İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 26,749 görüntülenme Açan BiA ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Julya YalenchkaBiA
#235 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: Guinevere - 02.07.2022 20:33





Rules
             

Fighters
             

Fixture
                                                                  

Homepage
             

Sponsors
             

VFC / WSR Arena




2022 VFC sezonu başladı. 2 Temmuz Cumartesi (bu gece) saat 22:00'da Rodeo'daki WSR Arena'da düzenlenecek VFC: Fight Night 3x2 eğlencesine, şampiyonluk turnuvasının yarı finallerine davetlisin!

Adres: Rodeo, İşyeri GPS: 549.

3. sezonu şampiyon olarak tamamlayan dövüşçüye 100.000$'lık ödül ve sunucu üzerinde [VFC Şampiyonu] ünlü tagi verilecektir.

Julya YalenchkaBiA
#238 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 04.07.2022 12:46

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Phil Jackson'un Başarı Hikayesi


The Last Dance belgeseli ile birlikte tekrar gündeme gelen bir isim: Phil Jackson. Oyunculuğunda iyi bir yan parça, koçluk kariyerinde efsane bir isim ve sonrasında berbat bir kulüp başkanı oldu. Bütün bu özelliklerin tek bir vücutta bulmuş hali Phil Jackson. Kızılderili ve Uzak Doğu kültürünü benimsemesiyle "The Zen Master" lakabını aldı. Koç olarak 11 tane, oyuncu olarak 2 tane olmak üzere toplamda yaşadığı 13 şampiyonlukla adeta yüzük canavarı oldu. Oyunculuğunda benimsediği hippi yaşam tarzı onun uzun süre koçluk yapmasına engel olsa da önce Chicago Bulls, sonra da Los Angeles Lakers'ta kazandığı şampiyonluklarla efsane bir isim olmayı başardı. Her Şey NBA ailesi olarak bu yazımızda hayat yolculuğuna çıkacağımız isim Phil Jackson. İyi okumalar!

NBA Öncesi Hayatı


Phil Jackson, 17 Eylül 1945'te muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak Montana'da dünyaya geldi. Her pazar gününü kilisede geçirirdi, çünkü kilisede sabahları babası, akşamları ise annesi din görevlisi olarak vaaz veriyordu. Babası, kilise başkanlığına atandıktan sonra Phil'in üstündeki aile baskısı daha da arttı. Ailede sinemaya gidilmez, televizyon seyredilmez, dans edilmezdi. Phil, ilk filmini lise çağlarında gitti, ilk dansını da lise mezuniyet töreninde yaptı. Bazen dedesinin işlettiği pansiyona giderdi. Pansiyonda tanıştığı bir Kızılderili aile sayesinde Kızılderili kültürünü öğrendi. Lisede diğer çocuklar gibi yapabildiği tek etkinlik spordu. Lisede hem basketbol, hem Amerikan futbolu, hem de beyzbol oynadı.

Phil, lise yıllarında beyzboldaki başarısı ile birçok koçun dikkatini çekmeyi başardı. Gelecekte NBA koçu olacak olan ve o dönemde beyzbol antrenörlüğü yapan Bill Fitch'in listesinde de yer bulmayı başardı. Fitch, 1962 yılında Kuzey Dakota Üniversitesi basketbol koçluğuna getirilince işler değişti. Fitch bu sırada Phil'in basketbola yeteneği olduğunu düşündü . Onu, Kuzey Dakota Basketbol Takımı'na dahil etmeyi düşündü. Bu nedenle, bir akşam Phil'i akşam yemeğine davet etti. Fitch ile birlikte yedikleri akşam yemeğinden sonra Phil, onun takımında basketbol oynamayı kabul etti. Kuzey Dakota Üniversitesinde birinci ve ikinci senesinde iyi işler çıkaran Jackson, iki NCAA sezonunda da takımını Final-Four'a çıkarmayı başardı. Kuzey Dakota şampiyonayı sırasıyla 3. sırada ve 4. sırada bitirdi. İki yıl boyunca dörtlü finallerde Walt Fraizer'lı Southern Illinois takımına kaybettiler.

