Çingeneler kimlerdir?
Çingeneler insanlık ailesinin ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. En gerçek ve doğru manasıyla Çingeneler göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Çingene adlandırması Balkanlar ve Anadolu'da göçebe zanaatçı toplulukları adlandırmak için kullanılmıştır. Tarihin en eski zamanlarından beri kimi insan grupları; tarım veya hayvancılıkla geçinmişlerdir. Çingenelerse çeşitli nedenlerden dolayı göçebe zanaatçılıkla yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Romanlar Balkanlar'da yaşayan en büyük Çingene topluluklarındandır. Roman toplumunun Romanes adı verilen bir dili ve başlangıcı Kuzey Hindistan'a dayanan bin yıllık bir tarihi bulunmaktadır. Romanların en eski ataları uzun yolculuklarına Hindistan'dan başlamış olsalar da Roman Çingeneleri gerçek anlamda bir Balkan toplumudur. Hem Romanes dili, hem de Roman kültürünün diğer özellikleri uzun bir göç sürecinin ardından Balkan topraklarında bugünkü şeklini almıştır.
Sanıldığı gibi bizlerle diğer insanları birbirimizden ten rengi, ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer Çingeneler kadar beyaz tenli ya da sarışın Çingeneler de vardır. Farklı ırklara mensup Çingene grupları da vardır. Farklı diller konuşan Çingene grupları da vardır. Ama tüm Çingenelerin ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Çingene hangi mesleği yapıyor olursa olsun, insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Çingene toplumuna ait olduğunu gösterir.
Ne gariptir ki Çingeneleri diğer insanlardan ayıran tek özellik göçebe zanaatçılık olmasına rağmen, bu mesele üzerinden insanlar arasında ciddi bir ayrım meydana gelebilmiştir.
Çingenelerin tarih sahnesinde savaşları yok gibi. Yani kimse ile toprak kavgası yapmadılar, devlet kurmaya çalışmadılar, farklı kültürleri tahakküm altına almaya çalışmadılar. Kendilerine ait dilleri oldu ama yazılı belgeleri hiç olmadı. Onlar kendilerini "Roman" olarak adlandırdılar ve bu ismi evrensel anlamda da kullandılar.
Sevgilerinden, neşelerinden, birlikteliklerinden ve geleneksel yaşam biçimlerinden başka bir şey bırakmak istemediler yarınlara.
En belirgin özellikleri, belli bir yerde ikamet etmemeleri oldu! Bugün için biraz farklılık gösterse de, "ev" sahibi olmamaları, özellikle göçebe olarak yaşamaları, tercihlerinde hep etkili oldu. Varlıklı Çingenelerin İngiltere'de lüks karavanlarda yaşadığını gördüğümde de aynı şeyi düşünmüştüm; yerleşik hayatı tercih etmediklerini, her zaman doğaya yakın olma özlemlerini...
Hep yolda oldular, yolcu oldular, yollarda yaşadılar, yolları sevdiler, yollarda sevildiler, sanki yollarla akraba oldular.

Faşizmin ilk kurbanları onlar
Avrupa'da yükselen faşizmin sesleri ilk kez Çingenelerin kulaklarında çınlamış olmalı. 1938 yılında Çingene ayrımcılığı tasarısı Almanya'da parlamentodan geçerek yasalaşmış. Yüzyıllardır çektikleri acılar, aşağılanmalar ve maruz kaldıkları katliamlar artık onları yeni bir soykırım tehdidiyle yüz yüze bırakmış. Lanetli kaderleri onları temerküz kamplarında yalnız bırakmamış ve 250.000 – 400.000 arasındaki bir Çingene topluluğu faşizmin soğuk yüzü ile karşılaşmış; ölümlerden ölüm beğenmiş, soykırımları yaşarken geleceğini aramış.
8 Nisan 1971 tarihinde, 14 ülkeden gelen Çingenelerin temsilcilerinin bir araya gelmesiyle gerçekleştirdikleri "Uluslararası Çingene Kongresi" Londra'da toplanmış. O tarihten sonra her yılın 8 Nisan günü Çingenelerin kültürel zenginlikleri ve bunun gelecek nesillere devamını koruma konusundaki çabaları "onur günü" olarak kutlanıyor. Eğer çingene dostunuz varsa bu tarihi ajandanıza ekleyin! Bu toplantıdan sonra yılların acılarını üstlerinde taşıyan Çingeneler Avrupa sınırları içinde de olsa, eşit haklara sahip azınlıklar statüsüne alındılar.
Hindistan, Dünyanın her yerindeki Çingenelerin en büyük savunucusu, haklarının koruyucusu durumunda! 1977 yılında Birleşmiş Milletler, Hindistan'ın girişimiyle Çingeneler lehine bağlayıcı bir karar aldı. Buna göre, BM anlaşmasına imza koyan ülkeler, kendi vatandaşlarına tanıdıkları hakları Çingenelere de aynen tanımakla yükümlü olmayı kabul ettiler.
Kültürel özelliklerini korusalar da, siyasal ve ekonomik güçleri nüfuslarıyla ilgili orantılı değil. Aralarındaki köprüler yeni yeni kuruluyor, birleşik olarak hareket edip toplumsal paylaşımlarda sorunlarını dile getirmeleri konusunda yavaş yavaş gözleri açılıyor.

Çingenelerin kendi dili: Çingenece
Çingenece ya da Romanca, Çingenelerin yaşadığı tüm ülkelerde konuşulur, ancak bölgeden bölgeye çok fazla değişkenlik gösterir ve birçok Çingene bu dili unutup yaşadıkları ülkenin dilini konuşmaya başlamıştır.
Bu dil Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur ve Çingeneler Hindistan kökenli oldukları için Hint dilleriyle yakından akrabadır. Çingenecenin en büyük özelliği, bulunduğu muhitin yaygın dilleri Türkçe, Sırpça ve Arnavutçadan yoğun bir şekilde etkilenmiş olmasıdır. Özellikle Yugoslavya devrinde Sırp-Hırvatçadan söz varlığı bakımından oldukça büyük etki yaşanmıştır. Bu etki söz diziminde de kısmen görülür.
Bazı sözcükler ve deyimler | | Çingeneler ve nüfus oranları. |
Çingenece / Türkçe Lacho Dives / Merhaba Sokeresa / Nasılsın? Lacho / İyiyim. Pachave tut / Teşekkür ederim Nay pala soste! / Bir şey değil Katar isinan? / Neredensin? Sar buchhos tuke? / toro alav so? Adınız ne? Miro Lav si o/e... / Benim adım... Ava / Evet Na / Hayır Toro familyas tusa? / Aileniz sizinle birlikte mi? Kate casa? / Nereye gidiyorsunuz? tumen na axaylava. / Sizi anlamıyorum. Hacheres man? / Anladınız mı beni? T'aves mansa. / Gel benimle. Avel kay. / Buraya gel. Tu katar isinan? / Nerelisin? Sobor pala isinanız? / Kaç kardeşsiniz? Ti day cundi isi? / Annen hayatta mı? Te dayako alav so? / Annenin adı ne? |  | İspanya 725.000 Bulgaristan 750.000 Brezilya 678.000 – 1.000.000 Arjantin 300.000 Yunanistan 350.000 Macaristan 800.000 – 1.000.000 Hindistan 2.274.000 İran 110.000 Romanya 1.850.000 Türkiye 2.750.000 Suriye 250.000 - 300.000 Slovakya 550.000 Sırbistan 500.000 (Kosova dahil: 540.000) Rusya 825.000 Ukrayna750.000 İtalya 140.000 Almanya 183.000 - 400.000 Fransa 400.000 |
