İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 24,780 görüntülenme Açan BiA ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#74 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 12.05.2022 15:24

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Bu Şekilde Kaybetmemiz Utanç Verici


Golden State Warriors için bu sezonun oldukça zorlu geçeceği henüz yılın başından dahi belliydi. Özellikle Klay Thomson'ın yokluğu başta olmak üzere; Draymond Green'in yaşından dolayı düşen formu, yenilenen ve Warriors'ın oyun düzenine henüz adapte olmayan bir kadro gibi faktörler bu düşüncenin temelini oluşturuyor. Nitekim sezon onlar için tam da beklenildiği gibi iki ileri bir geri şeklinde ilerlemekte. Tüm bunlar olurken kelimenin tam anlamıyla bütün yük Stephen Curry'nin omuzlarında.

Bulunduğumuz noktada Warriors, 20 – 20 derecesiyle Batı Konferansı'nda 9. Sırada yer alıyor. Ancak son günlerde asıl endişe veren durum; Golden State Warriors'ın almış olduğu farklı yenilgiler. Oynadıkları son 6 maçın 5'ini kaybeden Dub Nation; bu mağlubiyetlerin neredeyse tamamından farklı yenilgiler alarak aldı. Los Angeles Lakers'a karşı biri 26 sayı diğeri ise 31 sayılık bir yenilgi, Los Angeles Clippers'a karşı 26 sayılık bir yenilgi ve Phoenix Suns'a karşı alınan 22 sayılık yenilgi. Lakers'a karşı alınan 128 – 97'lik yenilginin ardından çok doğal bir reaksiyon olarak takımın yıldızı Stephen Curry; bu konuyla ilgili bazı açıklamalarda bulundu ve takım arkadaşlarından daha fazlasını beklediğini dile getirdi.

"Kesinlikle daha iyi oynamalıyız. Ve kazanma takım olarak kazanma alışkanlığı edinmeliyiz. Ancak daha da önemlisi bu şekilde fark yemeyi bırakmalıyız çünkü bu utanç verici. Maçın ardından parkede yaptıklarımız ile ilgili gurur duyabileceğimiz bir oyun oynamalıyız. Tabii ki de maç kaybedebiliriz, bunun olması çok doğal fakat bu şekilde fark yiyerek değil."





Curry'nin yaptığı bu açıklamaların ardından koç Steve Kerr de çok benzer bir demeç verdi ve takımın aldığı dengesiz sonuçlardan bahsetti.

"Bir gün önce ligin en iyi derecesine sahip takımını yenip, hemen ardından bir başka harika takıma 31 sayı farkla yenildik. Bu bizim nasıl bir durumda olduğumuzu gayet iyi açıklıyor. Sebepsiz yere 20 – 20 derecesine sahip değiliz. Çok yoğun bir şekilde inişler çıkışlar yaşıyoruz. Oyunun her iki alanında da iyi oynamalıyız ve daha da önemlisi bunu istikralı bir şekilde yapmalıyız."

Şayet Warriors ekibi işleri yoluna koymak istiyorsa; takım arkadaşlarının Curry'e şimdikinden çok fazla yardım etmesi gerektiği gün gibi ortada. Ne dersiniz, Warriors sezonun ikinci yarısında işleri yoluna koyabilir mi?



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#75 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 12.05.2022 15:21

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Westbrook ve Doğu Konferansı'ndaki Eşleşmeleri


NBA, sadakatin hakim olmadığı bir iş dünyası. Takımına sadık olduğu halde pek çok ismin göz yaşına bakılmadan takas edildiğine şahit olduk. Bu durum, Russell Westbrook gibi sadık mı sadık bir adamın daha başına geldi. Önce evi olarak gördüğü Oklahoma'da ihanetlere uğradı. Ardından orayı terketti. Sonrasında Houston Rockets ile işler beklenildiği gibi gitmedi ve yine takas defterleri açıldı. Houston Rockets, Russell Westbrook'u verirken, karşılığında Washington Wizards'tan John Wall'u aldı. Birçok NBA sever için bu takasın "karşılıklı kayıp" olduğu düşünüldü. Kimilerine göre All-Star hatta Süperstar olan bu iki oyuncunun, gönderildikleri takımlara bir katkı yapamayacağı düşünüldü. Ancak ikisi için de farklı olan bir ortak nokta var ki, bu nokta başarılarını etkileyebilir. John Wall artık Batı Konferansı için forma terletecekken, Russell Westbrook da kariyerinde ilk kez Doğu Konferansı'nda boy gösterecek.


Damian Lillard ve Russell Westbrook


Asıl konumuza geçmeden önce hepimizin üzüleceği bir husus bulunuyor. Damian Lillard ve Russell Westbrook artık sadece normal sezonda karşı karşıya gelebilecek. Normal sezon içerisinde bütün takımların birbirleriyle oynadıkları aşikâr ancak olay Playoff atmosferine gelince işler hayli kızışıyor. Günümüz NBA'inde ise Russ West ve Dame Dolla isimlerini Playoff'ta karşı karşıya izlemek büyük zevk! Bu takas sonrası aynı şeyi söyleyemiyoruz maalesef. Artık Damian Lillard ve Russell Westbrook gibi iki rakip ismi, tam performanslarıyla izleyebileceğimiz tek nokta, NBA Finalleri. Bu durum da bu ikiliyi asıl performanslarında, karşı karşıya izlemeyi epey güç kılıyor.

Beastbrook ve Birebir Eşleşmeleri


Russell, hırsı ile bilinen bir basketbolcu. Bu hırsını Doğu Konferansı'nda da iyi bir performansla gösterdiği takdirde, Bradley Beal ile ölümcül bir ikili olacakları da aşikâr. Ancak iş Playofflar raddesine gelince, taktikler değişiyor. Her takımın kendine has bir oyun stili var. Playofflar devreye girince bu oyun stilleri, rakibe göre değişiyor. Dolayısıyla bambaşka bir konferansta, bambaşka rakiplere karşı Playoff yapmak belirli bir alışma süreci gerektirebilir. Bu olayı LeBron James'in Lakers ile ilk senesinde Playoff yapamamasına benzetebilirsiniz. LeBron sakatlanmasaydı Lakers Playoff yapabilir miydi, yapsa şampiyon olabilir miydi? Bunlar hep bir muamma, ancak yıllardır Final'e çıkan LeBron'un bile batıdaki ilk senesinde hafiften afalladığını hepimiz gördük. Takıma alışma sürecini, kendini 20 yaşındaymış gibi zorladığını hepimiz gördük. Aynı durum tecrübeli basketbolcu için de geçerli olabilir. İlk senesinde mümkün olmasa da, önümüzdeki sezonlarda WB ve Beal ikilisini Playoff atmosferinde ter dökerken görebiliriz. Ancak şimdilik varsayımları bir kenara bırakmakta fayda var. Gelelim Westbrook'un kilit eşleşmelerine.