NBA Kariyeri




Phil Jackson, 1967 NBA seçmelerinde New York Knicks tarafından 2. tur 17. sıradan seçildi. Jackson, oyunculuk kariyerinde sert oynamayı seven bir savunma oyuncusuydu. Çok faul yapması ve çılgın kişiliğiyle Dennis Rodman'ın geçmişteki karşılığı gibiydi. 1975'te en çok faul yapan oyuncu oldu. 1970 ve 1973 yıllarında New York Knicks ile iki şampiyonluk kazanmayı başardı. 1978'te Nets'e transfer olan Jackson, hem oyuncu hem yardımcı koç olarak anlaştı. Yardımcı koç olarak, koçluk kariyerine de ilk adımı atmış oldu. Kariyerini 6.7 sayı, 4.3 ribaund, 1.1 asist ile tamamlayan Jackson, oyunculuğunun yanında kitaplara da çok düşkünlüğü ile bilinirdi. 1970'li yıllarda Charles Rosen ile birlikte "Maverick: More Than A Game" kitabını yazdı. Bu kitapta Phil Jackson LSD'yi ara ara kullandığını, bunu da basketbolun iç yüzünü anlamak için yaptığını yazıyordu. Hippi yaşam tarzını benimseyen Jackson, bazen LSD kullanıp Los Angeles'ta kendini aslan zannedip bir plajda kükrüyordu. Bu kitabındaki yazdığı satırlardan dolayı NBA'de uzun bir süre iş bulamadı. 7 yıl boyunca NBA'den uzak kaldı.

Koçluk Kariyeri




Phil Jackson koçluk kariyerine hem NCAA takımlarında Albany hem de Porto Riko Ligi'nde takım çalıştırmayla başladı. Porto Riko Süper Ligi'nde Isabella takımı ile anlaştı. Porto Riko ligi yazın oynandığı için kış ve bahar aylarında NCAA'de yaz aylarında ise Porto Riko'da zamanını geçiriyordu. Porto Riko liginde sert bir oyun ve iki günde bir maç oluyordu. Jackson bir röportajında, Porto Riko'da küçük kasabalar arasında husumetler olduğunu ve bu yüzden kasaba çıkışlarında çılgın taraftarların yolda ateşler yaktığını ve arabasına taşlar atıldığını söylüyordu. Porto Riko'da rakip taraftarlar uğursuzluk getirdiğini düşündüğünden dolayı mezarlıkta tavuk öldürüp kanını deplasman takımının oturacağı yere döküyorlardı. Bu şartlara rağmen Jackson, 1984 yılında hem Albany takımını NCAA şampiyonu, hem de Isabella takımını Porto Riko şampiyonu yapmayı başardı. Bu başarılar Jackson'ı ilerleyen yıllarda iyi bir koç olacağı sinyallerini vermişti.

Bu başarıları ile Chicago Bulls'un patronu Jerry Krause'un radarına girmeyi başardı. 1987 yılında koç Doug Collins'in yardımcısı olarak göreve başladı. Bulls'ta Doug Collins, diğer bir yardımcı koç olan Tex Winter'ın geliştirdiği üçgen hücum taktiğini reddederek topu daha çok Michael Jordan'a veriyordu. Jerry Crause, Collins'e Tex Winter'ın sözünü daha çok dinlemesini söyledi. Buna kulak asmayan Collins, topu Michael Jordan'a daha çok verme taktiğine devam ediyordu. Bunu gören Krause, Phil Jackson'un daha iyi anlaştığı Tex Winter ile üçgen hücumu kuracağına inandı. 1989 yılında Doug Collins'in görevine son verip yerine Phil Jackson'u getirdi.



