İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 27,500 görüntülenme Açan BiA ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#229 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 29.06.2022 14:31

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

NBA Tarihinin En Genç MVP'si!


Evet, çok değil bundan 7 sezon önce Bulls forması giyen 22 yaşındaki bir genç, 2010-2011 sezonunda mükemmel bir performans sergileyip NBA tarihinin en genç MVP'si olmuştu. Bahsettiğim ismi tanıdınız sanırım, Derrick Rose. MVP olduğu sezonki performansı: 25.0 sayı 7.7 asist 3.4 ribaunt 1.0 top çalma





Derrick Rose'un doğduğu ve hayatı öğrendiği Englewood bölgesi, istatistiklere baktığım zaman suç oranı en yüksek yerlerden biri. Sizlerin de bildiği gibi, bu tarz muhitlerde yetişen insanların yeteneklerini erken zamanda kaybetmeye alışkın bir şehirde, Rose ailesi bu gencin hayatına sahip çıkmak için etrafını duvarla örmek zorundaydı.

Rose'un annesi sokaktaki tehlikeli işlere karşı (uyuşturucu satıcıları-silah satıcıları) kendisini siper ederken, ağabeyleri de ona uygun bir menajer bulmak için dikkatleri üzerilerine çekmeyi tercih etti.

Rose, ailesinin etrafına koza ördüğü ortamda parkeye tamamen odaklanabildi ve 2008 NBA Draft'ının ilk sırasından, doğduğu şehrin takımı olan Bulls tarafından seçilmiş oldu. Onu birinci sıradan draft eden ekip, onun muazzam atletizmini, bir oyun kurucu pozisyonu için inanılmaz yüksek patlayacılığını bilerek seçti ve ondan gelecek başarı için fazla beklemedi. Önce yılın çaylağı ödülünü kapan, sonrasında 2010 senesinde yedek olarak All-Star seçilen Rose, NBA'deki üçüncü sezonunda da ligin en genç MVP'si olmayı başardı. Amerika'nın en büyük şehirlerinden birisi olan Chicago'yu, Jordan faktöründen beri bu denli heyecanlandıran bir oyuncu gelmemişti. Onu çevreleyen koza gitgide büyüyor, taraftar, yönetim, adeta tüm şehir evladını korumaya çalışıyordu. O zamanın otoriterlerine göre Rose, şüphesiz Majesteleri'nin ardından Bulls'u tekrardan zirveye çıkartabilecek isim olarak görülüyordu.

Kariyerinin zirvesine çıktığı zamanlarda bile Rose'u kendisiyle aynı seviyede bulunan oyunculardan ayırdığı bir karakteristik özelliği vardı; onu tanıyanlar, onu ligin en alçakgönüllü süperstarı olarak belirtiyordu. Aslında bazı ipucular vardı: Derrick, ilgi denen olguyu hiçbir zaman sevememişti. En başlarda ilgiden uzakta kalmak kolaydı, yukarıda belirttiğim gibi ağabeyleri bu işi hallediyordu. Fakat sizlerin de bildiği üzere tüm dünyadan insanın takip ettiği NBA'de, bu kadar iyi bir performans sergileyen bir oyuncuyu ilgiden mahrum bırakmak hiç de olası değildi. MVP ödülünü kazandıktan sonra bile soyunma odasında onu bekleyen basın ekibini görünce bir açıklamasında 'Bu olay benim için çok fazlaydı, başa çıkamadım.' diyordu ve böyle durumlarda salondan arka kapıyı kullanarak çıktığını söylüyordu. Bu olayın onu ne kadar etkilediğine dair bizlere o zamanlardan sinyal veren Rose, 2012 senesinde GQ dergisinden Will Leitch'e şöyle bir söz söylemişti:

Bu hayat, karakterime hiç uymuyor.



Evet, kazanmak, başarıya ulaşmak, birçok yaranın kapatılmasına destek sağlar. Ancak işler yokuş aşağı gitmeye başladığında, o yaralarda da açılmalar ve derinden kanamalar başlar. Rose'un zirve yolculuğu da 2012 senesinin play-off 1.turunda 76ers'a karşı oynadıkları maçta yaşamış olduğu sol ön çapraz bağ sakatlığıyla son bulmuş oldu. Bir sonraki sezonu komple kaçırdıktan sonra, çapraz bağ ve menisküs olmak üzere sakatlıklar silsilesi peşini bırakmadı. Diz sakatlıkları, Rose'u özel kılan atletizmi, patlayıcılığı, seriliğini ve en önemlisi şehrini de alıp götürdü. Onun yaşadığı bu sakatlıklar sadece kader-şans faktörüyle mi alakalıydı yoksa kusurlu olduğu taraf da var mıydı? Rose'un yaşadığı sakatlıkların sebebini bilimsel olarak araştıran ve onun hatalı olduğu kısımları gösteren bir videoyu sizlerle paylaşıyorum.

Zaten ilgiden hoşlanmayan Rose, Bulls'tan ayrıldıktan sonra ilk olarak en büyük medya ilgisi olan Knicks'e, sonra da ligin en büyük yıldızı LeBron James'in yanına düştü. Gazetelerde, radyolarda, internet üzerinde o gün övgü dolu bir olay gerçekleşse dahi Rose için artık her yerde eleştiri yığını vardı.

Bahsettiğim olayları bir arada değerlendirince, yaşanmışlıkları, şanssızlıkları bir yerde toplayınca geçtiğimiz ay henüz 29 yaşında Rose'un emekliliğini düşünmemesine pek de şaşmamalı. Hangi birimiz, herhangi bir alanda-departmanda zirveyi gördükten sonra aniden gerçekleşen keskin bir düşüşü hiçbir şey olmamış gibi karşılayabiliriz? Yazarımız Emre Ersun Uysal'ın dediği gibi, "Ne kadar yüksekteysen, o kadar çok düşersin." mottosu adeta Derrick Rose için söylenmiş bir söz.

MVP ödülünün sahibi olup Hall of Fame kulübüne -bence- giremeyecek bir oyuncu olmak, hazmedilecek bir şey değil.

