İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 27,431 görüntülenme Açan BiA ·

/// Konu sahibinin mesajları Yalnız konuyu açan kişinin mesajları. Bulunduğun yerden ileri doğru.

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 21.06.2022 11:07

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Tarihin En İyi 4 Numarasına Elveda


San Antonio Spurs'ün simgesi haline gelmiş Tim Duncan tam 19 sezonluk serüveninin sonunda basketbolu bıraktığını açıkladı. The Big Fundemental adını sonununa kadar taşıyan Duncan, saha içinde belkide NBA tarihinde kimsenin göstermediği bir profesyonellik ve disiplin ile terinin son damlasına kadar mücadele etti, biz de Her Şey NBA ekibi olarak ona bu yazı ile veda etmek istedik.

Karl Malone, Kevin Garnett, Charles Barkley, Kevin McHale gibi isimlere saygımız sonsuz fakat bizim için tarihin en iyi 4 numarası Tim Duncan olarak kalacak. Bu makalede bu teoriyi sizlere açıklamak için ter dökeceğiz ve basketbolu kitap gibi okuyup, şiir gibi oynayan adamı onurlandırmaya çalışacağız.

San Antonio Spurs 1997 yılında ilk sıradan Tim Duncan'ı seçtiğinden beri son 20 yılın en başarılı NBA takımı haline geldi. Çaylak sezonundan beri Duncan kulübüne 5 şampiyonluk getirdi ve Duncan döneminde oynanan 1510 maçın 1072'si galibiyet ile sonuçlandı. Bu %71 galibiyet oranı demek.



The Big Fundemantal lige adım attığından beri Spurs 19 sene boyunca her sene playofflara çıktı. Kuşkusuz bundan David Robinson, Tony Parker, Manu Ginobili, Kawhi Leonard ve Gregg Popovich'in katkıları var ama 19 seneden bahsediyoruz. Bu 19 sezonunun 17'sinde Spurs en az 50 maç kazandı, NBA tarihinde bu kadar başarılı olan bir takım daha yok. Spurs'un 21 numarası istikrarın en büyük sembolü.

Kariyerinde 1000 maç kazanmış bir efsaneden bahsediyoruz, 1000! Kareem Abdul-Jabbar ve Robert Parish bu apoleti takabilen diğer oyuncular, bir takımla bunu başarabilen tek isim ise Timmy. NBA tarihinde 26.000 sayı, 15.000 ribaund, 3.000 blok istatistiklerine ulaşan sadece iki isim var; Abdul-Jabbar ve Duncan.


NBA kariyerini 19.0 sayı 10.8 ribaund 3.0 asist ve 2.17 blok ile tamamlayan Duncan ortalama 34 dakika sahada kaldı, saha içinden %50.6 isabet ile oynadı. Geçirdiği sezonlar arasından en iyisini seçmek çok zor ama 2003 senesi bence kariyerinin en efsane senesidir. Bu seneyi 23.3 sayı 12.9 ribaund 3.9 asist 2.9 blok ile geçiren Duncan asıl şovunu finallerde yaptı.

Hazırsanız 2003 finallerindeki ortalamalarını veriyoruz: maç başına 24.2 sayı 17.0 ribaund 5.3 asist 5.3 blok! Final serisinin 6. maçında ise yakaladığı korkunç istatistik ile neredeyse quadruple double yapmıştı: 21 sayı 20 ribaund 10 asist 8 blok.

Tim Duncan kariyeri boyunca 15 kez All-NBA takımlarına seçildi, bu kategoride Kobe Bryant ve Kareem Abdul-Jabbar ile eşit. 15 kez All-NBA savunma takımına seçildi, bu kategoride rekoru elinde tutuyor. 15 kez All-Star seçildi. Toplam 5 yüzüğü, 3 finaller MVP ödülü ve 2 normal sezon MVP ödülü bulunuyor.

NBA tarihinde toplam double double ve bloklarda The Big Fundemental 5. sırada bulunuyor, toplam ribaundlarda 6. sırada, toplam sayıda ise 14. Playofflarda 9000 dakika süre alan tarihte tek oyuncu, playofflarda double double (164) ve blok (568) kategorilerinde 1. sırada, ribaundlarda 3. (2859) ve sayıda 6 (5172).

Bütün bunlar Tim Duncan'ın büyüklüğünü anlamak için yardımcı oluyor. Basketbola olan sonsuz saygısı onu NBA tarihinin en büyük oyuncuları arasında ölümsüzleştirmek için yeterli. O panyalı atışlarını unutmak mümkün mü? O kadar mükemmel ve kusursuz bir imza hareketi kimde var? Her hareketi doğru, her hareketi kurallara uygun olan bu adamın yeri kesinlikle dolmayacak.

Bizlere öğrettiğin her şey için teşekkür ederiz Duncan. Geride bıraktığın miras sonsuza kadar hatırlanacak.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 21.06.2022 11:03

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Curry İçin Ne Yapacaksınız?


Stephen Curry'nin mega starlığa uzanan yolculuğunda sponsorlar ile olan ilişkisini anlatan serimizin ilk bölümünde, dünya pazar lideri Nike'nin jenerasyonumuzun en etkileyici isimlerinden biri olan Curry'i nasıl kaybettiğini anlatmıştık. İlk bölümü okumak isteyen arkadaşları böyle alalım.

Serimizin bu bölümünde Under Armour'ın ayakkabı satışlarını bir senede %350 oranında arttıran adamı kadrosuna katmak için ne kurnazlıklar yaptığını ve hiç beklenmedik isimlerin ayakkabı piyasasını alt üst edecek bu kararda ne denli etkili olduğunu anlatacağız.