Doug Collins'in yaklaşımı daha çok Michael Jordan odaklıyken, Phil Jackson'un yaklaşımı daha çok takım odaklıydı. Jackson, Winter ile birlikte üçgen hücum taktiğini kurdu. Bu taktik takımdaki bütün oyunculara topa değme imkanını sundu. Böylece rakip oyuncuların Jordan üzerinde yoğunlaşmasını engelleyecek ve ona özel savunma taktiklerini yıkacaktı. Üçgen hücumla birlikte Scottie Pippen, oyununu geliştirme imkanı buldu. Jackson topu Jordan'ın elinden almıştı. 1990 yılı, Doğu Konferansı Finalleri'nde Pistons'ı yenmeye en çok yaklaştıkları yıl oldu. Scottie Pippen'ın migrenine rağmen seriyi 7. maça götürmeyi başaran Bulls, seriyi kaybetti. Bu mağlubiyet önümüzdeki sezonlar için Bulls adına en büyük motivasyon kaynağı oldu. 1991'de Pistons'ı 4-0 süpürerek finale çıkan Bulls, finalde Lakers'ı 4-1 ile geçerek ilk şampiyonluğuna uzandı. Ardından Trail Blazers'ı 4-2 ve Suns'ı 4-2 geçerek üst üste 3 şampiyonluk kazanan Jackson, üçgen hücumun meyvelerini toplamayı başardı.



1993 yılında Jordan emekli olduğunu açıklayıp beyzbol oynamaya başladı. Bu sırada Jackson, Bulls takım koçluğu görevine devam etti. 1994 playoff'larında Bulls ile Knicks arasındaki oynanan 3. maçta, maç sonu topunu Scottie Pippen yerine Toni Kukoc'a verdi. Bu hamlesi Scottie Pippen tarafından tepki aldı ve Pippen oyuna girmeme kararı aldı. Kukoc son topu sayıya çevirince Bulls maçı kazandı. Bu hamlesi ile Phil Jackson doğru adımı attığını herkese gösterdi. 1995'te basketbola tekrar dönme kararı alan Jordan ile birlikte Rodman hamlesi yapıldı. Jackson'un en büyük yeteneği bütün yıldızları tek bir çatı altında kontrol edebilmesiydi. 1996-1998 yılları arasında 3 kez art arda şampiyonluklar kazanan Bulls ve Jackson toplam 6. zaferini elde etti. 1997-1998 sezonuna girerken Jerry Krause'ın yaptığı "Bu sezon takımı 82-0 dereceyle bitirse dahi, sezon sonunda Jackson ile yolları ayıracağız" açıklaması, Jackson'un artık istenmediği yerde durmayacağını gösterdi.




1999 yılını pas geçen Jackson, zamanını Montana'daki evinde geçirdi ve inandığı şeylerin köküne döndü. 1999-2000 sezonu için Shaquille O'Neal ve Kobe Bryant gibi yıldızlara sahip olan Los Angeles Lakers ile anlaştı. Jackson için Jordan-Pippen dönemi bitip, Shaq-Kobe dönemi başladı. Hem Kobe'nin hem de Shaq'ın hünerlerini sergileyebileceği bir sistemi Lakers'a yerleştirdi. İlk sezonunda 67-15 dereceyle normal sezonu zirvede tamamladı. Shaq MVP seçildi ve 2000 finalinde Indiana Pacers'ı 4-2 ile geçerek şampiyonluğu elde etti. Zen Master, Lakers'ta Jordan- Pippen ikilisinden daha farklı bir ikili ile karşılaştı. Bu ikilinin konumu ile Jordan-Pippen arasında farklar vardı. Bu ikili ego savaşlarıyla Jackson'u çok zorlasa da 2001 ve 2002 yıllarında da şampiyonluğu kazanarak kariyerindeki üçüncü three-peat'i yapmayı başardı.

Jackson birlikteliği bozmayacak bir şekilde bütün oyuncuları mutlu etmeyi başarsa da, Lakers takımını bir aile yapmayı başaramadı. 2004 yılında kariyerinin ilk finalini kaybettikten sonra Lakers'ı bıraktığını açıkladı.