Fakat en azından, ufacık bir boş alan gördüğünde korkusuzca çembere yönelen, bugün Westbrook ile özdeşleşmiş 'patlayacılık' özelliğinin en naif, en istisnai örneklerini inanılmaz turnikelerle ve smaçlarla bitiren Rose, çöküşüyle değil de yükselişiyle hatırlanmayı hak ediyor. Rose için ikna olmayanları, "Abartma o kadar da değildi" diyenleri aşağıya Rose'un MVP olduğu sene yaptıklarını derleyen bir videoyla sizleri baş başa bırakıyorum.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#230 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 29.06.2022 14:35

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Yıldız Rapçilerin Yıldız Oyuncular Hakkında Söylediği Sözler


Basketbol ve Rap müzik arasındaki yakın ilişki herkes tarafından biliniyor. Bizler de daha önceki yazılarımızda yeri geldiğinde bu konuya sıkça değindik. Rap müzik, atletlerin hayatlarında öylesine önemli bir yere sahip ki; oyuncular antrenmanlarda olsun, maç öncesinde olsun sıklıkla rap müzik dinleyerek kendilerini motive ediyorlar. E tabii özel hayatlarında da fazlasıyla dinledikleri aşikâr, hatta bazısı amatör olarak da olsa bu müziği yapıyor bile. Peki, bu ilişki sizce tek taraflı mı böyle? Tabii ki de hayır. Rap müzik sanatçılarının birçoğunun favori sporu da basketbol doğal olarak. Ve şarkı sözlerinde de bol bol basketbol oyuncularından bahsediyorlar. Ben de bugün sizlere hangi rapçi, hangi yıldızdan, hangi şarkısında, nasıl söz etmiş, ondan bahsedeceğim. Hazırsanız rap müzik dünyasında adı en çok geçen oyuncudan başlayalım.

LeBron James




"I ball hard like LeBron James
And Rozay D-Wade ni**a"
Meek Mill ft. Rick Ross – "Believe It"

(Burada Meek Mill, kendisi ve Rick Ross'un tıpkı Wade ve LeBron gibi iyi bir ikili olduğundan bahsediyor.)
"Went from most hated to the champion god flow
I guess that's a feeling only me and LeBron know"
Kanye West – "New God Flow"

(Kanye ise burada kendisini rap dünyasının LeBronu olarak görüyor. En nefret edilen ama aynı zamanda en iyisi.)
I'm on my King James sh*t, I'm tryin' to win here again"
Drake – "5AM in Toronto"

(Bu şarkı ilk yayınlandığında LeBron, Miami ile ilk şampiyonluğunu kazanmış ve sonrasındaki sezon Heat tarihinin en uzun yenilmezlik serisine önderlik ediyordu ve ikinci şampiyonluk için büyük favoriydi. Burada Drake kendisinin de LeBron gibi asla durmayacağını ve daha fazla başarı kazanmak için çabalayacağını belirtiyor.)


Stephen Curry


"This shit a mothafu***n' lay up
I been Steph Curry with the shot"
Drake – "0 to 100 / The Catch Up"(Drake burada ise; Steph Curry şut atma da ne ise ben de rap dünyasında oyum mesajını veriyor.)
"Bad bi*ch stop and poppin' like Steph Curry"
Lil Wayne – "Fat Albert"

(Weezy burada Curry'nin koşuyu bir anda kesip hiç beklenmedik bir anda şut atma özelliğine dem vuruyor.)
"Uh, I'm Steph Curry in the Clutch
Take a shot of this Royal Elite and go all the way up"
Fat Joe – "All The Way Up(Remix)"

(Curry Clutch zamanlarda neyse ben de oyum diyor Fat Joe. En önemli anda çıkar dağıtırım ortalığı minvalinde.)


Dwyane Wade





"You could catch me courtside in Dwyane Wade house
With a high yellow thick bit*h with her legs out"
Lil Wayne – "I Don't Like The Look Of It"

(Wade'in en büyük mottosu belki de "This is my house" sözüdür. Lil Wayne de Heat maçlarına gitmeyi çok seven bir rapçi. Wade'in evinde yani; Miami Heat'in sahası American Airlines Arena'da beni sık sık görebilirsiniz diyor burada.)
"Open my eyes, yes sir this is what I'm made for
To go hard in the paint like D. Wade or D. Rose"
Common – "Blue Sky"

(Şarkının ilk çıktığı zamanlar şut atmak henüz bu kadar büyük bir öneme sahip değildi. Wade ve Rose gibi yıldızlar inanılmaz delici penetreler yaparak izleyenlerin aklını başından alırdı. İşte burada Common bundan bahsediyor.)
"In two years Dwayne Wayne became Dwyane Wade"
Kanye West – "The Glory"



(Şarkı 2007 yılında piyasa sürüldü ve Wade henüz ilk şampiyonluğunu kazanalı 1 yıl olmuştu. İşte burada Kanye, Wade'in 3 yıl zarfında nasıl kendinden en çok söz ettiren basketbolculardan biri olduğuna değiniyor.)

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#233 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 02.07.2022 20:56

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Yaz kampında yeni sezonun hazırlıklarına başlayan Chicago Bulls, Nicola Mirotic'i ilk beşte denemiş ve ondan yeterli verimi elde edememişti. Koç Fred Hoiberg, Mirotic'in kenardan gelmesini,  oyuna dahil olan ikinci ekibin sürükleyicisi olmasında karar kılmıştı. Mirotic'in ilk beşte yer almasını şiddetle savunan Rajon Rondo ile Bulls teknik ekibinin arasındaki sürtüşmeler, henüz sezon başlamadan kıvılcımlar çıkarmaya başlamıştı bile.

Mirotic gibi bir dış tehdit olmadan oyunu geniş alanlara nasıl yayabilirlerdi? Gibson ve Lopez ikilisiyle boyalı alan çok kalabalık olmaz mıydı? Özellike içeri penetre etmekle ünlü Wade ve Butler gibi süperstarları varken.

Detroit deplasmanında, Jim Boylen (yardımcı koç – oyuncuların dakikalarını ayarlayan kişi) tarafından erkenden kenara alınan Rondo sinirli bir şekilde benchin soğuk koltuklarının birine oturuyor, enerji içeceğini yudumlarken de Fred Hoiberg'e sesli sezsiz giydiriyordu. Tekrar oyuna girmek için çağırıldığında, boynundaki havluyu Boylen'in suratına fırlatan Rondo, Hoiberg'ün yanından geçerken de koçunun direktiflerini umursamadan oyuna tekrar dahil oluyordu.

Havlu fırlatma olayı her ne kadar kanıtlanmasada, Rondo ve Bulls teknik ekibi bu yaşananları inkar etmiyor. Zaten Rajon Rondo'nun geçmişine baktığımızda ondan bu tür davranışları – hatta daha ciddilerini – görmüştük.