Hikayemiz 2012 senesinde başlıyor...

Curry draft edildiği sene onun için ayakkabılar çiziyorduk

Her şey bir kenara bırakıldığında, basketbol ayakkabılarının dünyasında ne kadar fazla oyuncuyu



temsil ederseniz o kadar fazla kitleye ulaşma şansınız vardır. Nike'nin NBA oyuncularının %78'ine sahip olduğunu düşünürsek, 2012 senesinde en büyük yıldızı Brandon Jennigs olan Under Armour'ın ihtiyacı olan şey kesindi: daha fazla oyuncu, daha fazla oyuncu ve daha fazla oyuncu.

Bu fikir ile Under Armour'a, o zamanlar Golden State Warriors'da draft bile edilmemiş bir çaylak olan Kent Bazemore'u ismi geldi. Diğer spor markalarının Bazemore'a sponsorluk önermesi için hiç bir neden yoktu. Bazemore'un takımda kalacağı bile kesin değildi fakat Bazemore'un kurnaz menejeri Austin Walton, Under Armour'a ilginç bir fikirle gitti. "Onlara Batı Konferansı'nda markalarını temsil edebilecek bir adamlarının olmasının fikrini sattım. Onlara takımda sponsorluk anlaşmaları bitmek üzere olan bir kaç isim olduğunu, belki de Klay ve Steph gibi isimleri Bazemore'un ikna edebileceğini anlattım."

Austin Walton bu teklifini Jason Kidd'in eski lise takım arkadaşı, aynı zamanda Under Armour'un basketboldan sorumlu yöneticisi Kris Stone'a götürdü. Stone için ret edilemeyecek bir fikirdi çünkü o 2009 senesinde Curry draft edildiğinden beri onu temsil etmenin hayalini kuruyordu: "Curry draft edildiği sene onun için ayakkabılar çiziyorduk ve ona bir sunum yapmak için hazırlanıyorduk. Fakat Curry Nike ile imzalamıştı bile."

Kimse gerçekten Bazemore'un Curry'i ikna edip edemeyeceğini bilmiyordu. Yine de Under Armour genel merkezinde deneysel ilginç bir plan yürürlüğe sokuldu. Planın ana fikri basitti: "Bazemore'u Curry ve diğer oyuncuların ilgisini çekecek kadar şımartalım ve Under Armour'un bir yıldız için neler yapabileceğini gösterelim". Ya da Bazemore'un menejeri Austin Walton'ın sözleriyle "Ona çılgınlar gibi ürün yolladılar."

O sadece bir çaylaktı ama herkesten fazla ürünü vardı



2012 yazında Bazemore'un Oakland'daki küçücük evine bir kargo geldi. Kent Bazemore o anı böyle anlatıyor "Under Armour ilk kargosunda bana yaklaşık 19 kutu ayakkabı yolladı. Evimde mobilyam bile yoktu. Sadece onlarca UA kutuları ve şişme bir yatağım vardı. Warriors ile çaylak senemde garantisi olmayan bir kontratım vardı, eğer takıma giremezsem o kadar malzemeyle ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu."

Fakat çok geçmeden takımın parlayan yıldızlarından birinin bu durum ilgisini çekti. "O sadece bir çaylaktı fakat herkesten fazla ürünü vardı" diyen Stephen Curry'nin bu duruma şaşırması gayet normal. Bazemore'a o kadar fazla ürün yollanıyordu ki, Bazemore bütün kulübe UA ürünleri dağıtabiliyordu. Malzemeciler bile Bazemore'un verdiği ürünleri kullanıyordu.

Under Armour'un basketbol sorumlusu Stone'da konuya değiniyor "Bazemore'un takımdaki herkesten fazla kendine özel kıyafeti ve ayakkabısı vardı. İşin komik tarafı  Bazemore o zamanlar sadece her gece iki yada üç dakika süre alıyordu fakat biz ona bir sezonda giymesi için 60-70 tane ayakkabı yolluyorduk."



Bu ne kadar Under Armour için çok zor bir görev olsa da, doğuştan satış elemanı olan Kent Bazemore kısa sürede Stephen Curry ile yakın arkadaş oldu. İkisinin de North Carolina çıkışlı olmaları, birisinin zengin bir aileden ve Charlotte'un özel okullardan, diğerinin ise fakir Kelford mahallesinden gelmiş olmasının önüne geçti. Bazemore'un aktifliği ve cana yakınlığı ile parçalar birleşmeye başladı.

Arkadaşlıkları, ligde kalmaya çalışan Bazemore'un antrenmanlardan sonra geç saate kadar çalışması ile hareketlendi. Ortalama 35 dakika sahada kalan Curry de aynı şekilde geç saatlere kadar çalışıyordu. Bazemore o günleri "Ben hiç oynamıyordum ve bu adam her maçın her dakikası oynamasına rağmen benim kadar çalışıyordu" diye anlatıyor.

Bazemore anlaştığı markalar hakkında övgü dolu konuşmaktan da çekinmeyen biri. Bazı insanlar vardır bu konular hakkında duyarlıdırlar, Baze kesinlikle onlardan biri değil. "Bir parçası olduğum her şey hakkında konuşurum ve böbürlenirim. Bu sıralar Steph bana diğer marka ile olan kontratının dolduğunu söyledi. Ben de ona 'Under Armour'a gel ve kendi ayakkabına sahip ol' dedim. Bu sırada Under Armour'dan kimseyle konuşmamıştım. Steph'e bir sürü söz veriyordum fakat hiç biri için onay almamıştım'

Under Armour ile iletişme geçmenin zamanı gelmişti.