Lakers ile olan ayrılığı sadece 1 yıl sürdü ve 2005-2006 sezonu için tekrardan Lakers ile anlaştı. Phil Jackson, ait olduğu yere çıkmak için 2008 yılını bekledi. 2008'de Pau Gasol'u kadrosuna katarak güçlenen Lakers, tekrardan ait olduğu yer olan NBA finallere çıkmayı başardı. 2008'de kariyerinin ikinci final mağlubiyetini Celtics'e karşı alan Jackson, sonrasında 2009 ve 2010 yıllarında iki kez art arda şampiyon olmayı başardı. Bu şampiyonluklarla koç olarak kariyerindeki 11. şampiyonluğunu kazandı ve Red Auerbach'ı geride bırakarak NBA tarihinde en çok şampiyonluk kazanan koç unvanını elde etti.

Son sözleşmesini 2010 yılında 1 yıllık olmak üzere imzalayan Phil, ardından emekli olmaya kararlıydı. 2011 yılında Konferans Yarı Finalleri'nde Dallas'a karşı 4-0 süpürüldükten sonra emekli oldu. Kariyerini geride bıraktıktan sonra oyuncu olarak 2 tane, koç olarak da 11 tane şampiyonluk kazanarak adını efsaneler arasına yazmayı başardı.

Koçluk Kariyeri Sonrası




Jackson, koç olarak 2007 yılında Hall of Fame seçildi. 2011 yılında kendisine prostat kanseri teşhisi konuldu. Prostat kanserini tıbbı marijuana kullanarak atlatmayı başardı. 2014 yılında geçmişte oyuncusu olduğu New York Knicks'in takım başkanı oldu. 3 yıl boyunca Knicks'in başkanlık görevini sürdürdü. Başkanlık süresi boyunca Carmelo Anthony ile büyük sıkıntılar yaşadı. Jackson, Carmelo hakkında "Bir leoparın beneklerinin rengini değiştiremezsiniz." cümlesini kullandı. Koçluk kariyerinde bütün otoriteler tarafından Michael Jordan, Scottie Pippen, Shaquille O'Neal ve Kobe Bryant gibi büyük oyuncular sayesinde çok fazla şampiyonluk kazandığını düşünenler oldu. Bu düşüncenin doğru olmadığı The Last Dance belgeselinde bütün kanıtlarıyla ortaya çıktı. Jordan, Jackson olmadan kariyerinde şampiyon olmayı başaramadı. Jackson ile Jordan'lı Bulls %77.8 galibiyet yüzdesi elde etti. Jackson'ın olmadığı zamanlar bu oran %51.5'ti. Jackson, Kobe ile birlikte Lakers'ta çalıştığında %65.6 galibiyet yüzdesi elde ederken, Jackson olmadan Kobe, %57.6 galibiyet oranında kaldı. Bütün bu rakamlar Jackson'un egoyu nasıl iyi yönettiğini ve takımı başarılı kılmak adına çıtayı yükseğe çektiğini gösteriyor.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#242 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 05.07.2022 14:46

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Bu yazıyı yazmak için 2013'ten beri bekliyorum sanırım. Son 3-4 yıldır takas dönemi her açıldığında Ricky Rubio ismi gazete başlıklarında, Twitter trendlerinde boy gösteren muhtemelen tek isimdir. Bu durum Minnesota Timberwolves taraftarı olmanın sayısız zorluklarından biridir. Ve benim gibi her 'timberwolf' takas döneminde saat başı Twitter'ı kontrol eder, forumlarda saatlerini harcar. Takas dönemi bitip Rubio'nun yuvada kaldığı kesinleşince de derin bir oh! çekip, en çok acıtan şeyin; belirsizlik olduğunu vurgulardık.

Ta ki 2017'nin Temmuz ayına kadar.

