İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 25,846 görüntülenme Açan BiA ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#87 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:53

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Embiid ve MVP Şansına Tarihsel Bir Bakış


2020-21 sezonunun ortalarını henüz geçtiğimiz bir evrede, NBA birçok yönden hiç beklenmediği kadar heyecan verici oldu. Küresel bir salgının gölgesinde, ciddi anlamda sınırlı imkanlara sahip olması beklenen sezon, basketbolseverler için tırnak ısırtan bir hız treni macerasına dönüştü. Elbette ki şampiyonluk yarışında, ligin en iyisi olmaya çalışan takımların birbirleri ile rekabetini izlemek gayet eğlenceli. Yine de, bu sezon özelinde, geçmiş yıllardaki örneklerinden çok daha heyecanlı, çok daha belirsiz geçen bir yarış daha mevcut: MVP yarışı.

İçinde bulunduğumuz hafta itibari ile MVP yarışında NBA'in resmî sıralaması şu şekilde:

1- Joel Embiid
2- Nikola Jokic
3- LeBron James
4- Damian Lillard
5- Luka Doncic
6- Steph Curry
7- Giannis Antetokounmpo
8- James Harden
9- Kawhi Leonard
10- Donovan Mitchell


Geçen haftalardaki yazımızda, sırasıyla ikinci ve altıncı sırada bulunan Nikola Jokic ve Steph Curry'nin, MVP ödülüne uzanması için takım başarısının öneminden bahsetmiştik. Bu hafta ise listenin 1 numarası olan Joel Embiid'i oldukça ilgilendiren, bir başka konudan bahsedelim istedim. Elbette ki bireysel performans ve takım başarısı MVP ödülüne ulaşabilmek için ziyadesiyle önemli. Peki bu ödüle ulaşmanızı sağlayan performansınızı, sezonun sadece bir kısmında gösterebildiyseniz? Ya takımınızı, başarılı geçen senede bolca yalnız bıraktıysanız? Sakatlıklar, karantinalar... Belki de takımınız sizsiz de başarılıdır, ne dersiniz?

Joel Embiid bu sezon 76ers'ın oynadığı 40 maçın 31'inde görev alabildi ve şu anda da sakatlığı sebebi ile, en az 2 hafta parkelerden uzak kalacak. Bu 2 haftalık süreçte 76ers 9 maç daha oynayacak ve Embiid, 70 maçlık sezonda en az 18 maç forma giyemeyecek: tüm sezonun %25'i Embiid'siz geçecek. Her 4 maçtan 1'inde oynamayan bir oyuncu, ligin en değerli oyuncusu olabilecek mi? İşte bu soruyu cevaplayabilecek için, geçmişteki örneklere dalıp, en az maç oynayarak MVP olan oyuncuları inceleyeceğiz. Karşınızda MVP Yarışı: En "Yatan" MVP'ler

Maksadımız en az maç oynayarak MVP ödülünü kazanmış kişilerden bahsetmek olacaksa, NBA'in tarihi boyunca bir sezonda farklı sayılarda maça sahne olduğunu hatırlamak gerekiyor. MVP ödülünün verilmeye başladığı 1955-56 sezonundan beri bir takım, NBA'de bir sezonda en az 72 maç oynadı. Gel gelelim bunun istisnaları da mevcut. 1998-99 sezonunda genel oyuncu grevi nedeniyle sezon takım başına 50 maça düşerken, 2011-12 sezonu aynı nedenle 66'şar maçla bitirildi. Hepimizin bildiği üzere geçtiğimiz sezon da, yaşanan küresel salgın nedeni ile 68 maç ile sınırlandı.

Dolayısıyla, bir MVP'nin oynadığı maçtan ziyade, sezonun yüzde kaçında forma giyebildiği, karşılaştırma kıstası açısından bizim için faydalı olacaktır. Peki, NBA tarihinde sezon içinde en az forma giyen MVP'ler kimler? Gelin listeyi bir çırpıda sayalım:

5. Steve Nash (2004-05 sezonu MVP'si, %91.4)




Koç Mike D'Antoni'nin "5 dak'kada Beşiktaş hücumu" felsefesinin başında Nash bulunuyordu. Suns'ın Pasifik Grubu'nu 62 galibiyet 20 mağlubiyet ile birinci kapamasının en büyük sebebi olan Nash, normal sezonu 15.5 sayı, 3.3 ribaund ve 11.5 sayı ortalamaları ile kapatmıştı. Bu istatistikleri 82 normal sezon maçının 75'inde forma giyerek tutturan Nash, mümkün tüm maçların %91.4'ünde parkeye ayak basmıştı.

4. Bob Cousy (1956-57 sezonu MVP'si, %88.8)




Tarihin ikinci MVP ödülünün sahibi Bob Cousy, takımı Celtics'i ilk önce normal sezonda Doğu Konferansı birincisi yaptı. Bu başarıyı Doğu şampiyonluğu ve sonrasında da NBA şampiyonluğu takip etti. Normal sezonda Cousy 20.6 sayı, 4.8 ribaund ve 7.5 asist ortalamaları tuttururken, bunu 64 normal sezon maçında forma giyerek elde etti. 1956-67 sezonunda takımların 72'şer maç oynaması ile birlikte Cousy, takımının tüm maçlarının %88.8'inde takımındaki yerini almış oldu.

3. James Harden (2017-18 sezonu MVP'si) ve Giannis Antetokounmpo (2018-19 sezonu MVP'si, %87.8)




Oldukça yakın tarihin iki sansasyonel MVP'si var sırada. Ne ilginçtir ki, yine Koç D'Antoni tarafından yönetilen bir takımdan çıkan MVP olarak Harden, 2017-18 sezonunda 30.4 sayı, 5.4 ribaund ve 8.8 asist ile Rockets'ı Batı Konferansı birinciliğine taşıdı. Bir sonraki sezonun MVP'si Giannis Antetokounmpo ise 2018-19 sezonunda 27.5 sayı, 12.5 ribaund, 5.9 asist, 1.3 top çalma ve 1.5 blok ortalamalarını tutturdu. Takımı Bucks ise normal sezonu Doğu Konferansı birincisi olarak kapattı. Her iki MVP de 82 maçlık normal sezonda 72 maç oynayarak, olası tüm maçların %87.8'ine katılım gösterebildiler.

2. Allen Iverson (2000-01 sezonu MVP'si, %86.5)




Performansının zirvesinde ve zıpkın gibi, fişek gibi geçen bir senenin ardından Iverson'a giden MVP ödülünü izlediğimiz sezondan bahsedeceğiz. 2000-01 sezonunu 31.1 sayı, 5.5 asist 2.5 top çalma ortalamaları tutturan Iverson, takımını normal sezonda Doğu'nun zirvesine çıkarmıştı. 76ers'ın normal sezonda oynadığı 82 maçın 71'inde parkeye çıkan Iverson, MVP'lik macerasında %86.5'luk katılım oranı göstermişti.

1. Bill Walton (1977-78 sezonu MVP'si, %70.3)




Gelelim listemizin en çok "yatan" MVP'sine. Allah affetsin, çirkinliğinin tavan yaptığı senelerden birinde MVP ödülünü kucaklayan Bill Walton, 1977-78 sezonunu 18.9 sayı, 13.2 ribaund, 5 asist ve 2.5 blok ortalamalarıyla kapattı. Hem konferansını, hem de normal sezonu en tepede bitiren Portland için Walton'ın performansı, kuşkusuz oldukça önemliydi. Gel gelelim Walton, normal sezonda takımının oynadığı 82 maçın sadece 58'inde parkede yerini alabildi. %70.3'e tekabül eden bu oranla da Walton, açık ara en az maça çıkarak MVP olan oyuncu payesini almaya hak kazanıyor.

Listemizin ilk beş oyuncusunu sıraladıktan sonra, konunun Joel Embiid'i ilgilendirdiği yerlere değinmemiz gerekiyor. Görüldüğü üzere, tarihte Bill Walton dışında hiç bir oyuncu, sezonda mümkün olan maçların %75 ve daha altında sahaya çıkarak MVP ödülünün sahibi olamadı. Kaldı ki, Walton'ın bir anomali olduğunu varsayarsak, %85 gibi bir katılım oranının altında MVP ödülünü kazanmak, sözlük anlamı ile imkansız. En azından teoride. Kaldı ki, 10 yıllık trendlere baktığımızda, MVP'lerin en az maç oynadığı 2010-20 seneleri arasında bile bu oran, genele vurulduğunda %94.5 gibi oldukça yüksek bir rakam karşımıza çıkıyor (747/790).

Tüm bu hesaplamalar ve çıkarımlar ışığında Joel Embiid için sezon içi devamlılık, en azından şu an için MVP ödülünün önündeki en büyük ve en ciddi engel. Gel gelelim küresel salgın ışığında oynanan son iki sezonun bize öğrettiği bir şey varsa o da, kimin ne zaman, ne kadar parkelerden uzak kalacağının çok büyük bir muamma olduğu. Embiid'i MVP yarışındaki rakiplerinin sağlık protokolleri nedeniyle birden bire, iki hafta boyunca hiç maç yapmaması çok ütopik değil. Seneler sonra bir pivotun MVP ödülüne en çok yaklaştığı senede Embiid, parke üstünde gerçekten büyüleyici. Ancak her 4 maçtan EN AZ 1'ini kaçıracağı bu sezonda Embiid, MVP yarışındaki yerini korumak istiyorsa, mevcut performansının bir kaç tık üstünde dönüş yapmalı gibi görünüyor. En azından.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#88 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 16.05.2022 15:52

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Michael Jordan ile Gordon Hayward Anlaşmasına Kısa Bakış


Son dört yılı playoff'un dışında bitiren Charlotte Hornets, takım sahibi Michael Jordan ile yeni bir maceraya atıldı. Boston Celtics ile 2017 yazında 4 yıl 128 milyon dolara imza atan Gordon Hayward, son yılında 34.1 milyon dolarlık oyuncu opsiyonunu kullanmadı ve serbest kaldı. Herkes bu kadar büyük bir sözleşmeyi neden bıraktığını sorgularken, bu kadar yüksek bir kontrat bulamayacağını düşündü. Michael Jordan ve Charlotte Hornets'ten gelen 4 yıl 120 milyon dolarlık teklif ise herkesi şaşırttı. Bir yıl önce Kemba Walker ile bir yere varamayacağını anlayan Charlotte, yıldız oyuncunun gitmesine izin verdi. Peki bu yıl ne değişti de Gordon Hayward'a aynı miktarı vermeyi kabul etti ona bakalım.

Hayward için önerilen kontrat teklifi çok yüksek görünüyor ama tek isteyen takım değillerdi. Boston Celtics'in 4/120 olmasa bile iyi bir teklif yaptığı biliniyor. Indiana Pacers ise serbest kaldıktan hemen sonra 4 yıl 100 milyon dolarlık bir teklif ile Hayward'ın kapısını çalmıştı. Peki Boston ve Indiana gibi hem başarı hedefi olan, hem de basketbol şehri olan bu iki organizasyon yerine Charlotte'a neden gelsin? Burada devreye iki faktör giriyor. Birinde Michael Jordan sizi 2014'ten beri kadronuza katmak istemesi iken, diğeri dolgun bir ücret oluyor.


Genç Kadro, Doğru Karakter


Uzun vadede başarılı bir takım yaratmak için ilk yapılması gereken, aynı yaş grubundan yetenekli gençleri bir araya getirmek ve gelişimlerini sağlamaktır. Bu doğrultuda Charlotte Hornets için elimizde kimler var bakalım; 22 yaşında, ligdeki 3. yılına giren Miles Bridges, 22 yaşında ve ligdeki 2. yılına giren PJ Washington, 19 yaşında çaylak sezonuna başlayan LaMelo Ball. Bu isimlerin dışında, geçtiğimiz sezonun başında 3 yıl 57 milyon dolarlık anlaşma imzalanan Terry Rozier 26 yaşında. 30 yaşında ve sakatlık sorunları yaşayan, kariyerinin en iyi döneminde olmadığı bilinen Gordon Hayward bu oyuncu grubu için doğru isim mi? Kesinlikle doğru isim.



Geçtiğimiz yıl çıkış yapan Devonte' Graham ve 3 yıllık kontrat alan Terry Rozier takımın sürükleyici oyuncuları oldular. Toplamda 30 şut kullanan ve sadece %40 civarı ile atan bu ikilinin yanına genç ve savruk bir LaMelo Ball eklendiğinde ne olacaktı sorusunu kendimize soralım. Hayward'ın olmadığı bir denklemde Charlotte Hornets için tahmin yapmak, benim açımdan zor değil. Eline gelen topu çembere fırlatan bu üç genç gardın yanında, Bridges ve Washington'ın gelişimlerinin engelleneceğini de söylemem lazım. Geçtiğimiz yıl Boston Celtics kadrosunda Kemba Walker, Jaylen Brown ve Jayson Tatum gibi yetenekli oyuncular vardı. Bu oyuncular arasında yapıştırıcı rolü ise Hayward'a aitti. Sakatlığının etkisi ile saha içinde iyi hareket edemediği dönemde bile onun varlığı takıma seviye atlatıyordu. Charlotte için en doğru isimlerden biri olduğunu düşünme sebebim tam da bunu sağlayacak olması. Konu sadece takımın en skoreri ya da hücumun ana oyuncusu olmak değil. Aynı zamanda gençlerin kontrolden çıktığı dakikalarda ipleri eline almak.

Michael Jordan ile Charlotte Hornets'e Kısa Bakış


2010 yılında Charlotte kulübünü satın alan Jordan, o yıl playoff gördü. 2004'te kurulan takım, ilk kez bu başarıyı gösteriyordu. Sonraki sezon doğuda 10. olan Charlotte için, Ben Gordon ve Ramon Sessions hamlelerine rağmen 2012 ve 2013 yılları tam bir felaket oldu. NBA tarihinin en kötü galibiyet yüzdesine 2011/12 sezonunda 66 maçta 7 galibiyet alarak sahip oldular. Bir sonraki yıl draftın iki numarasına sahip olsalar da 29. olmaktan kurtulamadılar. Charlotte için draft kurası seçimlerine bir göz atalım:

2011 yılı 9. sıra Kemba Walker
2012 yılı 2. sıra Michael Kidd Gilchrist
2013 yılı 4. sıra Cody Zeller
2014 yılı 9. sıra Noah Vonley
2015 yılı 9. sıra Frank Kaminsky
2017 yılı 11. Sıra Malik Monk
2018 yılı 12. Sıra Miles Bridges
2019 yılı 12. Sıra PJ Washington
2020 yılı 3. sıra LaMelo Ball


Takımı Yeniden Kuruyoruz


2013 yazında Al Jefferson'ı kadroya ekleyen Michael Jordan, Charlotte için yeni bir sayfa açtı. O yıla kadar Charlotte Bobcats ismi ile anılan takımın, Hornets ismini geri istediği biliniyordu ancak ilk somut adımlar geldi. Hornets'in orijinal renklerinden forma yapıldı. Aralık ayında gelecekte kullanılacak logo ve kimlik şeması tanıtıldı. " Buzz City" kampanyası ile tanıtımlar yapılırken yeni Hornets kıyafetleri taraftar ile paylaşıldı. O yaz resmi olarak Hornets adını ve 1988-2002 arasındaki tarihini Charlotte şehrine eklemeyi başaran Michael Jordan oldu. Tüm bu olayların ışığı altında sezonu 7. bitirerek tekrar playoff oynadılar. 2015 yılı kötü geçse de 2016 yılında gelen 6.'lık her şeyi değiştirdi. Playoff'a kalan Charlotte, 7. maç sonunda Miami Heat'e elendi.