Bazemore basketbol sorumlusu Kris Stone'u aradı ve bir şeyler üzerinde çalıştığını söyledi. Denedikleri çılgın taktik işe yarıyordu. Stephen Curry'nin ilgisini çekmeyi başarmışlardı ve Bazemore önderliğinde sonuca doğru ilerliyorlardı. Kris Stone ise tamamen Curry'e odaklıydı. "Her gün Bazemore'u 3-4 kere arıyordum. Steph ile konuştun mu? Steph ile konuştun mu? Neredeyiz?"

Curry ile bir toplantı ayarlandı. Stone'un dediğine göre Curry'nin ilk sorusu "Bazemore için bu kadar şey yapıyorsunuz, peki benim için ne yapcaksınız?" olmuş. Toplantıdan sonra ise Curry Bazemore'a mesaj ile Under Armour'a geçebileceğini yazdı.

Elbette Under Armour bunlardan Bazemore'a gerektiği payı vermeyi unutmadı. Atlanta Hawks'a geçmeden Bazemore sadece maç başına 6.0 sayı ortalması ile oynuyordu fakat Under Armour ona yıllık 6 basamaklı rakamlar ödüyordu. Şimdi ise Hawks rotasyonuna girmiş durumda ve Under Armour'dan karşılığını almaya devam ediyor.

Under Armour'un Bazemore için yaptıkları bunla da bitmedi. Mezun olduğu Old Dominion okuluna sponsor oldular. "Old Dominion'u kadromuza kattık, bize verdiği her şey için Baze'e teşekkür etmemizin yollarından biri" diyen Stones, Nike'ın bir yıl önce Old Dominion'a sponsorluk için ödediği rakamının tam 7 katını verdi. Artık okulun salonu Bazemore adına ve formaların üzerinde UA logosu var.

Riley, hangisini daha çok sevdin?



Stephen Curry'nin bu kararında etkili olan tek isim sadece Kent Bazemore değildi. Curry'nin kızı Riley'nin de kararda payı büyük. Kararın verilmesinden bir kaç hafta önce Curry ailesi menejeri Jeff Austin'in California'daki evinde oturuyordu ve Curry'nin önünde aralarından seçmesi gereken bir sıra ayakkabı duruyordu.



Curry kızına bir Nike, bir Adidas ve bir Under Armour ayakkabısı verdi, bu sıralar Riley henüz 1 yaşında. "Ona 'Riley sen hangisini seviyorsun?' diye sordum. İlk ayakkabıyı aldı ve kenara fırlattı. İkinci ayakkabıyı aldı ve kenara fırlattı. Üçüncü ayakkabıyı aldı ve bana getirdi. Üçüncü ayakkabı Under Armour'dı ve işte o an kararımı verdim" diye anlatıyor Stephen Curry.

Belki her şeyi değiştiren karar gerçekten o andı, belki Bazemore'un bir yıl boyunca Curry'nin yakasında olmasıydı, belki de hepsi Nike'nin başarısızlığıydı.

Ne olursa olsun yaşananlar milyarlarca doların bir taraftan diğerine doğru akmasına neden oldu. Bazılarına göre Curry felaketi Nike'ı daha da acımasız yaptı ve geleceğe dair bir kilit hamle daha yapması için motive etti. Bütün spor şirketleri giyilebilir teknolojiye doğru yönelirken Nike, Apple'ın CEO'su Tim Cook'a yönetim kurulunda bir yer verdi. Basketbol ayakkabılarının tanrısı olarak bilinen Sonny Vaccaro ise Curry meselesinin çok daha derin olduğunu "Bu Nike'ın en büyük korkusu. Ayakkabı dünyasında Curry'i kaybetmeyi atlatamadılar ve psikolojik olarak çöktüler."  sözleriyle belirtiyor.

Under Armour'dan Kris Stone ise Nike'ın yeterince Curry'i istemediğini savunuyor ve eğer "Nike yıllık 4 milyon dolarlık bir kontrat önerseydi, Curry yasal olarak kalmak zorundaydı" cümlesini vurguluyor. Ona göre bütün sporcular Nike bünyesinde olmak istediği için Nike da bunu sporculardan bekler hale gelmiş. Curry emin olamadığında da Nike'ın "Eğer kalmak istemiyorsan, gidebilirsin" tutumuna girdiğini söylüyor. Nike ise basketbol ayakkabılarını bildiği gibi piyasaya sürmeye devam ediyor. Jordan markasının son çıkardığı ayakkıbılardan olan Jordan 30, Russell Westbrook'un başrol oynadığı bir reklam ile sunuldu. Reklamda "Ne bekliyordunuz? Oyun kurucu pozisyonunda oynayan sessiz bir okul çocuğu mu?" diye bağıran ufaklık ise ise Curry ve Under Armour cephesi açısından açıkça bir saldırıydı.


Belki de Nike Curry'i tam da bu şekilde kaybetti. Yıllar boyunca bir sonraki Michael Jordan'ı temsil eden oyuncu tiplerine odaklanmaktan, herkesten farklı yumuşak bilekli ve cılız bir yıldızı gözden kaçırdılar. Bu tutum onları Kent Bazemore gibi bir isme karşı zayıf ve basketbol ayakkabı pazarının %1'ne bile sahip olmayan bir markaya karşı yenik düşürdü. Sonunda ise her hangi bir yıldızı değil, her hareketi ile dünyaya hükmeden bir oyuncuyu kaybettiler.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer


OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer


OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 27.06.2022 01:53

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

NBA'in Seyrini Değiştiren Karar


8 Aralık 2011'de NBA tarihinde bir ilk yaşandı ve lig yönetimi, bir takım sahibi rolündeyken yıldızlarla dolu bir takası veto etti. 2009 ve 2010 yıllarının şampiyonu Los Angeles Lakers, 2011 yılında yüzüğü Dallas Mavericks'e kaptırdıktan sonra aklında sadece tekrar ve hemen şampiyonluğa oynayacak kadroyu kurmak vardı. Kobe Bryant'ın son seneleri olduğu aşikardı ve hem onun son yıllarında bir yüzük kazanmasını sağlamak, hem de onun gidişinden sonra takımı zirvede tutacak yıldızları takıma katmak amaçlanıyordu.