2011'in Mayıs ayında, Boston Celtics – Miami Heat eşlemesinde, Heat seride 2-0 öndeydi. Normalde koç Doc Rivers, Rondo'nun sınırlarını sürekli zorlardı. Ancak serinin 3. maçı öncesi takım toplantısında Doc Rivers acımaz bir şekilde genç oyun kurucusunun üzerine gidiyordu. 50 inçlik bir televizyonda Rondo'nun tüm hatalarını ve yapması gerekenleri argo bir dille işaret eden koç, uyuyan bir aslanı uyandırdığının farkında değildi.

Kevin Garnett o anlar için "Ortam çok gergindi fakat, Doc Shorty'i  (Garnett'in Rondo'ya taktığı lakap) zorlamaya devam ediyordu. Gerçekten ortam çok gergindi" diyor.

Elindeki su şişesini televizyona fırlatan Rondo, etrafındaki eşyaları da tekmeleye başladı. Doc Rivers'ın tam yanındaki 50inçlik televizyon yere düşmesiyle beraber parçalara ayrıldı ve koç ses tellerinin sınırlarını zorlayarak "Rondo, DIŞARI ÇIK!!" diye bağırdı.

Kevin Garnett'in kolları arasında odayı zor olsa da terkeden Rondo, gözlerinden alev saçıyordu. Garnett'e "Bana bir saniye ver" diyip, Garnett'in kollarından kendini kurtaran Rondo, odaya doğru  tekrar koşmaya başladı. İşte tam o anda Boston Celtics ile ikinci bir şampiyonluk şansınında kendisinden uzaklaştığını farketti Garnett. Aynı, odaya doğru attığı her adımda gözden kaybolan Rajon Rondo gibi.

Lisenin ilk yılında, geometri dersi alan Rondo, derslere kitap getirmemesi, ödev yapmaması ve sınıfta uyuması ile ün kazanmıştı. Onu uyandıran tek kişi geometri öğretmeni Doug Bibby olurdu. Genç öğrencisini tatlı-sert biçimde uyandıran öğretmen, tahtadaki soruları da çözmesini isterdi. İsteksizce tahtaya doğru ayaklarını sürüyen Rondo, tüm hepsini bir çırpıda çözüp yerine otururdu.

Doug Bibby aynı zamanda lise basketbol takımının baş antrenörüydü. Rajon Rondo ise yardımcı antrenörünün sağ kolu. Birlikte sürekli maçın kasetlerini izlerler ve yeni setler, taktikler üretirlerdi. Lakin Bibby, maç esnasında uygulamasını istediği şeylerin Rondo tarafından görmezden gelinmesi yüzünden, onu bolca kenarda oturturdu.

Bunu her yaptığında Rondo'ya "Ben maçı izliyorum, beni dinlemesin" diyordu, Rondo ise hazır cevap bir şekilde "Ben de oyunun içindeyim, oyunu hissediyorum" diye cevaplıyordu.

Her ne kadar onun oyun bilgisine saygı duysada, Bibby Rondo'ya geometriden D (bizim sistemimizde 45 puan) verdi. Belki aklı başına gelir diye.



2015'in Şubat ayında, Dallas Mavericks ile Toronto Raptors karşılaşmasında, Mavs üçüncü çeyreğin başında 9 sayı gerideydi. Rajon Rondo iki ay önce Dallas Mavericks'e katılmıştı ve Dallas, Rondo öncesi 19 galibiyet 8 mağlubiyet almıştı ve ligin en iyi hücum eden takımıydı. Rondo sonrası 19 galibiyete 11 yenilgiyle ulaşan Dallas, Rondo sahada değilken de daha iyi hücum ediyordu. Ek olarak Rondo boyalı alanın dışında %30,9 isabet yüzdesiyle çaylak sezonundan bu yana en kötü sezonunu geçiriyordu. Serbest atış çizgisinden de %31 ile isabet bulan Rondo, bu alanda da kariyerinin dibindeydi.

Maça dönecek olursak, üçüncü çeyreğin ortasında topu koçu Rick Carlisle'nun olduğu yerden uzaklara -bilerek- süren Rondo, koçunun oyun direktiflerini, tüm takımın ve taraftarların önünde görmezden gelerek çizgiyi aşmıştı. Elleriyle, hakemlere mola alma işareti yapıp parkeye fırlayan koçuna sinirlenen Rondo "SAHADA YAPILACAKLARI BEN SÖYLERİM!" diye bağırdı. Carlisle ise ondan arda kalmaz bir şekilde "YERİNE OTUR VE CEVAP VERME" diye kükredi oyun kurucusuna.

Rondo maç boyunca bir daha oyuna girmedi ve Mavericks'in bir sonraki maçında da teknik ekip tarafından cezalandırılarak oynatılmadı.

Mavericks teknik ekibinin farkedemedikleri şey ise: Rajon Rondo'yu cezalarla terbiye edeyemecekleriydi.

"Rondo ona ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hoşlanmazdı. Yanlış anlamayın; koçlarının onu yönlendirmesine karşı çıkmazdı fakat, ona koçluk etmek istiyorsanız, ne dediğinizi harfi harfine bilmeniz gerekir. Bilseniz dahi size meydan okur. Asıl soru ise:
Rondo bu davranışları sergileyecek kadar iyi bir oyuncu mu?"
– Celtics Genel Menajeri Danny Ainge (Rondo'yu Dallas'a takaslayan kişi)

Kalabalık bir sınıfta olduğunuz hayal edin. Bildiğiniz üzere her çocuğun ayrı bir öğrenme hızı vardır.  Kimisi yavaş kimisi de diğerlerine göre hızlı öğrenir. Bir tane de o gıcık olduğunuz, hiç ders çalışmadan hep yüksek notlar alan o zeki çocuk vardır. O çocuğun odaklanması ve gelişmesi için, öğretmenlerin onun için farklı yollar, farklı teknikler üretmesi gerekir. İşte o çocuk Rajon Rondo.

Öğretmenlerin bu özel çocuklarla verdiği sınavın aynısını, koçlar da Rajon Rondo ile vermesi gerekti yıllar boyunca. Çünkü bir süre sonra Rondo, koçlarının seviyesine ister istemez yetişecek. Ve koçlarını geride bıraktığındaysa, söz dinlemez ve bildiğini okur bir hale bürünecekti.

