Gecenin karanlığını, kırmızı ve mavi ışıkların taş kaplamalı yüksek apartmanların duvarlarına çarparak aydınlattığını gördüğünüz bir yer. Merkezi kesimleri nezih, ara sokakları suç ve karanlığın hissettirdiği terörle dolu. Mekanların havalandırmalarından dışarıya taşan sıcak ama bir o kadar pis kokan kızartma buharları göğe yükselir. Duyduğunuz polis, ambulans, itfaiye siren sesini yaşadığınız yere göre en rahat şekilde ayırt edebileceğiniz bir yerden bahsediyorum. Bazen çığlık, bazen kavga eden iki insanın bağrışmaları ile uyandığınız metropolitan... Peki bu "Windy City" için neden bu kadar kötü bahsediyorum? Theo'in Los Santos'a gelişi de aslında bu şehirde yaşadığı olumsuzluklardan geçiyor. Chigago'da yaşıyorsanız hayatınızda Almanya, İrlanda, Polonya, İsveç kökenli insanlarla karşılaşmanız çok mümkün. Yeşil parkları süsleyen estetik binalar, takım elbise ve çantaları ile görebileceğiniz insan trafiği var. Sokak sanatçıları her köşe başını, klakson seslerini; çello, keman yada kendi imkanları ile yaptığı enstrümanla bastırırlar. Küçük çocukların parklarda neşeli hallerini izleyebilir, kıkırdamaları kulaklarınızda yankılanabilir, köpeklerini çimlerde koşturan insanları görebilir, heybetli ağaçların gölgesinde öpüşen çiftleri görebilirsiniz. Chigago'nun West Town'ında yaşıyorsanız eğer işler göründüğü gibi değildir. Theo doksan beş yılının ilk aylarında, West Town'ın orta halli kesimlerinden birinde, gece yarısı doğmuştur. Aslında bu kadar detaya gerek yok, Theo hayatı da bu kadar detaylı değil. Durumu iyi olmayan ebeveynler, başını sokabileceğin bir ev, koskocaman şehrin içinde seçilebilecek en kötü mahalle, hastalıklı komşulara sahip. Buraya kadar okuyabildiysen,Theo'nun dünyasına ilk adımı atmış oldun.
| |
Theo'nun biraz küçüklüğünden, şu yaramazlık yapıp sağda solda koşturan ufak serserilik dönemlerinden bahsetmeliyim. Kuytu köşelerde yaşayan bir çocuk da olsanız mutlaka sahip olduğunuz birkaç şey vardır; bitmeyen enerji, mutlu kalma isteği ve oyun.Theo'nun belki yetiştirilme tarzı, belki yaşantısı, belki de bulunduğu yerden dolayı asla çılgın bir çocuk olmadı. Ağaçlardan ağaçlara tırmanan, bisikleti ile bloklarca öteye gidip bir süre sonra kaybolan, parklarda diğer çocuklarla ter atan... Hayır, hayır bunlarla hiç alakası olmayan bir çocuktu. Babası Rugby hastası bir adamdı. Televizyon karşısına geçip, höpürdeterek bira içen, göbekli bir kişiydi. Doğduğunuz anda sizin için seçilen temel şeylerden birkaçı ebeveynleriniz, dininiz öyle değil mi? Theo için bir şey daha var; babası tarafından oynanmaya ve izlenmeye zorlanan Rugby sporu. Theo'nun büyürken kendisini de geliştirmesinin en büyük payı babasının ona sunduğu spor sevgisiydi. İnsan sormuyor değil "Onca spor varken neden rugby?" Sanırım bunun cevabını Theo'dan başka kimse bilemeyecek. Eğer öğrenmek istesek de ondan kalan nadir anı, soldaki eski fotoğraf... Theo'nun sıradışı bir yaşantısı olmadığını söylemiştim. Hatta aksine Dünya üzerindeki en sıradan hayata sahip bir kişilik bile olabilir. Gri bir hayatı var ve bu hayatı renklendirmek için yaptığı şeyler epey kısıtlıydı. Babası Rugby oynatıyor ve onun spor yapmasına teşvik ediyor derken şaka yapmıyordum.Theo Chicago'da bir spor akademisine girerek sporun her dalında çalışmalar yapmaya başladı. "İnsan sosyalken bir o kadar da asosyal olur mu?" demeyin. Theo epey içine kapanık bir adam, dış bağlantılarını oldukça kestiği söylenebilir. Nitekim her ne kadar ketum ve 24'ünde sanki 70'indeki sinirli yaşlı amcalar gibi görünse de içinde, belki de çoook derinlerde sakin ve huzurlu bir adam var. (Belki de sevgiye muhtaç, bilemeyiz.) Yaşadığı olayları göz önünde bulundurursak, bu hiç de hatalı gibi görünmüyor. Chicago'dan Los Santos'a geliş hikayesinin temelleri de bu huysuzluğunun altındaki huzurlu adamdan gelmesi kaçınılmaz. Şimdilik bilmeniz gereken bu huysuz adamın kendini toparlaması adına LS'e geldiği ve kendine en uygun yaşantıyı sağlamak adına planlamalar yaptığı...
Bu karakter tanıtımı Davidson tarafından tasarlanmıştır. |
|