İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 27,272 görüntülenme Açan BiA ·

/// Konu sahibinin mesajları Yalnız konuyu açan kişinin mesajları. Bulunduğun yerden ileri doğru.

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 14.05.2022 22:15

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Adım Adım Milyar Dolarlık Servete


Lüks arabalar, devasa malikâneler, on binlerce dolarlık mücevherler vs. bunların her biri NBA'de oynayan ortalama bir oyuncu için son derece ulaşılabilir şeyler. Zira NBA; DEVASA büyüklükte bir ekonomi barındırıyor. Özellikle de son yıllarda katlanarak artan yayın ve sponsor gelirlerini düşündüğümüzde, NBA'de yıllık $15 milyon civarlarında kazanan birçok oyuncu var. E bir de işin süper yıldızları var tabii. Maksimum kontratların geldiği noktayı anlayabilmeniz için sizlerle çok somut bir veri paylaşacağım. Bu yıl ligde tam 35 oyuncu en az $28 milyon kazanacak. Amerika'daki diğer majör liglere baktığımızda bu oran NFL'de 12, MLB'de ise 7. Büyük para. Bu yıl ligdeki oyuncuların alacağı toplam ücret ise yaklaşık $3,5 milyar civarında. MİLYAR! Şayet ligde oyuncular bazında nasıl bir para dönüyor merak ediyorsanız sizleri şöyle alalım

Covid-19 salgını dünyanın tamamını olduğu gibi NBA'i de son derece olumsuz yönde etkiledi. Ancak bu durum LeBron James'in servetinin kısa bir süre içerisinde 1 milyar dolara ulaşacak olmasına engel değil. Zira Kral, çok yakın bir zamanda milyar dolarlık bir adam olmak üzere.

Forbes'tan Kurt Badenhausen'a göre LeBron James bu yıl toplam $95,4 milyon kazanacak. Bunun 31,4 milyon doları Los Angeles Lakers ile olan kontratından geri kalan 64 milyon doları ise AT&T, Beats, Nike, GMC, PepsiCo Walmart, Blaze Pizza vb. markalarla yaptığı sponsorluk anlaşmaları/ortaklıklardan gelecek. Takdir edersiniz ki herhangi bir markanın LeBron James'ten daha etkili bir marka yüzü bulma olasılığı oldukça düşük. Üstelik bu hangi sektör olursa olsun. LeBron James böylelikle Tiger Woods, Floyd Mayweather, Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi'nin ardından aktif spor hayatı devam ederken serveti $1 milyara ulaşan 5. Atlet olmayı başaracak. Üstelik bu yıl itibariyle kariyeri boyunca kazandığı $1 milyarın sadece $300 milyonunun bugüne kadar imzalamış olduğu kontratlardan; geri kalan $700 milyonunun ise yaptığı ortaklıklar ve sponsorluk anlaşmalarından geldiğini belirtmekte fayda var. Ayrıca bu miktar Kralı bu başarıya ulaşan ilk Amerikalı takım sporu oyuncusu da yapıyor.

LeBron James 2014 yılında GQ ile gerçekleştirdiği bir röportajda "1 milyar dolarlık bir servete ulaşmak" ile ilgili şunları söylemişti.

"Bu benim için oldukça önemli bir hedef. Açıkçası işimi ve gelirimi maksimize etmeye çalışıyorum. Ve eğer bunu başarırsam; eğer bir milyar dolarlık bit atlet olursam bu son derece heyecan verici olur."

Tebrikler Kral, başardın!

Hepimizin bildiği gibi LeBron'un en büyük planlarından bir tanesi ileride bir NBA takımı satın almak. Şayet tam şu an böyle bir şeye niyetlenecek olsa ligin en ucuz takımı Memphis Grizzlies'i $1,3 milyar karşılığında satın alabilir. Eğer doğup büyüdüğü şehrin takımı olan Cleveland Cavaliers'ı satın almak isteyecek olursa da $1,56 milyarı gözden çıkarması gerekiyor. LeBron'un bu serveti ilerleyen yıllarda çok daha yukarılara çıkarması işten bile değil. Zira Lakers ile bu yılı saymazsak 2 yıllık bir sözleşmesi daha bulunuyor ve bunun karşılığı tam $85 milyon. Üstüne üstlük bu süreçte reklam ve sponsorluk gelirlerinden kazanacağı para da en az bir bu kadar hatta çok daha fazlası olacaktır. LeBron daha şimdiden tarihin en çok kazanan atletlerinden bir tanesi ve önümüzdeki birkaç yıl içerisinde emekli olsa dahi bu kazancın emekliliğinde de artmaya devam edeceği su götürmez bir gerçek. Dolayısıyla Kralın daha şimdiden ileride bir NBA satın alacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 14.05.2022 22:17

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Sezonun İlk Bölümünde Sacramento


Sezona iyi bir giriş yapan Sacramento Kings, ilk dört maçın üçünü kazandı. Denver ve Phoenix ile ikişer maç yapıp üç galibiyet alarak dikkat çektiler. Sonrasında oynanan altı maçta sadece Chicago galibiyetinin gelmesi ise hayal kırıklığı yarattı. Özellikle de, kaybedilen bu maçların üçünde en az 15 sayı farkla önde olduğunu söylemek lazım. Toronto maçı için tam bir kâbus diyebiliriz. 19 sayı farkla öne geçtiğiniz bir maçı 21 sayı farkla kaybetmek ve 144 sayı yemek kabul edilir gibi değil. Ligin en keyifli hücum eden takımlarından biri konumundalar ama savunmada Washington Wizards'ın bile daha iyi durumda olduğunu söylemek bazı şeyleri anlatmak için yeterli olabilir.

Potasında maç başı 122 sayı gören Sacramento'nun performansı mantık dışı. Bazı takımların "hücum basketbolu oynayıp, yediğimizden fazlasını atarız" anlayışı sergilediğini biliyoruz. Ancak 122 sayı yiyen bir takımın en az 123 sayı atması gerekiyor. Peki, aranızda maç başı 123 sayı atmış bir takım hatırlayan var mı? İlk 12 maçında 5 galibiyet alan Sacramento'nun bu savunma ile başarılı olma şansı neredeyse imkânsız. Sezona sakatlıklarla giren Memphis ya da tanking parolası ile oynayan Oklahoma'dan daha kötü galibiyet yüzdesine sahip olmak, playoff hedefi için kötü bir yol.

Doğru ve Yanlışlar


Öncelikle göze hoş gelen bir basketbol oynadıklarını ve ligin iyi hücum eden takımları arasında olduklarını söyleyelim. Maç başı 115 sayı atan Sacramento, en fazla sayı üreten 8. takım konumunda. Hücum reytinglerine göre ise 12. sıradalar. Üç sayı atışlarında %37.7 ile 10. sıradalar. Ancak yeterli sayıda üç sayı denemediklerini söylemek lazım. Hield maç başı 11 üçlük denemede bulunurken, takımın geri kalanı toplamda 20 kez deniyor. Serbest atışlar ise bambaşka bir konu. Maçı başı 27.8 ile ligin en fazla serbest atış kullanan takımı konumundalar. Bu da rakiplerinin onları savunmakta zorlandıklarının göstergesi diyebiliriz. Fakat %72 ile ligin en kötü 4. takımı olursanız, bu özelliğinizi avantaja çeviremezsiniz.



Takımın başında ikinci sezonunu geçiren Luke Walton için durum biraz karışık. 73 galibiyet alan Golden State'in yardımcı koçluğunu yapan Walton için beklentiler çok yüksek. Kısa süren basketbolculuk kariyerinde yetenekten ziyade basketbol IQ'sunun çok yüksek olduğunu izleyenler hatırlayacaktır. İki sene önce playoff trenini kıl payı kaçıran Sacramento Kings, Dave Joerger ile saha dışında yaşananlar yüzünden yollar ayrılırken, Luke Walton takımın başına getirildi. Lakers ile başarısız bir dönem geçirmiş olsa da kredisi yüksek olan genç koç için geçtiğimiz sezon iyi geçmedi. %48 olan galibiyet yüzdesinin %43'e gerilemiş olması Walton adına soru işaretleri doğurmuştu. Bu yıl da kendisi ile devam edildi ancak koltuğunun sallandığını söylemek lazım. Sacramento'nun Walton gelmeden önce de iyi hücum ettiğini biliyoruz. Ancak bu kadar kötü savunma direk kendisine eksi yazacaktır. Önümüzdeki haftalarda üst üste mağlubiyetler alınması halinde, işler görevinin sonlandırılmasına kadar gidebilir. Bu konuda bir an önce önlem alması gerektiğini söylememiz gerekiyor.

Oyuncu Kadrosu ve Son Durumları




Direksiyonun başında De'Aaron Fox var. Ligin en hızlı oyuncularından biri olan Fox, takımın hücum sistemi için olmazsa olmaz bir isim. Ancak 4. senesine giren genç oyuncudan beklentiler çok daha büyüktü. 2 sene önce geleceğin en önemli isimleri arasında gösterilirken, kendisinden sonra gelen Young, Morant, Doncic gibi isimlerin çok gerisinde kaldı. 19.2 sayı ile takımın en skorer oyuncusu konumunda olsa da, şut yüzdesinde istikrar sağlayamadığını görmek üzücü (%45 FG).

Takımın en fazla top kullanan ikinci ismi ise Buddy Hield. Maç başı 11 üçlük deneyen Hield, toplam 14.4 şut denemede bulunuyor. Ancak %37 ile isabet bulması kabul edilebilir bir rakam değil. Geçtiğimiz yıllarda, zaman zaman bench'ten geldiğini görmüştük. Ancak bu pozisyonda oynamayı kesinlikle istemediğini dile getirdi. Bogdanovic'in ayrılması ile ilk beşe de yerleşti. Takım savunmasını arttırmak için Hield'ın bench'ten gelmesini önermek isterdim, ancak biraz hayalcilik olacaktır. 28 yaşındaki oyuncu takımın kilit ismi olmak istiyor.

4 yıl 80 milyon dolarlık kontratı eleştirilere sebep olsa da bu sezon oynadığı basketbol ile kontratın hakkını veren Harrison Barnes için ayrı parantez açmak lazım. 2016 NBA Finallerinde oynadığı basketbol ile kariyerini zedelemiş olsa da, Barnes'ın her takımda rol alabileceğini söylemek lazım. Yıllık kazancı biraz daha uygun olsa, performansı başka şekilde değerlendirilebilirdi. Sezonun 12 maçlık bölümünde ise kontratın hakkını veriyor. 17.3 sayı 6.8 ribaund, 3.1 asist 0.8 top çalma ile oynarken %52 ile şut, %41 ile üçlük atıyor. Sayı dışında bütün kategorilerde kariyerinin en iyi rakamları ile oynadığını söyleyelim.

İlk beşin diğer iki ismi ise Bagley ve Holmes. Günümüz basketbolunun uzunları gibi dışarıdan şut atan oyuncular değiller. Ancak hızlı basketbol oynamak isteyen Sacramento için koşabilen iki uzun konumundalar. %70 ile şut atan Richaun Holmes takım için iyi işler yapıyor olsa da, bazı konularda eksik kalıyor. 1 top çalma 1.5 blok rakamları savunmada iyi işler yaptığı algısı yaratsa da, işin gerçek kısmı bu kadar basit değil. Kısa boyu ve zayıf fiziği ile savunma kısmında eksik kalıyor. Kısaların kötü savunma yapıyor olması ise onu daha da zor durumda bırakıyor.

Bagley konusu ise bambaşka bir durum. Kolej kariyerinde çok sevdiğim bir oyuncu olsa da yaşadığı sakatlıklarında etkisi ile bir türlü istenilen performansı veremedi. 3. sezonunda en düşük sayı ortalaması (12.2 sayı) ile oynayan Bagley'nin şut yüzdeleri kabul edilebilir gibi değil. %43 ile şut, %58 ile serbest atış atıyor. Bu yüzdeler ile devam ederse kısa süre içerisinde bench'e kaydığını ya da takas piyasasında adının geçtiğini görmek şaşırtıcı olmaz.