Atlanta Hawks: Trae Young


Yüzdelerden de açıkça görüleceği gibi Russell'ın aksine çok iyi bir şutör olan Trae Young, savunması oldukça güç bir oyun kurucu. Yüz yüze geldikleri 4 maçın 2'sinde galip taraf WB ekibi oldu. İyi gününde dilediği yerden şut sokabilen Trae Young'ın Westbrook'a karşı tek zayıf tarafı atletizmi. The Brodie* lige geldiği ilk günden itibaren atletizmiyle "en iyi anlar" kolajlarını oluşturdu; Young ise şut yeteneğiyle güzel işlere imza attı. Son maçlarında Trae 41 sayı atarken, Russ maçı 26 sayı ile tamamladı. Trae Young, yıldız oyun kurucu adına Playoff'ta zorlayıcı bir rakip.


Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 31 sayı / 9 ribaunt / 11 asist / 5 top çalma / 1 blok
Trae Young: 41 sayı / 6 ribaunt / 11 asist / 0 top çalma / 0 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.
*The Brodie, Russell Westbrook'un lakaplarından biridir.

New York Knicks: Derrick Rose




Westbrook'un doğuda bir diğer kilit eşleşmesi, oyun tarzlarını çok benzettiğimiz Derrick Rose. Eski patlayıcılığı olmasa da, hala iyi bir oyun kurucu. Minnesota döneminde biraz da olsa toparlayan Rose, Russell Westbrook'un atletizm tartışmalarında her zaman karşısında yer alan isim olmuştu. 13 kez karşı karşıya gelmeleriyle birlikte, bu eşleşmede şimdilik üstün taraf Rose. Son eşleşmelerinde Westbrook 23 sayı, 10 asist kaydederken; Rose 14 sayı, 6 asist kaydetti. Ancak galip gelen taraf Rose takımı oldu.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 38 sayı / 17 ribaunt / 20 asist / 6 top çalma / 1 blok
Derrick Rose: 30 sayı / 7 ribaunt / 9 asist / 4 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır. İkisinin de iyi gününde, NBA severler adına şölen tadında bir maç izleyebiliriz. Bu ikilinin eşleşmesi, tam anlamıyla kafa kafaya olan bir eşleşme!


Brooklyn Nets: Kyrie Irving


Kyrie Irving'in ne denli tehlikeli bir oyuncu olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendisinin mental açıdan anlaması güç fikirleri olsa da, iş basketbola gelince bir deha olduğunu hepimiz söyleyebiliriz. Karşılaştıkları 16 maçta, Kyrie'nin takımı üstün geldi. Top hakimiyeti ile ön plana çıkan Kyrie, bu kabiliyeti ile Washington Wizards ekibinin savunmasını sersemletmesi oldukça mümkün. Ancak bahsettiğimiz kişi Kyrie, bakarsınız Wizards maçına çıkmak dahi istemeyebilir. Sonuç olarak, Kyrie Irving bu eşleşmede bir çizgi üstün geliyor; fakat oyuncular her zaman tam performansları ile oynayamayabilir. Westbrook'un 2017'de geçirdiği sezon gibi*, yıldız oyuncunun da iyi günü göz ardı edilmeyecek kadar tehlikelidir.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook:41 sayı / 15 ribaunt / 16 asist / 4 top çalma / 1 blok
Kyrie Irving: 35 sayı / 7 ribaunt / 12 asist / 4 top çalma / 2 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

*2016 – 2017 sezonunda Russell Westbrook, 31.6 sayı, 10.7 ribaunt, 10.4 asist, 1.6 top çalma ile sezon sonu ödüllerinde "En Değerli Oyuncu" ünvanını kazanmıştı.

Toronto Raptors – Maimi Heat: Kyle Lowry ve Goran Dragic


Golden State hükümdarlığına nokta koyan Toronto Raptors'ın oyun kurucusu Kyle Lowry, artık adını "veteran" olarak andığımız bir basketbolcu. Kawhi Leonard ve Pascal Siakam gibi takım arkadaşları ile zorlayıcı bir Playoff serüvenini başarıyla sonuçladı ve şampiyon oldu. Bu durum ise onun basketbolunu daha da tehlikeli kılıyor. Ancak toplamda 24 kere karşı karşıya gelmelerine rağmen, 14 galibiyet ile kağıt üzerinde Westbrook daha üstün gözüküyor. Goran Dragic ise Miami Heat ekibini NBA Finalleri'ne taşımada büyük emek sarf etse de, Finaller'de oynayamadı. Mental olarak zorlu dönemlerden geçen Dragic, hala Miami ekibine elinden geleni veriyor. Toplamda 26 kez karşı karşıya gelen Dragic ve Westbrook karşılaşmasında, 15 galibiyet ile Russ üstün geliyor. Süperstarımızın bu iki isim karşısında attığı her adıma dikkat etmesi gerekiyor. Aralarındaki galibiyet – mağlubiyet farkı uçuk değil. Dolayısıyla yıldız oyun kurucumuz için bu iki adam, orta seviyede bir zorlukta denilebilir.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 37 sayı / 13 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Kyle Lowry: 25 sayı / 9 ribaunt / 13 asist / 4 top çalma / 4 blok

Russell Westbrook: 36 sayı / 18 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Goran Dragic: 26 sayı / 8 ribaunt / 11 asist / 2 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt, asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.