1 Temmuz günü en çok acıtan şeyin, senin kapıdan çıkıp gitmen olduğunu öğrendik.

2010 yılında gecenin saçma sapan saatlerinde kalkıp, en az 5 reklamı geçmeden yayını başlatamayacağınız linklerden, tabiri caizse tost makinesi kalitesinde, Minnesota Timberwolves maçlarını izlerdim. Takımda gelecek vaat eden Micheal Beasley ve Kevin Love'ın takımı playofflara sokmasını can-ı gönülden istiyordum, lakin içten içe rezalet bir basketbol oynadığımızın da farkındaydım. O sezonunu 17 galibiyetle bitirdik ve takımın daha fazla yeteneğe ihtiyacı olduğunu, oyun hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile söyleyebilirdiniz. Fakat Timberwolves için asıl tehlike basketbol ve nasıl oynandığı değildi. Asıl tehlike: taraftarlardı.

Kevin Garnett'in ayrılmasının ardından 4 sezon üst üste NBA'in en az izleyici çeken takımı oldu Timberwolves. Hiç bir Free Agent'ta gelmek istemedi bu soğuk, kasvetli şehre. Ancak 2008 yılında, Amerikanların Rüya Takımına karşı 17 yaşında saçı başı dağınık bir İspanyol başkaldırdı ve herkesin ağzına bal çaldı. Amerika Olimpiyatları kazansa dahi, herkesin konuştuğu tek bir isim vardı.

Ricky Rubio.





Kim tahmin ederdi ki, basketbolu bir sanata dönüştüren, sizi ekranlarınıza kitleyen şirin bir ''altın çocuğun'' kaderinin, tüm bunlara tamamen zıt Minnesota şehriyle kesişeceğini. 2009 yılında Timberwolves 5. sıradan Ricky Rubio'u seçti ve grinin tüm tonlarına alışık Minnesota şehrinin gökyüzünde güneş açtı. Fakat güneş, Ricky Rubio'nun takıma 2009 yılında katılmayacağını öğrendiğinde tekrar ağaçlarla dolu dağların arkasına, yani evine geri döndü. Minnesota şehri sakinleri ise tekrar karamsarlıklarına büründüler. Rubio'nun Minnesota'ya gelmek istemediğini düşündüler.

Zaten yetenekli ve güzel şeylerin bu İskandinav kışları geçiren şehre yolu pek düşmezdi.

Ricky 2011'de takıma katılmaya karar verdi. Ve Rubio'u getiren uçak İspanya'dan havalandığı andan itibaren insanlar havaalanına akın etti. Çünkü alacakaranlığın içine gün be gün çekilen bu şehir, gördüğün en küçük ışık kırıntısına dahi var gücüyle tutunmak zorundaydı. Ricky ve Ricky'nin güneş kadar büyük potansiyeli, şehrin mumla aradığı o eski günlerine geri götürme görevi için biçilmiş bir kaftandı.

Minnesota şehrinin ihtiyacı olan
O eski ihtişamına,
O eski dolu tribünlerine,
O eski heyecanına.

NBA'de izlediğim en zevkli sezon Ricky Rubio'nun çaylak sezonudur sanırım. Yetenek olarak takım gene çok eksikti fakat bir sezon önce izlediğim kafasız tavuklar gibi koşan oyuncular yerine, bir harmoni içinde hareket eden basketbolcular vardı. Ve sağlıklı bir Ricky parkede olduğunda zaferlere koşan Timberwolves, Ricky kenara oturduğunda vites düşürüyor, sakatlandığındaysa sudan çıkmış bir balığa dönüyordu. Evet, eğer bir Timberwolves taraftarıysanız sakatlık denince sizin de aklınıza, o acı dolu Lakers maçı gelmiştir. Yıllar sonra Playofflara tam adım attık derken ''altın çocuğun'' Kobe Bryant ile dizleri çarpıştı ve düştü.

Kalkamadı.

Rubio 9 numaralı formasını asıp, kenarda takım elbisesiyle oturmak zorunda kaldı. Timberwolves Ricky'siz 30 maçta 5 galibiyet aldı. Ve ertesi sezon da Playofflar gelmeyince, homurdanmalarla birlikte, Rubio'nun kaçırdığı her şuttan sonra yuhalamalar başladı.