Dikkatler LaMelo Ball'ın üzerinde iken yılın çaylağı adayı için çok güçlü bir aday gözden kaçıyor. Draftın 12. sırasında altın bulan Sacramento ekibi, Haliburton seçimi ile son yıllarda yaptığı draft hatalarını unutturacak gibi görünüyor. Çaylak oyuncu 12.6 sayı, 2.9 ribaund, 5.7 asist, 1.3 top çalma ortalamaları ile oynuyor. Saha içi şut yüzdeleri ise akıl alır gibi değil. %54 ile saha içi şut yüzdesine sahip olan Haliburton, maç başı 2.5 üçlüğü %52 isabet oranı ile buluyor. Maç başı 29 dakika süre alan isim savunmada da önemli işler yapıyor. 1.96 boyu ile 1,2 ve 3 numaralı pozisyonları savunabiliyor. Hücumda ise hem iyi bir oyun kurucu hem de iyi şut atıyor olması, Fox ile aynı anda sahada olma şansı sunuyor. Atletik bir oyuncu olmasa da basketbol zekâsı ile fark yaratan oyunculardan biri olacak gibi duruyor.

Bench rotasyonunda yer alan dört isimden daha bahsetmek istiyorum. Cory Joseph savunmadaki enerjisi ile bench'te iş yapar bir durumda. Özellikle Haliburton ile birlikte oyuna girdiğinde takımın nadir savunma efektini yarattıklarını söylemek istiyorum. Glenn Robinson ise maç başı 19 dakika alırken 7 sayı ortalama ile takıma katkıda buluyor. Kalan iki isimden ise pozitif konuları konuşmak zor. Geçtiğimiz iki sezon boyunca takımda ilk beş çıkan Bjelica'nın, bu sezon rotasyonun gerisinde kalması ve ortalama 15 dakika oynuyor olması beklediğim bir durum değildi. Korkunç bir şut performansı sergileyen oyuncunun (%24 üçlük) kontratının son senesinde olduğunu ve takas için kullanılmasının sürpriz olmayacağını söyleyelim.

Son isim ise Hassan Whiteside. Geçtiğimiz sezon Portland forması ile 15.5 sayı, 13.5 ribaund, 2.9 blok ortalamaları ile oynamasına rağmen kimseden kontrat bulamadı. Bir yıllık 2 milyon dolara Sacramento ile anlaşan Whiteside'ın daha etkin bir rolde olacağını düşünüyorduk. Ancak maç başı 13 dakika alma bizi şaşırttı. Golden State ve Portland maçlarında gösterdiği savunma performansı ile şaşkınlık yarattı. Whiteside'ın maçlarını izleyenler, ribaund ve blok rakamlarının savunmadaki eksikliklerinin gözden kaçırıldığını fark edecektir. Curry ve Lillard karşısında yaptıkları ise işi farklı boyuta taşıdı. İkili oyun sonrasında ligin en iyi şut atan oyun kurucularını üç adım geriden karşılamak ve kısa sürede kendi potasının üç sayı yağmuruna tutulmasına sebep kabul edilebilir gibi değildi. Aklının basketbolda olmadığını söylemeye gerek yok sanırım.

Sezon Sonu Tahmini


Öncelikle savunma konusunda, en azından biraz aşama kaydettikleri bir senaryoda tahminde bulunacağımı söylemek istiyorum. Aksi takdirde, bu savunma ile batının dibinde kalacaklardır. Ancak daha yüksek bir potansiyele sahip olduklarını düşündüğümden savunmada biraz toparlamaları halinde yükselişe geçeceklerdir. Şu anda üzerlerinde bulunan Oklahoma'yı geçeceklerini söylemek zor bir tahmin olmayacaktır. Playoff potasına girmeleri zor olsa da, bu sezon uygulanacak olan play-in için güçlü bir aday konumundalar. San Antonio, Memphis ve New Orleans ile birlikte 9. ve 10. sıralar için kıyasıya bir mücadeleye gireceklerini düşünüyorum.

Peki sizce Sacramento Kings sezonu nerede bitirir?

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 15.05.2022 16:58

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Sakatlıklardan Canlı Çıkabilecekler Mi?


2020-21 sezonu NBA için belki de en çok sakatlık vakasının yaşandığı sezon oldu. Rekabetin üst seviyede olduğu ve bu şekilde devam etmesinin en büyük beklentimiz olduğu playoff'larda ise sakatlık sorunu, tam gaz devam ediyor gibi. Daha şimdiden bunala güreşen birçok takımın kilit oyuncuları sakatlık belasından muzdarip durumdalar. Playoff'lar, takımlar için her zamankinden daha çetin bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü.

Milwaukee Bucks, sezonun geri kalanında Donte DiVicenzo'dan mahrum kalacak. Joel Embiid, son Wizards maçında yaşadığı diz sakatlığı ile alakadar MR sonuçlarını bekliyor. Anthony Davis'in durumu maç günlerinde belli olacak ama pek parlak bir senaryo ile karşı karşıya değiliz. Luka Doncic'in sırtındaki ciddi sinir rahatsızlığı ise performansını her gün daha fazla etkiliyor. Peki bu sakatlıklar, takımların şampiyonluk yarışında onları ne derecede etkileyecek? Adeta Survivor'a dönüşmüş bir playoff yarışında takımlar hayatta kalabilecekler mi?

Los Angeles Lakers, Anthony Davis'siz Hayatta Kalabilecek Mi?


Olayın istatistiki yönüne bakıldığında, Davis'in sakatlığının Lakers'ı hiç etkilemeyecek gibi olması gerekiyor. Normal sezonda, LeBron'un sahada olup Davis'in sahada olmadığı dakikalarda, 100 pozisyon başına +7.7 sayı istatistiğine sahipler. Play-off'lardaki rakipleri Suns karşısında ise LeBron'un sahada, Davis'in bench'te olduğu dakikalarda Lakers, Suns'a 19 sayı fark attı. Peki, problem tam olarak nerede?

Problem, bu senaryonun LeBron'un üstündeki yükü haddinden fazla arttırması. Yukarıda bahsini geçirdiğimiz Davis'siz-LeBron'lu normal sezon dakikalarında LeBron'un top kullanma oranı %33.2'ye fırladı ve 36 dakika başına 8.5 asist ortalamaları tutturdu. Lakers için bir strateji, savunmada rakibini boğacak derecede baskıyla oynayıp hücumda her şeyi LeBron'un sırtına yıkmak: LeBron'un Cavaliers günlerinden zaman zaman alışık olduğu bir senaryo.

Gel gelelim eğri oturup doğru konuşalım: Bu strateji Lakers'ı bir kaç adımdan öteye götürebilecek, şampiyonluğa kadar uzanacak bir strateji değil. Lakers için en büyük umut bu stratejinin, en azından Anthony Davis sağlam şekilde dönene kadar işe yaraması.

Philadelphia 76ers, Joel Embiid'siz Hayatta Kalabilecek Mi?


Görünen o ki 76ers, bir sonraki aşamada Atlanta Hawks ile eşleşecek. Embiid'in savunmanın merkezinde olmadığı bir senaryoda hareketli Hawks takımının, pick-and-roll'ler ile 76ers'ı parçalama ihtimali hiç de az değil. Ama diyelim ki 76ers, Hawks engelini de aştı. Doğu Finali'nde ya Nets ya da Bucks ile karşılaşma ihtimalleri oldukça yüksek. 76ers tam sağlıklı olduğunda bile onlardan daha yetenekli bir kadroya sahip olduğunu iddia edebilecek bu takımlar, Embiid'siz bir 76ers için, özellikle boyalı alanda çok büyük bela olacaklardır. Giannis ellerini ovuşturmaya başladı bile.

Nihayetinde Embiid'siz bir 76ers hala oldukça kaliteli bir takım olabilir ancak Embiid olmadan şampiyonluk ihtimalleri sıfır. Bunu söylemenin daha politik bir yolu maalesef yok.

Dallas Mavericks, Luka Doncic'siz Hayatta Kalabilir Mi?


Alınan haberlere göre Luka Doncic, üçüncü maçın devre arasından beri ciddi bir sırt sakatlığı ile mücadele ediyor. Bu sakatlığın onun oyununu etkilediği de aşikar: Üçüncü maçın ikinci devresinde 6/13 isabet, kaçan dört serbest atış ve üç top kaybı. Dördüncü maç ise tam bir felaket oldu Doncic için: 24 şutta 19 sayı, 6 asist ve 3 top kaybı. Clippers'ın "Doncic'e duvar örelim, sol tarafını kapayalım" stratejisinin hakkını da verelim ancak sakatlığın da Doncic'in performansına sekte vurduğu aşikar.

Daha açıkça söylemek gerekirse: Mavericks seride 2-2'yi sağlayabilmişse bu tamamiyle Doncic'in başarısı. Seri boyunca Doncic sahada değilken Mavericks, 100 pozisyon başına 104.4 sayı üreterek, Doncic'in sahada olmadığı 39 dakikada tam 28 sayı geriye düştü. Doncic'in sakatlığının sıkıntı yaratmaya başladığı 3. maç devre arasından itibaren ise Mavericks, Doncic'in sahada olduğu 56 dakikada sayı toplamında 22 sayı geride. 100 pozisyon başına sadece tam 100 sayı üretebildiler ki; bu, Doncic'in sakatlığının hücuma vurduğu baltanın boyutlarını gözler önüne seriyor.

Özet geçelim: Doncic sakatlığını atlatmazsa, Doncic sahada olsa bile Mavericks'in şansı sıfır.


Milwaukee Bucks, Donte DiVicenzo'suz Hayatta Kalabilir Mi?


Yüzeysel olarak baktığınızda, tüm diğer sorulardan daha farklı bir kategoride bu soru aslında. DiVicenzo, oyuna ettiği etki konusunda Embiid, Davis ve Doncic'le yan yana dahi gelemeyecek bir yerde. Ama bütün playoff'lar boyunca süreceği artık kesin olan yokluğu, Bucks'ın yolculuğunu kayda değer ölçüde zorlaştıracak. DiVicenzo Bucks'ta en çok süre alan beşinci oyuncuydu. Bucks'ın aynı anda top baskısı, şut becerisi ve yaratıcılık içeren beşler ortaya koymasındaki belki de en kilit isimdi.

DiVicenzo sağlıklı olsaydı, Nets serisinde kuvvetle muhtemel Kyrie Irving ile eşleşecekti. Bu Jrue Holiday'in James Harden'la, Khris Middleton'ın Kevin Durant'la eşleşmesine imkan tanıyacaktı. Böylelikle Giannis Antetokounmpo da savunmada daha zayıf bir rakip ile eşleşerek, hücumda daha diri ve aktif olabilecekti. DiVicenzo'nun yokluğunda ise saydığımız silsile bir adım aşağıya kayacak, Brook Lopez üstüne ekstra savunma yükü binecek ve Pat Connaughton veya Bryn Forbes da Joe Harris'in peşinde, perdeleri aşmak ile görevlendirilecekler.

DiVicenzo'nun etkisi çok büyük görünmeyebilir lakin Bucks için işleri, ideal senaryonun başında bir tık zorlaştırması, bir kelebek etkisine sebep olabilir.

Daha ilk turunda sakatlıklar ile boğuşmak durumunda kalan NBA takımları, ilerisini düşünmek adına birçok değişikliği gözden geçirmek zorunda. Anlaşılan o ki değişen şartlara en iyi adapte olan ekip, yolunu en uzun tutacak takım olacak. Daha fazla değişen şart veya sakatlık olmaması temennisi ile.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:53

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Embiid ve MVP Şansına Tarihsel Bir Bakış


2020-21 sezonunun ortalarını henüz geçtiğimiz bir evrede, NBA birçok yönden hiç beklenmediği kadar heyecan verici oldu. Küresel bir salgının gölgesinde, ciddi anlamda sınırlı imkanlara sahip olması beklenen sezon, basketbolseverler için tırnak ısırtan bir hız treni macerasına dönüştü. Elbette ki şampiyonluk yarışında, ligin en iyisi olmaya çalışan takımların birbirleri ile rekabetini izlemek gayet eğlenceli. Yine de, bu sezon özelinde, geçmiş yıllardaki örneklerinden çok daha heyecanlı, çok daha belirsiz geçen bir yarış daha mevcut: MVP yarışı.