Rajon Rondo sadece parkede böyle biri değil. Mantıksız bulduğu herşeyden uzaklaşan bir yapısı var Rondo'nun. Örnek vermek gerekirse; Denzel Washington'ın başrolünü üstlendiği The Equalizer filminde, Denzel'in polisin numarasını nasıl aldığına mantıklı bir açıklama bulamayan Rondo, anlamak için filmi tekrar izler ve midesi kaldırmaz. Bir daha izlememek üzere de filmi çöpe atar.

Bir diğer tiksindiği şey ise, takım antremanlarında bir seti sürekli tekrar etmekti. Setin tüm dinamiklerini kavramak için ona bir tekrar yeterliydi. O zamanki Celtics takımının asistan koçu – şuan Minnesota Timberwolves'u çalıştıran – Tom Thibodeau bunu farkedince, Rondo ile bolca rakip takımların kasetlerini izlemeye başladı. Thibodeau ile video odasında geçirilen bir kaç günün ardındandan Rondo tekrar huzursuzluk çıkardı. Kaset izleme işini sadece antremanlarla kısıtlamayan, karşılacakları rakiplerin kasetlerini evinde saatlerce izleyen Rondo, antremanlarda ve video odasında da onun zekasını zorlayacak şeyleri bulamama sıkıntısıyla tekrar baş başa kaldı.

Huzursuz oyun kurucusuna yeni zorluklar bulmak isteyen Doc Rivers, ona 100 sayfalık Atlanta Hawks'ın tüm setlerinin ve oyunlarının olduğu dosyayı verir. Ertesi günse, Rondo koçunun karşısına geçer ve meydan okurcasına "Sınava hazırım" der. Şaşıran ve Rondo'nun bir gecede tüm setleri ezberlemesine imkan tanımayan Rivers, dosyada olmayan – hileli – bir soru sorar. İlk anda yıldırım çarpmışa dönen Rondo, hemen kendine gelir ve "Dosyada böyle bir şey yoktu, yalan söylüyorsun!" diyerek, koçunun küçük blöfünü savuşturur.

2008 playoff serisinde Atlanta Hawks'ın tüm setlerini durduran Celtics, rakiplerini de yeni veya kullanılmamış planlarını uygulatmaya zorluyordu. Sezonda belki 5 veya 10 kez oynadıkları oyunu kenardan takımına işaret eden Mike Woodson, Celtics'in nasıl karşılık vereceğini beklemeye koyuldu. Ancak faul çizgisi üzerinden daire çizip potaya doğru yönelen Joe Johnson'ı gören Rondo "BACKSCREEN, BACKSCREEN!!" * diye bağırmaya başladı. Celtics uzunları pota altında Joe Johnson'ı sıkıştırmaya başladıklarında, Mike Bibby ve Mike Woodson göz göze geldiler. Akıllarındaki tek soru ise:

"Rondo bunu nasıl bilebildi?"



* Backscreen: Potaya yönelen oyuncunun savunmacısına arkadan yapılan bir perdedir.



Takımın ikinci bir koçu, eksiksiz rakip analizi, şampiyonluk yüzüğü... Doc Rivers ile Rajon Rondo arasında ne ters gidebilirdi ki?

Yıllarca Doc Rivers'ın Boston şehrinden ayrılışını Rondo ile bağlantılı olduğunu savunmuştu yerel medya. Saha içine göz gezdirdiğinizde de medyaya hak verip, Rivers ile Rondo'nun mükemmel bir çift olduğunu söylemezdiniz. Her mola sonrası birbirlerine bağırır, maç kazanıldığındaysa soğuk bir şekilde el sıkışırlardı.

Yıllar sonra Boston şehrinden ayrılmasının Rondo ile alakası olmadığını medyaya anlatan Rivers, Rondo'nun asıl sorununa da değiniyor.

"Bizim aramızdaki tüm anlaşmazlık; Rondo'nun sürekli kendisini de rakibi gibi görmesiydi. Demek istediğim rakiplerininde kendisi gibi olduğunu varsayardı. Rakip oyuncularının da bizim setlerimizi saatlerce çalıştıklarını düşünürdü. O yüzden kenardan oynanması gereken oyunu bağırdığımda; Rondo oyunu harfi harfine uygulamazdı, her zaman biraz değiştirirdi. Neden değiştirdin diye sorduğumda, karşı hamle yapabilirlerdi bende ne olur ne olmaz biraz değiştirdim derdi. Rondo'nun anlaması gerek tek şey: bir oyunu ilk başta çizildiği gibi oynamak, rakipten karşı bir hamle geldiğinde değiştirmek."

Rondo'nun zekası ona verilmiş bir lütuf olduğu kadar, aslında onun lanetiydi.

Hayatı boyunca, yeni zorluklara ihtiyaç duydu Rondo. 2009 yılında Dwight Howard'ı sanki orada yokmuşçasına vurduğu smaç bile aslında bir nevi iddaa sonucuydu. Celtics teknik ekibinden bir asistan koç ona bunu yapamayacağını söylemişti. Bir diğer asistan ise, 50 serbest atıştan 49unu çemberden geçirebilir misin? diye sormuştu. Rondo bu soruya sinirlenmiş ve "Bir şeyi yapamayacağımı düşünüyorsan, bana meydan oku" diye cevaplamıştı. Aklına koyduğu herşeyi yapabilirdi Rondo, hatta kendi özel istatistikçisine "İstersem her maç triple-double yapabilirim" demişti.

Basketbol sahasını bir satranç tahtası gibi gören Rondo, rakiplerininde hamlelerini önceden sezebiliyor. Matematik ile basketbolun birleşiminden oluşan bu tehlikeli karışım sayesinde, rakiplerini kitap gibi okuyan Rondo, işlerin kızıştığı playofflarda bile, boy dezantajı olmasına rağmen LeBron James'in üzerine sayısız kez bir karabasan gibi çökmüştü. Linsanity zamanlarında da Jeremy Lin'e nefes aldırmamış, maçın ardından da Celtics asistanı Jamie Young, Rondo'nun defansif performansı üzerine şu sözleri eklemişti "O basit bir matematik değil, adeta bir trigonometri."

'' Tüm oyunları ve setleri biliyor, iki-üç hamle sonrasını görebiliyor. İnanılmaz derecede zeki ''
– Kobe Bryant (Celtics-Lakers serisi sonrası Rajon Rondo hakkındaki düşünceleri)

Chicago Bulls teknik ekibi ile Rajon Rondo arasındaki sorunlar zaman geçtikçe de tatlıya bağlanacak gibi gözükmüyor. Bu konu hakkında geçtiğimiz günlerde konuşan Rondo, teknik ekibin ona '' seni kendinden kurtarmak için oynatmıyoruz '' dediğini söyledi medya mensuplarına. Rondo'ya anlamsız ve mantıksız gelen bu açıklamalar, onu Bulls organizasyonundan daha da soğumasına sebep olmuş olabilir. Çünkü, bildiğiniz üzere ona mantıksız gelen herşeyden uzaklaşan bir yapısı var Rondo'nun.