Michael Jordan her zaman kazanma hırsı ile yanıp tutuşan biri olmuştur. 2 yıl üst üste gelen başarısız dönemden sonra 3 yılda gelen 2 playoff başarısı ile doğru yapıyı kurduğunu düşündü. Kemba Walker'ın delici olduğu sistemde oyunu forvetten kurgulayan yapının temel taşı Nicolas Batum olmuştu. 15-6-6 rakamları ile tamamladığı yılın ardından 5 yıl 120 milyon dolarlık devasa bir kontrat ile sözleşme uzatıldı. Bunun yanı sıra iyi bir rol oyuncusu olan Marvin Williams ile 4 yıl 56 milyonluk bir anlaşma yapıldı. Ancak en korkunç kontratlardan biri, son üç yılında sırasıyla 20, 22 ve 75 maç kaçıran Michael Kidd-Gilchrist ile yapılan 4 yıl 52 milyonluk anlaşma oldu. Sonraki 4 sezon hem  playoff'un hem de tanking'in uzağında, arada sıkışmış birtakım olmalarına sebep oldu.

Kemba Walker'ı Bırakıp, Gordon Hayward'a Paraları Saçıyoruz




Son 4 sezonu playoff yapmadan geçiren Michael Jordan bu kez farklı bir yol izleyecek gibi duruyor. Ortalama oyunculara kontrat dağıtmak yerine, genç oyuncuları gelişirken onlara kimlik kazandırmak için doğru isimleri eklemeye çalışıyor gibi görünüyor. Tabi bunu yaparken doğru kararları verdiğini söylemek zor oluyor. Kemba Walker süper-max kontrata imza atmış olsa yaklaşık 40 milyon dolar alacaktı. Charlotte Hornets'in para dağıttığı dönemde All-Star seviyesine çıkan Kemba, yıllık 12 milyon dolara çok uzun süre forma giydi. Hak ettiği parayı alma vakti geldiğinde ise onunla bir yere varamayız denilip bırakıldı. Takımın geleceği için bu hamleyi doğru bulduk diyelim. Gordon Hayward hamlesi takım kimyası için doğru bir karar olsa da, maddi açıdan kabul edilebilir bir yanı yok.

Hayward'ın kontratı 4 yıl 120 milyon dolar ile bitmiyor. Michael Jordan onu kadroya ekleyebilmek için, Nicolas Batum'un son yılında 27 milyon dolar olan alacağını 3 yıl 9'ar milyona böldü. 3 yıl boyunca salary'de yer alacak olan 9 milyon dolarlık ücret takımın gelecekteki hamlelerine engel olacaktır. Salary cap boşluğunu takas için kullanıp draft hakkı ya da genç oyuncular eklemek, Michael Jordan için öğrenilmesi gereken başlıca yöntem olacaktır. Geçtiğimiz hafta Prince'i göndermek zorunda olan Brooklyn'in Jarrett Allen'ı Cleveland Cavaliers'a gönderdiğini gördük. Boş bir salary cap ile bu takasın sahibi Charlotte olabilirdi. Maalesef muazzam bir oyuncu olsa da yöneticilik konusunda kötü kararlar aldığına hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Sonsöz


Maddi boyutlarını bir kenara bırakırsak Gordon Hayward hamlesinin nokta atış olduğunu söyleyebiliriz. Playoff yapmayacakları bir gerçek ancak keyif verdikleri yadsınamaz. 5 yıl boyunca NBA Finali oynayan ve son 20 yılda en fazla asist yapan takımı olan Golden State Wariors, maç başı 28 ile 30 arasında asist yapıyordu. Wariors dışında maç başı 28 asist barajını aşan bir takım 2000'li yıllarda görülmedi. Charlotte Hornets bu sezon 28.3 asist ortalaması ile oynuyor. Bu ortalama devam edebilir mi bilmiyorum. Ancak 23.1 sayı, 5.1 ribaund, 3.7 asist ortalamalarını %50 FG, %40 üçlük ve %91 serbest atış yüzdeleri ile yapan Gordon Hayward için yanlış hamle demek, yanlış olur.

Michael Jordan, yöneticilik kariyerinin en iyi hamlesini Gordon Hayward ile yapmış olabilir. Tabi en iyi hamleyi yaparken bile maddi açıdan büyük bir hata yaptığını söyleyeyim. Bu da en iyi hamlesinin içinde bile büyük eksiler barındırdığını gösteriyor. 2014 yılında çaylak kontratı sonra eren Gordon Hayward için ilk teklifi kimin yaptığını biliyor musunuz? 2014'te 4 yıl 63 milyonluk teklif ile kadrosuna katmak istese de Utah teklifi karşılamış ve Hayward'ı takımda tutmuştu. 6 yıl gecikmeli olsa da, Michael Jordan Hayward'ı kadrosuna katmayı başardı.

Para konusunu göz ardı edecek olursak sizler bu hamleyi nasıl buldunuz? Görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#90 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 17.05.2022 22:44

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Normal Sezon, Uzatma, Playoff Fark Etmez, Westbrook Affetmez

NBA tarihinde tüm zamanların en fazla Triple-Double yapan oyuncusu olan Russell Westbrook ile yolculuğa çıkıyoruz. Sizleri normal sezonda 182, playoff'larda ise 10 kez bu başarıya ulaşan Westbrook'un en iyi performanslarına götürüyoruz.

10. Bir Devrin İlk Adımları
03/03/2009 OKC Thunder 96-87 Dallas Mavericks 17 Sayı 10 Ribaund 10 Asist

2008 draftında OKC Thunder tarafından 4. sıradan seçilen Westbrook, kariyerinin ilk döneminde triple-double makinesi değildi. İlk 6 sezonunda sadece 8 triple-double yapmıştı. Son 7 sezonunda ise 174 kez bunu tekrarladı. Rakamlar çok etkileyici olmasa da kariyerinde ilk triple-double yaptığı maçı bu listeye almak gerekir. Bu maçta başka bir triple-double uzmanı olan Jason Kidd'e karşı yapmış olması ise ayrı güzel.

9. Kendi Başına Sixers'a Bedel




05/03/2015 OKC Thunder 123-118 Phliadelphia 76ers 49 sayı 15 Ribaund 10 Asist

2014/2015 sezonu normal sezon maçında Philadelphia ile oynayan OKC, Westbrook'un muazzam performansı ile maçı uzatmada kazandı. Takımın uzatma bölümünde attığı 13 sayının 10'unu atan ve diğer basketin asistini yapan Westbrook, maçı kazandıran isim oldu. 42 dakika sahada kalırken tam 49 sayı üretti.

8. Bütün Yük Omuzlarında, Galibiyete!


29/10/2016 OKC Thunder 113- 110 Phoenix Suns 51 Sayı 13 Ribaund 10 Asist

Sezona Philadelphia galibiyet ile başlayan OKC'de, Westbrook 1 ribaund ile triple-double'ı kaçırmıştı. 2. maçta ise rakip Phoenix Suns oldu. Maçın başında 18 sayı geriye düştüler. Son çeyrekte 10 sayı atıp maçı uzatmaya götüren Westbrook, uzatmada 6 sayı atarak maçı kazandıran isim oldu. 45 dakika sahada kalırken 51 sayı üretti. Westbrook dışında takımda çift hanelere ulaşan tek isim 21 sayı ile Oladipo'ydu.

7. İnanılmazı Ancak İnanılma İle Yenebilirsin




11/01/2019 OKC Thunder 147 – 154 San Antonio Spurs 24 Sayı 13 Ribaund 24 Asist

Bir başka normal sezon maçına gidiyoruz. Westbrook'un kariyer asist rekorunu kırdığı maçtayız. Son çeyrekte 13 sayı geride olan OKC, maçta kalmaya çalışıyordu. 9 dakika kala Westbrook oyuna döndü. Kalan sürede tam 8 asist yaptı ve maç uzatmaya gitti. 2 kez uzayan maçta 50 dakika sahada kalan Westbrook, 24 sayı 24 asistle oynamasına rağmen maçı kazandıramadı. Kariyer gecesi geçiren bir başka isme mağlup oldu. LaMarcus Aldridge 56 sayı atarak maçı Spurs'e kazandırdı.

6. Yedinci Maçlar ONUN!


15/05/2011 OKC 105-90 Memphis Grizzlies, Batı Yarı Final 7.Maç 14 Sayı 10 Ribaund 14 Asist

04/05/2014 OKC 120-109 Memphis Grizzlies, Playoff İlk Tur 7.Maç 27 Sayı 10 Ribaund 16 Asist

Bu sırada biraz ekonomik davranacağım ve iki performansını birleştireceğim. Russell Westbrook'un Memphis Grizzlies'ı iki kez elediği maçlara gidiyoruz. 3 sene arayla iki kez playoff'ta karşılaştılar ve ikisi de 7. maça gitti. Tarihin tekerrür ettiğini Russell Westbrook ile öğreniyoruz. 2011'de playoff 7. maçı ve rakip Memphis, Westbrook triple-double ile galibiyetin mimarlarından oluyor. 3 sene sonra yine 7. maç yine rakip Memphis ve Westbrook yine triple-double ile maçı kazandıran isim oldu.

5. Tarihe Yeni Bir İmza!


03/04/2019 OKC Thunder 119-103 LA Lakers 20 Sayı 20 Ribaund 21 Asist

Rakamlar yanlış değil. 20-20-20 yapan birini gördü bu gözler. Daha önce de görülmemiş bir şey değil gerçi. 02/02/1968 yılında Philadelphia-Detroit maçını izleyenler bunu görmüş. Wilt Chamberlain 22 sayı 25 ribaund 21 asistle tarihte bunu yapan tek oyuncuydu. Tabi Russell Westbrook diye biri gelene kadar. Lakers karşısında 20 sayı 20 ribaund 21 asistle inanılmazı başardı ve Wilt ile birlikte bunu başaran iki çılgından biri oldu. Geçtiğimiz günlerde buna yine yaklaşan Westbrook, sayı kategorisinde 20'ye ulaşamadığı için tekrarlayamadı. Yanlış anlamadınız 14 sayı 21 ribaund 24 asistle maçı tamamladı. Sadece 8 şut kullandığı ve sayı atmaya çalışmadığı için rekorunu yineleyemediğini söyleyelim. Tabi 20 ribaund 20 asist yapan 3. bir oyuncu olmadığını düşünürsek çok da umrunda değildir diye düşünüyorum.

4. İmkansızı Söyleyin, Arkanıza Yaslanıp Seyredin


10/04/2017 OKC Thunder 106-105 Denver Nuggets 50 Sayı 16 Ribaund 10 Asist

Normal sezonun bitimine 2 maç kalmıştı. Sezon boyu 41 triple-double yapan Westbrook, bir sezonda en fazla triple-double yapan oyuncu rekoruna ortak olmuştu. Oscar Robertson'ı geçip tek başına rekorun sahibi olmak istiyordu. Denver Nuggets ile oynayan OKC Thunder, maçın son 5 buçuk dakikasına 14 sayı geride girdi. Kalan sürede tam 18 sayı üreten Westbrook, Murray'nin savunmasına rağmen 11 metreden inanılmaz bir üçlük sokarak game winner ile maçı kazandırdı.

3. Mr. Triple-Double Bile Yetmez Bazen




20/04/2017 OKC Thunder 111-115 Houston Rockets 51 Sayı 10 Ribaund 13 Asist

2016/2017 Russell Westbrook'un zirveye çıktığı sezondu. 31.6 sayı 10.7 ribaund 10.4 asist ortalamasıyla sezonu bitirirken takımını playoff'a taşıdı ve MVP ödülünün sahibi oldu. Sezonu 3. bitiren Houston Rockets ile eşleşildi. İlk maçı kaybeden Westbrook, ikinci maçta 41 dakika sahada kaldı. Son çeyrekte 15 sayı üretirken maçı 51 sayı 10 ribaund 13 asist 4 top çalmalık harika bir performans ile tamamladı. Ancak maçın kaybedilmesine engel olamadı. İşin en acı tarafı ise sahada kaldığı sürede takımın +11 sayı önde olması. Kenara geldiği 7 dakikada takımın 15 sayı fark yediği anlamına geliyor. NBA tarihinde en yüksek sayı ile triple-double yapan oyuncusu unvanını aldığı bu maçı ve seriyi Westbrook ve OKC kaybetti. 5 maçta biten serinin 3'ünde triple-double yapan Westbrook, 37.4 sayı 11.6 ribaund 10.8 asist ortalamaları tutturdu.

2. Tarihin En İyi Performanslarından


30/03/2017 OKC Thunder 114-106 Orlando Magic 57 Sayı 13 Ribaund 11 Asist

MVP sezonu Westbrook için her açıdan muazzam bir yıldı. O sezona ait performansların bu listede çoğunlukta olması da gayet normal. Listenin 2. sırasında Russell Westbrook'un kariyerinde en çok sayı atarak triple-double yaptığı maç var. Uzatmada kazanılan Orlando maçında tam 57 sayı atarak triple-double yaptı. Son 6 dakikaya 14 sayı geride giren OKC'de, sahne yine Westbrook'taydı. Son 6 dakikada 19 sayı atan Westbrook, 7 saniye kala iki kişinin üzerinden attığı imkânsız üçlükle maçı uzatmaya götürdü. Uzatmada ise 7 sayı 2 asistle takımın attığı tüm sayıların altında imzası olan Westbrook, kariyerinin belki de en iyi performansını sergiledi.