İçinde bulunduğumuz hafta itibari ile MVP yarışında NBA'in resmî sıralaması şu şekilde:

1- Joel Embiid
2- Nikola Jokic
3- LeBron James
4- Damian Lillard
5- Luka Doncic
6- Steph Curry
7- Giannis Antetokounmpo
8- James Harden
9- Kawhi Leonard
10- Donovan Mitchell


Geçen haftalardaki yazımızda, sırasıyla ikinci ve altıncı sırada bulunan Nikola Jokic ve Steph Curry'nin, MVP ödülüne uzanması için takım başarısının öneminden bahsetmiştik. Bu hafta ise listenin 1 numarası olan Joel Embiid'i oldukça ilgilendiren, bir başka konudan bahsedelim istedim. Elbette ki bireysel performans ve takım başarısı MVP ödülüne ulaşabilmek için ziyadesiyle önemli. Peki bu ödüle ulaşmanızı sağlayan performansınızı, sezonun sadece bir kısmında gösterebildiyseniz? Ya takımınızı, başarılı geçen senede bolca yalnız bıraktıysanız? Sakatlıklar, karantinalar... Belki de takımınız sizsiz de başarılıdır, ne dersiniz?

Joel Embiid bu sezon 76ers'ın oynadığı 40 maçın 31'inde görev alabildi ve şu anda da sakatlığı sebebi ile, en az 2 hafta parkelerden uzak kalacak. Bu 2 haftalık süreçte 76ers 9 maç daha oynayacak ve Embiid, 70 maçlık sezonda en az 18 maç forma giyemeyecek: tüm sezonun %25'i Embiid'siz geçecek. Her 4 maçtan 1'inde oynamayan bir oyuncu, ligin en değerli oyuncusu olabilecek mi? İşte bu soruyu cevaplayabilecek için, geçmişteki örneklere dalıp, en az maç oynayarak MVP olan oyuncuları inceleyeceğiz. Karşınızda MVP Yarışı: En "Yatan" MVP'ler

Maksadımız en az maç oynayarak MVP ödülünü kazanmış kişilerden bahsetmek olacaksa, NBA'in tarihi boyunca bir sezonda farklı sayılarda maça sahne olduğunu hatırlamak gerekiyor. MVP ödülünün verilmeye başladığı 1955-56 sezonundan beri bir takım, NBA'de bir sezonda en az 72 maç oynadı. Gel gelelim bunun istisnaları da mevcut. 1998-99 sezonunda genel oyuncu grevi nedeniyle sezon takım başına 50 maça düşerken, 2011-12 sezonu aynı nedenle 66'şar maçla bitirildi. Hepimizin bildiği üzere geçtiğimiz sezon da, yaşanan küresel salgın nedeni ile 68 maç ile sınırlandı.

Dolayısıyla, bir MVP'nin oynadığı maçtan ziyade, sezonun yüzde kaçında forma giyebildiği, karşılaştırma kıstası açısından bizim için faydalı olacaktır. Peki, NBA tarihinde sezon içinde en az forma giyen MVP'ler kimler? Gelin listeyi bir çırpıda sayalım:

5. Steve Nash (2004-05 sezonu MVP'si, %91.4)




Koç Mike D'Antoni'nin "5 dak'kada Beşiktaş hücumu" felsefesinin başında Nash bulunuyordu. Suns'ın Pasifik Grubu'nu 62 galibiyet 20 mağlubiyet ile birinci kapamasının en büyük sebebi olan Nash, normal sezonu 15.5 sayı, 3.3 ribaund ve 11.5 sayı ortalamaları ile kapatmıştı. Bu istatistikleri 82 normal sezon maçının 75'inde forma giyerek tutturan Nash, mümkün tüm maçların %91.4'ünde parkeye ayak basmıştı.

4. Bob Cousy (1956-57 sezonu MVP'si, %88.8)




Tarihin ikinci MVP ödülünün sahibi Bob Cousy, takımı Celtics'i ilk önce normal sezonda Doğu Konferansı birincisi yaptı. Bu başarıyı Doğu şampiyonluğu ve sonrasında da NBA şampiyonluğu takip etti. Normal sezonda Cousy 20.6 sayı, 4.8 ribaund ve 7.5 asist ortalamaları tuttururken, bunu 64 normal sezon maçında forma giyerek elde etti. 1956-67 sezonunda takımların 72'şer maç oynaması ile birlikte Cousy, takımının tüm maçlarının %88.8'inde takımındaki yerini almış oldu.

3. James Harden (2017-18 sezonu MVP'si) ve Giannis Antetokounmpo (2018-19 sezonu MVP'si, %87.8)




Oldukça yakın tarihin iki sansasyonel MVP'si var sırada. Ne ilginçtir ki, yine Koç D'Antoni tarafından yönetilen bir takımdan çıkan MVP olarak Harden, 2017-18 sezonunda 30.4 sayı, 5.4 ribaund ve 8.8 asist ile Rockets'ı Batı Konferansı birinciliğine taşıdı. Bir sonraki sezonun MVP'si Giannis Antetokounmpo ise 2018-19 sezonunda 27.5 sayı, 12.5 ribaund, 5.9 asist, 1.3 top çalma ve 1.5 blok ortalamalarını tutturdu. Takımı Bucks ise normal sezonu Doğu Konferansı birincisi olarak kapattı. Her iki MVP de 82 maçlık normal sezonda 72 maç oynayarak, olası tüm maçların %87.8'ine katılım gösterebildiler.

2. Allen Iverson (2000-01 sezonu MVP'si, %86.5)




Performansının zirvesinde ve zıpkın gibi, fişek gibi geçen bir senenin ardından Iverson'a giden MVP ödülünü izlediğimiz sezondan bahsedeceğiz. 2000-01 sezonunu 31.1 sayı, 5.5 asist 2.5 top çalma ortalamaları tutturan Iverson, takımını normal sezonda Doğu'nun zirvesine çıkarmıştı. 76ers'ın normal sezonda oynadığı 82 maçın 71'inde parkeye çıkan Iverson, MVP'lik macerasında %86.5'luk katılım oranı göstermişti.

1. Bill Walton (1977-78 sezonu MVP'si, %70.3)




Gelelim listemizin en çok "yatan" MVP'sine. Allah affetsin, çirkinliğinin tavan yaptığı senelerden birinde MVP ödülünü kucaklayan Bill Walton, 1977-78 sezonunu 18.9 sayı, 13.2 ribaund, 5 asist ve 2.5 blok ortalamalarıyla kapattı. Hem konferansını, hem de normal sezonu en tepede bitiren Portland için Walton'ın performansı, kuşkusuz oldukça önemliydi. Gel gelelim Walton, normal sezonda takımının oynadığı 82 maçın sadece 58'inde parkede yerini alabildi. %70.3'e tekabül eden bu oranla da Walton, açık ara en az maça çıkarak MVP olan oyuncu payesini almaya hak kazanıyor.

Listemizin ilk beş oyuncusunu sıraladıktan sonra, konunun Joel Embiid'i ilgilendirdiği yerlere değinmemiz gerekiyor. Görüldüğü üzere, tarihte Bill Walton dışında hiç bir oyuncu, sezonda mümkün olan maçların %75 ve daha altında sahaya çıkarak MVP ödülünün sahibi olamadı. Kaldı ki, Walton'ın bir anomali olduğunu varsayarsak, %85 gibi bir katılım oranının altında MVP ödülünü kazanmak, sözlük anlamı ile imkansız. En azından teoride. Kaldı ki, 10 yıllık trendlere baktığımızda, MVP'lerin en az maç oynadığı 2010-20 seneleri arasında bile bu oran, genele vurulduğunda %94.5 gibi oldukça yüksek bir rakam karşımıza çıkıyor (747/790).

Tüm bu hesaplamalar ve çıkarımlar ışığında Joel Embiid için sezon içi devamlılık, en azından şu an için MVP ödülünün önündeki en büyük ve en ciddi engel. Gel gelelim küresel salgın ışığında oynanan son iki sezonun bize öğrettiği bir şey varsa o da, kimin ne zaman, ne kadar parkelerden uzak kalacağının çok büyük bir muamma olduğu. Embiid'i MVP yarışındaki rakiplerinin sağlık protokolleri nedeniyle birden bire, iki hafta boyunca hiç maç yapmaması çok ütopik değil. Seneler sonra bir pivotun MVP ödülüne en çok yaklaştığı senede Embiid, parke üstünde gerçekten büyüleyici. Ancak her 4 maçtan EN AZ 1'ini kaçıracağı bu sezonda Embiid, MVP yarışındaki yerini korumak istiyorsa, mevcut performansının bir kaç tık üstünde dönüş yapmalı gibi görünüyor. En azından.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:52

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Michael Jordan ile Gordon Hayward Anlaşmasına Kısa Bakış


Son dört yılı playoff'un dışında bitiren Charlotte Hornets, takım sahibi Michael Jordan ile yeni bir maceraya atıldı. Boston Celtics ile 2017 yazında 4 yıl 128 milyon dolara imza atan Gordon Hayward, son yılında 34.1 milyon dolarlık oyuncu opsiyonunu kullanmadı ve serbest kaldı. Herkes bu kadar büyük bir sözleşmeyi neden bıraktığını sorgularken, bu kadar yüksek bir kontrat bulamayacağını düşündü. Michael Jordan ve Charlotte Hornets'ten gelen 4 yıl 120 milyon dolarlık teklif ise herkesi şaşırttı. Bir yıl önce Kemba Walker ile bir yere varamayacağını anlayan Charlotte, yıldız oyuncunun gitmesine izin verdi. Peki bu yıl ne değişti de Gordon Hayward'a aynı miktarı vermeyi kabul etti ona bakalım.

Hayward için önerilen kontrat teklifi çok yüksek görünüyor ama tek isteyen takım değillerdi. Boston Celtics'in 4/120 olmasa bile iyi bir teklif yaptığı biliniyor. Indiana Pacers ise serbest kaldıktan hemen sonra 4 yıl 100 milyon dolarlık bir teklif ile Hayward'ın kapısını çalmıştı. Peki Boston ve Indiana gibi hem başarı hedefi olan, hem de basketbol şehri olan bu iki organizasyon yerine Charlotte'a neden gelsin? Burada devreye iki faktör giriyor. Birinde Michael Jordan sizi 2014'ten beri kadronuza katmak istemesi iken, diğeri dolgun bir ücret oluyor.


Genç Kadro, Doğru Karakter


Uzun vadede başarılı bir takım yaratmak için ilk yapılması gereken, aynı yaş grubundan yetenekli gençleri bir araya getirmek ve gelişimlerini sağlamaktır. Bu doğrultuda Charlotte Hornets için elimizde kimler var bakalım; 22 yaşında, ligdeki 3. yılına giren Miles Bridges, 22 yaşında ve ligdeki 2. yılına giren PJ Washington, 19 yaşında çaylak sezonuna başlayan LaMelo Ball. Bu isimlerin dışında, geçtiğimiz sezonun başında 3 yıl 57 milyon dolarlık anlaşma imzalanan Terry Rozier 26 yaşında. 30 yaşında ve sakatlık sorunları yaşayan, kariyerinin en iyi döneminde olmadığı bilinen Gordon Hayward bu oyuncu grubu için doğru isim mi? Kesinlikle doğru isim.



Geçtiğimiz yıl çıkış yapan Devonte' Graham ve 3 yıllık kontrat alan Terry Rozier takımın sürükleyici oyuncuları oldular. Toplamda 30 şut kullanan ve sadece %40 civarı ile atan bu ikilinin yanına genç ve savruk bir LaMelo Ball eklendiğinde ne olacaktı sorusunu kendimize soralım. Hayward'ın olmadığı bir denklemde Charlotte Hornets için tahmin yapmak, benim açımdan zor değil. Eline gelen topu çembere fırlatan bu üç genç gardın yanında, Bridges ve Washington'ın gelişimlerinin engelleneceğini de söylemem lazım. Geçtiğimiz yıl Boston Celtics kadrosunda Kemba Walker, Jaylen Brown ve Jayson Tatum gibi yetenekli oyuncular vardı. Bu oyuncular arasında yapıştırıcı rolü ise Hayward'a aitti. Sakatlığının etkisi ile saha içinde iyi hareket edemediği dönemde bile onun varlığı takıma seviye atlatıyordu. Charlotte için en doğru isimlerden biri olduğunu düşünme sebebim tam da bunu sağlayacak olması. Konu sadece takımın en skoreri ya da hücumun ana oyuncusu olmak değil. Aynı zamanda gençlerin kontrolden çıktığı dakikalarda ipleri eline almak.