Takıma dahil olduğundan beri inişli-çıkışlı bir performans gösterdi Rondo. Cleveland'a karşı triple-double yapıp, takımını galibiyete götürmüş, ertesi akşam Dallas deplasmanında yokları oynamıştı. Sanırım Bulls teknik ekibiyle Rondo arasındaki kıvılcımlar Dallas deplasmanında alev aldı. Ardından Portland'a da boyun eğen Bulls, ertesi gün Rondo ile teknik ekibin arasındaki sorunları gün ışığına çıkaran Detroit deplasmanına adım attı. İşin ucuda, havlu olayıyla beraber burda kaçtı.

Bu olaydan sonra, Dallas Mavericks'in çizdiği yolun aynısını çizmeye karar verdi Bulls ekibi. Rondo'ya bir maç ceza verildi ve cezanın ardından kenarda oturtulması kararlaştırıldı. Nedense, ne Fred Hoiberg ne de Rick Carlisle, Rondo'ya Doc Rivers'ın yaklaştığı gibi yaklaşmadı.

"Onun muhalif bir yapısı var. Bunu daha geldiği ilk gün anlamıştım. Bazı setlerden sonra bana "Neden bunu böyle yapıyoruz?" diye sorardı. Bazen cevap verir "Sen nasıl yapmak istersin?" derdim. İfadesiz bir şekilde 'Hayır, hayır.. yaptığımız şeyi sevdim, sadece soruyorum' derdi. İşte karşınızda Rajon Rondo.''
– Doc Rivers

Belkide Rondo yeni bir zorluk bulamadı veya önüne kimse zorluk koymadı. Belkide veteranların olduğu, yani başarıya doymuş oyunculardan kurulu kadrolarda onun fikirleri görmezden gelindi. Veya Doc Rivers ve Boston Celtics, Rondo için biçilmiş kaftandı. Hem oyun kurucularını sürekli zorlayan Doc Rivers, hemde şampiyonluğa aç kurtlar gibi saldıran Hall of Famerlara sahipti Celtics.

Benim fikrim ise: Doc Rivers dışındaki tüm koçlar, sahada ikinci bir koç olması fikrine hiç sıcak yaklaşmadılar. Onlar oyunu izliyor olabilirlerdi, ancak Rondo oyunu hissediyordu. Aynı Shorty'nin de dediği gibi,

''Eğer sahada iki koç birden olursa, fikir ayrılıklarına düşmeniz kaçınılmazdır.''
– Rajon Rondo

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#236 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 04.07.2022 12:46

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Phil Jackson'un Başarı Hikayesi


The Last Dance belgeseli ile birlikte tekrar gündeme gelen bir isim: Phil Jackson. Oyunculuğunda iyi bir yan parça, koçluk kariyerinde efsane bir isim ve sonrasında berbat bir kulüp başkanı oldu. Bütün bu özelliklerin tek bir vücutta bulmuş hali Phil Jackson. Kızılderili ve Uzak Doğu kültürünü benimsemesiyle "The Zen Master" lakabını aldı. Koç olarak 11 tane, oyuncu olarak 2 tane olmak üzere toplamda yaşadığı 13 şampiyonlukla adeta yüzük canavarı oldu. Oyunculuğunda benimsediği hippi yaşam tarzı onun uzun süre koçluk yapmasına engel olsa da önce Chicago Bulls, sonra da Los Angeles Lakers'ta kazandığı şampiyonluklarla efsane bir isim olmayı başardı. Her Şey NBA ailesi olarak bu yazımızda hayat yolculuğuna çıkacağımız isim Phil Jackson. İyi okumalar!

NBA Öncesi Hayatı


Phil Jackson, 17 Eylül 1945'te muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak Montana'da dünyaya geldi. Her pazar gününü kilisede geçirirdi, çünkü kilisede sabahları babası, akşamları ise annesi din görevlisi olarak vaaz veriyordu. Babası, kilise başkanlığına atandıktan sonra Phil'in üstündeki aile baskısı daha da arttı. Ailede sinemaya gidilmez, televizyon seyredilmez, dans edilmezdi. Phil, ilk filmini lise çağlarında gitti, ilk dansını da lise mezuniyet töreninde yaptı. Bazen dedesinin işlettiği pansiyona giderdi. Pansiyonda tanıştığı bir Kızılderili aile sayesinde Kızılderili kültürünü öğrendi. Lisede diğer çocuklar gibi yapabildiği tek etkinlik spordu. Lisede hem basketbol, hem Amerikan futbolu, hem de beyzbol oynadı.

Phil, lise yıllarında beyzboldaki başarısı ile birçok koçun dikkatini çekmeyi başardı. Gelecekte NBA koçu olacak olan ve o dönemde beyzbol antrenörlüğü yapan Bill Fitch'in listesinde de yer bulmayı başardı. Fitch, 1962 yılında Kuzey Dakota Üniversitesi basketbol koçluğuna getirilince işler değişti. Fitch bu sırada Phil'in basketbola yeteneği olduğunu düşündü . Onu, Kuzey Dakota Basketbol Takımı'na dahil etmeyi düşündü. Bu nedenle, bir akşam Phil'i akşam yemeğine davet etti. Fitch ile birlikte yedikleri akşam yemeğinden sonra Phil, onun takımında basketbol oynamayı kabul etti. Kuzey Dakota Üniversitesinde birinci ve ikinci senesinde iyi işler çıkaran Jackson, iki NCAA sezonunda da takımını Final-Four'a çıkarmayı başardı. Kuzey Dakota şampiyonayı sırasıyla 3. sırada ve 4. sırada bitirdi. İki yıl boyunca dörtlü finallerde Walt Fraizer'lı Southern Illinois takımına kaybettiler.

