmayan kor sürüşün nasıl hissettirdiğini o koltukta anladım.
İşte böyle, her şey otomobil statüsünden çıkmış bir Civic'in yolcu koltuğunda başladı. Farların aydınlatabildiği kadar görüşe sahip olduğumuz o zifiri karanlık gecede adeta ölmeyi ister gibi süren bu üç sürücü ile beraber kendimi yarışmaya tam anlamıyla adamış biri oluvermiştim, tıpkı isimleri 90'larda bilgisayar oyunlarına verilen Ralli pilotlarının grup B'ye canlı olarak şahit olmuş ve kendilerini spora adamış 80'ler ergenleri olması gibi.
Yarışmanın veya yarışmaya şahit olmanın sonrası hayat döngüm S15'imizin alındığı zamanın öncesine benzer şekilde devam etti çünkü yalnızca yarışları izleyerek yaşayamazdım, destek olmam gereken bir anne baba ve bitirmem gereken bir okulum vardı anlatabildim mi? Evet, elbette yarışmak artık hayatımın merkezindeydi ancak hayatta istemediğiniz bazı sorumluluklar almak zorundasınız. Daigo-San ile beraber eğitimlerime ve ufak tefek touge ziyaretlerimi sürdürmüş olsam da hayatıma devam ettim.
Liseden mezun olduktan ve ehliyet almaya hak kazandıktan sonra işler daha iyi bir hâl almaya başladı, direksiyonunun başına oturacağım günü hayal ettiğim S15'imizin anahtarını arada sırada alıyor ve Daigo-San ile bazı yasal etkinlikleri izlemeye gidiyorduk, sadece bu da değildi. Trafiğin diğerlerine oranla daha az olduğu bazı virajlı alanlarda hız yapmaya ve el alışkanlığımı arttırmaya çalışmak için de sürüşlere çıkmaya başlamıştım. Best Motoring ve Daigo-San'ın bana gösterdiklerini taklit etmeye çalıştığım her gün daha rahat ve iyi hissediyordum. Yüksek lisans yapmaya sıcak bakmadığımı gördüklerinde annem ve babam pek sorun etmemiş olsa da üniversite eğitimimi de tam anlamıyla bitirmeliydim ama ondan önce hayalimin peşinden gitmeyi istiyordum, zamanı gelmişti. Babam beni bu yoldan döndüremeyeceğini biliyordu, bu yüzden S15 üzerinde kendi birikimimden bazı modifikasyonlar yapıp Daigo-San ile birlikte pist günlerine katılmaya başladım.
Günlerim hafta içi bir kargo firmasında kuryelikle hafta sonu ise kafamın estiği herhangi yarış etkinliğini izlemeye giderek, Daigo-San ile test sürüşü yaparak arada bir de S15'e para harcayarak geçiyordu..
Bahsettiğim hayat düzenimi oturttuktan yaklaşık 4-5 ay sonra belki de bugünün tohumlarının atıldığı hamle babamdan geldi, Japonya'yı bilmiyorsanız söyleyeyim, İngiltere ile birlikte otomobil sporlarının beşiği olma rolünü üstlenen ülke olsa bile hayat yalnızca onlardan ibaret değil.
Düşünülenin aksine Japonya belki de dünyanın en depresif nüfusuna sahip, her yıl ortalama 30.000 kişi kendi hayatına son veriyor, inanması güç ama ilkokul çağında çocukların bile kendilerini öldürdükleri bir yerden bahsediyorum. İnsanların sebepsizce kendilerini izole ettiği; içlerine aşırı kapanık oldukları için pornografi ve romantizm temalı mangalarda duygularını aradıkları psikolojisi bozuk mutsuz bir kesim, azımsanmayacak kadar fazlalardı.
Bu ve detaylarını hatırlayamadığım bazı nedenlerden dolayı fırsatımız varken babam ayrılma kararı aldı. İngilizce dilini en azından kendimizi rahatça ifade edebilecek kadar öğrenebilmek adına günlük hayatımızın tüm boş zaman dilimlerini ders alarak geçirdik, bu 1.5 ay sürdü ve ardından evimizi Chicago'ya taşımak için hazırlıklara başladık, babama o konuda kızamazdık çünkü Kanagawa-Tokyo arasında geçen yaşantımız artık iyice çekilmez boğucu bir hâl almaya başlamıştı. Avukat olduğu için başta zorluklar çekecek olsak bile yeni bir hayat kurabileceğimize dair babamın inancı tamdı.
Olacakları öğrendiğimde gerçek anlamda tek arkadaşım olan Yukio ve Daigo-San ile vedalaşmak istedim bu ikiliye çok şey borçluyum. Bir yarış sürücüsünün gözünden bakmayı ve sürmeyi dolaylı yoldan Yukio, doğrudan ise Daigo sayesinde öğrendim. İtiraf etmeliyim benim için zordu, doğduğum, büyüdüğüm ve hayallerimin peşinden koşmaya ilk kez başladığım toprakları, alışageldiğim hayat düzenimi ve arkadaşlarımı geride bırakacaktım.
Son görüşmemizde Daigo-San, bana değerlerimden asla şaşmamamı söyledi. Değerlerimin doğru olduğuna inandığım sürece karşılaştığım zorlukların beni yıldıramayacağını da. Ve sanırım başardı da, çünkü buna hep inandım.