Fakat Ricky hiç bir zaman şikayet etmedi. Ne taraftarlarına küstü ne de takıma bir türlü doğru oyuncuları katamayan yönetime dert yandı. O, karanlık zamanlarımızda parlayan kuzey yıldızımızdı fakat kimse (hala daha) değerini bilemedi.

2015 yılında Drew Mahowald'ın kaleme aldığı bir makaleden alıntı yapmak gerekirse;

'' Bu sezonun en hayal kırıklığı yaratan tarafı; Timberwolves taraftarlarının Ricky Rubio'u yuhalamaya devam etmesi. Anlam vermek mümkün değil. O yüzden sizler için basketbol bilginizi ve Wolves organizasyonuna olan sevginizi sınayacak bir test hazırladım.

– Sizce Ricky Rubio Timberwolves'un geleceği için mihenk taşlarından biri mi?

Evet dediyseniz geçtiniz.

Hayır dediyseniz kaldınız. Ve basketboldan da pek anlamıyorsunuz.''

Bir yanım hala kabul etmek istemiyor Rubio'nun takaslandığını. Kariyerinin en iyi sezonunu geçirdikten sonra bu şekilde gönderilmesini aklım almıyor. Kevin Love'ın ayrılmasından sonra Timberwolves yeniden yapılanmaya gitmeye karar vermişti ve Ricky ile küçük bir toplantı dahi yapmışlardı. Konu ise, takımın geleceğe yatırım yaptığını ve gitmek isterse ona yardımcı olacaklarıydı. Lakin Rubio bu şehri ve insanlarını sevdiğini, Timberwolves organizasyona her şeyini vermek istediğini söyledi.

Ancak Tom Thibodeau geldi ve Kris Dunn'ı draft etti. Hücumda topu Wiggins'in ellerine verdi. Kısaca Rubio'ya 'seni istemiyorum' dedi. Ancak Rubio her akşam çıktı, basketbolunu oynadı. Her akşam şovunu yaptı, her akşam en az bir kez bizi koltuklarımızdan kaldırdı. Mızmızlanmadı, surat asmadı. Takımın tekrar playoff yarışının dışında kalmasından ve yıllarını verdiği organizasyonda 'istenmeyen' adam olmaktan mutsuzdu aslında.

Ama o, 2009'da Minnesota Timberwolves şapkasını kafasına geçirdiği günkü gibi gülümsedi. Her zaman en iyi senaryoyu umut etti. Fakat 2017'de, aynı 2008'de Kevin Garnett'e olduğu gibi, taraftarların ondan beklediklerini yapmadı. Aynı KG gibi kendi oldu ve başkaları gibi olmaya hiç bir zaman çalışmadı.

Vedaların kısa olanı makbuldür derler, o yüzden tüm bunlar ve buraya sığdıramadığım anılar için,

En içten samimiyetimle,
Her şey için teşekkürler Ricky.

Bu organizasyonun gördüğü en sadık oyuncu olduğun için teşekkürler. En iyi sezonunu geçirirken, seni Derrick Rose gibi 'bitmiş' oyuncularla takaslamak istediklerinde basın mensuplarına malzeme vermediğin için, teşekkürler.

İnanılmaz bir takım oyuncusu olduğun için teşekkürler. Başkalarının başarısına, kendininkiymiş gibi sevindiğin için teşekkürler. Kendi istatistiklerinden çok, kazanmayı önemsediğin için teşekkürler.

En karanlık zamanlarımızda bizim ışığımız olduğun için teşekkürler. Timberwolves'un sezonda iddaası kalmamasına rağmen, maçları izlemek için bana bir neden verdiğin için teşekkürler.

Minnesota şehrinin tepesindeki bulutları dağıtıp, bize güneşi gösterdiğin için teşekkürler.

Beni sen bu takıma aşık ettin.
Bir Timberwolves taraftarı olmamın sanırım tek sebebisin.

Son olarak,
Her zaman bizim Ricky'miz olarak kalacağın için teşekkürler.