NBA Kariyeri




Phil Jackson, 1967 NBA seçmelerinde New York Knicks tarafından 2. tur 17. sıradan seçildi. Jackson, oyunculuk kariyerinde sert oynamayı seven bir savunma oyuncusuydu. Çok faul yapması ve çılgın kişiliğiyle Dennis Rodman'ın geçmişteki karşılığı gibiydi. 1975'te en çok faul yapan oyuncu oldu. 1970 ve 1973 yıllarında New York Knicks ile iki şampiyonluk kazanmayı başardı. 1978'te Nets'e transfer olan Jackson, hem oyuncu hem yardımcı koç olarak anlaştı. Yardımcı koç olarak, koçluk kariyerine de ilk adımı atmış oldu. Kariyerini 6.7 sayı, 4.3 ribaund, 1.1 asist ile tamamlayan Jackson, oyunculuğunun yanında kitaplara da çok düşkünlüğü ile bilinirdi. 1970'li yıllarda Charles Rosen ile birlikte "Maverick: More Than A Game" kitabını yazdı. Bu kitapta Phil Jackson LSD'yi ara ara kullandığını, bunu da basketbolun iç yüzünü anlamak için yaptığını yazıyordu. Hippi yaşam tarzını benimseyen Jackson, bazen LSD kullanıp Los Angeles'ta kendini aslan zannedip bir plajda kükrüyordu. Bu kitabındaki yazdığı satırlardan dolayı NBA'de uzun bir süre iş bulamadı. 7 yıl boyunca NBA'den uzak kaldı.

Koçluk Kariyeri




Phil Jackson koçluk kariyerine hem NCAA takımlarında Albany hem de Porto Riko Ligi'nde takım çalıştırmayla başladı. Porto Riko Süper Ligi'nde Isabella takımı ile anlaştı. Porto Riko ligi yazın oynandığı için kış ve bahar aylarında NCAA'de yaz aylarında ise Porto Riko'da zamanını geçiriyordu. Porto Riko liginde sert bir oyun ve iki günde bir maç oluyordu. Jackson bir röportajında, Porto Riko'da küçük kasabalar arasında husumetler olduğunu ve bu yüzden kasaba çıkışlarında çılgın taraftarların yolda ateşler yaktığını ve arabasına taşlar atıldığını söylüyordu. Porto Riko'da rakip taraftarlar uğursuzluk getirdiğini düşündüğünden dolayı mezarlıkta tavuk öldürüp kanını deplasman takımının oturacağı yere döküyorlardı. Bu şartlara rağmen Jackson, 1984 yılında hem Albany takımını NCAA şampiyonu, hem de Isabella takımını Porto Riko şampiyonu yapmayı başardı. Bu başarılar Jackson'ı ilerleyen yıllarda iyi bir koç olacağı sinyallerini vermişti.

Bu başarıları ile Chicago Bulls'un patronu Jerry Krause'un radarına girmeyi başardı. 1987 yılında koç Doug Collins'in yardımcısı olarak göreve başladı. Bulls'ta Doug Collins, diğer bir yardımcı koç olan Tex Winter'ın geliştirdiği üçgen hücum taktiğini reddederek topu daha çok Michael Jordan'a veriyordu. Jerry Crause, Collins'e Tex Winter'ın sözünü daha çok dinlemesini söyledi. Buna kulak asmayan Collins, topu Michael Jordan'a daha çok verme taktiğine devam ediyordu. Bunu gören Krause, Phil Jackson'un daha iyi anlaştığı Tex Winter ile üçgen hücumu kuracağına inandı. 1989 yılında Doug Collins'in görevine son verip yerine Phil Jackson'u getirdi.



Doug Collins'in yaklaşımı daha çok Michael Jordan odaklıyken, Phil Jackson'un yaklaşımı daha çok takım odaklıydı. Jackson, Winter ile birlikte üçgen hücum taktiğini kurdu. Bu taktik takımdaki bütün oyunculara topa değme imkanını sundu. Böylece rakip oyuncuların Jordan üzerinde yoğunlaşmasını engelleyecek ve ona özel savunma taktiklerini yıkacaktı. Üçgen hücumla birlikte Scottie Pippen, oyununu geliştirme imkanı buldu. Jackson topu Jordan'ın elinden almıştı. 1990 yılı, Doğu Konferansı Finalleri'nde Pistons'ı yenmeye en çok yaklaştıkları yıl oldu. Scottie Pippen'ın migrenine rağmen seriyi 7. maça götürmeyi başaran Bulls, seriyi kaybetti. Bu mağlubiyet önümüzdeki sezonlar için Bulls adına en büyük motivasyon kaynağı oldu. 1991'de Pistons'ı 4-0 süpürerek finale çıkan Bulls, finalde Lakers'ı 4-1 ile geçerek ilk şampiyonluğuna uzandı. Ardından Trail Blazers'ı 4-2 ve Suns'ı 4-2 geçerek üst üste 3 şampiyonluk kazanan Jackson, üçgen hücumun meyvelerini toplamayı başardı.



1993 yılında Jordan emekli olduğunu açıklayıp beyzbol oynamaya başladı. Bu sırada Jackson, Bulls takım koçluğu görevine devam etti. 1994 playoff'larında Bulls ile Knicks arasındaki oynanan 3. maçta, maç sonu topunu Scottie Pippen yerine Toni Kukoc'a verdi. Bu hamlesi Scottie Pippen tarafından tepki aldı ve Pippen oyuna girmeme kararı aldı. Kukoc son topu sayıya çevirince Bulls maçı kazandı. Bu hamlesi ile Phil Jackson doğru adımı attığını herkese gösterdi. 1995'te basketbola tekrar dönme kararı alan Jordan ile birlikte Rodman hamlesi yapıldı. Jackson'un en büyük yeteneği bütün yıldızları tek bir çatı altında kontrol edebilmesiydi. 1996-1998 yılları arasında 3 kez art arda şampiyonluklar kazanan Bulls ve Jackson toplam 6. zaferini elde etti. 1997-1998 sezonuna girerken Jerry Krause'ın yaptığı "Bu sezon takımı 82-0 dereceyle bitirse dahi, sezon sonunda Jackson ile yolları ayıracağız" açıklaması, Jackson'un artık istenmediği yerde durmayacağını gösterdi.