Michael Jordan ile Charlotte Hornets'e Kısa Bakış


2010 yılında Charlotte kulübünü satın alan Jordan, o yıl playoff gördü. 2004'te kurulan takım, ilk kez bu başarıyı gösteriyordu. Sonraki sezon doğuda 10. olan Charlotte için, Ben Gordon ve Ramon Sessions hamlelerine rağmen 2012 ve 2013 yılları tam bir felaket oldu. NBA tarihinin en kötü galibiyet yüzdesine 2011/12 sezonunda 66 maçta 7 galibiyet alarak sahip oldular. Bir sonraki yıl draftın iki numarasına sahip olsalar da 29. olmaktan kurtulamadılar. Charlotte için draft kurası seçimlerine bir göz atalım:

2011 yılı 9. sıra Kemba Walker
2012 yılı 2. sıra Michael Kidd Gilchrist
2013 yılı 4. sıra Cody Zeller
2014 yılı 9. sıra Noah Vonley
2015 yılı 9. sıra Frank Kaminsky
2017 yılı 11. Sıra Malik Monk
2018 yılı 12. Sıra Miles Bridges
2019 yılı 12. Sıra PJ Washington
2020 yılı 3. sıra LaMelo Ball


Takımı Yeniden Kuruyoruz


2013 yazında Al Jefferson'ı kadroya ekleyen Michael Jordan, Charlotte için yeni bir sayfa açtı. O yıla kadar Charlotte Bobcats ismi ile anılan takımın, Hornets ismini geri istediği biliniyordu ancak ilk somut adımlar geldi. Hornets'in orijinal renklerinden forma yapıldı. Aralık ayında gelecekte kullanılacak logo ve kimlik şeması tanıtıldı. " Buzz City" kampanyası ile tanıtımlar yapılırken yeni Hornets kıyafetleri taraftar ile paylaşıldı. O yaz resmi olarak Hornets adını ve 1988-2002 arasındaki tarihini Charlotte şehrine eklemeyi başaran Michael Jordan oldu. Tüm bu olayların ışığı altında sezonu 7. bitirerek tekrar playoff oynadılar. 2015 yılı kötü geçse de 2016 yılında gelen 6.'lık her şeyi değiştirdi. Playoff'a kalan Charlotte, 7. maç sonunda Miami Heat'e elendi.



Michael Jordan her zaman kazanma hırsı ile yanıp tutuşan biri olmuştur. 2 yıl üst üste gelen başarısız dönemden sonra 3 yılda gelen 2 playoff başarısı ile doğru yapıyı kurduğunu düşündü. Kemba Walker'ın delici olduğu sistemde oyunu forvetten kurgulayan yapının temel taşı Nicolas Batum olmuştu. 15-6-6 rakamları ile tamamladığı yılın ardından 5 yıl 120 milyon dolarlık devasa bir kontrat ile sözleşme uzatıldı. Bunun yanı sıra iyi bir rol oyuncusu olan Marvin Williams ile 4 yıl 56 milyonluk bir anlaşma yapıldı. Ancak en korkunç kontratlardan biri, son üç yılında sırasıyla 20, 22 ve 75 maç kaçıran Michael Kidd-Gilchrist ile yapılan 4 yıl 52 milyonluk anlaşma oldu. Sonraki 4 sezon hem  playoff'un hem de tanking'in uzağında, arada sıkışmış birtakım olmalarına sebep oldu.

Kemba Walker'ı Bırakıp, Gordon Hayward'a Paraları Saçıyoruz




Son 4 sezonu playoff yapmadan geçiren Michael Jordan bu kez farklı bir yol izleyecek gibi duruyor. Ortalama oyunculara kontrat dağıtmak yerine, genç oyuncuları gelişirken onlara kimlik kazandırmak için doğru isimleri eklemeye çalışıyor gibi görünüyor. Tabi bunu yaparken doğru kararları verdiğini söylemek zor oluyor. Kemba Walker süper-max kontrata imza atmış olsa yaklaşık 40 milyon dolar alacaktı. Charlotte Hornets'in para dağıttığı dönemde All-Star seviyesine çıkan Kemba, yıllık 12 milyon dolara çok uzun süre forma giydi. Hak ettiği parayı alma vakti geldiğinde ise onunla bir yere varamayız denilip bırakıldı. Takımın geleceği için bu hamleyi doğru bulduk diyelim. Gordon Hayward hamlesi takım kimyası için doğru bir karar olsa da, maddi açıdan kabul edilebilir bir yanı yok.

Hayward'ın kontratı 4 yıl 120 milyon dolar ile bitmiyor. Michael Jordan onu kadroya ekleyebilmek için, Nicolas Batum'un son yılında 27 milyon dolar olan alacağını 3 yıl 9'ar milyona böldü. 3 yıl boyunca salary'de yer alacak olan 9 milyon dolarlık ücret takımın gelecekteki hamlelerine engel olacaktır. Salary cap boşluğunu takas için kullanıp draft hakkı ya da genç oyuncular eklemek, Michael Jordan için öğrenilmesi gereken başlıca yöntem olacaktır. Geçtiğimiz hafta Prince'i göndermek zorunda olan Brooklyn'in Jarrett Allen'ı Cleveland Cavaliers'a gönderdiğini gördük. Boş bir salary cap ile bu takasın sahibi Charlotte olabilirdi. Maalesef muazzam bir oyuncu olsa da yöneticilik konusunda kötü kararlar aldığına hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Sonsöz


Maddi boyutlarını bir kenara bırakırsak Gordon Hayward hamlesinin nokta atış olduğunu söyleyebiliriz. Playoff yapmayacakları bir gerçek ancak keyif verdikleri yadsınamaz. 5 yıl boyunca NBA Finali oynayan ve son 20 yılda en fazla asist yapan takımı olan Golden State Wariors, maç başı 28 ile 30 arasında asist yapıyordu. Wariors dışında maç başı 28 asist barajını aşan bir takım 2000'li yıllarda görülmedi. Charlotte Hornets bu sezon 28.3 asist ortalaması ile oynuyor. Bu ortalama devam edebilir mi bilmiyorum. Ancak 23.1 sayı, 5.1 ribaund, 3.7 asist ortalamalarını %50 FG, %40 üçlük ve %91 serbest atış yüzdeleri ile yapan Gordon Hayward için yanlış hamle demek, yanlış olur.

Michael Jordan, yöneticilik kariyerinin en iyi hamlesini Gordon Hayward ile yapmış olabilir. Tabi en iyi hamleyi yaparken bile maddi açıdan büyük bir hata yaptığını söyleyeyim. Bu da en iyi hamlesinin içinde bile büyük eksiler barındırdığını gösteriyor. 2014 yılında çaylak kontratı sonra eren Gordon Hayward için ilk teklifi kimin yaptığını biliyor musunuz? 2014'te 4 yıl 63 milyonluk teklif ile kadrosuna katmak istese de Utah teklifi karşılamış ve Hayward'ı takımda tutmuştu. 6 yıl gecikmeli olsa da, Michael Jordan Hayward'ı kadrosuna katmayı başardı.

Para konusunu göz ardı edecek olursak sizler bu hamleyi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 17.05.2022 22:44

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Normal Sezon, Uzatma, Playoff Fark Etmez, Westbrook Affetmez

NBA tarihinde tüm zamanların en fazla Triple-Double yapan oyuncusu olan Russell Westbrook ile yolculuğa çıkıyoruz. Sizleri normal sezonda 182, playoff'larda ise 10 kez bu başarıya ulaşan Westbrook'un en iyi performanslarına götürüyoruz.

10. Bir Devrin İlk Adımları
03/03/2009 OKC Thunder 96-87 Dallas Mavericks 17 Sayı 10 Ribaund 10 Asist

2008 draftında OKC Thunder tarafından 4. sıradan seçilen Westbrook, kariyerinin ilk döneminde triple-double makinesi değildi. İlk 6 sezonunda sadece 8 triple-double yapmıştı. Son 7 sezonunda ise 174 kez bunu tekrarladı. Rakamlar çok etkileyici olmasa da kariyerinde ilk triple-double yaptığı maçı bu listeye almak gerekir. Bu maçta başka bir triple-double uzmanı olan Jason Kidd'e karşı yapmış olması ise ayrı güzel.

9. Kendi Başına Sixers'a Bedel




05/03/2015 OKC Thunder 123-118 Phliadelphia 76ers 49 sayı 15 Ribaund 10 Asist

2014/2015 sezonu normal sezon maçında Philadelphia ile oynayan OKC, Westbrook'un muazzam performansı ile maçı uzatmada kazandı. Takımın uzatma bölümünde attığı 13 sayının 10'unu atan ve diğer basketin asistini yapan Westbrook, maçı kazandıran isim oldu. 42 dakika sahada kalırken tam 49 sayı üretti.

8. Bütün Yük Omuzlarında, Galibiyete!


29/10/2016 OKC Thunder 113- 110 Phoenix Suns 51 Sayı 13 Ribaund 10 Asist

Sezona Philadelphia galibiyet ile başlayan OKC'de, Westbrook 1 ribaund ile triple-double'ı kaçırmıştı. 2. maçta ise rakip Phoenix Suns oldu. Maçın başında 18 sayı geriye düştüler. Son çeyrekte 10 sayı atıp maçı uzatmaya götüren Westbrook, uzatmada 6 sayı atarak maçı kazandıran isim oldu. 45 dakika sahada kalırken 51 sayı üretti. Westbrook dışında takımda çift hanelere ulaşan tek isim 21 sayı ile Oladipo'ydu.

7. İnanılmazı Ancak İnanılma İle Yenebilirsin




11/01/2019 OKC Thunder 147 – 154 San Antonio Spurs 24 Sayı 13 Ribaund 24 Asist

Bir başka normal sezon maçına gidiyoruz. Westbrook'un kariyer asist rekorunu kırdığı maçtayız. Son çeyrekte 13 sayı geride olan OKC, maçta kalmaya çalışıyordu. 9 dakika kala Westbrook oyuna döndü. Kalan sürede tam 8 asist yaptı ve maç uzatmaya gitti. 2 kez uzayan maçta 50 dakika sahada kalan Westbrook, 24 sayı 24 asistle oynamasına rağmen maçı kazandıramadı. Kariyer gecesi geçiren bir başka isme mağlup oldu. LaMarcus Aldridge 56 sayı atarak maçı Spurs'e kazandırdı.

6. Yedinci Maçlar ONUN!


15/05/2011 OKC 105-90 Memphis Grizzlies, Batı Yarı Final 7.Maç 14 Sayı 10 Ribaund 14 Asist

04/05/2014 OKC 120-109 Memphis Grizzlies, Playoff İlk Tur 7.Maç 27 Sayı 10 Ribaund 16 Asist

Bu sırada biraz ekonomik davranacağım ve iki performansını birleştireceğim. Russell Westbrook'un Memphis Grizzlies'ı iki kez elediği maçlara gidiyoruz. 3 sene arayla iki kez playoff'ta karşılaştılar ve ikisi de 7. maça gitti. Tarihin tekerrür ettiğini Russell Westbrook ile öğreniyoruz. 2011'de playoff 7. maçı ve rakip Memphis, Westbrook triple-double ile galibiyetin mimarlarından oluyor. 3 sene sonra yine 7. maç yine rakip Memphis ve Westbrook yine triple-double ile maçı kazandıran isim oldu.

5. Tarihe Yeni Bir İmza!


03/04/2019 OKC Thunder 119-103 LA Lakers 20 Sayı 20 Ribaund 21 Asist

Rakamlar yanlış değil. 20-20-20 yapan birini gördü bu gözler. Daha önce de görülmemiş bir şey değil gerçi. 02/02/1968 yılında Philadelphia-Detroit maçını izleyenler bunu görmüş. Wilt Chamberlain 22 sayı 25 ribaund 21 asistle tarihte bunu yapan tek oyuncuydu. Tabi Russell Westbrook diye biri gelene kadar. Lakers karşısında 20 sayı 20 ribaund 21 asistle inanılmazı başardı ve Wilt ile birlikte bunu başaran iki çılgından biri oldu. Geçtiğimiz günlerde buna yine yaklaşan Westbrook, sayı kategorisinde 20'ye ulaşamadığı için tekrarlayamadı. Yanlış anlamadınız 14 sayı 21 ribaund 24 asistle maçı tamamladı. Sadece 8 şut kullandığı ve sayı atmaya çalışmadığı için rekorunu yineleyemediğini söyleyelim. Tabi 20 ribaund 20 asist yapan 3. bir oyuncu olmadığını düşünürsek çok da umrunda değildir diye düşünüyorum.