Boston Celtics: Kemba Walker




Sıra, oyun kurucu olarak Kyrie'nin verimsiz performansının ardından Boston ekibine kan ve can getiren Kemba Walker'da. Tehlikeli top hakimiyetine sahip olan Walker, gözümüz zor alışsa da Boston Celtics ekibine tam oturdu! Bu sezon uzun bir süre parkelerden kalan Walker, ilerleyen yıllarda, aylarda eski formuna döndüğü takdirde WB için zorlu bir eşleşme haline gelebilir. Ancak kariyerleri boyunca karşı karşıya geldikleri 16 maçın 12'sinde galip gelen taraf, Westbrook'un takımı oldu. Kemba genel olarak tehlikeli bir oyun kurucu olsa da, bu eşleşmede "zorlayan" değil "zorlanan" taraf olduğu gözüküyor. Kemba Walker'ın ne kadar tehlikeli olduğu hepimizin farkında olduğu bir durum; ancak istatistiklere baktığımızda Russ Westbrook bu karşılaşmanın "tehlikeli" tarafı olarak gözüküyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 40 sayı / 15 ribaunt / 15 asist / 5 top çalma / 1 blok
Kemba Walker: 32 sayı / 7 ribaunt / 9 asist / 4 top çalma / 1 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Charlotte Hornets & Milwaukee Bucks: LaMelo Ball ve Jrue Holiday


Bir tarafta çaylak LaMelo Ball, diğer tarafta 2 kez Yılın Savunma Beşi'ne seçilen Jrue Holiday bulunuyor. Daha çaylak olan LaMelo Ball'un bu listede yer almasının sebebi, birçok gözlemciye göre onun "Yılın Çaylağı" olacağını düşünmesinden kaynaklanıyor. Sakatlığının gazabına uğrayıp, Yılın Çaylağı rekabetinden uzaklaşsa da, oynadığı maçlarda oldukça iyi işlere imza attı. LaMelo ile karşı karşıya geldikleri 1 maçta mağlup gelen taraf Westbrook'un takımı oldu. Bu eşleşmede Westbrook; 12 sayı, 11 ribaunt, 9 asist ve 2 blok kaydetti. Diğer tarafta ise Melo; 19 sayı, 7 ribaunt, 5 asist, 1 top çalma kaydetti. Çaylak isim, usta oyuncuya karşı hem galip geldi, hem de ondan fazla sayı üretti. Jrue Holiday ise savunmasıyla ön plana gelen bir oyun kurucu. Her ne kadar iyi bir savunmacı olsa da, süperstarımız ile karşılaştığı 27 maçın sadece 9'unu kazanabildi. Hatta karşılaştıkları son 3 maçta Westbrook 87 sayı kaydederken Jrue Holiday 44 sayı kaydedebildi. Sonuç olarak, Russell bu eşleşmelerde de baskın olan isim olarak gözüküyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 44 sayı / 17 ribaunt / 17 asist / 4 top çalma / 2 blok
Jrue Holiday: 32 sayı / 9 ribaunt / 15 asist / 5 top çalma / 3 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Philadelphia 76ers: Ben Simmons




Şut kabiliyeti oldukça yetersiz olan bir oyun kurucuya geldi sıra. Ben Simmons'ın Westbrook için yaratacağı tek sıkıntı, takım uyumu olacaktır. Yıllardır hemen hemen aynı oyuncularla Playoff'a kalan 76ers ekibinde takım uyumu oturmuş durumda. Dolayısıyla Westbrook'un savunması ne kadar yeterli olur tartışılır. Toplamda 7 kez karşı karşıya gelen bu ikilide, Ben Simmons 3 kez galip geldi. İstatistiklere baktığımızda Hücum açısından Simmons'ın daha yüzdeli oynadığı görülüyor. Ben Simmons savunma açısından daha baskınken, Westbrook bu eşleşmede hücum dersleri gösteriyor. Özetle, yeni takımında galip olur mu bilinmez, ancak birebir bakıldığında oldukça dengeli duruyor.

Birbirleriyle oynadıkları maçlarda, kategori başı en iyi istatistikleri:

Russell Westbrook: 37 sayı / 17 ribaunt / 15 asist / 3 top çalma / 1 blok
Ben Simmons: 29 sayı / 14 ribaunt / 12 asist / 4 top çalma / 4 blok


Bu istatistikler tek bir maça ait değildir. Yaptıkları maçlar sonrası kategori başı (sayı, ribaunt asist vb.) en iyi rekorları baz alınmıştır.

Tek tek eşleşmeleri analiz ederek size sunduk. Fantezi basketbol severlerin hoşuna gideceği şekilde "kategori başına" istatistikler hazırladık. Elimizden geldiğince tarafsız, objektif yaklaştık. Dileriz makalemiz hoşunuza gitmiştir, sayfanın aşağı kısmından makalemize tepki vermeyi unutmayın! Basketbol dolu günler!

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#82 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 14.05.2022 22:17

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Sezonun İlk Bölümünde Sacramento


Sezona iyi bir giriş yapan Sacramento Kings, ilk dört maçın üçünü kazandı. Denver ve Phoenix ile ikişer maç yapıp üç galibiyet alarak dikkat çektiler. Sonrasında oynanan altı maçta sadece Chicago galibiyetinin gelmesi ise hayal kırıklığı yarattı. Özellikle de, kaybedilen bu maçların üçünde en az 15 sayı farkla önde olduğunu söylemek lazım. Toronto maçı için tam bir kâbus diyebiliriz. 19 sayı farkla öne geçtiğiniz bir maçı 21 sayı farkla kaybetmek ve 144 sayı yemek kabul edilir gibi değil. Ligin en keyifli hücum eden takımlarından biri konumundalar ama savunmada Washington Wizards'ın bile daha iyi durumda olduğunu söylemek bazı şeyleri anlatmak için yeterli olabilir.

Potasında maç başı 122 sayı gören Sacramento'nun performansı mantık dışı. Bazı takımların "hücum basketbolu oynayıp, yediğimizden fazlasını atarız" anlayışı sergilediğini biliyoruz. Ancak 122 sayı yiyen bir takımın en az 123 sayı atması gerekiyor. Peki, aranızda maç başı 123 sayı atmış bir takım hatırlayan var mı? İlk 12 maçında 5 galibiyet alan Sacramento'nun bu savunma ile başarılı olma şansı neredeyse imkânsız. Sezona sakatlıklarla giren Memphis ya da tanking parolası ile oynayan Oklahoma'dan daha kötü galibiyet yüzdesine sahip olmak, playoff hedefi için kötü bir yol.