1999 yılını pas geçen Jackson, zamanını Montana'daki evinde geçirdi ve inandığı şeylerin köküne döndü. 1999-2000 sezonu için Shaquille O'Neal ve Kobe Bryant gibi yıldızlara sahip olan Los Angeles Lakers ile anlaştı. Jackson için Jordan-Pippen dönemi bitip, Shaq-Kobe dönemi başladı. Hem Kobe'nin hem de Shaq'ın hünerlerini sergileyebileceği bir sistemi Lakers'a yerleştirdi. İlk sezonunda 67-15 dereceyle normal sezonu zirvede tamamladı. Shaq MVP seçildi ve 2000 finalinde Indiana Pacers'ı 4-2 ile geçerek şampiyonluğu elde etti. Zen Master, Lakers'ta Jordan- Pippen ikilisinden daha farklı bir ikili ile karşılaştı. Bu ikilinin konumu ile Jordan-Pippen arasında farklar vardı. Bu ikili ego savaşlarıyla Jackson'u çok zorlasa da 2001 ve 2002 yıllarında da şampiyonluğu kazanarak kariyerindeki üçüncü three-peat'i yapmayı başardı.

Jackson birlikteliği bozmayacak bir şekilde bütün oyuncuları mutlu etmeyi başarsa da, Lakers takımını bir aile yapmayı başaramadı. 2004 yılında kariyerinin ilk finalini kaybettikten sonra Lakers'ı bıraktığını açıkladı.

Lakers ile olan ayrılığı sadece 1 yıl sürdü ve 2005-2006 sezonu için tekrardan Lakers ile anlaştı. Phil Jackson, ait olduğu yere çıkmak için 2008 yılını bekledi. 2008'de Pau Gasol'u kadrosuna katarak güçlenen Lakers, tekrardan ait olduğu yer olan NBA finallere çıkmayı başardı. 2008'de kariyerinin ikinci final mağlubiyetini Celtics'e karşı alan Jackson, sonrasında 2009 ve 2010 yıllarında iki kez art arda şampiyon olmayı başardı. Bu şampiyonluklarla koç olarak kariyerindeki 11. şampiyonluğunu kazandı ve Red Auerbach'ı geride bırakarak NBA tarihinde en çok şampiyonluk kazanan koç unvanını elde etti.

Son sözleşmesini 2010 yılında 1 yıllık olmak üzere imzalayan Phil, ardından emekli olmaya kararlıydı. 2011 yılında Konferans Yarı Finalleri'nde Dallas'a karşı 4-0 süpürüldükten sonra emekli oldu. Kariyerini geride bıraktıktan sonra oyuncu olarak 2 tane, koç olarak da 11 tane şampiyonluk kazanarak adını efsaneler arasına yazmayı başardı.

Koçluk Kariyeri Sonrası




Jackson, koç olarak 2007 yılında Hall of Fame seçildi. 2011 yılında kendisine prostat kanseri teşhisi konuldu. Prostat kanserini tıbbı marijuana kullanarak atlatmayı başardı. 2014 yılında geçmişte oyuncusu olduğu New York Knicks'in takım başkanı oldu. 3 yıl boyunca Knicks'in başkanlık görevini sürdürdü. Başkanlık süresi boyunca Carmelo Anthony ile büyük sıkıntılar yaşadı. Jackson, Carmelo hakkında "Bir leoparın beneklerinin rengini değiştiremezsiniz." cümlesini kullandı. Koçluk kariyerinde bütün otoriteler tarafından Michael Jordan, Scottie Pippen, Shaquille O'Neal ve Kobe Bryant gibi büyük oyuncular sayesinde çok fazla şampiyonluk kazandığını düşünenler oldu. Bu düşüncenin doğru olmadığı The Last Dance belgeselinde bütün kanıtlarıyla ortaya çıktı. Jordan, Jackson olmadan kariyerinde şampiyon olmayı başaramadı. Jackson ile Jordan'lı Bulls %77.8 galibiyet yüzdesi elde etti. Jackson'ın olmadığı zamanlar bu oran %51.5'ti. Jackson, Kobe ile birlikte Lakers'ta çalıştığında %65.6 galibiyet yüzdesi elde ederken, Jackson olmadan Kobe, %57.6 galibiyet oranında kaldı. Bütün bu rakamlar Jackson'un egoyu nasıl iyi yönettiğini ve takımı başarılı kılmak adına çıtayı yükseğe çektiğini gösteriyor.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#240 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 05.07.2022 14:46

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Bu yazıyı yazmak için 2013'ten beri bekliyorum sanırım. Son 3-4 yıldır takas dönemi her açıldığında Ricky Rubio ismi gazete başlıklarında, Twitter trendlerinde boy gösteren muhtemelen tek isimdir. Bu durum Minnesota Timberwolves taraftarı olmanın sayısız zorluklarından biridir. Ve benim gibi her 'timberwolf' takas döneminde saat başı Twitter'ı kontrol eder, forumlarda saatlerini harcar. Takas dönemi bitip Rubio'nun yuvada kaldığı kesinleşince de derin bir oh! çekip, en çok acıtan şeyin; belirsizlik olduğunu vurgulardık.

Ta ki 2017'nin Temmuz ayına kadar.

1 Temmuz günü en çok acıtan şeyin, senin kapıdan çıkıp gitmen olduğunu öğrendik.

2010 yılında gecenin saçma sapan saatlerinde kalkıp, en az 5 reklamı geçmeden yayını başlatamayacağınız linklerden, tabiri caizse tost makinesi kalitesinde, Minnesota Timberwolves maçlarını izlerdim. Takımda gelecek vaat eden Micheal Beasley ve Kevin Love'ın takımı playofflara sokmasını can-ı gönülden istiyordum, lakin içten içe rezalet bir basketbol oynadığımızın da farkındaydım. O sezonunu 17 galibiyetle bitirdik ve takımın daha fazla yeteneğe ihtiyacı olduğunu, oyun hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile söyleyebilirdiniz. Fakat Timberwolves için asıl tehlike basketbol ve nasıl oynandığı değildi. Asıl tehlike: taraftarlardı.

Kevin Garnett'in ayrılmasının ardından 4 sezon üst üste NBA'in en az izleyici çeken takımı oldu Timberwolves. Hiç bir Free Agent'ta gelmek istemedi bu soğuk, kasvetli şehre. Ancak 2008 yılında, Amerikanların Rüya Takımına karşı 17 yaşında saçı başı dağınık bir İspanyol başkaldırdı ve herkesin ağzına bal çaldı. Amerika Olimpiyatları kazansa dahi, herkesin konuştuğu tek bir isim vardı.

Ricky Rubio.