1. Pacers'ın Gözyaşları, Onun Efsanesini Yüceltti!




2020/2021 Sezonu Indiana Pacers'a Karşı Russell Westbrook

30/03/2021 Washington Wizards 132-124 Indiana Pacers 35 Sayı 14 Ribaund 21 Asist

04/05/2021 Washington Wizards 154-141 Indiana Pacers 14 Sayı 21 Ribaund 24 Asist

09/05/2021 Washington Wizards 133-132 Indiana Pacers 33 Sayı 19 Ribaund 15 Asist

Bu sezon Russell Westbrook 22 sayı 11.6 ribaund 11.6 asist ortalamaları ile oynuyor. Hem ribaund hem de asist rakamlarında kariyerinin en iyi sezonu. 62 maçın 36'sında triple-double yaparken en çok canı yanan takım Indiana Pacers oldu. Play-in'de karşılaşılması muhtemel iki takımdan biri olan Indiana'ya karşı, 3 maçta da muazzam oynadı. Bradley Beal'ın oynamadığı maçta 35 sayı 14 ribaund 21 asist yaptı. Son çeyrekte ise 17 sayı atarak maçı kazandıran isim oldu. İkinci maçtan yukarıda bahsetmiştik. Wilt Chamberlain dışında kimsenin yapamadığı 20 ribaund 20 asist barajını ikinci kez geçti. Sadece 8 şut kullanmasına rağmen 14 sayı attı. 21 ribaund ile kariyer rekoru kırarken, 24 asist ile kariyer asist rekorunu egale etti.

Üçüncü ve son maçımız ise bir başka mihenk taşı oldu. Uzatmada kazanılan maçta Westbrook 181. triple-double'ını yaptı ve Oscar Robertson'ın rekorunu egale etti (Sonraki maçta rekoru kıracak). Uzatmada 9 sayı atan Washington Wizards'ta, Westbrook 6 sayı 1 asistle tüm sayılarda pay sahibiydi.

Konu Russell Westbrook ve Triple-Double olduğunda liste çok uzun oluyor. 192 Triple-Double arasından bizim seçtiğimiz maçlar bunlar. Sizce en değerlisi hangisiydi? Yorum yapmayı unutmayın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#95 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 18.05.2022 12:33

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Lillard'ın Yeni Bebekleri


Her Şey NBA okuyucularına basketbol ayakkabılarını detaylı bir şekilde incelediğimiz bir köşe isteyip istemeyeceklerini sorduk. Basketbol ayakkabılarını istenilen şekilde inceleyen bir kaynakları olmadığını belirten takipçilerimiz için kolları sıvadık. Benim adım Renç, bazılarınız beni diğer yazılarımdan tanıyor olabilir. Tanımayanlar için, bundan sonra yeni piyasaya sürülen modelleri burada beraber inceleyeceğiz. Ve her basketbol severin cevabını istediği soruyu soracağız: Bu ayakkabılar için bu paraya değer mi?

Adidas, süper starı Damian Lillard için en son Dame 4 modelini tasarladı. Piyasaya geçtiğimiz günlerde sürülen model özellikle benim için büyük bir merak konusuydu. Ben Dame 3 modeli ile basketbol oynuyorum ve performansından gayet memnunum. Bu konuda açıkçası önceleri düşünceliydim çünkü genelde Nike ayakkabılarını tercih ederim. Fakat Dame 3 kalbimi çalan ilk Adidas modeli oldu. Dame 4, Lillard'ın başarılı ayakkabı serisinin son kahramanı olabilecek mi?



Öncelikle saha tutuşu ile başlayalım. Nitekim basketbol oynayanların en büyük korkusu, parkeye çıktığında kayıp giden ayakkabılara sahip olmaktır. Dame 4 modelinin altında bulunan dişliler gerçekten çok iyi bir saha tutuşuna sahip. Her yönü tarayan dizaynı ile en tozlu sahada bile ayaklarınız sağlam yere basacak diyebilirim. Eğer olur da tabanı toz tutarsa, çabukça silmeniz tekrar eski güçlü haline geri döndürecektir.

Fakat şunu belirteyim, bu ayakkabıları dışarıda oynamak için giymek istemeyebilirsiniz. Parkedeki tutuşu kadar sağlam bir performans sergilemeyebilir. Dışarıda oynamanız, elbette ne tür bir sahada oynadığınıza da göre, dişlilerin erimesine sebep olabilir. Dame 3 modeli ile dışarıda oynadığımda bu tarz bir sorun ile karşılaşmadığımı da belirtmek isterim. Yine de ben sizleri uyarmış olayım.

Tabanın dizaynı ile ilgili ilginç bir anektod; gördüğünüz şekiller zamanın akışını resim etmeye çalışan bir tasarımcı tarafından dizayn edildi. Görüşüne göre zaman Dame 4'ün tabanı gibi akıp gidiyormuş.



Modelde kullanılan materyaller ve ayakkabının yapısı ile devam edelim. Modelin çoğunu mesh dediğimiz, birbirinin içine geçen kumaş kaplıyor. Bu hava akışını desteklerken sizin de daha esnek hareket etmenizi sağlıyor. Mesh kumaşının içinde modelin üst kısmına güç katan bir bağıcık sistemi var. Normal modellerden çok daha geriye uzanan bağıcıklar ayağınızı tamamen kavrıyor.

Bileklerde kullanılan sıkıştırılmış materyal, hepimizin korkusu olan bilek burkulmalarına karşı birebir. Aşil tendonunu kavrayan bölüm size sert dönüşlerde güven veriyor. Şu ana kadar denediğim ve bileğimi en iyi şekilde koruyan ayakkabılardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Tabanında bulunan plastik kısımda Adidas'ın Bounce teknolojisi kullanılmış. Bu teknoloji Dame 3'de de mevcuttu ve gerçekten size zıplarken rahatlık sağlayan bir sistem. Bununla birlikte Lillard'ın kararıyla, bu modelde daha az Bounce kullanıldı. Bu nedenle Dame 3'ye göre bu konuda biraz geride olduğunu belirtmek isterim. Lillard'ın kararının arkasındaki neden ise ayakkabılarını herkesin ödeyebileceği bir fiyattan satmak istemesi. Daha az Bounce = daha ucuz fiyat.

Modelin ağırlığı ise 342 gram. Yani aslında hiç de ağır bir ayakkabı değil. Kullanılan materyaller ve az Bounce seçimi  modeli olabildiğince hafifletmiş durumda.



Modelde kullanılan materyaller ve ayakkabının yapısı ile devam edelim. Modelin çoğunu mesh dediğimiz, birbirinin içine geçen kumaş kaplıyor. Bu hava akışını desteklerken sizin de daha esnek hareket etmenizi sağlıyor. Mesh kumaşının içinde modelin üst kısmına güç katan bir bağıcık sistemi var. Normal modellerden çok daha geriye uzanan bağıcıklar ayağınızı tamamen kavrıyor.

Bileklerde kullanılan sıkıştırılmış materyal, hepimizin korkusu olan bilek burkulmalarına karşı birebir. Aşil tendonunu kavrayan bölüm size sert dönüşlerde güven veriyor. Şu ana kadar denediğim ve bileğimi en iyi şekilde koruyan ayakkabılardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Tabanında bulunan plastik kısımda Adidas'ın Bounce teknolojisi kullanılmış. Bu teknoloji Dame 3'de de mevcuttu ve gerçekten size zıplarken rahatlık sağlayan bir sistem. Bununla birlikte Lillard'ın kararıyla, bu modelde daha az Bounce kullanıldı. Bu nedenle Dame 3'ye göre bu konuda biraz geride olduğunu belirtmek isterim. Lillard'ın kararının arkasındaki neden ise ayakkabılarını herkesin ödeyebileceği bir fiyattan satmak istemesi. Daha az Bounce = daha ucuz fiyat.

Modelin ağırlığı ise 342 gram. Yani aslında hiç de ağır bir ayakkabı değil. Kullanılan materyaller ve az Bounce seçimi  modeli olabildiğince hafifletmiş durumda.



Ve gelelim en kritik kısma: Değer mi? Dame 3 modeli 2017 senesinin en başarılı ve en rahat basketbol ayakkabılarından biriydi. Dame 4 modeli bu konuda kesinlikle yine çok iddialı. 3 ve 4 arasındaki en büyük fark, 3'ün biraz daha kalıplı ve kalın bir model olmasıydı. 4 ise daha yumuşak ve köşesiz bir hisse sahip.

Rahatlıka söyleyebilirim ki Dame 4 vereceğiniz paraya kesinlikle değer. Süper starların ayakkabıları konu olduğunda aralarında bulabileceğiniz en makul fiyata sahip model. Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz özellikleri ile sizi memnun edecektir.

Son olarak modelin barındırdığı keyifli detayların üzerinden geçerek notumu vereceğim. Ayakkabının dil kısmında 35.12 – 25.6.4 – 6 – 0.9 – 0 rakamlarını göreceksiniz. 35.12 – lisede 35 sayı 12 ribaund bulduğu maç ile koçunun gözüne girdiği ilk karşılaşmayı hatırlatıyor. 25.6.4 – 25 sayı 6 ribaund 4 asist ile oynadığı ve gözlerin ona çevrilmesine neden olan kolej günleri için. 6 – Draftta 6. sıradan seçilmesini simgeliyor. 0.9 – 2014 playofflarında Rockets'ı yıkan üçlüğü 0.9 saniye kala bulmuştu ve Dame Time (Dame Zamanı)'nı bu basket ile doğmuştu. 0 – ise eleştirmenlerin ona başarısı adına verdiği şans %0.

Bilek kısmında ise YKWTII yazısını göreceksiniz. Bu You Know What Time It Is (Ne Zamanı Olduğunu Biliyorsunuz) anlamına geliyor. Zaman kesinlikle Dame Zamanı. Ve Dame 4'e notum 9.5/10.

Dame 4 modelini Adidas'ın uluslararası sitesinden 115$'a sipariş buradan edebilirsiniz. Fakat her zaman olduğu gibi Türkiye'de model yine geç kalmış durumda ve Adidas'ın Türkiye sitesinde bulunmuyor.

Umarım seçim yapmanızı kolaylaştıran bir yazı olmuştur. Değer mi? köşesinin ilerleyen yazılarında görüşmek dileğiyle.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#96 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 19.05.2022 14:13

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Sürprizlerle Dolu KAOS Gecesi
   
7 ŞUBAT 2022 TARİHLİ BASIN AÇIKLAMASI
Vice Şehri Polis Departmanı bünyesinde halkımızın daha iyi bir şehre, daha güvenli bir şehre sahip olması için gerekli olan her şeyi "Koru ve Hizmet Et!" sloganı altında 24/7 yapmaktayız.
Teğmen Ronald Connacher ve Halkla İlişkiler Departmanı'nın resmî açıklamasıdır.




18 Mayıs 2022 tarihinde akşam saatlerinde Florida şehrinde kaos yaşandı! VCPD ekipleri Dedektif Büro - Organize Suçlarla Mücadele Bölümü, sahada bulunan diğer ekipler, Metropolitan Divizyonu önderliğinde Gürcü - Amerikan menşeli suç örgütüne ait olduğu bilinen, kimlikleri henüz tespit edilemeyen 8 (sekiz) şahsın çok sayıda taşınamaz araca&mülke ve bölgelere baskın düzenlendi!

17 Mayıs 2022 gecesinde ise Ganton bölgesinde tekrardan silahların patlaması sonucu 6 (altı) polis memurlarının yaralanması suçu sonucu bir çok Gürcü - Amerikan ırkına sahip isimlerin hapishaneyi ziyaret ettikleri ve tutuklanmalarının yanı sıra, şahısların genel olarak toplandıkları, yaşadıkları bölgelerinin hepsinde eş zamanlı bir devriye atıldığı, Dedektif Büro da bulunan bütün ekiplerin özel olarak araştırmalarını sürdürmelerinin yanı sıra, olay yerinin sakinleşmesi sonucu tekrardan eş zamanlı bir baskın gerçekleştiği ve baskın sırasında ele geçirilen materyaller:


6 adet .45 kalibre Desert Eagle
8 adet pompalı tüfek
5 adet ıngram MAC-10 model otomatik tabanca
54 gram LSD
32 gram Marijuana
75 adet paketlenmiş uyuşturucu
Çok sayıda bıçak, çeşitli el yapımı kesici aletler


Olay yerinde bulunan şahısların tutuklanması ile birlikte bulunan bütün malzemelere el konulduğu ve şahısların adli birimlere sevk edildiği biliniyor.


Kamera Görüntüsü
Spoiler





Bizi ViceSocial'dan takip et!
           
EDITOR
Julya Yalenchka
HABER
Julya Yalenchka
KAMERA
Julya Yalenchka


Tüm Hakları Saklıdır ©️ Vice News, 2021

Julya YalenchkaBiA
#97 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 23.05.2022 15:50

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

En İyi 5 Oyun Kurucu


NBA'de yeni sezon tüm hızıyla sürerken yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayım. Bu yeni serimizde her pozisyon için ligin en iyi 5 oyuncusunu yazacağım. Yazılara başlamadan önce hatırlatmak istediğim bir detay var. Burada seçilen oyuncular tamamen şahsi tercihimdir. Yani sübjektif bir yazı dizisi olacak. Sizlerin onayladığı yada onaylamadığı isimler olabilir. Yorumlarınızda kendi tercihlerinizi de yazmanızdan memnuniyet duyarım. Şimdi ligin en iyi 5 oyun kurucu ile serimize başlayalım.


5. Chris Paul




Houston Rockets'ın veteran guardı Paul ligdeki 14. sezonuna çıkıyor ve artık 33 yaşında. Yine de lige adım attığı günden beri kendi pozisyonu içerisinde her zaman en iyiler arasında yer aldı. Paul'un kariyeri için en önemli detay istikrarlı bir oyuncu olması. Yaşlandığını iddia etmek çok yanlış bir çıkarım olur. Kariyer ortalamaları 18.7 sayı 4.5 ribaund 9.8 asist 2.2 top çalma olan yıldız ismin geçen sezon rakamları 18.6 sayı 5.4 ribaund 7.9 asist 1.7 top çalma. Rakamlardaki ufak düşüşün ise 2 sebebi var. Birincisi kariyerinin en az süre aldığı sezonu geçirmesiydi. Asist rakamlarındaki düşüş ise yanında James Harden oynadığı içindi. Paul için kariyerinin en büyük soru işareti ise şampiyonluk oldu. Clippers kariyeri boyunca Griffin ve Jordan gibi elit oyuncularla olmasına rağmen bir türlü yüzüğe ulaşamaması, onun için büyük handikap. Bunu değiştirmeye ise geçen yıl çok yaklaştı. Tarihin en iyi takımlarından biri olan Golden State Warriors'ı neredeyse eleme üzereydi. Seride müthiş maçlar çıkaran Paul takımını 3-2 öne geçirdi. Ancak talihsiz bir sakatlık 1 galibiyet kala Paul'u buldu ve Wariors şampiyonluğa koştu. Bu sezona da 18.7 sayı 6 ribaund 8 asist ortalamaları ile başlayan süper star saçma bir kavga sonrası aldığı ceza ile takımdan ayrı kaldı. Chris Paul olmadan Houston'u izlemek ise Cocu'lu Fenerbahçe'yi izlemekten farksızdı. Paul basketbolu bıraktığında belki de tarihin en iyi 10 oyun kurucusundan biri olacak. Akıllarda tek soru ise parmaklarında yüzük olacak mı?