Doğru ve Yanlışlar


Öncelikle göze hoş gelen bir basketbol oynadıklarını ve ligin iyi hücum eden takımları arasında olduklarını söyleyelim. Maç başı 115 sayı atan Sacramento, en fazla sayı üreten 8. takım konumunda. Hücum reytinglerine göre ise 12. sıradalar. Üç sayı atışlarında %37.7 ile 10. sıradalar. Ancak yeterli sayıda üç sayı denemediklerini söylemek lazım. Hield maç başı 11 üçlük denemede bulunurken, takımın geri kalanı toplamda 20 kez deniyor. Serbest atışlar ise bambaşka bir konu. Maçı başı 27.8 ile ligin en fazla serbest atış kullanan takımı konumundalar. Bu da rakiplerinin onları savunmakta zorlandıklarının göstergesi diyebiliriz. Fakat %72 ile ligin en kötü 4. takımı olursanız, bu özelliğinizi avantaja çeviremezsiniz.



Takımın başında ikinci sezonunu geçiren Luke Walton için durum biraz karışık. 73 galibiyet alan Golden State'in yardımcı koçluğunu yapan Walton için beklentiler çok yüksek. Kısa süren basketbolculuk kariyerinde yetenekten ziyade basketbol IQ'sunun çok yüksek olduğunu izleyenler hatırlayacaktır. İki sene önce playoff trenini kıl payı kaçıran Sacramento Kings, Dave Joerger ile saha dışında yaşananlar yüzünden yollar ayrılırken, Luke Walton takımın başına getirildi. Lakers ile başarısız bir dönem geçirmiş olsa da kredisi yüksek olan genç koç için geçtiğimiz sezon iyi geçmedi. %48 olan galibiyet yüzdesinin %43'e gerilemiş olması Walton adına soru işaretleri doğurmuştu. Bu yıl da kendisi ile devam edildi ancak koltuğunun sallandığını söylemek lazım. Sacramento'nun Walton gelmeden önce de iyi hücum ettiğini biliyoruz. Ancak bu kadar kötü savunma direk kendisine eksi yazacaktır. Önümüzdeki haftalarda üst üste mağlubiyetler alınması halinde, işler görevinin sonlandırılmasına kadar gidebilir. Bu konuda bir an önce önlem alması gerektiğini söylememiz gerekiyor.

Oyuncu Kadrosu ve Son Durumları




Direksiyonun başında De'Aaron Fox var. Ligin en hızlı oyuncularından biri olan Fox, takımın hücum sistemi için olmazsa olmaz bir isim. Ancak 4. senesine giren genç oyuncudan beklentiler çok daha büyüktü. 2 sene önce geleceğin en önemli isimleri arasında gösterilirken, kendisinden sonra gelen Young, Morant, Doncic gibi isimlerin çok gerisinde kaldı. 19.2 sayı ile takımın en skorer oyuncusu konumunda olsa da, şut yüzdesinde istikrar sağlayamadığını görmek üzücü (%45 FG).

Takımın en fazla top kullanan ikinci ismi ise Buddy Hield. Maç başı 11 üçlük deneyen Hield, toplam 14.4 şut denemede bulunuyor. Ancak %37 ile isabet bulması kabul edilebilir bir rakam değil. Geçtiğimiz yıllarda, zaman zaman bench'ten geldiğini görmüştük. Ancak bu pozisyonda oynamayı kesinlikle istemediğini dile getirdi. Bogdanovic'in ayrılması ile ilk beşe de yerleşti. Takım savunmasını arttırmak için Hield'ın bench'ten gelmesini önermek isterdim, ancak biraz hayalcilik olacaktır. 28 yaşındaki oyuncu takımın kilit ismi olmak istiyor.

4 yıl 80 milyon dolarlık kontratı eleştirilere sebep olsa da bu sezon oynadığı basketbol ile kontratın hakkını veren Harrison Barnes için ayrı parantez açmak lazım. 2016 NBA Finallerinde oynadığı basketbol ile kariyerini zedelemiş olsa da, Barnes'ın her takımda rol alabileceğini söylemek lazım. Yıllık kazancı biraz daha uygun olsa, performansı başka şekilde değerlendirilebilirdi. Sezonun 12 maçlık bölümünde ise kontratın hakkını veriyor. 17.3 sayı 6.8 ribaund, 3.1 asist 0.8 top çalma ile oynarken %52 ile şut, %41 ile üçlük atıyor. Sayı dışında bütün kategorilerde kariyerinin en iyi rakamları ile oynadığını söyleyelim.

İlk beşin diğer iki ismi ise Bagley ve Holmes. Günümüz basketbolunun uzunları gibi dışarıdan şut atan oyuncular değiller. Ancak hızlı basketbol oynamak isteyen Sacramento için koşabilen iki uzun konumundalar. %70 ile şut atan Richaun Holmes takım için iyi işler yapıyor olsa da, bazı konularda eksik kalıyor. 1 top çalma 1.5 blok rakamları savunmada iyi işler yaptığı algısı yaratsa da, işin gerçek kısmı bu kadar basit değil. Kısa boyu ve zayıf fiziği ile savunma kısmında eksik kalıyor. Kısaların kötü savunma yapıyor olması ise onu daha da zor durumda bırakıyor.

Bagley konusu ise bambaşka bir durum. Kolej kariyerinde çok sevdiğim bir oyuncu olsa da yaşadığı sakatlıklarında etkisi ile bir türlü istenilen performansı veremedi. 3. sezonunda en düşük sayı ortalaması (12.2 sayı) ile oynayan Bagley'nin şut yüzdeleri kabul edilebilir gibi değil. %43 ile şut, %58 ile serbest atış atıyor. Bu yüzdeler ile devam ederse kısa süre içerisinde bench'e kaydığını ya da takas piyasasında adının geçtiğini görmek şaşırtıcı olmaz.