4. İmkansızı Söyleyin, Arkanıza Yaslanıp Seyredin


10/04/2017 OKC Thunder 106-105 Denver Nuggets 50 Sayı 16 Ribaund 10 Asist

Normal sezonun bitimine 2 maç kalmıştı. Sezon boyu 41 triple-double yapan Westbrook, bir sezonda en fazla triple-double yapan oyuncu rekoruna ortak olmuştu. Oscar Robertson'ı geçip tek başına rekorun sahibi olmak istiyordu. Denver Nuggets ile oynayan OKC Thunder, maçın son 5 buçuk dakikasına 14 sayı geride girdi. Kalan sürede tam 18 sayı üreten Westbrook, Murray'nin savunmasına rağmen 11 metreden inanılmaz bir üçlük sokarak game winner ile maçı kazandırdı.

3. Mr. Triple-Double Bile Yetmez Bazen




20/04/2017 OKC Thunder 111-115 Houston Rockets 51 Sayı 10 Ribaund 13 Asist

2016/2017 Russell Westbrook'un zirveye çıktığı sezondu. 31.6 sayı 10.7 ribaund 10.4 asist ortalamasıyla sezonu bitirirken takımını playoff'a taşıdı ve MVP ödülünün sahibi oldu. Sezonu 3. bitiren Houston Rockets ile eşleşildi. İlk maçı kaybeden Westbrook, ikinci maçta 41 dakika sahada kaldı. Son çeyrekte 15 sayı üretirken maçı 51 sayı 10 ribaund 13 asist 4 top çalmalık harika bir performans ile tamamladı. Ancak maçın kaybedilmesine engel olamadı. İşin en acı tarafı ise sahada kaldığı sürede takımın +11 sayı önde olması. Kenara geldiği 7 dakikada takımın 15 sayı fark yediği anlamına geliyor. NBA tarihinde en yüksek sayı ile triple-double yapan oyuncusu unvanını aldığı bu maçı ve seriyi Westbrook ve OKC kaybetti. 5 maçta biten serinin 3'ünde triple-double yapan Westbrook, 37.4 sayı 11.6 ribaund 10.8 asist ortalamaları tutturdu.

2. Tarihin En İyi Performanslarından


30/03/2017 OKC Thunder 114-106 Orlando Magic 57 Sayı 13 Ribaund 11 Asist

MVP sezonu Westbrook için her açıdan muazzam bir yıldı. O sezona ait performansların bu listede çoğunlukta olması da gayet normal. Listenin 2. sırasında Russell Westbrook'un kariyerinde en çok sayı atarak triple-double yaptığı maç var. Uzatmada kazanılan Orlando maçında tam 57 sayı atarak triple-double yaptı. Son 6 dakikaya 14 sayı geride giren OKC'de, sahne yine Westbrook'taydı. Son 6 dakikada 19 sayı atan Westbrook, 7 saniye kala iki kişinin üzerinden attığı imkânsız üçlükle maçı uzatmaya götürdü. Uzatmada ise 7 sayı 2 asistle takımın attığı tüm sayıların altında imzası olan Westbrook, kariyerinin belki de en iyi performansını sergiledi.

1. Pacers'ın Gözyaşları, Onun Efsanesini Yüceltti!




2020/2021 Sezonu Indiana Pacers'a Karşı Russell Westbrook

30/03/2021 Washington Wizards 132-124 Indiana Pacers 35 Sayı 14 Ribaund 21 Asist

04/05/2021 Washington Wizards 154-141 Indiana Pacers 14 Sayı 21 Ribaund 24 Asist

09/05/2021 Washington Wizards 133-132 Indiana Pacers 33 Sayı 19 Ribaund 15 Asist

Bu sezon Russell Westbrook 22 sayı 11.6 ribaund 11.6 asist ortalamaları ile oynuyor. Hem ribaund hem de asist rakamlarında kariyerinin en iyi sezonu. 62 maçın 36'sında triple-double yaparken en çok canı yanan takım Indiana Pacers oldu. Play-in'de karşılaşılması muhtemel iki takımdan biri olan Indiana'ya karşı, 3 maçta da muazzam oynadı. Bradley Beal'ın oynamadığı maçta 35 sayı 14 ribaund 21 asist yaptı. Son çeyrekte ise 17 sayı atarak maçı kazandıran isim oldu. İkinci maçtan yukarıda bahsetmiştik. Wilt Chamberlain dışında kimsenin yapamadığı 20 ribaund 20 asist barajını ikinci kez geçti. Sadece 8 şut kullanmasına rağmen 14 sayı attı. 21 ribaund ile kariyer rekoru kırarken, 24 asist ile kariyer asist rekorunu egale etti.

Üçüncü ve son maçımız ise bir başka mihenk taşı oldu. Uzatmada kazanılan maçta Westbrook 181. triple-double'ını yaptı ve Oscar Robertson'ın rekorunu egale etti (Sonraki maçta rekoru kıracak). Uzatmada 9 sayı atan Washington Wizards'ta, Westbrook 6 sayı 1 asistle tüm sayılarda pay sahibiydi.

Konu Russell Westbrook ve Triple-Double olduğunda liste çok uzun oluyor. 192 Triple-Double arasından bizim seçtiğimiz maçlar bunlar. Sizce en değerlisi hangisiydi? Yorum yapmayı unutmayın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 17.05.2022 22:45

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Rahatsız Olmanız Gerekli


Bir takımın kazanabileceği en büyük başarı şampiyonluktur. Zafer kazanan takımın oyuncularına, antrenörlerine ve yönetici ön büro (Front Office) çalışanlarınaysa bir yüzük sunulur.

Amerikan basketbol liginde 30 takım mevcuttur. 82 normal sezon maçının ardından iki konferansın en iyi 8'er takımı Playoff yolculuğuna çıkar. 7 maçlık serilerde 4 galibiyet alanın bir üst tura yükseldiği eşleşmeler 4 kademe boyunca oynanır. Böylelikle Playofflara kalan 16 takımdan kimin yüzükleri alacağını buluruz.

Bireysel ödüllere gelindiğindeyse yılın çaylağı, en çok gelişim gösteren oyuncu, en iyi 6. adam, yılın savunmacısı ve MVP ödülü göze çarpar.

Sezon sonunda All-NBA adı altında 3 takım oluşturulur ve buraya 15 oyuncu seçilir. Benzer şekilde All-Defensive adındaki 2 takım için de 10 oyuncu seçilir. All-Rookie sekmesinde 10 oyunculu 2 takım oluşturulur.

Şubat ayında oynanan All-Star içinse 24 oyuncu seçilir.

Playofflar ve Finaller süresince bireysel olarak kazanabileceğiniz tek ödül vardır:

Finaller MVPsi. 30 takımın 529 oyuncu barındırdığı bir ekosistemin son durağı burasıdır.

Ve bizler, takıntılı NBA izleyicileri olarak argümanlarımızı güçlendirmek için, ısrarla yüzüğe başvururuz.

Oyuncularda bile bu durum geçerlidir: Gary Payton bir yüzük alabilmek için 2006'da Heat ile anlaşmıştır. Jazz efsanesi Malone benzer motivasyonla 40 yaşında Lakers'a geçmiştir.

Sahi, yüzük neden bu kadar önemli?

Çizgi Filmler


90'ların efsane çizgi filmi Pokemon'u izleyenler, dinleyenin hafızasında yer eden ikonik açılış müziğini de hatırlayacaktır.

En iyisi olmak istiyorum, daha önce hiç kimsenin olmadığı gibi...



Takıntılarımızın büyük çoğunluğu televizyonun genişlemesine ve bize kahramanlar üretilmesine dayanır.

Jordan arka arkaya 3 defa şampiyon oldu. Babası öldürüldü ve sporu bıraktı. Geri döndü ve 3 tane daha kazandı.

Kobe, Shaq ile birlikte 3 defa üst üste şampiyon oldu. 2008'de Normal Sezon MVP'si olduktan sonra Finalde Celtics'e kaybetti, 2009'da 4. yüzüğünü aldı, 2010'da kırık parmakla oynarak Celtics'i yendi ve 5. yüzüğünü aldı.

LeBron ise Cavs'in vasat altı kadrosuyla 22 yaşında finale çıktı. 2013'de Spurs karşısındaki finaller 6. maçı Ray Allen'ın köşe üçlüğüyle döndü ve LeBron tekrar kazandı. 2016'da James Finaller tarihinde hiç gerçekleşmemiş başarıya imza attı: 3-1'den geriye döndü, üstelik normal sezonu 73-9 bitiren Warriors karşısında bunu başardı. 2020'de tekrar şampiyon oldu ve 4. Finaller MVPsini aldı.

Jordan, Kobe, LeBron çıtayı hep daha yukarıya çekti, dramanın dozu sürekli arttı.

Geçmişten "çerezleriyle" gelenlerin etkilenme eşiği oldukça yüksektir. Haliyle sisteme yeni katılan izleyicilerin beklentileri de daha fazla drama görmek yönündedir.

Yüzük takıntısında önceliğimiz dramatik sorunu saptamak olmalıdır.


Efektif İstatistikler


90'ların çocukları 2022'de 2 hafta yaşamak için 50 hafta çalışmak durumunda. Uzun mesai saatlerine kısıtlanmış günlerin içinde bir yere ulaşmaya çalışırken biten hayatlarımız var. İzlediklerimiz, öğrendiklerimiz ve beğenilerimiz doğrultusunda gelişmemiş bir dünyanın içinde aykırı çoğunluk olarak belirsizce sürüp giden yaşantıları dolduruyoruz.

Hedefsizce sürüklenirken, bizim için üretilen kahramanların hızlıca anlaşılabilen başarı kavramlarının içini doldurmalarını bekliyoruz.

Nitekim artık insanların 3'te 1'i açtıkları videonun başlamasını beklemeden sayfayı terk ediyor. %20'si ise hareketli görüntüye 30 saniye dayanabiliyor.

Hayatının sadece herhangi bir şekilde doldurulmasını bekleyen kitlelerin ne yaptığının, ne istediğinin, dolayısıyla yaşantılarının ve seçimlerinin tutarsızlaştığı bu çağ, kalite ve popülarite kavramlarının zıtlığına ev sahipliği yapıyor.

Özellikle bir spor uzayının ikincil içerik üreticisi konumundakiler içinse (örn. Her Şey NBA) bir kimlik problemi baş gösteriyor.

Bu noktada drama üretecek yeni kahraman arayışları, olmayan toplumsal kimliğin inşasını mümkün kılıyor. Gelgelelim LeBron, Curry, Durant gibilerin yerine henüz kendisini baskın biçimde gösterebilen yeni bir yıldız çıkmadı.

Antetokounmpo, Doncic, Jokic ve belki Tatum ve Morant bu koltuklara şimdilik aday olan kimseler. Bununla birlikte yıldızların sistemi işletmesi, devinim halinde kalınması için gereken unsursa paradır.

Beklentiler


Amerikan basketbol ikliminde dönen para çok büyüktür, öyle ki Cidde'de düzenlenen Suudi Arabistan GPsi için Suudi hükümeti tarafından ödenen parayla ancak Steph Curry ve Danny Green'i oynatabilirsiniz.

Para büyüdükçe onu kontrol etmesi ve doğru noktaya kanalize etmesi zorlaşır. Bu yüzden çok uluslu şirketlerin ciroları, vergi indirimlerinden faydalanma şekilleri doğrultusunda esnekleşir ve onu takip etmek isteyenlere bulanık görünür.

Paranın varlığı başarı kavramını muğlaklaştırır. Neticede spor ne için icra edilir? Kar elde etmek için mi, şampiyonluk kazanmak için mi, yoksa güzel oyunla taraftarları memnun etmek için mi?

NBA'de takımının galibiyet sayısını üst üste iki sezon 10 galibiyet yukarı taşıyan ve Playoff'un kıyısından dönen James Borrego ile yollar ayrılabilir, benzer biçimde "ESPN istatistikleri" adı altında yeni başarı kavramları türetilip farklı "en"ler ve ilkler de yaratılabilir.

Bulunduğumuz ekosistem seyirci düzeyinde tek nihai hedefe odaklansa bile dönen paranın belirli doğrultuda dağıtılabilmesi için istatistiki tatmin gereklidir ve bu durum şampiyon olamayan diğerleri adına sürekli yeni başarı kriterlerinin icadını mecbur kılar.

Kesişim

Meydansız semtlerin parksız mahallelerinde, üstünde göz gezdirmeye değmez evlerle bezeli sokaklarda yürürken bile akıllı telefonlarımıza bakmamıza neden olan bir tekillik saplantımız mevcuttur.