4. Kyrie Irving




Bu sezonun rakamlarına bakacak olursak Irving'in neden burada olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Burada konumuz rakamlar değil, ligin en iyileri. Geçtiğimiz sezona geri dönelim ve unuttuklarımızı hatırlayalım. Maalesef aklımız, bizim yanlışa odaklanmamıza yol açabiliyor. Boston takımı için müthiş bir sezon ve çok iyi oyunculardan kurulu bir kadro olarak lanse etmek şu an için mümkün. Ancak şu an ki profilde baktığımızda böyle düşünmek normal. Sezonun ilk maçında yeni yıldızı Gordon Hayward'ı kaybeden Boston'da Jayson Tatum'un çaylak olduğu bir süreç vardı. Tatum'un çaylaklıktan kurtulduğunu dönemin playofflar olduğunu hatırlatalım. Gelişim sürecinde yer alan Jaylen Brown ve Tatum'lu Boston'ın saha içi lideri Kyrie Irving'di. Sakatlandığı ana kadar Boston'ın doğuda lider olduğunu ve Irving'in MVP adayları arasında olduğunu hatırladık sanırım. Şimdi konumuza tekrar odaklanabiliriz. Kawhi Leonard yazısında olduğu gibi bu aralar unutulanlara biraz kafayı takmış durumdayım.

Kyrie Irving geçtiğimiz sezonu 24.4 sayı 3.8 ribaund 5.1 asist ortalamaları ile kapattı. Ligin en iyi savunma yapan takımlarından Boston'da hem savunmada sırıtmadı, hem de hücumda zorlanan takımın çilingiri oldu. Bu sezon ise işler biraz farklı. Irving'in kafası karışmış durumda. Takımın en büyük yıldızı olmak amacıyla LeBron'dan ayrılan Kyrie, bir anda parlayan Jayson Tatum'un gölgesinde kaldı. Sezonun ilk bölümüne gerçekten kötü başlamış olabilir ancak bu takımın hücumda en kilit oyuncusu olduğunu değiştirmeyecektir. Irving geçtiğimiz sezon olduğu gibi oynarsa Golden State için en büyük tehdit Boston Celtics olacaktır. Ligin hala en iyi oyun kurucularından biri Kyrie Irving bunu unutmayalım. ((Irving günümüzde Nets forması giymektedir.))

3. Damian Lillard




Ligdeki 7. sezonuna giren Lillard, bu ligin hakettiği değeri en az gören oyuncularından biri. Medyatik bir şehirde olmadığınızda, göz önünde olmak zorlaşıyor. Her gece aynı şeyleri tekrar tekrar yapsanız da ilk fırsatta sıfıra düşmeniz kaçınılmaz oluyor. Geçtiğimiz sezon 26.9 sayı 4.5 ribaund 6.6 asist ortalamaları ile MVP adayları arasında geçiren Lillard neden bir anda gözden düştü? New Orleans serisinde Holiday ve Rondo gibi müthiş iki savunmacının kıskacına yakalanan Lillard kötü bir seri geçirdi. Tek bir seri ise tüm yaptıklarının çöpe gitmesine sebep oldu. Ne olursa olsun ligin en iyi oyun kurucularından biri olan Lillard'ı kimsenin inkar edemeyeceği aşikar. Bu sezona da iyi bir başlangıç yapan yıldız oyuncu 30.8 ortalama ile sayı krallığında 3.sırada yer alıyor. Damian Lillard'ın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anlatmak için rakamlar yeterli olmayabilir. Lillard olmadan Portland ligin en kötü takımlarından biri. Ancak Lillard ile playoff mücadelesine ortak olabiliyorlar. LeBron'u saymazsak varlığı ve yokluğu arasındaki en büyük farkın hissedildiği oyuncu-takım ilişkisi Lillard-Portland desem abartmış olmam diye düşünüyorum. Russell Westbrook'u da bu kategoriye koyalım da itiraz gelmesin.

2. Russell Westbrook




Kevin Durant'in takımdan ayrılmasıyla direksiyonu tamamen kendine alan Westbrook için son 2 sezonda yaptıklarını anlatmaya istatistikler yetmez. Modern basketbolda görülmemiş rakamlara imza atan Russell, son iki sezonu triple double ortalamaları ile bitirerek tarihte bunu yapan ilk oyuncu oldu. Paul George'un takıma katılmasıyla sayı ortalaması 31.6 dan 25.4'e düşmüş olması onun için olumsuz bir durum değil. Aksine takım için rolünü azalttığını söylemek mümkün. Paul George'un takımda kalmasını sağlayan en büyük faktör Westbrook'un bu yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Sezona Westbrook olmadan başlayan Oklahoma'nın yenilgi serisini %100 ile oynayan Westbrook ile affettireceklerdir. Russell sahada insanüstü çaba harcayan bir oyuncu. Bu anlamda rakipsiz olduğunu söylemek hata olmaz. İstatistiksel anlamda Antony Davis, LeBron James, Giannis Antetekounmpo gibi oyuncuların kağıtta boş yer bırakmadığını görüyoruz. Ancak Westbrook için sadece istatistik kağıdı değil olay. Sahada kaldığı her an %110 çaba ile oynuyor. Sarfettiği eforun matematiksel bir karşılığı yok. Kariyerinin 11.sezonunda olan ve 30 yaşına gelen Westbrook için tarihe geçme şansı devam ediyor. MrTriple Double unvanını resmi olarak alan süper star, bu alanda kırılması imkansız rekorlara imza atmaya devam edecek gibi görünüyor. Ligde 2.sezonunu geçiren Ben Simmons'ın varlığı da onu bu anlamda tetiklemeye devam edecektir diye düşünüyorum.

Ligin en iyi oyun kurucularından biri olduğunu kimse inkar edemez. Ancak tarihteki yerini alabilmesi için son 3 sezondur yaptıklarını yapmaya devam etmeli. Paul George'un kalmasıyla önümüzdeki 3-4 sezon boyunca şampiyonluk adayları arasında yer alacaklardır. Ancak önlerinde Golden State engeli bulunuyor.

1. Stephen Curry




Kariyerinin ilk üç sezonunu sakatlıklarla geçiren Curry, bu talihsizlikleri yendiğinde tarihin en iyi oyuncularından biri olmak için hiç durmadı. Son 4 sezona 3 şampiyonluk sığdırmayı başaran süper star tarihin en iyi şutörü unvanını şimdiden aldı. Üç sayı ile alakalı kırılmadık rekor bırakmazken, NBA'de oynanan basketbolu değiştirdi. Curry'yi rakamlarla ifade etmek basit kaçıyor. Kariyer sayı ortalaması 23.2 iken en iyi sezonu 2015/16 yılında 30.1'di. Tarihin en büyük şutörü diye lanse edince çok daha büyük rakamlar bekleyebilirsiniz. Zira 30 sayı ortalamasının üzerinde sezonu tamamlayan 10'larca oyuncu var. Ancak üç sayı kavramını baştan aşağı değiştirdi. Örnek verecek olursak tarihin en iyi üçlükçüleri denilince aklınıza kimler geliyor? Ray Allen yada Reggie Miller olabilir mi? Ray Allen'ın bir sezonda attığı en fazla üç sayılık isabet sayısı 269. Miller için bu rakam 229. Curry için bu rakam 402. Bunu daha kolay anlatmak için ekstra bilgi verelim. Tarihte bir sezonda en fazla üç sayı isabeti rakamlarının dördü Curry'ye ait. Sadece Klay Thompson 276 isabet ile ilk beşte. Ray Allen ise 269 ile 6. sırada. Yani 300 rakamına ulaşabilen kimse yokken 400 barajını aşmış olan ligin ele avuca sığmaz yeteneği mantık sınırlarını zorluyor.

30 yaşına gelmiş olan Curry'nin bir nebze yavaşlayacağını düşünüyorsanız izlemeye devam edin. 402 üçlük attığı sezon maç başı 5.1 üçlük atan yıldız, bu sezona alev alev başladı. Üstelik maç başı 5.2 üçlük atarken bunu %49.2 ile atarak yapıyor. Şu an maç başı 29.5 ile sayı krallığı için oynuyor. Açıkçası bu tempoda bütün sezonu geçirmesini beklemiyorum. Yani mantık olarak geçirmemeli. Zaten muazzam bir kadro varken böyle bir Curry tüm ligi alt üst ediyor. Sözün özü şu ki Stephen Curry ligin en iyi oyun kurucusu. Tarihin en iyisi olabilmek için önünde Magic Johnson gibi bir oyuncu var. Ancak kariyeri daha sona ermedi. Belki de 10 yıl sonra yapacağımız tarihin en iyi beşi sıralamasında ismini zikredeceğiz. Bakalım zaman bize neleri gösterecek.

Listeye almadığım ancak sizin listenizde yer alabilecek bir kaç isim daha bulunuyor. Sezona müthiş başlayan Kemba Walker, geçtiğimiz sezon evrim geçiren Jrue Holiday yada ikinci yılında olmasına rağmen oyun kurucu kavramını değiştirebilecek Ben Simmons olabilirdi. Ancak en fazla akla gelecek isim John Wall olur diye düşünüyorum. Yetenek donanımı olarak en büyük potansiyele sahip isim kesinlikle Wall. Ancak saha içine bunu yansıtmayı başaramadığı için maalesef listeye alamıyorum. Burada hakkını vermemiz gereken bir diğer isim ise bu sezonki akılalmaz performansı ile Kyle Lowry. Kawhi'ın takıma katılmasının büyük bir etkisi olsa da Lowry'nin yaptıklarını gözden gelmezlik olmaz. 11.3 asist ile ligin asist kralı konumunda bulunan Lowry saha içinden de %49.7 ile oynuyorç Önümüzdeki hafta ligin en iyi şutör guardları sıralamasında görüşmek üzere. Yorumlarınızı yazmayı unutmayın, takipte kalın.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#100 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 25.05.2022 18:57

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

"Olmaz, inan bana olmaz, NBA'de olmaz"


"Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir" diye bir laf vardır, bilirsiniz. Olacağı önceden belli, gümbür gümbür gelen olaylar için kullanılan bir tabirdir. 2019 yazı, NBA takımlarının kurduğu kadrolar ile öyle bir beklenti yaratmış durumda ki, herkes için çıta öyle yükseldi ki, izlemeye talibi çok fazla olacak bir sezon bizi bekliyor, bunun için müneccim olmaya gerek yok. Kaderin cilvesi olsa gerek, bir Çarşamba gecesinde yeni NBA sezonunu açıyoruz ve bu sezonun Perşembe'sini belli edecek, kayda değer maçlar bize basketbol parantezinde istediğimiz her şeyi verecek gibi duruyor. Bu sezon çok şeylere gebe, orası besbelli. Güç dengelerinin acayip şekilde sarsılmasıyla ve tamamen yenilenen kadrolarla bu sezon Nil Burak'ın kulaklarını çınlatır şekilde "Olmaz olmaz deme!" sezonu olacak. Ama bu sezon istediği kadar sürprize açık olsa da, "Hayatta olmaz!" dediğimiz bir kaç şey elbette ki mevcut. İşte bizim gözümüzde, bu sene olması imkansız 5 olay:

5. Wiggins'in Gelişim Göstermesi:




İşler artık o ölçüde çığırından çıktı ve insanlar bunu o derece kabullendiler ki, sanırım bunu aynı konseptte, gelecek bir kaç sezon daha kullanmamız abesle iştigal olmaz. Kimi onun için yeni Kobe dedi. Kimisi de Jordan ayarında yeteneği olduğuna inanıyor. 18 sayı, 4.8 ribaund ve 2.5 asist, herhangi bir takımın bir yan parçası için ideal bir istatistik bile olabilir. Lakin bunu 35 yaşındaki Redick bile çıkartabiliyorsa, Jordan ayarındaki kumaşınızın ayarlarıyla oynanmış demektir. Kariyeri boyunca hala 20 sayı ortalaması tutturamamış Wiggins için artık umutlar çoktan sıfırlandı. Timberwolves yönetiminin bir 5 sene daha sabrı olacak mı? Bilinmez. Lakin basketbolseverlerin sabrının olmadığı kesin. Wiggins'ten, hali hazırda olduğu şeyden fazlasının gelmesinin, kendisini bu sene bir basamak daha atlatmasının imkanı yok. Siz bu yazıları okurken Wiggins'in 20.7 sayı 6.0 ribaund ortalamalarıyla oynadığının altını çizelim. Yine de saha içinden %43 (kariyerinin en düşün ikinci ortalaması), üçlük çizgisinden %23.5 (kariyerinin en düşük ortalaması), serbest atış çizgisinden %72.7 (kariyerinin en düşün üçüncü ortalaması) ile oynadığını belirtelim. Ayrıca maç başına çılgın bir rakam olan 0.7 asist ortalamasını tutturmuş durumda.

4. Melo'nun Takım Bulması


"İsmi bilinmeyen Rockets Yöneticisi şunu dedi", "bir GM Melo'ya şu yetenek yok dedi", "Melo şunu asla giymem dedi" tarzı haberler bilerek mi sunuluyor? Bir ihtimal. Lakin bu haberlerin sayısı o derece arttı ki, şu anda ligdeki 30 takımdan hiç birinin Melo'yu alıp, onun için oluşturulan profil ile baş başa kalma riskini göze alacağını zannetmiyorum. Bu kulis olabilir, Melo ligdeki oyuncuların en az yarısından daha iyi bir oyuncu olabilir ancak oluşan hava onu gösteriyor ki kimse Melo'yu takımında görmeye yanaşmayacak. Nets'in iki süre starının başını çektiği, oyunculardan oluşan lobinin, kadroya katılması için etmedikleri ısrar kalmamasına rağmen Nets yönetiminin buna yanaşmaması, Melo için kapıların hiç olmadığı kadar kapalı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Melo'nun bu sene kendine bir yuva bulması, en azından mevcut şartlarda imkansız.