Kim tahmin ederdi ki, basketbolu bir sanata dönüştüren, sizi ekranlarınıza kitleyen şirin bir ''altın çocuğun'' kaderinin, tüm bunlara tamamen zıt Minnesota şehriyle kesişeceğini. 2009 yılında Timberwolves 5. sıradan Ricky Rubio'u seçti ve grinin tüm tonlarına alışık Minnesota şehrinin gökyüzünde güneş açtı. Fakat güneş, Ricky Rubio'nun takıma 2009 yılında katılmayacağını öğrendiğinde tekrar ağaçlarla dolu dağların arkasına, yani evine geri döndü. Minnesota şehri sakinleri ise tekrar karamsarlıklarına büründüler. Rubio'nun Minnesota'ya gelmek istemediğini düşündüler.

Zaten yetenekli ve güzel şeylerin bu İskandinav kışları geçiren şehre yolu pek düşmezdi.

Ricky 2011'de takıma katılmaya karar verdi. Ve Rubio'u getiren uçak İspanya'dan havalandığı andan itibaren insanlar havaalanına akın etti. Çünkü alacakaranlığın içine gün be gün çekilen bu şehir, gördüğün en küçük ışık kırıntısına dahi var gücüyle tutunmak zorundaydı. Ricky ve Ricky'nin güneş kadar büyük potansiyeli, şehrin mumla aradığı o eski günlerine geri götürme görevi için biçilmiş bir kaftandı.

Minnesota şehrinin ihtiyacı olan
O eski ihtişamına,
O eski dolu tribünlerine,
O eski heyecanına.

NBA'de izlediğim en zevkli sezon Ricky Rubio'nun çaylak sezonudur sanırım. Yetenek olarak takım gene çok eksikti fakat bir sezon önce izlediğim kafasız tavuklar gibi koşan oyuncular yerine, bir harmoni içinde hareket eden basketbolcular vardı. Ve sağlıklı bir Ricky parkede olduğunda zaferlere koşan Timberwolves, Ricky kenara oturduğunda vites düşürüyor, sakatlandığındaysa sudan çıkmış bir balığa dönüyordu. Evet, eğer bir Timberwolves taraftarıysanız sakatlık denince sizin de aklınıza, o acı dolu Lakers maçı gelmiştir. Yıllar sonra Playofflara tam adım attık derken ''altın çocuğun'' Kobe Bryant ile dizleri çarpıştı ve düştü.

Kalkamadı.

Rubio 9 numaralı formasını asıp, kenarda takım elbisesiyle oturmak zorunda kaldı. Timberwolves Ricky'siz 30 maçta 5 galibiyet aldı. Ve ertesi sezon da Playofflar gelmeyince, homurdanmalarla birlikte, Rubio'nun kaçırdığı her şuttan sonra yuhalamalar başladı.

Fakat Ricky hiç bir zaman şikayet etmedi. Ne taraftarlarına küstü ne de takıma bir türlü doğru oyuncuları katamayan yönetime dert yandı. O, karanlık zamanlarımızda parlayan kuzey yıldızımızdı fakat kimse (hala daha) değerini bilemedi.

2015 yılında Drew Mahowald'ın kaleme aldığı bir makaleden alıntı yapmak gerekirse;

'' Bu sezonun en hayal kırıklığı yaratan tarafı; Timberwolves taraftarlarının Ricky Rubio'u yuhalamaya devam etmesi. Anlam vermek mümkün değil. O yüzden sizler için basketbol bilginizi ve Wolves organizasyonuna olan sevginizi sınayacak bir test hazırladım.

– Sizce Ricky Rubio Timberwolves'un geleceği için mihenk taşlarından biri mi?

Evet dediyseniz geçtiniz.

Hayır dediyseniz kaldınız. Ve basketboldan da pek anlamıyorsunuz.''

Bir yanım hala kabul etmek istemiyor Rubio'nun takaslandığını. Kariyerinin en iyi sezonunu geçirdikten sonra bu şekilde gönderilmesini aklım almıyor. Kevin Love'ın ayrılmasından sonra Timberwolves yeniden yapılanmaya gitmeye karar vermişti ve Ricky ile küçük bir toplantı dahi yapmışlardı. Konu ise, takımın geleceğe yatırım yaptığını ve gitmek isterse ona yardımcı olacaklarıydı. Lakin Rubio bu şehri ve insanlarını sevdiğini, Timberwolves organizasyona her şeyini vermek istediğini söyledi.

Ancak Tom Thibodeau geldi ve Kris Dunn'ı draft etti. Hücumda topu Wiggins'in ellerine verdi. Kısaca Rubio'ya 'seni istemiyorum' dedi. Ancak Rubio her akşam çıktı, basketbolunu oynadı. Her akşam şovunu yaptı, her akşam en az bir kez bizi koltuklarımızdan kaldırdı. Mızmızlanmadı, surat asmadı. Takımın tekrar playoff yarışının dışında kalmasından ve yıllarını verdiği organizasyonda 'istenmeyen' adam olmaktan mutsuzdu aslında.

Ama o, 2009'da Minnesota Timberwolves şapkasını kafasına geçirdiği günkü gibi gülümsedi. Her zaman en iyi senaryoyu umut etti. Fakat 2017'de, aynı 2008'de Kevin Garnett'e olduğu gibi, taraftarların ondan beklediklerini yapmadı. Aynı KG gibi kendi oldu ve başkaları gibi olmaya hiç bir zaman çalışmadı.

Vedaların kısa olanı makbuldür derler, o yüzden tüm bunlar ve buraya sığdıramadığım anılar için,

En içten samimiyetimle,
Her şey için teşekkürler Ricky.

Bu organizasyonun gördüğü en sadık oyuncu olduğun için teşekkürler. En iyi sezonunu geçirirken, seni Derrick Rose gibi 'bitmiş' oyuncularla takaslamak istediklerinde basın mensuplarına malzeme vermediğin için, teşekkürler.

İnanılmaz bir takım oyuncusu olduğun için teşekkürler. Başkalarının başarısına, kendininkiymiş gibi sevindiğin için teşekkürler. Kendi istatistiklerinden çok, kazanmayı önemsediğin için teşekkürler.

En karanlık zamanlarımızda bizim ışığımız olduğun için teşekkürler. Timberwolves'un sezonda iddaası kalmamasına rağmen, maçları izlemek için bana bir neden verdiğin için teşekkürler.

Minnesota şehrinin tepesindeki bulutları dağıtıp, bize güneşi gösterdiğin için teşekkürler.

Beni sen bu takıma aşık ettin.
Bir Timberwolves taraftarı olmamın sanırım tek sebebisin.

Son olarak,
Her zaman bizim Ricky'miz olarak kalacağın için teşekkürler.

Utah'da bol şans.
Merak etme, orada da yanında olacağız.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021