Gerçeklikten kopmuş kitlelerin yaşadıklarını bir nedene indirgemeye ihtiyacı vardır. "Neden bu yayını izliyorum?" sorusunun yanıtı yüzüğü kimin alacağını (en iyinin kim olduğunu) görmek içindir ve bu da yapısal bir soruna işaret eder. Nitekim bir TV yayınını açmamızın maksadı taraf olmaktan keyif almaksa izlediğimiz yayının içerdiği öğelerle duygusal bağımız olmasını beklemeliydik.

Tennessee ile Minnesota eyaletlerinin temsilcilerine karşı ne denli bir bağ kurabiliriz? Veya Massachussets ya da Kaliforniya?

Bu soruların yanıtı doğal olarak olumsuz olduğu için bir adım geri atmamız gerekir.

Yaşantısızlığın veya yaşanmamışlığın yeri doldurulamaz; fakat istatistiki tatmin tam da burada devreye girer.

Her sezon bir sıfırdan başlayıştır. Bucks'ın 50 yıllık şampiyonluk özleminin bir önemi yoktur çünkü Giannis oradadır ve 2021 şampiyonluğunu kazanmıştır: Geçmişine bağlılık duymadığımız bir ülkenin ürettiği basketbol sistemi içinde bizi tatmin edecek yegane unsur zamanın tekilliğidir.

Böylece geçmişe dair bir şey bilmemize gerek kalmaz. Yayın esnasındaysa ekranın köşesine bir anekdot iliştirilir: Tatum Konferans yarı finalleri boyunca falanca yüzdeyle filanca sayı bulmuş 5 oyuncudan en gencidir.

Hepsi bu kadar. Bilgi izleyiciye hap halinde sunulabiliyorsa yaşanmışlığın ne önemi var?

Hem Pokemon'ın şarkısında geçtiği üzere, hiç kimsenin olmadığı gibi en iyi olmak istemiyor muyduk?

Anlamsızlık


Anlamı seyircilerin parmağına takamayacağı bir yüzük sevdasının ötesinde aramak gerekir.

Zamanın akışını kavramak için olaylara ihtiyaç duyuyoruz. Bam Adebayo Jayson Tatum'a Konferans Finallerinde blok koymalı ki o hadisenin salgının ortasında, bizim için hayal kırıklıklarıyla geçen sıcak bir yaz gününde olduğunu hatırlayabilelim.

Hangi yolda gittiğimizi bilmiyoruz ve bir idealimiz yok; fakat üzülmeye gerek yok: Neticede hangi arkadaşınızın evine gittiğinizde ilginizi çeken bir kütüphaneyle karşılaşıyorsunuz ki? Instagram ve tasarım dergileri dışında hangi evi gördüğünüzde bu benim evim olmalı diyebiliyorsunuz? En son hangi eve girdiğinizde içeride hava vardı?

Bu soruların bir yanıtı olmasına gerek yok fakat misafirlikteyken izlediğiniz erken bir Celtics – Bucks maçı sizin adınıza yaşantısızlığınızı dolduran çapa görevi taşıyacak: Çünkü hiç kimse sizden ileride değil ve siz de kimseden ileride değilsiniz.

Birbirinden kopuk ama toplamda devasa sayılara ulaşan komünler halinde yaşıyoruz ve bizden önceki kuşakların sahip oldukları kadar net hedeflere sahip değiliz: Okulu bitirip, askere gidip, iş bulup, aile kurup 30 yıl çalışarak ev, araba, yazlık sahibi olmak ve sakin, kendi halinde bir yaşam sürmek gibi sıradan zaferler artık geçerliliğini yitiriyor.

Geçişsizlik


Tekilliği kabul edilebilir kılan koşullar nelerdir?

Aslına bakarsanız tek bir durumu gerekçelendirmeye çalışıyoruz: Reşit olmama halindeyiz. Üstelik tüm dünya toplumları ihmalkarlıkla oyalanıyor.

Kendi hayatlarımız söz konusu olduğunda haddinden fazla sabırlı bir yaşam sürüyoruz, NBA uzayındaki sporcular hakkındaysa taviz vermeksizin tek bir hedefi gerçekleştirmelerini istiyoruz:

Yüzük, hemen, şimdi.

Jose Saramago'ya göre insan niyetlerinde ve eylemlerinde sebatsızdır, an be an hep kendisiyle çelişir; insan böylece insandır.

Gelgelelim yaşadıklarımızda bir açıklama veya bir geçiş artık yok.

Twitter'a girdiğinizde geçim sıkıntısı, düzensiz göç sorunu, yüksek kiralar ile ilgili haberlerin arkasından Desmond Bane'in 17'de 10 saha içi isabetiyle oynaması, Klay Thompson'ın playofflarda tüm zamanların en çok 3 sayılık atış isabeti bulan 3. oyuncu konumuna yükselmesi haberlerini art arda okuyorsunuz.

Sonuç


Sportif içerik üreticileri olarak izleyicilerdeki yüzük takıntısını eleştiriyoruz çünkü elimizdeki metodlar bizi çıkmaza sürükledi.

Kendi gerçekliklerinde yaşayan toplum kesitlerini hareketlendiremiyoruz. Herkesin kapısını kilitleyip kendi güvenli alanında kalarak sakince yaşamaya çalıştığı, kendisini tweetler savurarak koruduğu sanal bir özelleştirme havuzunun ortasında yüzük kazanacak sporcuyu tahmin etme saplantısına girmeyen insanlar bulmak pratik anlamda zorlaştı.

Nietzsche

"Bütün tanrılar ölmüştür. Şimdi istiyoruz ki üstinsan yaşasın." ,



demişti.

Nitekim gelinen nokta da bu. Muhtemelen hayatlarımızın yarısına bile gelmeden öngördüğümüz tüm hedefleri tükettik: Evlilik, 1 ya da 2 çocuk, iş kurmak, yurt dışına taşınmak veya yeni bir araba almak eski heyecanını taşımıyor. Geçmişiyle barışık insanlar değilken durmadan seçimler yapan bir topluluğun kaçınılmaz sonuçlarını sırtlanıyoruz.

Dünyada 8 milyar insan var fakat herkesi tatmin edecek kadar özgün yaşantı yok. Bu yüzden bizim yerimize gezen, deneyimleyen, tadan ve başaran insanları popüler kılıyoruz.

O halde bize hedefi tek, yolu belirli yeni üstinsanlar gerekli. Doğanın akışı bize yeni bir Aufklärung'u (Aydınlanma Çağı) zorunlu kılıyor. Bunun içinse akıl doğrultusunda düşünebilen, nitelikli, enerjik ve yıpranmamış yeni yüzlere ihtiyacımız var.

O zamana kadarsa yüzük kazanacak bir sonraki talihliyi tahmin etmeye odaklanmamız gerekli...

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: volooloo - 18.05.2022 01:39
westbrook haberi yapmak habercilikte boyut acmaktır
böylece habercilikte boyut açan ilk muhabir olabilirim, ne diyorsun? @volooloo

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 18.05.2022 12:35

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Güney Philadelphia'da, Wells Fargo Center'da sahne, olağanüstü bir prime-time maçına hazırdı. "Kardeş Sevgisi Şehri Philadelphia"ya çokça beklenen şampiyonluğu getirmesi umut edilen iki eski takım arkadaşı, artık rakip takımlardalar. Atlantik Grubu'ndan iki Doğu Konferansı takımı kozlarını paylaşıyorlar. Saha kenarında ise bir yıldızlar geçidi mevcut: Grammy ödülü adayı Travis Scott ve Lil Baby, NBA efsaneleri Julius Erving ve Allen Iverson. Bu maça karşı bir heyecan beslememek gerçekten imkansızdı. Buna benzer bir maça bu denli büyük bir beklenti beslediğim başka bir örnek daha olmamıştı. Sixers ve NBA'i 2017-18 sezonundan beri bir muhabir olarak takip ediyorum, o yüzden bu söylediğimin ne denli büyük bir şey olduğunu anlayabilirsiniz. Ama aslına bakarsanız, bu heyecanın bir karşılığını göremediğimiz düşünüldüğünde, asıl problem tam olarak da bu olduğunu anlayabiliriz. Yani karşılığını göremediğimiz dediysek de, en azından bir takım göremedi.

Rakibin Sixers Hakimiyeti

Atlantik Grubu'ndaki rakipleri karşısında Nets, maça neredeyse attıkları her şutu sayıya çevirip, tam bir hakimiyet kurarak başladı. İlk çeyrekte, New York'un en çok bilinen mahallesinin takımı saha içinden 17/26 isabetle oynadı. Etkileyici %65 saha içi isabet oranına 5/10 üçlük de dahildi. Buna karşın Sixers, attıkları şeylerden pek de bir hayır göremedi. Maçın ilk 12 dakikasında saha içinden sadece 6/22 ile %27 gibi oldukça kötü bir yüzde yakalarken üçlükten sadece 1/4 isabetle oynadılar. Ha bir de unutmadan, Nets maça 17-0'lık seri ile başladı. Bir basketbol maçını kazanmanız için sayı bulmanız gerekli ve Sixers'ın bunun pek farkında olduğu söylenemezdi: skor 40-23 olmuştu. Durant ve Kyrie'nin de 9/11 isabet ile 22 sayı bulması da Sixers'a pek iyi gelmemişti. Aslına bakılırsa tüm maçın özeti aslında böyleydi: Sixers pek bir ritim tutturamamıştı. 40 ilk periyot sayısına izin vermeleri de, hızlı hücum savunmasında sıkıntılarını ortaya koyup işleri daha da kötü yapıyordu.
İkinci çeyreğe geldiğimizde, ilk çeyrekte gördüklerimizin çoğunu ikinci çeyrekte de gördük: Nets'in tam hücum hakimiyeti. Maçın konsepti çok çabuk bir şekilde Durant ve Kyrie Show'a dönüşmüştü. İlk yarı sonuna geldiğimizde, ikisi de birçok kez All-Star olmuş iki yıldız toplamda 34 sayıya ulaşmıştı, hem de saha içinden %68 isabet ile. Eski Sixers'lı gard Seth Curry'nin de muhteşem skorerliğini göz ardı etmemek gerek: 6/9 isabet ile 15 sayı. Sixers bir anda 21 sayı geriye düşmüştü. Taraftarlar da pek iyimser değillerdi: dört bir yandan yuhalamaları duyabiliyordunuz ve onları suçlayabileceğiniz pek bir sebep de yoktu.

Hızlı Gidelim, Frene Basmayalım


Üçüncü çeyrek de asıl hikayenin devamıydı: Brooklyn tarafından icra edilen hücum kıyımı. Durant ve Kyrie 43 sayıya ulaşmıştı ve Curry de tek başına 24 sayıyı bulmuştu. Bu sezonun MVP ödülünün en büyük adaylarından biri Embiid 27 sayı bulurken bunun 15'i serbest atıştan gelmişti. Nihayetinde Sixers yeteri kadar iyi değildi ve bu gerçek, Koç Doc Rivers'ın 4. Çeyreğin hemen başında bench'teki bütün oyuncuları sahaya sürmesiyle daha da belirgin olmuştu. Bu Durant, Kyrie ve Curry'nin maçı olmuştu ve rakamlar da bu hikayeyi destekliyordu: toplamda 71 sayı 19 ribaund ve 14 asist; saha içinden 28-48, yani %58 isabet.