Dikkatler LaMelo Ball'ın üzerinde iken yılın çaylağı adayı için çok güçlü bir aday gözden kaçıyor. Draftın 12. sırasında altın bulan Sacramento ekibi, Haliburton seçimi ile son yıllarda yaptığı draft hatalarını unutturacak gibi görünüyor. Çaylak oyuncu 12.6 sayı, 2.9 ribaund, 5.7 asist, 1.3 top çalma ortalamaları ile oynuyor. Saha içi şut yüzdeleri ise akıl alır gibi değil. %54 ile saha içi şut yüzdesine sahip olan Haliburton, maç başı 2.5 üçlüğü %52 isabet oranı ile buluyor. Maç başı 29 dakika süre alan isim savunmada da önemli işler yapıyor. 1.96 boyu ile 1,2 ve 3 numaralı pozisyonları savunabiliyor. Hücumda ise hem iyi bir oyun kurucu hem de iyi şut atıyor olması, Fox ile aynı anda sahada olma şansı sunuyor. Atletik bir oyuncu olmasa da basketbol zekâsı ile fark yaratan oyunculardan biri olacak gibi duruyor.

Bench rotasyonunda yer alan dört isimden daha bahsetmek istiyorum. Cory Joseph savunmadaki enerjisi ile bench'te iş yapar bir durumda. Özellikle Haliburton ile birlikte oyuna girdiğinde takımın nadir savunma efektini yarattıklarını söylemek istiyorum. Glenn Robinson ise maç başı 19 dakika alırken 7 sayı ortalama ile takıma katkıda buluyor. Kalan iki isimden ise pozitif konuları konuşmak zor. Geçtiğimiz iki sezon boyunca takımda ilk beş çıkan Bjelica'nın, bu sezon rotasyonun gerisinde kalması ve ortalama 15 dakika oynuyor olması beklediğim bir durum değildi. Korkunç bir şut performansı sergileyen oyuncunun (%24 üçlük) kontratının son senesinde olduğunu ve takas için kullanılmasının sürpriz olmayacağını söyleyelim.

Son isim ise Hassan Whiteside. Geçtiğimiz sezon Portland forması ile 15.5 sayı, 13.5 ribaund, 2.9 blok ortalamaları ile oynamasına rağmen kimseden kontrat bulamadı. Bir yıllık 2 milyon dolara Sacramento ile anlaşan Whiteside'ın daha etkin bir rolde olacağını düşünüyorduk. Ancak maç başı 13 dakika alma bizi şaşırttı. Golden State ve Portland maçlarında gösterdiği savunma performansı ile şaşkınlık yarattı. Whiteside'ın maçlarını izleyenler, ribaund ve blok rakamlarının savunmadaki eksikliklerinin gözden kaçırıldığını fark edecektir. Curry ve Lillard karşısında yaptıkları ise işi farklı boyuta taşıdı. İkili oyun sonrasında ligin en iyi şut atan oyun kurucularını üç adım geriden karşılamak ve kısa sürede kendi potasının üç sayı yağmuruna tutulmasına sebep kabul edilebilir gibi değildi. Aklının basketbolda olmadığını söylemeye gerek yok sanırım.

Sezon Sonu Tahmini


Öncelikle savunma konusunda, en azından biraz aşama kaydettikleri bir senaryoda tahminde bulunacağımı söylemek istiyorum. Aksi takdirde, bu savunma ile batının dibinde kalacaklardır. Ancak daha yüksek bir potansiyele sahip olduklarını düşündüğümden savunmada biraz toparlamaları halinde yükselişe geçeceklerdir. Şu anda üzerlerinde bulunan Oklahoma'yı geçeceklerini söylemek zor bir tahmin olmayacaktır. Playoff potasına girmeleri zor olsa da, bu sezon uygulanacak olan play-in için güçlü bir aday konumundalar. San Antonio, Memphis ve New Orleans ile birlikte 9. ve 10. sıralar için kıyasıya bir mücadeleye gireceklerini düşünüyorum.

Peki sizce Sacramento Kings sezonu nerede bitirir?

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#84 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:53

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Embiid ve MVP Şansına Tarihsel Bir Bakış


2020-21 sezonunun ortalarını henüz geçtiğimiz bir evrede, NBA birçok yönden hiç beklenmediği kadar heyecan verici oldu. Küresel bir salgının gölgesinde, ciddi anlamda sınırlı imkanlara sahip olması beklenen sezon, basketbolseverler için tırnak ısırtan bir hız treni macerasına dönüştü. Elbette ki şampiyonluk yarışında, ligin en iyisi olmaya çalışan takımların birbirleri ile rekabetini izlemek gayet eğlenceli. Yine de, bu sezon özelinde, geçmiş yıllardaki örneklerinden çok daha heyecanlı, çok daha belirsiz geçen bir yarış daha mevcut: MVP yarışı.

İçinde bulunduğumuz hafta itibari ile MVP yarışında NBA'in resmî sıralaması şu şekilde:

1- Joel Embiid
2- Nikola Jokic
3- LeBron James
4- Damian Lillard
5- Luka Doncic
6- Steph Curry
7- Giannis Antetokounmpo
8- James Harden
9- Kawhi Leonard
10- Donovan Mitchell


Geçen haftalardaki yazımızda, sırasıyla ikinci ve altıncı sırada bulunan Nikola Jokic ve Steph Curry'nin, MVP ödülüne uzanması için takım başarısının öneminden bahsetmiştik. Bu hafta ise listenin 1 numarası olan Joel Embiid'i oldukça ilgilendiren, bir başka konudan bahsedelim istedim. Elbette ki bireysel performans ve takım başarısı MVP ödülüne ulaşabilmek için ziyadesiyle önemli. Peki bu ödüle ulaşmanızı sağlayan performansınızı, sezonun sadece bir kısmında gösterebildiyseniz? Ya takımınızı, başarılı geçen senede bolca yalnız bıraktıysanız? Sakatlıklar, karantinalar... Belki de takımınız sizsiz de başarılıdır, ne dersiniz?