3. Simmons'ın Maç Başına 1 Üçlük Ortalaması Tutturması:


Sezon öncesi hazırlık maçlarından birinde tüm gezegenler aynı hizaya geldi, mevcut tanrıların hepsi bir mutabakata vardı, evrendeki tüm enerji aynı noktaya toplandı ve Ben Simmons, NBA kariyerinin ilk 3 sayılık isabetini buldu. Adeta bir Halley Kuyruklu Yıldızı! Bu isabeti yaz boyunca üzerinde çalıştığı dış şutu ile bulduğu aşikar, lakin Simmons'tan bir yaz içerisinde, dış şutuna olan güvenini binlerce kat arttırmasını beklemek de biraz naif bir düşünce. Tüm NBA kariyeri boyunca, bırakın orta mesafeyi, boyalı alanın beş karış dışından bulduğu isabet sayısı 10'unda geçmeyen bir oyuncudan, bir anda orta/dış şutlarının sayısını 5'e 10'a katlamasını beklemek hem haksızlık, hem de mantıksızlık. Simmons bir yazda üçlükçü olmayacak. O yüzden bu nadir doğa olayının aurasına girip Simmons'ın omuzlarına gereksiz bir yük yüklememek lazım. Simmons maç başına 1 üçlük isabeti dahi bulamayacaktır, böyle bir ihtimal yok.

2. Curry'nin 30 Sayı Altı Ortalama Tutturması:


Warriors şu anda, en iyi yaptığı iş Sucuk Ekmek olan ama arada da ızgaraya köfte atan seyyar bir satıcı gibi. Arada köfteden, incikten para kazanacaklar, eyvallah, mamafih karınlarını doyurmak istiyorlarsa, satacakları asıl ürün sucuk ekmek olmalı. Warriors'ın sucuk ekmeği Curry. Klay yok, D-Lo'nun performansı şüpheli. Draymond skor üretmek dışında her şeyde oldukça iyi. Takımın geri kalanından ne ölçüde skor katkısı geleceği, biraz malum biraz muğlak ama kesinlikle iç açıcı değil. Dolayısıyla, elinizde (tartışmaya nispeten kapalı olsa da) NBA tarihinin belki de en iyi şutörü varsa, lazım olduğu takdirde bütün şutları da ona kullandırmalısınız. Ve öyle olacak da. Koç Kerr'ün açıklamaları sonrası bu sene Klay'i göremeyeceğimiz de kesinleştiğine göre, KD ve Klay'in varlığında 20 saha içi denemeye 27 sayı bulan Curry'nin tabiri caizse "coşmasını" beklemek oldukça olası. Hatta o kadar ki, Curry'nin 30 sayı ortalaması kesinlikle cepte. Isındığında bırakın alev almayı, tüm gezegeni yakan Curry'nin isabet oranının düşmesi şu an için pek mümkün görünmüyor (%47.7). Dolayısıyla Curry'nin efsane bir sezonu ufukta yavaştan görünmeye başladı. Şef Curry'nin, 30 sayı ortalamanın altına düşmesi, 1 atmosfer basınç ve 25 santigrat derecede, şu an için imkansız. Siz bu bölümü okurken Curry 24.0 sayı ortalaması tutturmuş durumda, bekleyin, geliyor.

1. Sıkıcı Bir NBA Sezonu:




Tüm başa güreşen takımlarda en az iki süper yıldız, inanılmaz yetenekli bir draft sınıfı, sakatlıklardan dönen süper yıldızlar, son 15-20 yılın en fazla şampiyon adayı. Böyle faktörler içeren bir spor organizasyonunun sıkıcı olması mümkün mü YAHU DELİ MİSİNİZ OLUR MU ÖYLE ŞEY?! 20 seneyi aşkın süredir izlediğim NBA organizasyonunda, takipçilerin bu denli heyecanla bekledikleri, böylesine saat kurup hatırlatma ayarladıkları, sezon öncesi maçlarını dahi hararetle izledikleri bir sezon benim hatırıma gelmiyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, NBA tam bir Death-Match'e, yaşamak için öldür'e evrildi ve bu da insanların beklentilerinin çok büyük ölçüde karşılanacağına dalalet. MVP yarışı ayrı, en iyi çaylak yarışı ayrı, şampiyonluk yarışı apayrı geçecek bir sezondan, sizin NBA sevginizi azaltacak bir performans beklemek hayalcilik olur. Bu sezon son yılların en zevkli sezonu olacak ve aksinin olmasının da imkanı, mümküniyatı yok oğlu yok!

Kısacası, her türlü ihtimalin kendi yolunu bulup bir şekilde belirdiği bir organizasyon olan NBA'de bile bazı şeylerin olması imkansız. Bu tahminlerimin arkasında sonuna kadar dursam da, NBA takipçilerinin bekası çerçevesinde bazı imkansızlıkların bana lafımı yedirmesine de ziyadesiyle sevinirim. Gel gelelim son maddede yanılmamamı herkesin canı gönülden istediğine de eminim. Kimse merak etmesin, bu sene gece geç kalkmalara, ilk derslerde uyuklamalara, iş yeri servisinde horlamalara ölesiye değecek. Beklentilerin karşılandığı, muhteşem bir sezon dileğiyle. En iyi olan kazansın!

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#103 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 27.05.2022 15:59

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Doğum Yerlerine Göre Ligin En İyi Beşi


Her takımın belirli bir şehre, belirli bir eyalete ait olduğu gibi, bu takımdaki oyuncuların da kendini ait hissettiği bazı şehirler vardır. Aitlik bir yana, biz bu makalede "memleket" meselelerini ele alacağız. Bazı oyuncuların memleketleri nereler diye ortaya serip, bu eyaletlerden ilk beşler çıkartacağız. "California'nın en iyi beşi" , "Texas'ın en iyi beşi" gibi kadroları öne getireceğiz. Ancak bu listeler, aktif oyuncuları kapsıyor olacak. Dilerseniz en kökenli klüplerden biri olan New York Knicks ile başlayalım.

New York – New York Knicks


Bu eyalette doğan isimlerden en bilindik isimler şunlardır: Danny Green, Carmelo Anthony, Tobias Harris, Mohammed Bamba, Andre Drummond, Donovan Mitchell, Eric Paschall ve daha niceleri. Bu eyalette doğan oyunculardan bir kadro çıkardığımızda ise şöyle bir kadro ortaya koyabiliyoruz:

1 – PG (Oyun Kurucu): Kemba Walker
2 – SG (Şutör): Donovan Mitchell
3 – SF (Kısa Forvet): Carmelo Anthony
4 – PF (Uzun Forvet): Obi Toppin
5 – C (Pivot): Andre Drummond


Gerçekten tehlikeli bir 5 ortaya çıkarabiliyoruz. Ribaunt makinesi Drummond, Kemba – Donovan – Carmelo üçlüsü ve atletik genç oyuncu Obi Toppin. New York, güzel bir beş çıkarabildi; bakalım rakipleri daha iyi bir beş çıkabilecek mi?

North Carolina – Charlotte Hornets




İsmini duyunca ilk olarak aklıma Michael Jordan gelen eyalet, North Carolina. Memleket beşlisi çıkarmadan önce burda kimler doğmuş hep birlikte göz atalım: Kent Bazemore, Seth Curry, Devonte' Graham, Montrezl Harrell, Brandon Ingram, Coby White, Chris Paul, P.J. Tucker, John Wall ve daha niceleri. Aktif oyuncular arasında bu eyalette doğan oyunculardan bir beş çıkardığımızda, şöyle bir kadro ile karşı karşıya kalıyoruz:

1 – PG (Oyun Kurucu): Chris Paul / John Wall
2 – SG (Şutör): John Wall / Chris Paul
3 – SF (Kısa Forvet): Brandon Ingram
4 – PF (Uzun Forvet): Zion Williamson
5 – C (Pivot): Hassan Whiteside


New York'tan daha iddialı gibi, sizce?

Kanada – Toronto Raptors




"Biz kuzeyden geliyoruz!" 2019'da ilk şampiyonluğunu yaşayan Raptors, eğer "hemşerilerini" kadroda bulundursaydı nasıl olurdu? Her ne kadar Amerika'ya bağlı olmasa da, NBA, Kanada'dan da bir takım ortaya koydu. Toronto Raptors olarak bildiğimiz Kanada'ya bağlı bu NBA takımının oyuncuları, orda doğan oyunculardan oluşsaydı nasıl olurdu? Kanadalı aktif oyuncular şu isimlerdir: RJ Barrett, Brandon Clarke, Shai Gilgeous – Alexander, Cory Joseph, Jamal Murray, Tristan Thompson, Andrew Wiggings, Luguentz Dort, Dillon Brooks gibi tehlikeli isimlerdir. Kanadalı oyunculardan ilk beş çıkarsak ne kadar güçlü olurdu? Hemen bakalım.

1 – PG (Oyun Kurucu): Jamal Murray / RJ Barrett / Shai Gilgeous – Alexander
2 – SG (Şutör): Shai Gilgeous – Alexander / RJ Barrett
3 – SF (Kısa Forvet): RJ Barrett / Andrew Wiggings
4 – PF (Uzun Forvet): Andrew Wiggings / Tristan Thompson
5 – C (Pivot): Tristan Thompson


Dizilim size kalmış. Gardların hakim olduğu bu liste, bir öncekilere göre biraz zayıf gibi; siz ne düşünüyorsunuz?

Texas – Houston Rockets




Houston Rockets ve San Antonio Spurs'ün ağabeylik ettiği eyalet, Texas eyaleti. Çılgın Texas taraftarı birazdan oluşturacağımız kadroyu görse eyaleti alt üst ederdi dersek yalan olmaz. Hemen Texas doğumlu oyunculara göz atalım. Texaslı isimler şu şekilde: Lamarcus Alridge, Jarrett Allen, Jimmy Butler, Alex Caruso, Carsen Edwards, Gerald Green, Taurean Prince, Marcus Smart, Julius Randle, Myles Turner, Trae Young diye say say bitmez isimler. Texas, "Derin kadro" bakımından listedeki en derin kadroya sahip takım olabilir. Siz kendi beşinizi kafanızda düşünürken, biz de kendi beşimizi şu şekilde ortaya koyalım:

1 – PG (Oyun Kurucu): Trae Young
2 – SG (Şutör): Jimmy Butler
3 – SF (Kısa Forvet): Marcus Smart
4 – PF (Uzun Forvet): Julius Randle
5 – C (Pivot): Myles Turner


Myles Turner ile Jarrett Allen süreyi ikiye bölebilirler, ancak bizim tercihimiz Turner'dan yana. Bu kadro şampiyon olur mu? Daha listemiz bitmedi, ancak final görür gibi!

Illinois – Chicago Bulls


Chicago Bulls denilince Türkiye'de akla gelen isimler kimlerdir? Michael Jordan, Derrick Rose, Joakim Noah ve belki birkaç diğer isim. Bu listede Türk NBA kitlesini sevindirecek bir liste. Dilerseniz aktif Illinoisli oyunculara bakalım: Derrick Rose, Patrick Beverley, Robert Covington, Anthony Davis, Talen Horton – Tucker, Andre Igoudala, Meyers Leonard, Kendrick Nunn, Jabari Parker, Iman Shumpert, Fred Vanvleet şeklinde bir liste ile karşı karşıyayız. En iddialı kadro bu diyebilir miyiz? İlk beş çıkarıp tartışalım:

1 – PG (Oyun Kurucu): Patrick Beverley / Derrick Rose
2 – SG (Şutör): Derrick Rose / Fred Vanvleet
3 – SF (Kısa Forvet): Fred Vanvleet
4 – PF (Uzun Forvet): Robert Covington
5 – C (Pivot): Anthony Davis


Yaşı ilerlemiş de olsa Igoudala'yı tercih edenler, potansiyeline güvenip THT'yi düşünmeden kadroya katanlar olacaktır. Kadromuzu bu şekilde belirledik, sizce en fazla hangi aşamaya kadar ilerleyebilirler?

California – Los Angeles Clippers


California denince sular durur. Basketboluyla, sinemasıyla, yıldızlarıyla... Ancak bizim konumuz basketbol olduğu için konumuzdan sapmayalım. California eyaletinde 4 takım (GSW – LAC – LAL – SAC)* bulunuyor. Günümüzde bu takımlar arasında en güçlüleri Clippers ve Lakers olduğu için, California doğumlu oyuncuları bu iki takıma dağıtacağız. California doğumlu NBA oyuncuları arasında kimler var? LaMelo Ball, Lonzo Ball, Jordan Bell, DeMar Derozan, Spencer Dinwiddie, Paul George, Aaron Gordon, James Harden, Kawhi Leonard, Damian Lillard, Klay Thompson, Russell Westbrook, Christian Wood gibi nefis isimler var. Peki ilk beşimizde kimler yer alıyor?

1 – PG (Oyun Kurucu): Damian Lillard
2 – SG (Şutör): Klay Thompson
3 – SF (Kısa Forvet): Paul George
4 – PF (Uzun Forvet): Aaron Gordon
5 – C (Pivot): Christian Wood


Oldukça güçlü bir takım oldular. Lakers daha iyi bir kadro çıkarabilecek mi? Sizce şimdiye kadarki en iyi kadro hangisi?

*Golden State Warriors – Los Angeles Clippers – Los Angeles Lakers – Sacramento Kings



California – Los Angeles Lakers




"NBA'in en efsane 3 takımını say" deseler, kesinlikle bu listeye girecek olan Lakers başarılarla dolu bir geçmişe sahip. California eyaletinde doğan oyuncuları ikiye ayıracağımızı belirtmiştik. Tekrar isimleri saymadan kadromuzu oluşturalım.

1 – PG (Oyun Kurucu): Russell Westbrook
2 – SG (Şutör): James Harden
3 – SF (Kısa Forvet): Kawhi Leonard
4 – PF (Uzun Forvet): Kevin Love
5 – C (Pivot): Brook Lopez


Sizce bu California savaşlarında, bu derbide kim üstün çıkar?

Ohio – Cleveland Cavaliers




Listenin belki de en tehlikeli takımına geldi sıra. Tehlikeli olmasının sebebi 5 oyuncunun da süperstar olup olmamasından değil, iki oyuncunun bir araya gelmesinden kaynaklanıyor. Dilerseniz Ohio doğumlu oyuncuları sayalım, siz zaten hemen fark edeceksiniz. Ohio doğumlu oyuncular arasında; Trey Burke, Stephen Curry, Caris LeVert, CJ McCollum, Larry Nance JR, Terry Rozier, Gary Trent, Luke Kennard ve tabi ki LeBron James var. Bu kadrodan nasıl bir beş çıkar?