Sixers ve Yetersiz Kaldığı Yer


Maç sonunda Doc Rivers, bize Nets'in daha agresif ve daha aç şekilde maça çıktığını söyledi. "Bence sadece daha istekli oynadılar. Daha agresiftiler. Bütün gece hava sahamızı işgal ettiler. Daha fazla fizik gücü kullanan takım onlar oldu." Nets, aradaki farkı hücumdaki etkili silahları Durant, Kyrie ve Seth Curry ile oluşturdu. Bir takımdaki savunma mantığı ve setleri, rakip takımın hücum akışını engelleyecek şekilde inşa edilir. Sixers savunması hakkında sorular sorulduğunda Rivers, savunmada oluşturdukları tuzakların işe yaramadığını söyledi. "Bence her adımda daha yavaştık. Kurduğumuz tuzaklar bence cidden rezaletti. Yani, hepi topu tuzaklar kuracaksınız. Fizik güçlerinin bu kadar yüksek olduğunu düşünmüyordum. Sadece hücumda daha büyük bir fizik üstünlükleri vardı. Bence daha üstün, daha güçlü takım bu akşam onlar oldu."
James Harden ise suçu kendi üstüne aldı ve önünde sonunda olan şeyin, Sixers'ın şutlarının girmemesi olduğunu, bunun da bahanesinin olmadığını söyledi: "Olay kaçan şutlar. Bence yaptığım şey sadece şut kaçırmaktı. Bireysel olarak daha iyi olacağım. Bazı top kayıpları gerçekten çok sorumsuzcaydı. Takım olarak neyi daha iyi yapabileceğimizi görmek için kasetler izliyoruz. Ve daha iyi olmaya devam etmeye çalışıyoruz." NBA tarihi boyunca takımın bir araya gelmesi ve takım arkadaşlarının birbirine alışması için zamana ihtiyaç olduğunu pek çok kez gördük. LeBron, Wade ve Bosh gibi oyuncuları barındıran 2010-11 Heat takımının da durumu buydu. Normal sezonun ilk ayında 10 galibiyet 8 mağlubiyet yakalamışlardı. LeBron bunun üzerine takımın biraz daha bir arada olmasına ve zamana ihtiyaç duyduklarından bahsetmişti. "Bu daha birlikte altıncı maçımız. Hala bir şeyleri çözmeye çalışıyorum. Ama bu gece bizim için iyi oldu, kıçımızı güzel tekmelediler. Buraya geldiğim günden beri her şey güzel oldu ve maçlarımızı kazandık. Bu gece bize iyi oldu, ayaklarımızın yere basmasını sağladı. Kasetleri izleyip daha iyi olmaya bakacağız."

Doğu'nun Uyuyan Devi Nets Mi?


Karşı taraftaki toplantı odasında ise Nets koçu Steve Nash oyuncularını övüyor ve bu performansı devam ettirebileceklerini ümit ediyordu: "Güvenimizin yerine gelmesi açısından iyi oldu. Çok zorlu bir dönemden geçtik, sakatlıklarla uğraştık, işleri yoluna koymaya çalıştık, yaptığımız işe inanmaya ve güvenmeye çalıştık."
Kyrie mikrofona gelip, takım arkadaşı Ben Simmons'ın maçın öncesinde maruz kaldığı yuhalamalar ve sataşmalar hakkında kendisine sorular yöneltildiğinde; basitçe takımın Ben'in arkasında durduğunu belirtti. "Hepimiz bunu hissettik. Hepimizin başına geldi. Böyle şeylerle hep başa çıkmak durumunda kalırız. Eğer Ben'e sataşırsanız, bize sataşmış olursunuz. Eğer takımımızdan herhangi birine sataşırsanız, hepimize sataşmış olursunuz ve biz bu işe böyle bakarız." Kyrie'nin, Nets'in ciddiyetini gösteren bu sözleri sosyal medyayı ve neredeyse tüm NBA medyasını ciddi biçimde salladı. Tüm kadro sağlıklı olduğunda Doğu'nun tepesine çıkabilecek takımlar arasında ilk adı zikredilecek takımlardan biri oldular.
Kevin Durant, Sixers'ın oyun planından söz ederken lafını sakınmadı: "Onları koşturduk. İyi bir hızlı hücum takımı gerçekten değiller." Dahası Durant, seyircilerin Ben'e karşı olan tutumundan da bahsetmeden edemedi: "Ben onun arkasında olduğumuzu zaten biliyordu, ama daha maçın yarısında onların hepsini susturmuş olmak oldukça iyi hissettirdi." O gün orada olan birisi olarak, Durant'in sözlerini doğrulayabilirim.

Yola Devam Etmek


Aslına bakılırsa bu sadece bir basketbol maçıydı, ufak bir farkla tabii ki. Ben bir daha Wells Fargo Center'a adım attığında seyirciden gelen bağırışlar ve hakaretler daha az can yakıcı olacaktır. Zaman her şeyin ilacıdır derler ya. Ama NBA muhabirleri, yazarları ve taraftarları olarak bu rekabetin daha da büyütüp Atlantik Grubu'nun bir parçası haline gelmesini ümit ediyoruz. Bu seferki maç o kadar da rekabetçi olmamış olabilir, bir sonrakinin olmayacağı ne malum? Kadrolarına kattıkları yeni yıldızlar ile takımların yollarının nereye çıkacağını ancak zaman gösterecek.



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 18.05.2022 12:33

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Lillard'ın Yeni Bebekleri


Her Şey NBA okuyucularına basketbol ayakkabılarını detaylı bir şekilde incelediğimiz bir köşe isteyip istemeyeceklerini sorduk. Basketbol ayakkabılarını istenilen şekilde inceleyen bir kaynakları olmadığını belirten takipçilerimiz için kolları sıvadık. Benim adım Renç, bazılarınız beni diğer yazılarımdan tanıyor olabilir. Tanımayanlar için, bundan sonra yeni piyasaya sürülen modelleri burada beraber inceleyeceğiz. Ve her basketbol severin cevabını istediği soruyu soracağız: Bu ayakkabılar için bu paraya değer mi?

Adidas, süper starı Damian Lillard için en son Dame 4 modelini tasarladı. Piyasaya geçtiğimiz günlerde sürülen model özellikle benim için büyük bir merak konusuydu. Ben Dame 3 modeli ile basketbol oynuyorum ve performansından gayet memnunum. Bu konuda açıkçası önceleri düşünceliydim çünkü genelde Nike ayakkabılarını tercih ederim. Fakat Dame 3 kalbimi çalan ilk Adidas modeli oldu. Dame 4, Lillard'ın başarılı ayakkabı serisinin son kahramanı olabilecek mi?



Öncelikle saha tutuşu ile başlayalım. Nitekim basketbol oynayanların en büyük korkusu, parkeye çıktığında kayıp giden ayakkabılara sahip olmaktır. Dame 4 modelinin altında bulunan dişliler gerçekten çok iyi bir saha tutuşuna sahip. Her yönü tarayan dizaynı ile en tozlu sahada bile ayaklarınız sağlam yere basacak diyebilirim. Eğer olur da tabanı toz tutarsa, çabukça silmeniz tekrar eski güçlü haline geri döndürecektir.

Fakat şunu belirteyim, bu ayakkabıları dışarıda oynamak için giymek istemeyebilirsiniz. Parkedeki tutuşu kadar sağlam bir performans sergilemeyebilir. Dışarıda oynamanız, elbette ne tür bir sahada oynadığınıza da göre, dişlilerin erimesine sebep olabilir. Dame 3 modeli ile dışarıda oynadığımda bu tarz bir sorun ile karşılaşmadığımı da belirtmek isterim. Yine de ben sizleri uyarmış olayım.

Tabanın dizaynı ile ilgili ilginç bir anektod; gördüğünüz şekiller zamanın akışını resim etmeye çalışan bir tasarımcı tarafından dizayn edildi. Görüşüne göre zaman Dame 4'ün tabanı gibi akıp gidiyormuş.



Modelde kullanılan materyaller ve ayakkabının yapısı ile devam edelim. Modelin çoğunu mesh dediğimiz, birbirinin içine geçen kumaş kaplıyor. Bu hava akışını desteklerken sizin de daha esnek hareket etmenizi sağlıyor. Mesh kumaşının içinde modelin üst kısmına güç katan bir bağıcık sistemi var. Normal modellerden çok daha geriye uzanan bağıcıklar ayağınızı tamamen kavrıyor.

Bileklerde kullanılan sıkıştırılmış materyal, hepimizin korkusu olan bilek burkulmalarına karşı birebir. Aşil tendonunu kavrayan bölüm size sert dönüşlerde güven veriyor. Şu ana kadar denediğim ve bileğimi en iyi şekilde koruyan ayakkabılardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Tabanında bulunan plastik kısımda Adidas'ın Bounce teknolojisi kullanılmış. Bu teknoloji Dame 3'de de mevcuttu ve gerçekten size zıplarken rahatlık sağlayan bir sistem. Bununla birlikte Lillard'ın kararıyla, bu modelde daha az Bounce kullanıldı. Bu nedenle Dame 3'ye göre bu konuda biraz geride olduğunu belirtmek isterim. Lillard'ın kararının arkasındaki neden ise ayakkabılarını herkesin ödeyebileceği bir fiyattan satmak istemesi. Daha az Bounce = daha ucuz fiyat.

Modelin ağırlığı ise 342 gram. Yani aslında hiç de ağır bir ayakkabı değil. Kullanılan materyaller ve az Bounce seçimi  modeli olabildiğince hafifletmiş durumda.



Modelde kullanılan materyaller ve ayakkabının yapısı ile devam edelim. Modelin çoğunu mesh dediğimiz, birbirinin içine geçen kumaş kaplıyor. Bu hava akışını desteklerken sizin de daha esnek hareket etmenizi sağlıyor. Mesh kumaşının içinde modelin üst kısmına güç katan bir bağıcık sistemi var. Normal modellerden çok daha geriye uzanan bağıcıklar ayağınızı tamamen kavrıyor.

Bileklerde kullanılan sıkıştırılmış materyal, hepimizin korkusu olan bilek burkulmalarına karşı birebir. Aşil tendonunu kavrayan bölüm size sert dönüşlerde güven veriyor. Şu ana kadar denediğim ve bileğimi en iyi şekilde koruyan ayakkabılardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Tabanında bulunan plastik kısımda Adidas'ın Bounce teknolojisi kullanılmış. Bu teknoloji Dame 3'de de mevcuttu ve gerçekten size zıplarken rahatlık sağlayan bir sistem. Bununla birlikte Lillard'ın kararıyla, bu modelde daha az Bounce kullanıldı. Bu nedenle Dame 3'ye göre bu konuda biraz geride olduğunu belirtmek isterim. Lillard'ın kararının arkasındaki neden ise ayakkabılarını herkesin ödeyebileceği bir fiyattan satmak istemesi. Daha az Bounce = daha ucuz fiyat.

Modelin ağırlığı ise 342 gram. Yani aslında hiç de ağır bir ayakkabı değil. Kullanılan materyaller ve az Bounce seçimi  modeli olabildiğince hafifletmiş durumda.



Ve gelelim en kritik kısma: Değer mi? Dame 3 modeli 2017 senesinin en başarılı ve en rahat basketbol ayakkabılarından biriydi. Dame 4 modeli bu konuda kesinlikle yine çok iddialı. 3 ve 4 arasındaki en büyük fark, 3'ün biraz daha kalıplı ve kalın bir model olmasıydı. 4 ise daha yumuşak ve köşesiz bir hisse sahip.

Rahatlıka söyleyebilirim ki Dame 4 vereceğiniz paraya kesinlikle değer. Süper starların ayakkabıları konu olduğunda aralarında bulabileceğiniz en makul fiyata sahip model. Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz özellikleri ile sizi memnun edecektir.

Son olarak modelin barındırdığı keyifli detayların üzerinden geçerek notumu vereceğim. Ayakkabının dil kısmında 35.12 – 25.6.4 – 6 – 0.9 – 0 rakamlarını göreceksiniz. 35.12 – lisede 35 sayı 12 ribaund bulduğu maç ile koçunun gözüne girdiği ilk karşılaşmayı hatırlatıyor. 25.6.4 – 25 sayı 6 ribaund 4 asist ile oynadığı ve gözlerin ona çevrilmesine neden olan kolej günleri için. 6 – Draftta 6. sıradan seçilmesini simgeliyor. 0.9 – 2014 playofflarında Rockets'ı yıkan üçlüğü 0.9 saniye kala bulmuştu ve Dame Time (Dame Zamanı)'nı bu basket ile doğmuştu. 0 – ise eleştirmenlerin ona başarısı adına verdiği şans %0.

Bilek kısmında ise YKWTII yazısını göreceksiniz. Bu You Know What Time It Is (Ne Zamanı Olduğunu Biliyorsunuz) anlamına geliyor. Zaman kesinlikle Dame Zamanı. Ve Dame 4'e notum 9.5/10.

Dame 4 modelini Adidas'ın uluslararası sitesinden 115$'a sipariş buradan edebilirsiniz. Fakat her zaman olduğu gibi Türkiye'de model yine geç kalmış durumda ve Adidas'ın Türkiye sitesinde bulunmuyor.