Joel Embiid bu sezon 76ers'ın oynadığı 40 maçın 31'inde görev alabildi ve şu anda da sakatlığı sebebi ile, en az 2 hafta parkelerden uzak kalacak. Bu 2 haftalık süreçte 76ers 9 maç daha oynayacak ve Embiid, 70 maçlık sezonda en az 18 maç forma giyemeyecek: tüm sezonun %25'i Embiid'siz geçecek. Her 4 maçtan 1'inde oynamayan bir oyuncu, ligin en değerli oyuncusu olabilecek mi? İşte bu soruyu cevaplayabilecek için, geçmişteki örneklere dalıp, en az maç oynayarak MVP olan oyuncuları inceleyeceğiz. Karşınızda MVP Yarışı: En "Yatan" MVP'ler

Maksadımız en az maç oynayarak MVP ödülünü kazanmış kişilerden bahsetmek olacaksa, NBA'in tarihi boyunca bir sezonda farklı sayılarda maça sahne olduğunu hatırlamak gerekiyor. MVP ödülünün verilmeye başladığı 1955-56 sezonundan beri bir takım, NBA'de bir sezonda en az 72 maç oynadı. Gel gelelim bunun istisnaları da mevcut. 1998-99 sezonunda genel oyuncu grevi nedeniyle sezon takım başına 50 maça düşerken, 2011-12 sezonu aynı nedenle 66'şar maçla bitirildi. Hepimizin bildiği üzere geçtiğimiz sezon da, yaşanan küresel salgın nedeni ile 68 maç ile sınırlandı.

Dolayısıyla, bir MVP'nin oynadığı maçtan ziyade, sezonun yüzde kaçında forma giyebildiği, karşılaştırma kıstası açısından bizim için faydalı olacaktır. Peki, NBA tarihinde sezon içinde en az forma giyen MVP'ler kimler? Gelin listeyi bir çırpıda sayalım:

5. Steve Nash (2004-05 sezonu MVP'si, %91.4)




Koç Mike D'Antoni'nin "5 dak'kada Beşiktaş hücumu" felsefesinin başında Nash bulunuyordu. Suns'ın Pasifik Grubu'nu 62 galibiyet 20 mağlubiyet ile birinci kapamasının en büyük sebebi olan Nash, normal sezonu 15.5 sayı, 3.3 ribaund ve 11.5 sayı ortalamaları ile kapatmıştı. Bu istatistikleri 82 normal sezon maçının 75'inde forma giyerek tutturan Nash, mümkün tüm maçların %91.4'ünde parkeye ayak basmıştı.

4. Bob Cousy (1956-57 sezonu MVP'si, %88.8)




Tarihin ikinci MVP ödülünün sahibi Bob Cousy, takımı Celtics'i ilk önce normal sezonda Doğu Konferansı birincisi yaptı. Bu başarıyı Doğu şampiyonluğu ve sonrasında da NBA şampiyonluğu takip etti. Normal sezonda Cousy 20.6 sayı, 4.8 ribaund ve 7.5 asist ortalamaları tuttururken, bunu 64 normal sezon maçında forma giyerek elde etti. 1956-67 sezonunda takımların 72'şer maç oynaması ile birlikte Cousy, takımının tüm maçlarının %88.8'inde takımındaki yerini almış oldu.

3. James Harden (2017-18 sezonu MVP'si) ve Giannis Antetokounmpo (2018-19 sezonu MVP'si, %87.8)




Oldukça yakın tarihin iki sansasyonel MVP'si var sırada. Ne ilginçtir ki, yine Koç D'Antoni tarafından yönetilen bir takımdan çıkan MVP olarak Harden, 2017-18 sezonunda 30.4 sayı, 5.4 ribaund ve 8.8 asist ile Rockets'ı Batı Konferansı birinciliğine taşıdı. Bir sonraki sezonun MVP'si Giannis Antetokounmpo ise 2018-19 sezonunda 27.5 sayı, 12.5 ribaund, 5.9 asist, 1.3 top çalma ve 1.5 blok ortalamalarını tutturdu. Takımı Bucks ise normal sezonu Doğu Konferansı birincisi olarak kapattı. Her iki MVP de 82 maçlık normal sezonda 72 maç oynayarak, olası tüm maçların %87.8'ine katılım gösterebildiler.

2. Allen Iverson (2000-01 sezonu MVP'si, %86.5)




Performansının zirvesinde ve zıpkın gibi, fişek gibi geçen bir senenin ardından Iverson'a giden MVP ödülünü izlediğimiz sezondan bahsedeceğiz. 2000-01 sezonunu 31.1 sayı, 5.5 asist 2.5 top çalma ortalamaları tutturan Iverson, takımını normal sezonda Doğu'nun zirvesine çıkarmıştı. 76ers'ın normal sezonda oynadığı 82 maçın 71'inde parkeye çıkan Iverson, MVP'lik macerasında %86.5'luk katılım oranı göstermişti.

1. Bill Walton (1977-78 sezonu MVP'si, %70.3)




Gelelim listemizin en çok "yatan" MVP'sine. Allah affetsin, çirkinliğinin tavan yaptığı senelerden birinde MVP ödülünü kucaklayan Bill Walton, 1977-78 sezonunu 18.9 sayı, 13.2 ribaund, 5 asist ve 2.5 blok ortalamalarıyla kapattı. Hem konferansını, hem de normal sezonu en tepede bitiren Portland için Walton'ın performansı, kuşkusuz oldukça önemliydi. Gel gelelim Walton, normal sezonda takımının oynadığı 82 maçın sadece 58'inde parkede yerini alabildi. %70.3'e tekabül eden bu oranla da Walton, açık ara en az maça çıkarak MVP olan oyuncu payesini almaya hak kazanıyor.

Listemizin ilk beş oyuncusunu sıraladıktan sonra, konunun Joel Embiid'i ilgilendirdiği yerlere değinmemiz gerekiyor. Görüldüğü üzere, tarihte Bill Walton dışında hiç bir oyuncu, sezonda mümkün olan maçların %75 ve daha altında sahaya çıkarak MVP ödülünün sahibi olamadı. Kaldı ki, Walton'ın bir anomali olduğunu varsayarsak, %85 gibi bir katılım oranının altında MVP ödülünü kazanmak, sözlük anlamı ile imkansız. En azından teoride. Kaldı ki, 10 yıllık trendlere baktığımızda, MVP'lerin en az maç oynadığı 2010-20 seneleri arasında bile bu oran, genele vurulduğunda %94.5 gibi oldukça yüksek bir rakam karşımıza çıkıyor (747/790).