Yaşadığı ekonomik zorluklar sebebiyle George Shinn'den 300 milyon dolara satın alınan, lig yönetiminin kontrolündeki New Orleans Hornets ise Chris Paul için takas opsiyonları arayışındaydı. Golden State Warriors ve New York Knicks ile görüştüler. Boston Celtics ile masaya oturdular. Ancak sonunda – bugün baktığımızda bile en doğru seçenek olarak gözüken takas ortakları Lakers ve Rockets ile anlaştılar.

Lakers: Chris Paul

Hornets: Lamar Odom, Kevin Martin, Goran Dragic, Luis Scola ve birinci tur draft hakkı

Rockets: Pau Gasol

7 saat sonra ise herkesi şok eden haber geldi. David Stern takası veto etmişti. Sadece tek bir açıklamayla: "Basketbol sebepleri". "Zaten lock-out ile uğraşıyoruz, ekonomisi ve fırsatları Los Angeles, New York, Chicago gibi şehirlere nazaran daha kısıtlı olduğu için yıldızlara çekici gelmeyen Small Market takımlarının sahipleri mutsuz olmasın, Lakers dominasyonu devam etmesin." demek kolay değildi tabii ki.

Son üç senede iki kez şampiyon olmuş, ligin en büyük iki yıldızından birini kadrosunda barındıran Lakers'ın ancak 5 yıl sonra lige heyecanla bakmasına sebep olacak olay sadece iki kelimeden ibaretti. Chris Paul'un tepkisi ise üç harften ibaret olmuştu.

Lakers, Kobe Bryant'ın yanına ligin en iyi point guardı Chris Paul'ü ekleyip, Andrew Bynum'ı Dwight Howard ile takas etme planları yaparken, hatta yarattığı cap space ile free agent piyasasına gümbür gümbür bir giriş yaparak Miami'nin yeni yaratmış olduğu büyük üçlüsünü sahadan silebilecek bir takım yaratabilecekken, elinde sadece mutsuz birer Lamar Odom ve Pau Gasol ile kalmıştı.

Tüm bu dramı daha kötüleştiren şey ise altı gün sonra yaşandı. Chris Paul'ün Lakers'a gitmesine izin vermeyen David Stern, Eric Gordon+Chris Kaman+Al Farouq Aminu+Minnesota'nın birinci tur draft hakkı (Austin Rivers'a dönüştü) paketini daha değerli bulmuştu. Chris Paul Los Angeles'a gidiyordu sonunda, ancak yanlış takımın formasıyla.



Şimdi maddeler halinde eğer bu takas veto edilmeseydi neler olabilirdi biraz düşünelim. Hayal kuralım da diyebiliriz.

– Chris Paul sonrasında Dwight Howard'ı da alan Lakers takımın uyumsuzluğu ve koç'un Mike Brown olması sebebiyle Batı konferansı yarı finalinde elenirdi. Bir sonraki sezona ise tekrar takım sahibesi,Jeanie Buss'ın nişanlısı, efsane koç Phil Jackson ile başlayabilirdi. Bu hamle Dwight Howard ve Chris Paul tarafından kontratları bittiği anda atılan yeni imzalar ile pekiştirilebilirdi. Chris Paul'ün topu yöneten kişi olması Dwight Howard'dan çıkacak çatlak sesleri önler, bütün yıldızların mutluluğunu kesinleştirebilirdi. (Böylelikle Lakers'ın geçmişinden sakatlıklardan ibaret Steve Nash dönemini de yaşanmamış kılıyoruz.)

– Hornets birinci tur birinci sıra draft hakkını alacak kadar kötü olmaz ve Anthony Davis kariyerine Bobcats veya Wizards formasıyla başlayabilirdi.

– Houston Rockets'ın yapılamayan takastan en büyük kazancı bir sonraki sene James Harden takasını yapabilmiş olmalarıydı. James Harden şu an bambaşka bir takımla şampiyonluğa koşuyor, triple double'larını Mike D'Antoni'nin "koş koş at herkes eğlensin" hevesleri için değil, yüzükler için yapıyor olabilirdi.

– Doc Rivers Boston Celtics'de kalmış olabilirdi.

– Blake Griffin çoktan Clippers'ı terketmiş olabilirdi ya da Eric Bledsoe'nun bulduğu şansı iyi değerlendirmesiyle farklı bir büyük üçlünün parçası olabilirdi.

– Hornets'a takas edilemeyen Goran Dragic iyi oynuyor diye Toronto'ya gönderilen Kyle Lowry, Rockets'ın yıldızı olarak kariyerini sürdürmüş olabilirdi.

– Steve Nash ülkesine dönüp Toronto Raptors ile şampiyonluk baskısı olmayan, stressiz ama başarılı birkaç sezon geçirdikten sonra kariyerini noktalayabilirdi.