Umarım seçim yapmanızı kolaylaştıran bir yazı olmuştur. Değer mi? köşesinin ilerleyen yazılarında görüşmek dileğiyle.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 23.05.2022 15:50

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

En İyi 5 Oyun Kurucu


NBA'de yeni sezon tüm hızıyla sürerken yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayım. Bu yeni serimizde her pozisyon için ligin en iyi 5 oyuncusunu yazacağım. Yazılara başlamadan önce hatırlatmak istediğim bir detay var. Burada seçilen oyuncular tamamen şahsi tercihimdir. Yani sübjektif bir yazı dizisi olacak. Sizlerin onayladığı yada onaylamadığı isimler olabilir. Yorumlarınızda kendi tercihlerinizi de yazmanızdan memnuniyet duyarım. Şimdi ligin en iyi 5 oyun kurucu ile serimize başlayalım.


5. Chris Paul




Houston Rockets'ın veteran guardı Paul ligdeki 14. sezonuna çıkıyor ve artık 33 yaşında. Yine de lige adım attığı günden beri kendi pozisyonu içerisinde her zaman en iyiler arasında yer aldı. Paul'un kariyeri için en önemli detay istikrarlı bir oyuncu olması. Yaşlandığını iddia etmek çok yanlış bir çıkarım olur. Kariyer ortalamaları 18.7 sayı 4.5 ribaund 9.8 asist 2.2 top çalma olan yıldız ismin geçen sezon rakamları 18.6 sayı 5.4 ribaund 7.9 asist 1.7 top çalma. Rakamlardaki ufak düşüşün ise 2 sebebi var. Birincisi kariyerinin en az süre aldığı sezonu geçirmesiydi. Asist rakamlarındaki düşüş ise yanında James Harden oynadığı içindi. Paul için kariyerinin en büyük soru işareti ise şampiyonluk oldu. Clippers kariyeri boyunca Griffin ve Jordan gibi elit oyuncularla olmasına rağmen bir türlü yüzüğe ulaşamaması, onun için büyük handikap. Bunu değiştirmeye ise geçen yıl çok yaklaştı. Tarihin en iyi takımlarından biri olan Golden State Warriors'ı neredeyse eleme üzereydi. Seride müthiş maçlar çıkaran Paul takımını 3-2 öne geçirdi. Ancak talihsiz bir sakatlık 1 galibiyet kala Paul'u buldu ve Wariors şampiyonluğa koştu. Bu sezona da 18.7 sayı 6 ribaund 8 asist ortalamaları ile başlayan süper star saçma bir kavga sonrası aldığı ceza ile takımdan ayrı kaldı. Chris Paul olmadan Houston'u izlemek ise Cocu'lu Fenerbahçe'yi izlemekten farksızdı. Paul basketbolu bıraktığında belki de tarihin en iyi 10 oyun kurucusundan biri olacak. Akıllarda tek soru ise parmaklarında yüzük olacak mı?

4. Kyrie Irving




Bu sezonun rakamlarına bakacak olursak Irving'in neden burada olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Burada konumuz rakamlar değil, ligin en iyileri. Geçtiğimiz sezona geri dönelim ve unuttuklarımızı hatırlayalım. Maalesef aklımız, bizim yanlışa odaklanmamıza yol açabiliyor. Boston takımı için müthiş bir sezon ve çok iyi oyunculardan kurulu bir kadro olarak lanse etmek şu an için mümkün. Ancak şu an ki profilde baktığımızda böyle düşünmek normal. Sezonun ilk maçında yeni yıldızı Gordon Hayward'ı kaybeden Boston'da Jayson Tatum'un çaylak olduğu bir süreç vardı. Tatum'un çaylaklıktan kurtulduğunu dönemin playofflar olduğunu hatırlatalım. Gelişim sürecinde yer alan Jaylen Brown ve Tatum'lu Boston'ın saha içi lideri Kyrie Irving'di. Sakatlandığı ana kadar Boston'ın doğuda lider olduğunu ve Irving'in MVP adayları arasında olduğunu hatırladık sanırım. Şimdi konumuza tekrar odaklanabiliriz. Kawhi Leonard yazısında olduğu gibi bu aralar unutulanlara biraz kafayı takmış durumdayım.

Kyrie Irving geçtiğimiz sezonu 24.4 sayı 3.8 ribaund 5.1 asist ortalamaları ile kapattı. Ligin en iyi savunma yapan takımlarından Boston'da hem savunmada sırıtmadı, hem de hücumda zorlanan takımın çilingiri oldu. Bu sezon ise işler biraz farklı. Irving'in kafası karışmış durumda. Takımın en büyük yıldızı olmak amacıyla LeBron'dan ayrılan Kyrie, bir anda parlayan Jayson Tatum'un gölgesinde kaldı. Sezonun ilk bölümüne gerçekten kötü başlamış olabilir ancak bu takımın hücumda en kilit oyuncusu olduğunu değiştirmeyecektir. Irving geçtiğimiz sezon olduğu gibi oynarsa Golden State için en büyük tehdit Boston Celtics olacaktır. Ligin hala en iyi oyun kurucularından biri Kyrie Irving bunu unutmayalım. ((Irving günümüzde Nets forması giymektedir.))

3. Damian Lillard




Ligdeki 7. sezonuna giren Lillard, bu ligin hakettiği değeri en az gören oyuncularından biri. Medyatik bir şehirde olmadığınızda, göz önünde olmak zorlaşıyor. Her gece aynı şeyleri tekrar tekrar yapsanız da ilk fırsatta sıfıra düşmeniz kaçınılmaz oluyor. Geçtiğimiz sezon 26.9 sayı 4.5 ribaund 6.6 asist ortalamaları ile MVP adayları arasında geçiren Lillard neden bir anda gözden düştü? New Orleans serisinde Holiday ve Rondo gibi müthiş iki savunmacının kıskacına yakalanan Lillard kötü bir seri geçirdi. Tek bir seri ise tüm yaptıklarının çöpe gitmesine sebep oldu. Ne olursa olsun ligin en iyi oyun kurucularından biri olan Lillard'ı kimsenin inkar edemeyeceği aşikar. Bu sezona da iyi bir başlangıç yapan yıldız oyuncu 30.8 ortalama ile sayı krallığında 3.sırada yer alıyor. Damian Lillard'ın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anlatmak için rakamlar yeterli olmayabilir. Lillard olmadan Portland ligin en kötü takımlarından biri. Ancak Lillard ile playoff mücadelesine ortak olabiliyorlar. LeBron'u saymazsak varlığı ve yokluğu arasındaki en büyük farkın hissedildiği oyuncu-takım ilişkisi Lillard-Portland desem abartmış olmam diye düşünüyorum. Russell Westbrook'u da bu kategoriye koyalım da itiraz gelmesin.

2. Russell Westbrook




Kevin Durant'in takımdan ayrılmasıyla direksiyonu tamamen kendine alan Westbrook için son 2 sezonda yaptıklarını anlatmaya istatistikler yetmez. Modern basketbolda görülmemiş rakamlara imza atan Russell, son iki sezonu triple double ortalamaları ile bitirerek tarihte bunu yapan ilk oyuncu oldu. Paul George'un takıma katılmasıyla sayı ortalaması 31.6 dan 25.4'e düşmüş olması onun için olumsuz bir durum değil. Aksine takım için rolünü azalttığını söylemek mümkün. Paul George'un takımda kalmasını sağlayan en büyük faktör Westbrook'un bu yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Sezona Westbrook olmadan başlayan Oklahoma'nın yenilgi serisini %100 ile oynayan Westbrook ile affettireceklerdir. Russell sahada insanüstü çaba harcayan bir oyuncu. Bu anlamda rakipsiz olduğunu söylemek hata olmaz. İstatistiksel anlamda Antony Davis, LeBron James, Giannis Antetekounmpo gibi oyuncuların kağıtta boş yer bırakmadığını görüyoruz. Ancak Westbrook için sadece istatistik kağıdı değil olay. Sahada kaldığı her an %110 çaba ile oynuyor. Sarfettiği eforun matematiksel bir karşılığı yok. Kariyerinin 11.sezonunda olan ve 30 yaşına gelen Westbrook için tarihe geçme şansı devam ediyor. MrTriple Double unvanını resmi olarak alan süper star, bu alanda kırılması imkansız rekorlara imza atmaya devam edecek gibi görünüyor. Ligde 2.sezonunu geçiren Ben Simmons'ın varlığı da onu bu anlamda tetiklemeye devam edecektir diye düşünüyorum.

Ligin en iyi oyun kurucularından biri olduğunu kimse inkar edemez. Ancak tarihteki yerini alabilmesi için son 3 sezondur yaptıklarını yapmaya devam etmeli. Paul George'un kalmasıyla önümüzdeki 3-4 sezon boyunca şampiyonluk adayları arasında yer alacaklardır. Ancak önlerinde Golden State engeli bulunuyor.

1. Stephen Curry




Kariyerinin ilk üç sezonunu sakatlıklarla geçiren Curry, bu talihsizlikleri yendiğinde tarihin en iyi oyuncularından biri olmak için hiç durmadı. Son 4 sezona 3 şampiyonluk sığdırmayı başaran süper star tarihin en iyi şutörü unvanını şimdiden aldı. Üç sayı ile alakalı kırılmadık rekor bırakmazken, NBA'de oynanan basketbolu değiştirdi. Curry'yi rakamlarla ifade etmek basit kaçıyor. Kariyer sayı ortalaması 23.2 iken en iyi sezonu 2015/16 yılında 30.1'di. Tarihin en büyük şutörü diye lanse edince çok daha büyük rakamlar bekleyebilirsiniz. Zira 30 sayı ortalamasının üzerinde sezonu tamamlayan 10'larca oyuncu var. Ancak üç sayı kavramını baştan aşağı değiştirdi. Örnek verecek olursak tarihin en iyi üçlükçüleri denilince aklınıza kimler geliyor? Ray Allen yada Reggie Miller olabilir mi? Ray Allen'ın bir sezonda attığı en fazla üç sayılık isabet sayısı 269. Miller için bu rakam 229. Curry için bu rakam 402. Bunu daha kolay anlatmak için ekstra bilgi verelim. Tarihte bir sezonda en fazla üç sayı isabeti rakamlarının dördü Curry'ye ait. Sadece Klay Thompson 276 isabet ile ilk beşte. Ray Allen ise 269 ile 6. sırada. Yani 300 rakamına ulaşabilen kimse yokken 400 barajını aşmış olan ligin ele avuca sığmaz yeteneği mantık sınırlarını zorluyor.

30 yaşına gelmiş olan Curry'nin bir nebze yavaşlayacağını düşünüyorsanız izlemeye devam edin. 402 üçlük attığı sezon maç başı 5.1 üçlük atan yıldız, bu sezona alev alev başladı. Üstelik maç başı 5.2 üçlük atarken bunu %49.2 ile atarak yapıyor. Şu an maç başı 29.5 ile sayı krallığı için oynuyor. Açıkçası bu tempoda bütün sezonu geçirmesini beklemiyorum. Yani mantık olarak geçirmemeli. Zaten muazzam bir kadro varken böyle bir Curry tüm ligi alt üst ediyor. Sözün özü şu ki Stephen Curry ligin en iyi oyun kurucusu. Tarihin en iyisi olabilmek için önünde Magic Johnson gibi bir oyuncu var. Ancak kariyeri daha sona ermedi. Belki de 10 yıl sonra yapacağımız tarihin en iyi beşi sıralamasında ismini zikredeceğiz. Bakalım zaman bize neleri gösterecek.

Listeye almadığım ancak sizin listenizde yer alabilecek bir kaç isim daha bulunuyor. Sezona müthiş başlayan Kemba Walker, geçtiğimiz sezon evrim geçiren Jrue Holiday yada ikinci yılında olmasına rağmen oyun kurucu kavramını değiştirebilecek Ben Simmons olabilirdi. Ancak en fazla akla gelecek isim John Wall olur diye düşünüyorum. Yetenek donanımı olarak en büyük potansiyele sahip isim kesinlikle Wall. Ancak saha içine bunu yansıtmayı başaramadığı için maalesef listeye alamıyorum. Burada hakkını vermemiz gereken bir diğer isim ise bu sezonki akılalmaz performansı ile Kyle Lowry. Kawhi'ın takıma katılmasının büyük bir etkisi olsa da Lowry'nin yaptıklarını gözden gelmezlik olmaz. 11.3 asist ile ligin asist kralı konumunda bulunan Lowry saha içinden de %49.7 ile oynuyorç Önümüzdeki hafta ligin en iyi şutör guardları sıralamasında görüşmek üzere. Yorumlarınızı yazmayı unutmayın, takipte kalın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021