Tüm bu hesaplamalar ve çıkarımlar ışığında Joel Embiid için sezon içi devamlılık, en azından şu an için MVP ödülünün önündeki en büyük ve en ciddi engel. Gel gelelim küresel salgın ışığında oynanan son iki sezonun bize öğrettiği bir şey varsa o da, kimin ne zaman, ne kadar parkelerden uzak kalacağının çok büyük bir muamma olduğu. Embiid'i MVP yarışındaki rakiplerinin sağlık protokolleri nedeniyle birden bire, iki hafta boyunca hiç maç yapmaması çok ütopik değil. Seneler sonra bir pivotun MVP ödülüne en çok yaklaştığı senede Embiid, parke üstünde gerçekten büyüleyici. Ancak her 4 maçtan EN AZ 1'ini kaçıracağı bu sezonda Embiid, MVP yarışındaki yerini korumak istiyorsa, mevcut performansının bir kaç tık üstünde dönüş yapmalı gibi görünüyor. En azından.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#85 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:52

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Michael Jordan ile Gordon Hayward Anlaşmasına Kısa Bakış


Son dört yılı playoff'un dışında bitiren Charlotte Hornets, takım sahibi Michael Jordan ile yeni bir maceraya atıldı. Boston Celtics ile 2017 yazında 4 yıl 128 milyon dolara imza atan Gordon Hayward, son yılında 34.1 milyon dolarlık oyuncu opsiyonunu kullanmadı ve serbest kaldı. Herkes bu kadar büyük bir sözleşmeyi neden bıraktığını sorgularken, bu kadar yüksek bir kontrat bulamayacağını düşündü. Michael Jordan ve Charlotte Hornets'ten gelen 4 yıl 120 milyon dolarlık teklif ise herkesi şaşırttı. Bir yıl önce Kemba Walker ile bir yere varamayacağını anlayan Charlotte, yıldız oyuncunun gitmesine izin verdi. Peki bu yıl ne değişti de Gordon Hayward'a aynı miktarı vermeyi kabul etti ona bakalım.

Hayward için önerilen kontrat teklifi çok yüksek görünüyor ama tek isteyen takım değillerdi. Boston Celtics'in 4/120 olmasa bile iyi bir teklif yaptığı biliniyor. Indiana Pacers ise serbest kaldıktan hemen sonra 4 yıl 100 milyon dolarlık bir teklif ile Hayward'ın kapısını çalmıştı. Peki Boston ve Indiana gibi hem başarı hedefi olan, hem de basketbol şehri olan bu iki organizasyon yerine Charlotte'a neden gelsin? Burada devreye iki faktör giriyor. Birinde Michael Jordan sizi 2014'ten beri kadronuza katmak istemesi iken, diğeri dolgun bir ücret oluyor.


Genç Kadro, Doğru Karakter


Uzun vadede başarılı bir takım yaratmak için ilk yapılması gereken, aynı yaş grubundan yetenekli gençleri bir araya getirmek ve gelişimlerini sağlamaktır. Bu doğrultuda Charlotte Hornets için elimizde kimler var bakalım; 22 yaşında, ligdeki 3. yılına giren Miles Bridges, 22 yaşında ve ligdeki 2. yılına giren PJ Washington, 19 yaşında çaylak sezonuna başlayan LaMelo Ball. Bu isimlerin dışında, geçtiğimiz sezonun başında 3 yıl 57 milyon dolarlık anlaşma imzalanan Terry Rozier 26 yaşında. 30 yaşında ve sakatlık sorunları yaşayan, kariyerinin en iyi döneminde olmadığı bilinen Gordon Hayward bu oyuncu grubu için doğru isim mi? Kesinlikle doğru isim.



Geçtiğimiz yıl çıkış yapan Devonte' Graham ve 3 yıllık kontrat alan Terry Rozier takımın sürükleyici oyuncuları oldular. Toplamda 30 şut kullanan ve sadece %40 civarı ile atan bu ikilinin yanına genç ve savruk bir LaMelo Ball eklendiğinde ne olacaktı sorusunu kendimize soralım. Hayward'ın olmadığı bir denklemde Charlotte Hornets için tahmin yapmak, benim açımdan zor değil. Eline gelen topu çembere fırlatan bu üç genç gardın yanında, Bridges ve Washington'ın gelişimlerinin engelleneceğini de söylemem lazım. Geçtiğimiz yıl Boston Celtics kadrosunda Kemba Walker, Jaylen Brown ve Jayson Tatum gibi yetenekli oyuncular vardı. Bu oyuncular arasında yapıştırıcı rolü ise Hayward'a aitti. Sakatlığının etkisi ile saha içinde iyi hareket edemediği dönemde bile onun varlığı takıma seviye atlatıyordu. Charlotte için en doğru isimlerden biri olduğunu düşünme sebebim tam da bunu sağlayacak olması. Konu sadece takımın en skoreri ya da hücumun ana oyuncusu olmak değil. Aynı zamanda gençlerin kontrolden çıktığı dakikalarda ipleri eline almak.

Michael Jordan ile Charlotte Hornets'e Kısa Bakış


2010 yılında Charlotte kulübünü satın alan Jordan, o yıl playoff gördü. 2004'te kurulan takım, ilk kez bu başarıyı gösteriyordu. Sonraki sezon doğuda 10. olan Charlotte için, Ben Gordon ve Ramon Sessions hamlelerine rağmen 2012 ve 2013 yılları tam bir felaket oldu. NBA tarihinin en kötü galibiyet yüzdesine 2011/12 sezonunda 66 maçta 7 galibiyet alarak sahip oldular. Bir sonraki yıl draftın iki numarasına sahip olsalar da 29. olmaktan kurtulamadılar. Charlotte için draft kurası seçimlerine bir göz atalım:

2011 yılı 9. sıra Kemba Walker
2012 yılı 2. sıra Michael Kidd Gilchrist
2013 yılı 4. sıra Cody Zeller
2014 yılı 9. sıra Noah Vonley
2015 yılı 9. sıra Frank Kaminsky
2017 yılı 11. Sıra Malik Monk
2018 yılı 12. Sıra Miles Bridges
2019 yılı 12. Sıra PJ Washington
2020 yılı 3. sıra LaMelo Ball