1 – PG (Oyun Kurucu): Stephen Curry
2 – SG (Şutör): CJ McCollum
3 – SF (Kısa Forvet): Caris LeVert / LeBron James
4 – PF (Uzun Forvet): LeBron James / Caris LeVert
5 – C (Pivot): Larry Nance JR


Bahsettiğimiz ikiliyi hemen tespit ettiniz değil mi? Yıllar süren rekabet ardından 2021 All – Star maçında bir araya gelen Curry & James ikilisinden bahsediyoruz. Nefis takımlar çıktığı şüphesiz, sizin favoriniz hangisi? Hangi takım lige dominantlığını koyardı?



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#104 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 27.05.2022 16:01

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Steve Nash'in Hikayesi


Kimilerine göre yüzüksüz bir süper yıldız, kimilerine göre ise Kobe'nin kazanacağı 2 MVP ödülünün haksız yere sahibi olan bir oyuncu. Kısacası her zaman arada kalmış bir oyuncu: Steve Nash!

Sizler için asistlerin tanrısı olan Steve Nash'in hayatını mercek altına aldık. Keyifli okumalar.

Steve Nash, 1974 yılında Johennesburg'da doğdu. Nash çok küçükken ailesi Kanada'ya yerleşti. Nash'in babası profesyonel bir futbolcuydu. Bu nedenle de Nash'in ilk aşkı futboldu diyebiliriz.

İlkokula kadar futbol oynayan Nash, ortaokuldaki son yıllarında ise basketbolla tanıştı ve lisede de basketbol anlamında büyük bir gelişme kaydetti. St. Michael's Lisesi'ndeki koçu Hyde-Lay onun çok iyi bir NBA oyuncusu olacağını düşünüyordu ve kesinlikle NCAA'in büyük okullarından birinde forma giymesinin gerektiğini söylüyordu. Fakat NCAA takımları Kanada'daki lise takımlarını çok fazla izlemiyorlardı ve pek dikkate almıyorlardı. Bunu fark eden Koç Hyde-Lay, birçok NCAA takımını Nash'in varlığından haberdar etmek için onlara mektup yazdı. Fakat büyük okulların hepsi bu mektuplara olumsuz geri dönüşler yaptı. Bir süre sonra Santa Clara Üniversitesi, Koç Hyde-Lay'in mektubuna geri dönüş yapıp Nash'i izlemeye geldiler. Nash'i izlemeye gelenler onun savunmasının çok kötü düzeyde olduğunu düşünseler de hücum yönünü çok beğendikleri için ona burs vermeyi teklif ettiler. Santa Clara, her ne kadar iyi bir takım olmasa da Nash'in başka bir opsiyonu olmadığı için bursu kabul etti.



Nash'in geldiği ilk sezon, Santa Clara'nın ligde sonuncu olacağı düşünülüyordu. Fakat Nash'in gelmesiyle canlanan takım, biraz da olsa beklenenin üstünde performans sergilemeyi başardı. Ardından Nash, kendini herkese kanıtlamaya başladı ve 2. sezonunda maç başına 20.9 sayı, 6.4 asist istatistiklerini tutturdu. Nash, üniversitedeki 3. sezonu bittiğinde ise bazı NBA oyuncuları ile birebir çalışmalar yaptı. Sonrasında ise 1996 NBA Draft'ına katıldı. Phoenix Suns, başlarda onu seçmeyi pek düşünmüyordu, fakat Don Nelson'ın tavsiyesi ile Suns, 15. sıradan Steve Nash'i seçti.



Steve Nash, çaylak sezonunu 3.3 sayı ve 2.1 asist ortalamaları ile kapattı. Phoenix Suns, Nash'in belindeki sakatlık nedeniyle, ilk sezonunun sonunda onu takaslamak istedi. Takas girişimleri başarılı olmayınca Nash'in daha fazla göz önünde olup, takaslanması için 2. sezonunda sürelerini neredeyse iki katına çıkardılar. Dallas Mavericks koçu Donnie Nelson, zamanında babasının da beğendiği bu oyuncuyu kadrosuna katmak istedi ve Steve Nash, 2 sezon Suns'ta oynadıktan sonra Dallas Mavericks'in yolunu tuttu.



Nash, takıma Dirk Nowitzki ile aynı sezonda katıldı. Bu ikili başlarda ne kadar sıradan gözükseler de, ikisi de aslında büyük potansiyelli oyunculardı. Hem kendilerini geliştiriyorlar hem de müthiş bir uyum ile oynuyorlardı. Ligdeki en iyi pick-and-roll ikililerinden biri haline geldiler. Beraber oynadıkları 6 sezon da Dallas Mavericks'i, bir kez konferans finali, bir kez de konferans yarı finali olmak üzere 4 kez playofflara taşıdılar. Steve Nash, 6 sezon formasını giydiği Dallas Mavericks'te 14.6 sayı ve 7.2 asist ortalamaları ile mücadele etti. Nash, Dallas'taki 6. sezonunun sonunda takımın sahibi Mark Cuban tarafından fazla ofansif oynadığı ve en önemlisi de belindeki sakatlığı yüzünden Phoenix Suns'a takas edildi. Fakat Mark Cuban, onun 2. Phoenix Suns dönemindeki performansını görünce yıllar sonra Nash'i takasladığına pişman olduğunu söyledi.

Aslında Dallas Mavericks'in Nash'e, skor üretmek anlamında çok şey kattığını söyleyebiliriz. Burada koç Donnie Nelson'ın da onu cesaretlendirmesiyle birlikte daha fazla şut kullanmaya başladı ve üçlük isabetlerini arttırdı. Zaten 7.9'dan 17.9'a kadar çıkan sayı ortalamaları da bunun bariz bir kanıtı.



Steve Nash, Phoenix Suns'a tekrar döndüğünde takımın başında Mike D'Antoni vardı. D'Antoni o zamanlar 7 saniye adında bir oyun stili belirlemişti ve takımını buna göre oynatıyordu. Bu oyun stili hücumda çok hızlı oynamayı gerektiriyor ve savunmayı da arka plana atıyordu. Bu, savunması hücumuna göre daha geri planda kalan Steve Nash için de çok uygun bir oyun stiliydi. Nash, Suns'ın genç yıldız adayı Amar'e Stoudemire ile de iyi bir uyum yakaladı. Bu uyumun sağlanabilmesindeki en önemli etkenlerden biri de Stoudemire'ın bu takımın, Nash'in takımı olduğunu bilmesi ve ona bir usta gözüyle bakmasıydı. Zaten Stoudemire da çok skorer bir oyuncu olduğundan, Nash'de onu paslarıyla besleyecek kişilerin en başında geliyordu. Nash için her şey yolundaydı ve 2004-05 sezonunda maç başına 15.5 sayı ve 11.4 asist istatistikleri ile mücadele etti. Phoenix Suns, o sezon Stoudemire ve Nash'in önderliğinde 62 galibiyet (Kulüp rekoru) aldılar. Mükemmel bir normal sezondan sonra, Batı Konferansı Finalleri'nde San Antonio Spurs'e elendiler. Nash o sezon asist kralı ve MVP ödüllerinin sahibi oldu. Nash'in Suns'taki 2. sezonunda ise Stoudemire sakatlığından dolayı sadece 3 maçta forma giydi. Durum böyle olmasına rağmen Nash, yine takımını konferans finaline kadar taşıdı. Fakat, bu sefer de Dallas Mavericks engeline takıldılar. Eski dostların mücadelesinde gülen taraf 4-2 ile Dallas Mavericks oldu. Buna rağmen Nash, ikinci kez MVP ödülünün sahibi oldu. Aslında o sezon büyük bir çoğunluk Kobe'nin MVP olmasını bekliyordu ama Nash'in Stoudemire'sız yaptığı işlerden dolayı ödülü gayet hak etti. Ayrıca, o sezon MVP olması beklenen Kobe yarışı 3. sırada bitirdi. 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında ise Nash'li Suns, art arda konferans yarı finali ve playoff ilk turu olmak üzere yine Spurs'e elendi. 2009-10 sezonu başlamadan önce ise Steve Nash artık 35 yaşına gelmişti ve artık Suns hanedanlığının bittiğini düşünüyordu. Buna rağmen o sezon, Nash önderliğindeki Suns normal sezonda 52 galibiyet aldı. Ardından bir türlü eleyemedikleri San Antonio Spurs'ü konferans yarı finallerinde 4-0 elediler. Fakat konferans finalinde, o sezon NBA şampiyonu olacak olan Los Angeles Lakers'a 4-2 ile elenmekten kurtulamadılar. Nash, o sezon maç başına 16.5 sayı ve 11 asist istatistiklerini yakaladı. Nash, Suns'taki 2. döneminin 6. sezonu sonunda artık çok fazla yıpranmıştı. Suns'ta geçirdiği kalan 2 sezonda ise takımı playoff yapamadı ve artık Nash için Suns dönemi tamamen kapanmış oldu.



Suns'taki 8 sezonunun ardından 2012 yılında Kobe'li, Dwight Howard'lı, Pau Gasol'lü Los Angeles Lakers'a takas oldu. Lakers'a gitmesinin en büyük nedenlerinden biri ise bu muhteşem kadro ile bir yüzük kazanma hayaliydi. Fakat, hem Nash'in hem de diğer oyuncuların sakatlıkları buna izin vermedi. Buradaki 2 sezonunda ayağındaki sakatlıktan dolayı tam 99 maç kaçırdı. 3. sezonunda ise belindeki sakatlık yüzünden hiç forma giyemedi ve emekli oldu.

2 kez normal sezon MVP'si (2005,2006)
8 kez All-Star (2002,2003,2005, 2006,2007,2008,2010,2012)
3 kez yılın en iyi beşi (2005,2006,2007)
5 kez asist kralı (2005,2006,2007,2010,2011)
4 kez 50-40-90 kulübü (2006,2008,2010)


Ayrıca Phoenix Suns, onun giydiği 13 numaralı formayı emekli etti. Bunlara ek olarak, 2018 yılında da Hall Of Fame seçildi ve adını basketbol kitaplarına yazdırmış oldu.

Şimdi ise sizleri 2010 Playofflar'ında Suns'ın Spurs'ü elediği konferans yarı finali maçındaki müthiş Steve Nash'in performansı ile baş başa bırakıyorum:

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#107 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 28.05.2022 18:14

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Sırbistan'ta, yani savaşın içinde doğan Darko Milicic, belki de basketbolu silah seslerinden bir kaçış olarak gördü veya gerçekten de yeteneği vardı. Bilemiyoruz.

Onun hakkında bildiklerimiz, 2003 draftı ve sonrasında beklentileri karşılalayamayan NBA kariyeri. Henüz 18 yaşına basmadan, NBA tarihine geçecek isimlerle draft olması onun şansızlığı olarak gözüksede, aslında onun şansıydı. Bu konuya giriş yapmadan önce, Darko'nun nasıl oldu da LeBron James'in ardından 2. sırada seçilmesine değinmek istiyorum. Yalnızca söylentilerden ibaret olan ilginç teorilerin yanı sıra bazı gerçekler de yok değil.

Kolej basketboluna adım atmadan NBA eşiğinden geçirilen Milicic, parkeye dahi çıkmadan Amerikan medyasınca göklere çıkarıldı, dergilere kapak oldu. Çoğu kişinin fikrine göre de: ''Oyunu domine edecekti.'' Hatta bir kaç önde gelen isim onun için LeBron'dan bile daha iyi olacak dedi.

Darko ne oyunu domine etti ne de LeBron James ile isimleri beraber anılır oldu.

Detroit Pistons'ın genel menajeri Joe Dumars, Milicic'i draft etmeden önce onun hakkında edindikleri bilginin yetersiz olduğunu itiraf etti. Bu bilgiler bir kaç YouTube mixlerinden ve bir elin parmaklarını geçmeyen gözlemcilerin raporları doğrultusunda edinen datalardı. İçinizden bir sesin ''öyleyse neden Detroit Pistons bu sırp gencini draft etti?'' dediğini duyar gibiyim. Ancak Pistons yerine hangi takım olursa olsun, Darko Milicic ikinci sıradan seçilecekti.



Çünkü;

Darko'dan önce Dirk Nowitzki vardı, üç yıl ardından da Pau Gasol geldi. Avrupalı beyaz uzunların neler yapabildiklerini ağızları açık izleyenler, Darko Milicic'in söylentiler kadar yetenekli olmasa bile akranlarının ulaştığı seviyelere çıkabileceğini düşündü. Bunun nedeniyse; Avrupalı oyuncuların Amerikalıların aksine, küçük yaştan itibaren disiplinli ve oyunu bilerek yetiştirilmesiydi. Ek olarak, sadece güçlü olanların hayatta kalabildiği NBA habitatına da, savaşın içinde büyüdüğü düşünülürse, çoktan adapte olmuştu Darko.

Bir de işin ırkçı tarafı var. 90'ların sonlarına doğru NBA'i hegemonyası altına alan siyahi atletlere karşı bir beyaz lobisi de oluşturulmak istenmedi değil. Bill Walton'dan bu yana beyaz uzun açlığını gidermeye çalışan bazı kesimler Milicic'ten önce 99 yılında Jonathan Bender'ı 5.sıradan, 2002 yılında da Nikoloz Tskitishvili'i Amar'e Stoudemire'ın 4 sıra önünden seçtiler.

Göz kamaştıran atletizmleriyle oyunu domine eden siyahi atletlerin günden güne tembel bir hal alması, beyaz kesimin sinirlerine dokunmuş olmalı. O zamanların siyahi uzunlarına da bir göz attığımızda da onlara bir nebze olsun hak vermemek elde değil. Kafanızın içinde 90'ların sonlarına doğru bir yolculuğa çıkın. Muhtemelen aklınıza gelen ilk isimler; Shawn Kemp, Stromile Swift ve hatta Kevin Garnett*. Ortak noktalarıysa: atletizm. Yalnızca pota altının çevresinde etkili olan siyahi uzunların gün geçtikçe çoğalmasıdan kabak tadı alan beyaz kesim, önlerine azıcık umut vaat eden bir beyaz uzun çıktığı zaman onlara balıklama atladılar, bel bağladılar. Onlarda Bill Walton'un sağ ayağındaki estetikliği, Larry Bird'ün de bileğindeki naifliği aradılar.

* O zamanlar Kevin Garnett oyun yelpazesine öldürücü şutlarını henüz eklememişti.