– Kobe Bryant takımını play-off'a sokmak için 6 maç üst üste neredeyse tüm maç sahada kalıp aşil tendonunun kopmasına sebep olan drive'ı yapmayabilir, kariyerinin son üç sezonunu sakatlıklarla boğuşarak geçirmeyebilirdi. Daha da önemlisi bir veya iki yüzük daha takabilirdi. Daha daha daha önemlisi basketbolseverler olarak yıllar boyu beklediğimiz ancak hiç göremediğimiz Kobe-LeBron finalini izleyebilirdik.

– Los Angeles Clippers – Doc Rivers ve Chris Paul önderliğinde – 2014 playofflarında Golden State Warriors'ı ilk turda eleyemeyebilirdi. Takiben Mark Jackson'ın kovulmasıyla Steve Kerr dönemi başlamayabilirdi. Klay Thompson, Kevin Love için takas edilmiş olabilir. Warriors hanedanlığı hiç kurulmadan dağılmış olabilirdi.

– Lamar Odom uyuşturucuya düşüp ölümle burun buruna gelmeyebilirdi.

– Pau Gasol iki sezon daha Lakers'da somurtmak yerine ligin en iyi iki uzunundan biri olduğu bir dönemi daha verimli geçirebilirdi.

– Steve Ballmer kesinlikle 2 milyar dolardan daha az ödeyerek Clippers'ın sahibi olabilirdi.

Tabii ki bunlardan çok daha farklı. Lakers için şu an bir araya gelen genç kadronun yarattığı umut havasını çok daha uzun süreler yaşatmayacak tatsız gelişmeler de olabilirdi. Bunu asla bilemeyeceğiz. Yapabileceğimiz tek şey D'angelo Russell, Jordan Clarkson, Julius Randle ve Brandon Ingram gibi gençlerin Lou Williams, Luol Deng, Timofey Mozgov gibi veteranlarla desteklendiği ve ligin en heyecan verici genç koçlarından biri tarafından yönetildiği kadronun neler yapacağını görmek için beklemek. Tabii biraz da David Stern'e sövmek.

Lakers için gelecek parlak, ancak veto edilen takastan sonra geçen 5 yıl hiç kolay değildi.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 28.06.2022 00:25

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Hayaller vs. Hayatlar



Staples Center. Los Angeles'ın en büyük spor salonu olan yaklaşık 19000 kişi kapasiteli bu spor kompleksi, büyüklüğünü sadece kapasitesinin büyüklüğünden almıyor. 1999'dan beri bu salondaki seyirciler, sadece basketbol tarihinin değil belki de spor tarihinin en büyük performanslarından birine, tam 81 sayıya şahit oldular. Basketbol tarihi için kesin konuşmamakla birlikte, yakın tarihin açık ara en dominant pivotunun takımları darmadağın edişini izlediler. Yakın tarihte iki süper starın yanına 1 tane ortalama oyuncu geldiği anda "Big 3" şeklinde anıldığı anlar mevcut iken, 2 tane mega starın yanına 2 adet süper starın geldiği tarihi takımları izlediler. Tamam belki şampiyon olamadılar ama, Staples Center, açıldığı andan itibaren taraftarın beklentisinin hep en üst seviyede olduğu bir yer oldu. Dolayısıyla  kazanmak, bir Lakers taraftarı için hep tek ihtimal oldu. Ta ki bu sezona dek.

Bu sezonun Staples Center'ında, çok belli etmek istemeseler de, takımı kazandığı zaman üzülen bir taraftar var. Hatta eminim ki televizyon başındaki Lakers taraftarları bu üzüntülerini açık açık yaşıyorlar. "Off be abi nasıl oldu da kazandık?!?!" Taraftarlık mantığına ters gibi gözükse de aslında altında mantıklı bir açıklama var. Bazen kazanmak en iyi seçenek olmayabiliyor.

Ya da şöyle anlatırsak daha iyi olur, bazen kaybetmek en iyi seçenek olabiliyor. Böyle bir durum olunca da, mevzubahis takımın kazanmaya değil de kaybetmeye çabalamasına, NBA dilinde "tanking" deniyor.

Peki, daha derinine inmek gerekirse, "tanking" nedir, neden yapılır, getirileri ve götürüleri nelerdir, etik midir, taraftarlar arasında nasıl karşılanıyor?

Stratejik Boşvermişlik: Tanking

"Tanking", en basit hali ile, bir takımın, kazanmak için elinden geleni yapmamaya niyetli olması ve bunu eyleme dökmesi olarak tanımlanabilir. Birkaç aylık bilinçli bir çaba olabileceği gibi, sezonlara yayılan bir çaba olarak da tezahür edebilir. Genel olarak, açık seçik yapıldığında, ucuz ve ikiyüzlü bir uygulama gibi algılanır. Bununla birlikte, NBA gibi, "oldukça kötü" olmanın bir mükâfatı olduğu sistemlerde, stratejik bir seçim olarak da uygulanmaktadır.

Kitabi tanımımızı yaptıktan sonra, konuya hâkimiyet açısından verilecek birkaç örnek ile tanking hakkındaki bilgi dağarcığımızı genişletelim:

– 1983 – 84 sezonunda bir çok takım, bilerek maç kaybetmek ile suçlandı. Bunun sebebi, mevzubahis senenin draft'ında olabildiğince iyi bir yer kazanabilmekti, ki, o sezonun draft'ı tam 4 tane Hall of Famer çıkarttı (Hakeem Olajuwon, Michael Jordan, Charles Barkley ve John Stockton). Bu iddialar sonucunda NBA, 1985 yılı itibari ile, şu anda da uygulanan "draft lottery/draft piyangosu" sistemine geçti.