Takımı Yeniden Kuruyoruz


2013 yazında Al Jefferson'ı kadroya ekleyen Michael Jordan, Charlotte için yeni bir sayfa açtı. O yıla kadar Charlotte Bobcats ismi ile anılan takımın, Hornets ismini geri istediği biliniyordu ancak ilk somut adımlar geldi. Hornets'in orijinal renklerinden forma yapıldı. Aralık ayında gelecekte kullanılacak logo ve kimlik şeması tanıtıldı. " Buzz City" kampanyası ile tanıtımlar yapılırken yeni Hornets kıyafetleri taraftar ile paylaşıldı. O yaz resmi olarak Hornets adını ve 1988-2002 arasındaki tarihini Charlotte şehrine eklemeyi başaran Michael Jordan oldu. Tüm bu olayların ışığı altında sezonu 7. bitirerek tekrar playoff oynadılar. 2015 yılı kötü geçse de 2016 yılında gelen 6.'lık her şeyi değiştirdi. Playoff'a kalan Charlotte, 7. maç sonunda Miami Heat'e elendi.



Michael Jordan her zaman kazanma hırsı ile yanıp tutuşan biri olmuştur. 2 yıl üst üste gelen başarısız dönemden sonra 3 yılda gelen 2 playoff başarısı ile doğru yapıyı kurduğunu düşündü. Kemba Walker'ın delici olduğu sistemde oyunu forvetten kurgulayan yapının temel taşı Nicolas Batum olmuştu. 15-6-6 rakamları ile tamamladığı yılın ardından 5 yıl 120 milyon dolarlık devasa bir kontrat ile sözleşme uzatıldı. Bunun yanı sıra iyi bir rol oyuncusu olan Marvin Williams ile 4 yıl 56 milyonluk bir anlaşma yapıldı. Ancak en korkunç kontratlardan biri, son üç yılında sırasıyla 20, 22 ve 75 maç kaçıran Michael Kidd-Gilchrist ile yapılan 4 yıl 52 milyonluk anlaşma oldu. Sonraki 4 sezon hem  playoff'un hem de tanking'in uzağında, arada sıkışmış birtakım olmalarına sebep oldu.

Kemba Walker'ı Bırakıp, Gordon Hayward'a Paraları Saçıyoruz




Son 4 sezonu playoff yapmadan geçiren Michael Jordan bu kez farklı bir yol izleyecek gibi duruyor. Ortalama oyunculara kontrat dağıtmak yerine, genç oyuncuları gelişirken onlara kimlik kazandırmak için doğru isimleri eklemeye çalışıyor gibi görünüyor. Tabi bunu yaparken doğru kararları verdiğini söylemek zor oluyor. Kemba Walker süper-max kontrata imza atmış olsa yaklaşık 40 milyon dolar alacaktı. Charlotte Hornets'in para dağıttığı dönemde All-Star seviyesine çıkan Kemba, yıllık 12 milyon dolara çok uzun süre forma giydi. Hak ettiği parayı alma vakti geldiğinde ise onunla bir yere varamayız denilip bırakıldı. Takımın geleceği için bu hamleyi doğru bulduk diyelim. Gordon Hayward hamlesi takım kimyası için doğru bir karar olsa da, maddi açıdan kabul edilebilir bir yanı yok.

Hayward'ın kontratı 4 yıl 120 milyon dolar ile bitmiyor. Michael Jordan onu kadroya ekleyebilmek için, Nicolas Batum'un son yılında 27 milyon dolar olan alacağını 3 yıl 9'ar milyona böldü. 3 yıl boyunca salary'de yer alacak olan 9 milyon dolarlık ücret takımın gelecekteki hamlelerine engel olacaktır. Salary cap boşluğunu takas için kullanıp draft hakkı ya da genç oyuncular eklemek, Michael Jordan için öğrenilmesi gereken başlıca yöntem olacaktır. Geçtiğimiz hafta Prince'i göndermek zorunda olan Brooklyn'in Jarrett Allen'ı Cleveland Cavaliers'a gönderdiğini gördük. Boş bir salary cap ile bu takasın sahibi Charlotte olabilirdi. Maalesef muazzam bir oyuncu olsa da yöneticilik konusunda kötü kararlar aldığına hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Sonsöz


Maddi boyutlarını bir kenara bırakırsak Gordon Hayward hamlesinin nokta atış olduğunu söyleyebiliriz. Playoff yapmayacakları bir gerçek ancak keyif verdikleri yadsınamaz. 5 yıl boyunca NBA Finali oynayan ve son 20 yılda en fazla asist yapan takımı olan Golden State Wariors, maç başı 28 ile 30 arasında asist yapıyordu. Wariors dışında maç başı 28 asist barajını aşan bir takım 2000'li yıllarda görülmedi. Charlotte Hornets bu sezon 28.3 asist ortalaması ile oynuyor. Bu ortalama devam edebilir mi bilmiyorum. Ancak 23.1 sayı, 5.1 ribaund, 3.7 asist ortalamalarını %50 FG, %40 üçlük ve %91 serbest atış yüzdeleri ile yapan Gordon Hayward için yanlış hamle demek, yanlış olur.

Michael Jordan, yöneticilik kariyerinin en iyi hamlesini Gordon Hayward ile yapmış olabilir. Tabi en iyi hamleyi yaparken bile maddi açıdan büyük bir hata yaptığını söyleyeyim. Bu da en iyi hamlesinin içinde bile büyük eksiler barındırdığını gösteriyor. 2014 yılında çaylak kontratı sonra eren Gordon Hayward için ilk teklifi kimin yaptığını biliyor musunuz? 2014'te 4 yıl 63 milyonluk teklif ile kadrosuna katmak istese de Utah teklifi karşılamış ve Hayward'ı takımda tutmuştu. 6 yıl gecikmeli olsa da, Michael Jordan Hayward'ı kadrosuna katmayı başardı.

Para konusunu göz ardı edecek olursak sizler bu hamleyi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021