Tabi ki, bu beyaz özlemin üzerine oynanan kumardan kazananlar da çıktı. Nowitzki, Gasol ve uzun kategorisinde olmasa dahi Manu Ginobili. Bu isimlerin elde ettiği başarılar, beyaz lobisinin elini güçlendirdi ve adlarını şuan yalnızca trivia oyunlarında hatırladığımız isimlere gözleri kapalı rest çekebildiler. Bana sorarsanız, ırkçılığın küçük dokunuşlarıyla beraber, beyaz kesiminin oyun aklı ve olgunluğuna duyduğu bu hasret, şu an ki NBA basketboluna olumlu yansıdı.

Eğer Ginobili olmasaydı, James Harden'ın baş döndüren euro-stepleri olabilir miydi?

Her neyse, kahramanımız Darko Milicic'e dönecek olursak, maalesef Darko NBA'e adım attığında Gregg Popovich gibi oyuncu gelişiminde nam salmış bir ustayla çalışma şansını yakalayamadı. 2004 yılında Detroit Pistons'ın kurt hocası Larry Brown'la çalışan Milicic'in bir gelişme göstermesi mucize olurdu. NBA yeni adım atmış her oyuncu gibi Milicic de oyunu bilmiyordu. Ve şampiyonluğa koşan Larry Brown'un da bu ham sırp gencine oyunu öğretecek vakti yoktu. Zaten Larry Brown oyuncu gelişimiyle ün salmış bir koç değildi. Onun asıl yeteneği; çocukları adamlara evriltmekti. Aynı Allen Iverson'da yaptığı gibi.

LeBron James'in aksine, nadiren parkeye adım atma şansı bulabilen Darko, sezonun ortasına dahi gelinmeden, en kötü draft seçimlerinden biri olarak anılmaya başmamıştı. Milicic'i yere göğe sığdıramayan medya, 180 derece dönüp Darko'yu yerden yere vurdu. Milicic'in Sırbistan pasaportlu olmasının da bunda etkisi var. Avrupada oyuncular gelişimlerini kendi doğal hızlarıyla tamamlarlarken, NBA sistemi çok daha acımasız. Takıma katkı yapmadığınız taktirde, aldığınız süreler azalıp bir süre sonra da takımdan kolayca kesilebiliyorsunuz.

Darko da yutkunamadığı bu sistemi yıllar sonra verdiği röportajda, adeta bizlere kustu.

''Amerikalıların sistemi gereğinden fazla acımasız. Eğer genç bir oyuncu başarısız olursa, hemen onun hakkında atıp tutmaya başlıyorlar. Draftın üst sıralarında seçilenler çoğunlukla kendilerini gösterebilecekleri kadar oynama şansı bulabiliyorlar. Ancak ben bulamadım. İlk sezonununda bolca dakikalar alan LeBron, isterse tribünlerden bile şut atabilirdi ve kimse ağzını dahi açmazdı. Şimdi LeBron'a bir bakın. Kazanmadığı hiç bir şey kalmadı.

... Benim de düzenli süre alma şansım Orlando'da oldu. Fakat orda bile boyalı alanın dışından şut kullanmak istediğimde koçum Brian Hill, Dwight Howard'a pas vermem gerektiğini söylerdi.''

Kabus gibi geçen Pistons ve Larry Brown döneminden sonra Orlando Magic ile tekrar su yüzüne yavaş yavaş çıkmayı başaran Milicic'e bir darbede Orlando yönetiminden geldi. 40 milyon dolara anlaşmak istediklerini Darko'nun menajerine ileten Magic yönetimi, anlaşmayı (yanlışlıkla veya bilerek) basına sızdırdı. Hemen akabinde de öfkeli Magic taraftarlarının tepkileri yağmur olup yağdı Orlando şehrine.

Magic ile anlaşması suya düşen Milicic, menajerine tek bir şey söyledi. Neresi olursa olsun, lütfen Memphis olmasın. Tabi ki bu isteğinin ardından, Darko gibi bir bahtsız bedevinin yolu Memphis'e düşmesi kaçınılmazdı. Ancak henüz bitmedi, istemeye istemeye oynadığı Grizzlies ile geçirdiği kısmen iyi bir sezonun ardından da sakatlandı.

Ve Milicic için basketbol, yalnızca ekmek parasını kazandığı bir iş haline büründü.

Amerikan kültüründe sıfırdan başlayıp, iğneyle kuyu kazarak en üst seviyelere ulaşanlar hep el üstünde tutulurlar. Zorluklar karşısında pes etmeyip, bitmek bilmeyen bir azimle çalışıp kendilerini kanıtlayanlar, en çok saygıyı görenler olurlar. Ve ne zaman birisi zorluklar tarafından boğulmaya başlasa, çevresindekiler ve mentörleri o isimleri sanki birer yardım eliymiş gibi uzatırlar onlara. Savaşın derin deryalarında hayatta kalmayı başaran fakat NBA adlı bir kaşık suda boğulan Darko'ya da uzatıldı bu eller. Onlar da bu yollardan geçtiler, sen neden geçemeyesin? dediler ona.

Ancak Darko artık basketboldan zevk alamıyordu. Bize göre yeterince özveri gösterip kendini geliştirmedi Milicic, kendine göreyse sistemin sayısız kurbanlarından biriydi. Geçirdiği her sezonla basketboldan bir adım daha uzaklaştı. Söylemeye çalıştığı kelimelerin ağırlığı altında ezildi, kalmak istemediği yerlere zincirlendi. Ruhuyla beraber hevesini de yitirdi.

Halbuki Sırbıstan'ın küçük bir şehri olan Vršac'in dar sokaklarında umarsızca top sektiren Darko, NBA'de oynamayı yalnızca uykuya dalmadan önce hayal ederdi. Nerden bilebilirdiki, bu acımasız sistemin onun hayallerine de balta vuracağını, onu en sevdiği şeyden uzaklaştıracağını...

Kaçımız hayal ettiği işlerde çalışıyor ki? Ancak ne zaman yeni bir işe girsek, heyecanlanıyor ve bunun hayatımızı nasıl değiştireceğini hayal ediyoruz. Bir süre sonraysa hayatta kalmak adına, hayallerimi askıya alıyor, düzenin içinde kaybolup gidiyoruz. Biz monotonlaşan dünyanın içersinde görünmez hala gelebiliyorsak, Milicic neden gelemesin ki? Savaşın içinden kendini çekip çıkarması başlı başına bir başarı değil midir? Sadece profesyonel bir sporcu diye en iyisi olmak zorunda mıydı?

Hangimiz gelmiş geçmiş en iyi muhasebeci, sigortacı, öğretmen veya mühendis olmak istiyoruz ki? Evet profesyonel sporlar ile diğer meslekler arasında farklar var. Haklısınız. Peki profesyonel sporlar sizin için gündelik bir işe dönüşürse? Yaptığınız işten keyif almamaya başladığınız da ne yapardınız?

Aynı Darko gibi, işten arda kalan vaktimizde gerçekten zevk aldığımız şeylere yoğunlaşır, işimizi de elimizden geldiğince kaybetmeme çalışarak, geçimimizi sağlayan bir eylem olarak görürdük. Basketbolu 9-5 arası çalıştığı bir iş olarak görmeye başlayan ve boş vakitlerinde ne yapacağını bilemeyen Milicic, kafasına esen herşeyi denemekte aradı çareyi. Balıkçılık ile bir süre kafasını dağıttı, ardından Kick-box'a ilgi duydu. Herkesten habersiz özel eğitmen tutarak, bu sporun inceliklerini öğrenmeye başladı.



Darko Milicic'in isteksizce sürdürdüğü basketbol kariyerinin içine girdiğimde, kendimi ister istemez Bertnard Russell'ın kaleme aldıklarını harika ve yalın bir dilde çeviren Şebnem Ertan'ın makalesinde buldum.

''Eğer insanların boş zamanlarında ne yapacaklarını bilmedikleri doğruysa, bu tamamen uygarlığımızın zorlamaları yüzündendir. Russell bunun çözümünü iki basamakta açıkladı. Öncelikle, zevk kavramının bizim iyiliğimiz için var olduğunu kabul etmeyi öğrenmemiz gerekir. Eğer çalışmak erdem ise, çalışmanın sonuçlarından keyif almak da dengeleyici bir erdem olmalı.''

Basketbol topunu her eline aldığında işkence çeken Darko, daha fazla dayanamaz hala geldi. 28 yaşında basketbol hayatına nokta koyan Milicic, ona keyif veren kick-box sporunda kariyer yapmayı denedi. Bir süre sonra ondan da vazgeçti. Son alınanan haberlere göre de; Darko Sırbistan'da bir çiftlik satın almış ve siz bu satırları okurken hayatın tadını çıkarıyor.

Bu arada Darko Milicic'in LeBron James'in hemen ardından 2. sırada seçilmesinin neden onun en büyük şansı olduğunundan bahsetmeyi unutuyordum az daha.

Henüz 18 yaşına adım atmayan Darko Milicic için bir çok otorite; onun NBA tarihine geçebilecek bir yeteneğe sahip olduğunu iddaa ettil. Belki de bu yeteneğe sahipti ancak bize hiç bir zaman gösteremedi. Fakat 2. sıradan seçilmeseydi bu kontratları alabilir veya ligde kalıcı olabilir miydi?

Darko Milicic, bizlere hep bir başarısızlık hikayesi olarak lanse edildi.

Lakin 11 yıllık NBA kariyerine bir göz atın Milicic'in.

Neredeyse hiç bir çaba harcamadan elde ettiği bir şampiyonluk yüzüğü ve 52 milyon dolarlık bir gelir. Lakabı ise ''The Human Victory Cigar'' yani ''Zafer Sigarasının İnsan Hali''.

Darko benim gözüme hiçte anlatıldığı gibi başarısız gözükmedi. Peki ya sizin?

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#108 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 29.05.2022 17:36

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

NBA'in Kısa Tarihi


Geçtiğimiz günlerde Şampiyonlar Liginden ayrılıp kendi "elit" liglerini kurmak isteyen 12 büyük futbol kulübünün haberi dünya gündemini sarstı. Bu ekiplerin iddiasına göre Avrupa'nın "lider" kulüpleri, UEFA'nın hali hazırda büyük kulüplerin daha da semirmesini sağlayan yayın geliri dağılımından ve katılım şartlarından hoşnutsuzdu. "Büyükler" daha da fazlasını talep ederken bu fikrin çeşitli destekçileri hem kendi taraftarlarını ikna etmek, hem de kendilerine bir hedef belirlemek adına popülist bir söylem benimsediler:

NBA gibi bir oluşuma evrileceğiz.

Bu oluşuma öncülük eden ve 2021'in Ocak ayı itibarıyla 901 milyon euro borcu olan Real Madrid'in başkanlığını yapan Florentino Perez 2000'lerin başında "Los Galacticos" oluşumuna para dökmesiyle biliniyordu. Kulübün borcunu gittikçe arttırarak başarı hedefleyen kapitalist bir idareci profili taşıyan Perez, pek tabii ki kendisine destekçi bulmakta zorlanmadı. Kendisini destekleyen 12 takım arasında:

Son İngiliz ligi şampiyonluğunu 1961'de, herhangi bir kupayı en son 2008'de kazanmış Tottenham,
4 sezondur Şampiyonlar Ligine katılamayan ve son lig şampiyonluğunu 2004'de kazanan Arsenal,
Alex Ferguson'un emekliliğinin (2013) ardından 2 kere Şampiyonlar Ligi çeyrek finali gören ve ligi kazanamayan Manchester United,
30 yıl aradan sonra ilk şampiyonluğunu 2020'de kazanabilen Liverpool,
1891-2011 arasında 2 (iki) lig şampiyonluğu olan, Arap Emirliğinden Şeyh Mansur tarafından satın alınıncaya kadar uluslararası düzeyde pek varlık gösterememiş Manchester City,
Son lig şampiyonluğunu 2004'te, son şampiyonlar ligi kupasını 2007'de kazanmış, 2014-2020 arasında İtalya ligini 1 defa 5., 3 defa 6., 1'er defa da 7., 8. ve 10. bitirmiş A.C. Milan,
Son lig şampiyonluğunu ve Şampiyonlar Ligi kupasını 2010'da kazanmış, son 10 sezonda şampiyonlar ligine sadece 4 kez katılmış ve bunların 2'sinde grup aşamasında, 1'inde son 16 turunda, 1'inde de çeyrek finalde elenmiş Inter Milan,
2000-2002 arasını İspanya 2. liginde geçiren, son 20 yılda 1 şampiyonluğu olan Atletico Madrid,


gibi kulüpler vardı. Nitekim Real Madrid de 1966-1998 arasında Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götürememişti, Barcelona 1955'te kurulan Şampiyonlar Ligini 1992'ye kadar kazanamamıştı. Juventus ise şampiyonlar ligini 2 kere kazanmıştı ve sonuncusu bundan 25 yıl önceydi. Chelsea de, tıpkı Manchester City gibi, Roman Abramovich tarafından satın alınmadan önce İngiliz Ligini sadece 1 defa kazanabilmişti.

Tarih, ona hangi noktadan baktığınıza göre algınızı değiştirmenize sebep olabilecek özelliklere sahip kompleks bir kavramdır.

NBA ise Eski Kıta oyunu olan futboldan daha farklı dinamiklere sahip, çünkü kurulduğu ülke ve basketbol sporunun yayılışı itibarıyla farklı başlangıç koşullarına göre büyüdü ve olgunlaştı.

Yazımız basketbolun icadını, NBA'in oluşumunu ve kolej yapısının önemini ele alacak.

Başlayalım...



Basketbolun Oluşumu ve İlk Ligler


Britannica ansiklopedisi basketbol için ana akım sporlar arasında net biçimde Amerikan/Yeni Kıta kökenli olan tek spor tanımını yapar. Beden eğitimi öğretmeni James Naismith tarafından 1891'de icat edilen basketbol ilk önce Young Men's Christian Association (YMCA) okulunun çatısı altında oynanmıştır.

James Naismith ve 5 öğrencisinin de Kanadalı olması sebebiyle Kanada'daki eğitim kurumlarında erken dönemde yayılma fırsatı bulan basketbol oyunu çeşitli girişimciler aracılığıyla Fransa, Hindistan, Çin ve Japonya'da da gösteri maçları şeklinde tanıtılmıştır.

YMCA dışında basketbol oynayan ilk kolej 1893'te Vanderbilt Üniversitesi olmuştu. Hamline Üniversitesi, Minnesota A&M, Şikago Üniversitesi, Iowa Üniversitesi ve Yale gibi yükseköğretim kurumları da 19. yy sonlarında basketbol oynamaya ve kendi aralarında maçlar düzenlemeye başlamışlardı.