– 2006 senesinde Timberwolves ile Grizzlies arasında oynanan ve uzatmaya giden maç, NBA tarihinin utanç dolu hatıralarından biridir. Ligin en kötü galibiyet yüzdesine sahip 10 takımından biri olması halinde Clippers'a borçlu olduğu bir draft hakkını vermek zorunda kalmayacak olan Timberwolves, kariyer üçlük yüzdesi YÜZDE ALTI olan uzunları Mark Madsen'a 7 üçlük denetmiş ve maçı büyük bir çaba göstererek kaybetmiştir.

– Yine aynı sezonda Los Angeles Clippers, sezonu beşinci yerine altıncı bitirerek, o zamanın play off sistemine göre saha avantajını eline geçirebilmek için bilerek maç kaybetmek ile suçlanmıştır. Müteakip sezonda NBA, bu tip manevraların önüne geçebilmek için play off sistemini değiştirdi (ve sonrasında, başka nedenlerden ötürü, yine değiştirdi.)

– 2013 senesinde ESPN Magazine dergisine verdiği bir röportajda, ismini vermek istemeyen bir NBA Takımı Genel Menajeri (ki ya o zamanın Orlando menajeri Rob Hennigan ya da Phoenix menajeri Ryan McDonough denir hep), 2014 draftındaki kayda değer oyuncu derinliği nedeniyle bilerek ve isteyerek "tanking" yapacaklarını belirtmiştir. Bu röportajda geçen ilginç bir ifade de, bu kararı takımın sahibi, genel menajeri ve koçunun bildiğinin ancak oyunculardan bu kararın saklandığının belirtildiği kısımdır ki, biraz sonra bu husus hakkında da birkaç kelime edeceğiz.

Bunlar NBA tarihindeki sadece birkaç örnek. Uzak geçmişte birçok stratejik sebepten ötürü kullanıldığını gördüğümüz tanking'in, içinde bulunduğumuz sezonda, diğer sezonlardan daha fazla konuşulmasının pek tabii ki haklı sebepleri var. Çünkü bu sene, tanking uygulamasını açık seçik uygulayan iki, birkaç sezondur uygulayan bir ve şahsi düşünceme göre, ne yapmaya çalıştığını kendilerinin de bilmediği en az bir takım var NBA'de.

Ben Sana Tanking Yapamazsın Demiyorum: Sacramento Kings



Sondan başa doğru gidelim isterseniz. Ne yapmaya çalıştığını kendilerinin de anlamadığı, kafası karışık takım olarak Sacramento Kings var elimizde. DeMarcus Cousins'i takasta kullanarak, takım içi yeni bir yapılanmaya gittiklerini ilan ettiler. Ancak tanking yapıyorsanız, yukarıda da belirttiğimiz üzere, belli stratejik amaçlar doğrultusunda bunu yapmanız gerekir. Draft pick mi istiyorsunuz? Sacramento ne yazık ki draft hakları üzerinde kontrol sahibi değil. Sezon içerisinde draft haklarını Philadelphia ile takas eden Kings, sezonu 11. veya daha kötü bir derece ile bitirir ise bu hakları Chicago'ya devroluyor. Dolayısıyla en iyi oyuncunuzu takas edip sezona kötü bir şekilde devam etmek bu örnek özelinde hiç de mantıklı bir hareket değil.

Hadi bu kumara girdiniz, bu kumara girmek için neden tamı tamına 57 maç beklersiniz ki? Zaten play off potasında olmadığınız neredeyse ezelden beri belli, takımın geleceğini belirlemek için sezonun yüzde yetmişinin bitmesini beklemek ne derecede öngörülü bir hareket olabilir ki? Tüm bunlar bir kenara, tanking yapmaya çalışan bir takıma göre, takastan sonrasına göre bile, fazla iyi bir kadrosu var Kings'in. Buddy Hield, Afflalo, Tolliver, Koufos, Labissiere, Richardson ve takımın geri kalanı, doğru motivasyonla hala iyi bir yerlere gelebilecek bir takımken sezonu tanking'e bağlamak, acaba kaz gelecek yer var nasıl olsa deyip bütün tavuk çiftliğini KFC'ye mi satmak oluyor? Gördüğünüz üzere, kurduğumuz cümleler hep soru işareti ile bitiyor çünkü her şey o kadar muallak ki.

Yıllar Yılı Göğüs Gerdim: Philadephia 76'ers




Şimdi de tanking uygulamasını sezonlardır yapan takıma gelsin sıra. Philadephia 76'ers. 2013 senesinde Basketbol Operasyonları Başkanı Sam Hinkie "yeniden yapılanmaya" gittiklerini beyan ettiğinden beri Philly, takım kadrosunu çaylaklar, free agent'lar ve genç yetenekler üzerine kurdu. Amaçları, basına yansıtmak istedikleri şekilde "gelişime açık bir takım kurmak" olsa da, 2013 senesinden beri istisnasız her sene ligde dibe demir atmış bir şekilde geziniyorlar. Bu kimsenin nazarında "gelişmiş" bir takım olarak yer alır mı? Sanmam. Basına yansıttıklarının dışında ise, herkesin, yaptıklarını bildikleri/söyledikleri ama Philly'nin kabul etmediği şey, aslında çok başarılı bir tanking uygulamasıydı. Kötü takım ol, çok kötü takım ol, en iyi draft sıralarını kap, üzerine kurabileceğin kadroyu yetiştir, etraflarına rol oyuncularını serpiştir. Bu düşünceleri onlara kimleri kazandırdı dersiniz? Joel Embiid, Ben Simmons, Dario Saric, Jahlil Okafor ve Nerlens Noel. Takaslarla kenara attıkları draft haklarını saymıyorum bile. 2017 senesi draftında ilk 7'de seçim hakları olmayacağı kesin gibi olmasından ve artık hali hazırda çok yüksek potansiyelli bir kadroları olduğundan, bu sene itibariyle tanking'e son verip gelecek sezon itibariyle gümbür gümbür gelmelerini bekliyorum. Tabii ki bu da benim şahsi düşüncem.