1897'de Amatör Spor Birliği, YMCA'den basketbolun genel sorumluluğunu devraldı, 1905'de üye sayısını 15'e çıkardı. Ulusal Spor Kolej Birliği (NCAA) adı altındaki forma 1909'da giren kolej düzeyindeki basketbol, 1939'da NCAA Erkekler Basketbol turnuvası adı altında oynanmaya başladı. Bu turnuva günümüzde de sürmektedir.

İlk Kolej Dışı Deneme


Kolej dışı basketbol oluşumlarından 1898'de Ulusal Basketbol Ligi (NBL) adıyla ABD'de başlayan basketbol organizasyonu sadece 6 takım içeriyordu. Dünyanın yüzölçümü en büyük 3. ülkesi olan ABD'de tabii ki ulusal düzeyde bir organizasyon geliştirmek 19. yy sonları ve 20. yy başları itibarıyla mümkün değildi. Nitekim bu ligin katılımcıları sadece New York ve çevresindeki bölgelerin takımlarıydı. NBL'nin ilk denemesi 1904 yılında sonlandırıldı.

Basketbolun tanınmasını artıran olaylar sırasıyla 1. ve 2. Dünya Savaşları ile beraber Amerikan Ordusundaki YMCA kökenli öğrencilerin ve kolej bitirmiş askerlerin bu sporu yabancı ülkelerde oynaması oldu. Örneğin basketbol sporunun kurucusu James Naismith de 1917-1919 yılları arasında askeriye çatısı altında Fransa'da yaşamış ve Fransa'da YMCA adına hem beden eğitimi ve basketbol öğretmiştir.



NBA'in Oluşumu


Kolej basketbolu 1909'dan 1939'da kadar çeşitli formatlarda devam edip özellikle üniversite öğrencileri ve mezunlarının desteğini topladı ve 1939'dan sonra NCAA erkekler basketbol turnuvası ile devam etti.

Profesyonel basketbol adınaysa 1904'te kapatılan NBL ile aynı adı taşıyan bir lig 1937'de kuruldu ve varlığını 8 yıl kadar sürdürdü. 1925-1955 arasında ise ABL adı altında bir lig de mevcuttu. Günümüzde alışkın olduğumuz mahalle veya şehir takımı formatındaki takımların Amerika'da yaygınlaşması için 1946'ya kadar gelmemiz gerekli.

2. Dünya Savaşının bittikten 1 yıl sonrası olan 1946 yılında Buz Hokeyi takımı sahipleri tarafından, ABD'nin kuzeydoğu, ortabatı eyaletleri ve Kanada'nın doğusunda kalan bölgeyi kapsayan yeni bir lig kuruldu ve bu lige Basketball Association of America (BAA) adı verildi. Bugün NBA tarihindeki ilk maç olarak kabul edilen maç da 1 Kasım 1946 tarihinde New York Knicks ile Toronto Huskies arasında Toronto kentinde oynandı.

1946'da 11 takımla başlayan BAA, 3 Ağustos 1949'da NBL'den gelen 6 takımı bünyesine katıp 17 adlı ilk ligi oluşturdu: Ulusal Basketbol Birliği (NBA).

Bu ligin kuruluşu olan 1946'dan beri günümüze kadar varlığını sürdürmüş iki takım da New York Knicks ve Boston Celtics'dir.

Profesyonel Basketbolun Kolejle İlişkisi


Oyuncular NBA'e 1947 yılından bu yana "draft" olarak bilinen oyuncu seçmeleriyle katılır. 2006 yılında yapılan düzenlemeye göre basketbolcuların liseden mezun olduktan sonra en az bir yıl geçmesi ve 19 yaşından büyük olmaları gerekmektedir.

Bildiğiniz üzere NBA gibi fiziksel ve mental gereksinimleri yüksek bir lige genelde kolejde belirli bir süre geçirmiş oyuncular dahil olur. Liseden direkt NBA'e katılansa sadece 41 sporcu mevcuttur. Bu oyuncular arasında LeBron James, Kobe Bryant, Dwight Howard, Kevin Garnett, Amar'e Stoudemire, Tracy McGrady, Tyson Chandler gibi önemli yıldızlar da mevcuttur.

NBA'e Farklı Ülkelerden Katılım


NBA'de Okyanusya kıtasından 30, Avrupa'dan 297, Asya'dan 22, Kuzey ve Güney Amerika'dan 153 ve Afrika'dan 62 oyuncu boy göstermiştir. Bu sporcular da NBA'e seçmeler (draft) yoluyla katılırlar.

Örneğin Sloven Luka Doncic 2018 yılında 1. tur 3. sıradan lige katılmıştır. Eski temsilcilerimizden Mehmet Okur 2001 yılında 2. tur 38. sıradan Detroit Pistons'a katılmıştır.

ABA ve Yenilikler


1940'lar, 50'ler ve 60'ların ortasına kadar nispeten rakipsiz olsa dahi pazar payını büyütmek isteyen çeşitli girişimcilerin desteğiyle Amerikan Basketbol Birliği (ABA) kuruldu ve başına Lakers efsanesi George Mikan geçti.

ABA organizasyonu izleyici kitlesini artırmak adına 3 sayı çizgisi fikrini benimseyerek oynandı. Bu organizasyon aynı zamanda lige katılım kuralı olarak NBA'e nazaran daha esnekti. 1969'a kadar oyuncuların NBA'e katılması için 4 yıllık kolej eğitimini tamamlaması gerekirken ABA'ya katılmak için lise mezuniyetinin üstünden bir yıl geçmesi yeterliydi. Spencer Haywood Hardship Rule olarak bilinen bu kural sayesindeönceki bölümde yer alan çeşitli lise mezunu oyuncuların ilerleyen yıllarda NBA'e katılabilmesinin önü açılmıştır.

ABA'in sahip olduğu bir diğer etkinlik de Smaç Yarışmasıdır.

NBA, ABA'nın yükselişini gördükten sonra 1976'da girişimde bulundu. Çeşitli oyun ve lig kurallarını kendi kullanımına da katan NBA organizasyonu ABA'daki takımların bir kısmını bünyesine direkt dahil ederken bazı şehirler için ilerleyen yıllarda farklı takımlar oluşturmuştur.

NBA'e direkt gelen takımlar arasında:

San Antonio Spurs
Indiana Pacers
Denver Nuggets
New Jersey Nets (New York Nets'den isim değişikliğiyle)


gibi ekipler mevcuttur. Utah, Dallas, Charlotte, New Orleans, Miami, Minnesota, Vancouver, Memphis, Washington ve Los Angeles gibi şehirlere de bu birleşimin ardından hukuki gereksinimler doğrultusunda yeni takımlar eklenmiştir.



NBA'in Büyümesi


1976 yılında ABA'nın NBA'e dahil edilmesinin ardında NBA rakipsiz hale geldi fakat buna rağmen ligin popülaritesi ve doğal olarak izlenme oranları tatmin edici düzeyde değildi. Daha önceleri sıklıkla dile getirildiği üzere NBA, 1980'lerin ortasına kadar dahi uyuşturucuyla mücadele etmek durumunda kalan bir organizasyondu.

Ligin popülaritesini artıran esas unsur Magic Johnson – Larry Bird özelinde oluşan Lakers – Celtics çekişmesi olduğu kadar Siyah – Beyaz mücadelesi de olmuştu. Nitekim bu mücadele sürerken lige katılan Michael Jordan, yıllar içinde oldukça büyüyüp adeta basketbol sporunun önüne geçecek, bir anlamda basketbolun "Ali"si olacaktı.

Jordan sonrası dönemde NBA'in Finaller düzeyinde, ABD içindeki ratingleri hiçbir zaman aynı düzeye ulaşmasa bile Jordan etkisi sporun global takip edilirliğini oldukça artırdı. Aşağıdaki görselde NBA Finallerinin izlenme oranlarının yıllara göre seyrini görebilirsiniz.

Görsel 1 – NBA Finalleri Yıllara Göre İzlenme Oranları


Özellikle Sovyetler Birliği'nin ve Yugoslavya'nın dağılmasının ardından bu bölgelerden gelen sporcuların, Avrupalı diğer ülkelerin basketbolcularıyla birlikte (örneğin Fransa, İspanya, Türkiye, Yunanistan, Almanya) NBA'de sıklıkla boy göstermesi sayesinde NBA kendisine yeni pazarlar yarattı.

NBA aynı zamanda Çin, Filipinler, Hong Kong gibi Asya ülkelerinde de tanıtım faaliyetleri yapmaktadır ve NBA Global Games adı altında geçtiğimiz yıllarda Londra, Paris, Mexico City ve Tokyo gibi şehirlerde normal sezon müsabakaları oynanmıştır.

NBA'in Tarihi ve Düşünceler


Yazıdan gördüğümüz üzere NBA, kolej düzeyinde yaygınlaşmış ve temelini bu zemine oturtmuş bir spor dalı olan basketbolun ABD'de yer alan en büyük profesyonel organizasyonudur. Yapısı itibarıyla diğer liglerle birleşerek büyüyen NBA'in tarihi boyunca paralel organizasyonlar oluşturup çatallanma değil, genelde birleşme ve gelişme yoluna gidilmiştir.

Bu süre zarfında lig temel olarak iki unsura dayanmıştır: kolejden gelen oyuncuların devamlılığı ve takımlar arası takas sistemi.

NCAA turnuvalarında boy göstermiş ve üniversite havası solumuş gençlerin sürdürülebilir kalitesine olan inanç, NBA'in profesyonel anlamda rekabetçi konuma gelmesine önayak olmuştur.

Takas sistemi ve maaş sınırı (salary cap) uygulamaları sayesindeyse NBA'de takımlar arasındaki denge uzun vadeli olarak korunabilmiştir. Takımların maaş harcaması 2020-2021 itibarıyla 109 milyon dolar mertebesinde kısıtlanmıştır. Bu seviyeyi aşan takımlar NBA'e lüks vergisi öderler.

NBA takımlarının bütçe veya gelir "sıkıntısı" da Avrupa'nın dev futbol kulüpleri gibi olmaz. Real Madrid Erling Haaland'ı transfer edebilmek için 300 milyon euro harcamak ister, oysa ki bir NBA takımının bir yıldız oyuncuyu takımına katması için ya takas metodunu kullanması gerekir, ya da oyuncunun boşa çıkmasını beklemesi gerekir.



Gelir Eşitsizliği


Avrupa Süper Ligi girişiminin arkasında yatan nedenlerin başında dev giderlere sahip futbol kulüplerinin gelirlerini sabitleme isteği yatmaktadır. Barcelona'nın 2020-2021 sezonu maaş gideri 238,513,600 milyon pound olarak gözükmektedir. Aynı değer Fenerbahçe için 45.8 milyon pound, 4 defa Şampiyonlar Ligini kazanmış Ajax için 29 milyon pound, Fransa Liginin mevcut lideri LOSC Lille için 25.2 milyon pound, Porto için 30.45 milyon pound, Olympiacos için 17 milyon pound mertebesindedir.

Ayrılık bildirisini imzalayan 12 kulübün hepsi de dünyanın en zengin 20 futbol kulübü arasındadır; fakat bu duruma rağmen Avrupa'lı köklü futbol kulüplerinin değeri ABD'nin dev spor kulüplerinin bir nebze olsun gerisindedir. Dünyanın en değerli 5 kulübünden 1'i NFL, 1'i MLB, 3'ü NBA kulüplerinden oluşmaktadır.

Globalizasyon, Avrupa Süper Ligini oluşturmak isteyen devlerin mevcut değerlerininin yanıltıcı olmasına sebep olmuştur. Artık sadece kendi ülkeleri içinden değil, Nijerya'dan, Filipinler'den, Kanada'dan veya Kolombiya'dan taraftarlara da sahip olan Manchester United ve benzerlerinin oluşturduğu "elitler", kendisini oluşturan ve değerli kılan özelliklerini ıska geçmiştir.

Futbol pek çok ülkede aristokrat – işçi gibi sınıf farklarından, Katolik – Protestan gibi din farklarından veya Sol – Sağ gibi politik ayrımlardan beslenerek büyümüş bir halk sporuyken basketbol ise eğitim kurumları içinde oluşmuş, üniversiteler arası müsabakalarla yaygınlaşmış ve diğer liglerle birleşerek büyümüş bir kolej sporudur.

Üniversiteler veya kolejler teorik olarak evrensel değerleri baz almış oluşumlardır, dolayısıyla gerek ekonomik planlama, gerek sistem/lig kurma ve yönetme, gerekse örgütlenip hak arama çabalarında daha kalifiye çıktılar üretebilirler.

Ligimizde Fenerbahçe Ülker forması da terletmiş Bogdan Bogdanovic geçtiğimiz günlerde bir tweet attı: "Futbolcular ve UEFA'nın oyuncular birliğini kurması için mükemmel bir zaman, (oyuncular birliği) NBA'in dünyanın en büyük spor organizasyonu olmasının nedenlerinden biri".

Oyuncular Birliği sayesinde basketbolcular 1998'de ve 2011'de greve gidebilmiştir ve yine bu sebeptendir ki NBA, NFL gibi başka Amerikan organizasyonlarına göre daha ilerici olabilmiştir. Afro Amerikalı sporcuları bünyesinde daha yoğun biçimde barındıran NBA, yeri geldiğinde "Black Lives Matter" gibi hareketlere destek olmuştur.

NBA paydaşlarına eşit mücadele hakkı sunar oysa UEFA, zenginin semirip daha az gelire sahip olanı ezmesi için zemin hazırlamıştır.

Sonuç


Hepimizin ilgiyle takip ettiği NBA, oldukça iyi tasarlanmış bir organizasyon olup sahip olduğu kolej kökenleri sayesinde bilgi birikimi yüksek bir oyuncu-teknik kadro ve yönetim ağına sahiptir. 75 yıllık tarihinde sadece 5 komisyonerin başkanlığında yürümüş NBA, organizasyonel başarısını basketbolcu ve birey yetiştiren Kolejlere, iyi tasarlanmış bir gelir dağılımına, doğru işleyen takas mekanizmasına ve akılcı yollarla yürütülen pazarlama stratejilerine borçludur.

Avrupa Futbolu NBA gibi bir organizasyonel yeterliliğe şovun düzeyini artırarak değil, ancak rekabetin düzeyini artırarak ulaşabilir. Tabii popülizmden başını kaldıracak fırsatı bulabilirse.

Örnek aldığımız kimseleri ve taraftarlığını yaptığımız oluşumları daha iyi tanımamız dileğiyle...

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021