Bindik Bir Alamete: Phoenix Suns





Gelelim tanking'i bu sezon vitrine çıkartıp, tartışmaların odağı haline gelen iki güzide organizasyona. Bu iki kulüpten ilki Phoenix Suns. Takımın bel kemiğini oluşturan üç tecrübeli oyuncudan Eric Bledsoe sezonun son 15 maçında, Tyson Chandler ve Brandon Knight ise All Star arasından beri, alınan karar doğrultusunda, maçlara çıkmıyorlar. Takımın en iyi savunmacısı PJ Tucker takas edildi. Geride kalanlardan Devin Booker ve TJ Warren da şu anda "sakatlar". Dolayısıyla Phoenix Suns'ın ne yaptığını anlamamak için, muhtemelen 1972 yılından beri hiçbir şekilde camdan dışarı bakmamış bir mahalle teyzesi kıvamında saflığa sahip olmak gerekiyor. Şöyle bir örnek verelim, Brooklyn karşısına çıktıkları ilk beşin yaş ortalamaları, kolej liginin en iyi sekiz takımının yedisinin ilk beşinden daha genç bir ortalamaya sahip. Tanking yaptıkları bu süreç içerisinde, yönetim yüz karası Kings'e, Ibaka'sız Magic'e, son 9 maçın sadece birini kazanan Pistons'a, ligin (tanking yapmadan dahi) en kötü takımı Nets'e ve Millsap'ten yoksun Hawks'a yenildiler. Bu serinin sonunda, Suns resmi Twitter hesabının inanılmaz derecede profesyonel tepkisi ise şu oldu:

¯\_(ツ)_/¯

Peki Suns bu durumdan istediği ölçüde yarar sağlayabildi mi/sağlayabilecek mi? Bu süreçte Booker'ın 70 sayılık bir performansı oldu ve bunu başaran 6 kişiden biri. Performansı alkışlamak ile birlikte maçı izleyenlerin fark ettiği bazı şeyler olmuştur. Maç koptuktan sonra Suns, Booker'ın istatistiklerini katlayabilmek için, hücumların kısa kesilmesi adına sürekli foul yaptı ve topu her hücumda inatla Booker'ın eline verdi. Bu bağlamda, bu başarıyı, TD Garden'da 20 yaşında benzer bir performansı sergileyen Jordan ile karşılaştırabiliriz. Bu 70 sayılık performans da dâhil olmak üzere, All Star arasından beri 11.9 sayı ve 9.9 rebound ortalaması tutturan Alan Williams dışında, Suns gençlerinin inanılmaz bir gelişim sergilediğini söylemek zor. Hatta All Star arasından evvel yavaş yavaş kimyası tutmaya başlayan Bledsoe – Booker birlikteliği de, bu son manevra ile daha da ilerleyemeden sonlandırılmış oldu. Dolayısıyla, Suns'ın iddia ettiği ölçüde bir oyuncu gelişimi olduğunu söylemek zor. Ancak ayan beyan ortada olduğundan değinme gereksinimi duymadığımız bir faktör olarak, galibiyet yüzdesi dibe çakılan bir Phoenix Suns var. Bu da, draft piyangosunda ilk üç sırayı teoride neredeyse garantilemiş bir Suns demek.

Gidiyoz Kıyamete: Los Angeles Lakers





Gelelim mevzubahis iki tanking'ci ekipten diğeri olan Los Angeles Lakers'a. Lakers, iş bu makalenin yazıldığı anda, 1 maç fark ile batının en kötü, tüm NBA'in ikinci en kötü takımı durumunda. Şu anda piyangodaki tüm topların yüzde 20'si onların. Bu da, teorik olarak, draft sıralamasında en kötü ihtimalle ikinci sıradaki oyuncuyu seçebilecekleri anlamına geliyor. Peki bu noktaya gelmek için nasıl bir çaba sergilediler? Evet, bu kadar kötü olabilmek için ekstra bir çaba sergilemek gerekiyor.

Aralık ayı başında 10 galibiyet 10 mağlubiyet istatistiğine sahip olan Lakers, aralık ayı başından beri kazandığı her maça karşı tam 3 maç kaybetti. Hücum yerinde sayarken savunma daha da beterleşti. Guard mevkiinde sıkıntı yaşamayan Lakers, uzun oyuncular konusunda sıkıntı yaşayınca, bir şekilde sayı bulabilen ama rakip hücumlara kendi potalarına kadar eşlik eden bir takım çıktı ortaya. Tanking çabasına katkısı olması için Lou Williams'ın takımdan gönderilmesini saymıyorum dahi (sezon sonu gönderilmesi gündemde olan Nick Young var konusu var bir de, "insan gerçekten hayret ediyor"). Kaybetmek için verilen bu çabanın getirisi saha içerisinde alınamıyor besbelli, peki draft hususunda potansiyel getiriler ne ölçüde? 2017 draftında oldukça yetenekli oyuncular olduğu açık, Lonzo Ball'u duymayan kalmadıysa merak etmesin, bir gece ansızın babası kapınızı çalıp size oğlunun Michael Jordan'dan ne kadar iyi olduğunu siz istmeseniz de anlatacaktır. Ball ile birlikte, bu senenin iyi çaylaklarının hemen hemen hepsi guard pozisyonundaki oyuncular. Daha önce de belirttim, tanking, altı doldurulabilir hamleler ile yapıldığında işe yarar bir hamle olabiliyor. Takımınız front court oyuncuları ile dolu iken yine front court oyuncuları dolu olan bir draft'a bel bağlamak, bence verilen (ya da verilmeyen mi desek?) tüm emeklerin heba olmasına sebep olabilir. Anlaşılan bu, Lakers'ın göze aldığı bir kumar.

"Soldiers of Fortune": Tanking ve Oyuncular



Meselenin bir başka boyutu da kaçınılmaz olarak oyuncular. Amacı kaybetmek olan bir takımın parçası olmanın oyuncular üzerindeki etkisi ne ölçüde? Madalyonun aslında iki yüzü var bu konuda. Daha kötü oynamak için oynatılmayan oyunculardansanız, tepkilerden anladığımız kadarıyla karışık duygular içerisinde oluyorsunuz. Suns'ın sezon sonuna kadar oynatmama kararı verdiği oyunculardan olan Bledsoe, bunun gençlerin gelişimi için yararlı bir hareket olduğunu düşünüyor. Bu şekilde düşünmesinin bana göre en önemli nedeni, gelecek sezon planlamasında kendine bir yer görüyor olması. Sezon sonu sözleşmesi bitecek olan ve kendinizi gösterip iyi bir kontrat senesi geçirmek isteyen Tyson Chandler gibi bir oyuncuysanız, bunu sözlerinizle belirtmeseniz de hareketlerinizle ziyadesiyle belli ediyorsunuz. Tavsiyem, eğer görebilirseniz, bir Suns maçında bench'in arkasında gözleriniz Chandler'ı arasın. Onu görüp de "Yahu benim sıkıntılarım da pek dünyeviymiş be!" deme ihtimaliniz bir hayli fazla.

Peki, kaybetmek için sahaya çıkarılan oyuncuların bu konuda görüşleri ne? NBA gibi bir platformda süre alıp kendini gösterebilen hiçbir oyuncunun bu konuda mutsuz olduğu ne görüldü ne de duyuldu. Ancak üzerinize yapışan "takımın geri kalanından daha kötü bir oyuncu olduğu için oynatılıyor" intibaı var. Bu noktada da, bazı ölçeklerde kırılan kalpler olduğunu söylemek olası. "Organizasyonlar tanking yapar, oyuncular asla yapmaz." demiş Brian Scalabrine. Sezon sayı ortalaması bir sezon dışında hiç 4 sayının üstüne çıkmamış bir oyuncu olarak Scalabrine, "daha az kalifiye" oyuncuların da hissettiklerine bir nevi tercüman oluyor. İnsan, doğası gereği rekabetçidir. Kendine denk görebileceği testler ile sınandığında elinden geleni yapmak için evrimsel olarak programlıdır. Nihayetinde, belki biraz kalp kırıklığı ama çokça hırs ile oynuyor tanking yapan takımların oyuncuları. Kenya'lı atletlerin domine ettiği uzun mesafe koşularında Hollanda'lı bir koşucu olmak gibi olsa gerek.

Bu Günleri De Mi Görecektik?: Taraftarlar



Sona yaklaşırken, taraftarlar tanking konusunda ne düşünüyor? HoopsHabit editörü Gerald Bourguet'in twitter sayfasında yayınladığı bir anket var, bu ankette Phoenix taraftarlarına "Tanking konusundan ne kadar hoşnutsunuz?" diye bir soru sormuş. Cevaplar şaşırtıcı. Sadece yüzde 10'luk bir kesim "organizasyonlar hiçbir zaman tanking yapmamalı" derken, yüzde 13'lük bir kısım "artık işin suyu çıktı" diyor. Olaya pozitif bakanlardan yüzde 18'i "baştan beri yapılması gereken bir şeydi" derken taraftarların tamı tamına yüzde 59'u "çekilmesi gereken bir eziyet" olduğu konusunda hemfikir. Bu ne demek oluyor?

Her 4 taraftardan 3'ü tanking'e olumlu yaklaşırken, her 5 taraftardan 3'ü de, bunun aslında can sıkıcı bir şey olduğunu ancak takımın salahiyeti açısından atılması gereken bir adım olduğunu düşünüyor. Yani kısaca "Bari battık, bir işe yarasın" diyorlar.

Sonuç olarak, "kazanmak için elinden geleni yapmamak" dahi, bir plan çerçevesinde yapılmadığı takdirde, garanti gibi gözüken olumlu sonuçları alamama riskini doğuran bir hareket. Tanking yapacağım derken organizasyonun yapısını, takımın ahengini ve belki de olası birkaç senesini çöpe atmak oldukça olası. Burada asıl önemli görev, geniş perspektif sahibi ve uzak görüşlü olması gereken takım menajerlerine, sahiplerine ve organizasyonun diğer görevlilerine düşüyor. Yoksa oyuncular bir şekilde gelip gidiyor, taraftarlar bir şekilde kızılcık şerbeti içip bağırlarına birkaç sene taş basabiliyor. Tüm mesele, takımı Harlem Globetrotters yapacağız derken Washington Generals yapmamakta.

(Washington Generals, Harlem Globetrotters'a karşı aldığı sayısız mağlubiyet serisi ile tanınır. En son galibiyetini 1971'de alan Generals, Globetrotters'a karşı 6 maç kazanırken yaklaşık 13.000 maç kaybetmiştir.)



Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021