Utah'da bol şans.
Merak etme, orada da yanında olacağız.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#247 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 06.07.2022 14:25

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar




Nuggets, Nikola Jokic'in üst üste ikinci kez MVP seçildiğinden birkaç gün önce haberdar olmuştu ancak gizli bir uluslararası parti düzenlemek, beklenildiğinden daha fazla zaman alıyordu. Nuggets'ın koçu Michael Malone, takımın başkanı Tim Connelly'e bir mesaj yolladı:

"Bu ödülü ona ya sen ya da ben vermeliyiz. Bunun için ne gerekiyorsa yapalım, Sırbistan'a gidelim ve ödülünü verelim."

Biletler, Anneler Günü'ne alınmıştı.

Connelly, Malone, asistan koç Ogi Stojakovic, kondisyon koçu Felipe Eichenberger, pazarlama yöneticisi Nick O'Hayre ve kameraman Bob Nicolai'den oluşan seyahat ekibinde konuşulan konu netti: Dikkat çekmemek. Bu da havaalanında Nuggets'a özel bir eşya giymemek/bulundurmamak demek oluyordu.

Salı günü yaklaşırken Jokic'in MVP ödülünü kazandığının haberleri sızmıştı bile. Nuggets zaten kazanmasını bekliyordu; bu, onlara sürpriz olmamıştı. Önemli olan şey operasyonu gizli yürütebilmekti.

Yolculuk neredeyse başlar başlamaz ufak bir problemle karşı karşıya kaldı. O'Hayre, Denver Uluslararası Havaalanı'nda güvenlikten geçerken içinde 18 kiloluk MVP ödülünün bulunan çantası dikkat çekmişti.

Topluma herhangi bir şeyin yansıtılmaması isteğiyle çanta, meraklı gözler ve kameraların olmadığı özel bir odada arandı. Bu yaşanan ufak problemin ardından Nuggets; Münih ve Belgrad aktarmalı şekilde Sırbistan'ın Sombor ilçesine doğru yol almaya başladı.

Nikola'nın kardeşleri Nemanja ve Strahinja, sürprizin gerçekleşmesine yardımcı oldu. Sezon arası dönemi ve memleketi hakkında genelde korumacı olan Nikola, normalde çok fazla ziyaretçi istemezdi. İnsanlara yazın nerede olacağını söylemeden önce alaycı ve bir nebze ciddi bir şekilde "Beni bulamayacaksınız." notunu düşerdi.

Bu olayda ise karar verme yetkisi onda değildi. Nuggets, MVP ödülünü herhangi bir sürprize kalkışmadan direkt olarak Jokic'e yollayabilirdi ancak takım, bunun özel bir şekilde yaşanmasını istemişti.

Çarşamba günü vardıklarında Belgradlı Stojakovic, Sombor'a giden iki saatlik araba yolculuğunu gerçekleştirecek kişiydi. Seyahat eden insanlar, kamera ekipmanları ve ödülün kendisine ev sahipliği yapması için grup, bir sprinter minibüs kiraladı. Tarih kurdu olan Stojakovic, tek şeritli yavaş yollarda arabayı sürerken çevredeki kasabaların hikayesini anlatıyordu, bu sırada Malone da ön koltuktaydı.

Nuggets'ın sahibi Josh Kroenke'nin uçağı da o sıralarda iniş yaptı. Sombor'a giderken minibüsteki ekibin önüne geçtiler, bu yüzden de Jokic'in at çiftliğinin yakınlarındaki bir benzinlikte grubun toplanmasını beklediler. İşte orada grup, bastırdıkları tişörtleri giydi.

Tişörtlerde "Bazı insanlar senin başarısız olduğunu görmek istiyordu. Onları hayal kırıklığına uğrat." yazıyordu.

Connelly, heyecanlı ve enerjik bir şekilde kameraman Nicolai'ye kaydetmeye başlamasını söyledi.

"Harika, Sırbistan'da bir benzilikteyiz!" dedi Connelly.

Çarşamba günü öğlen saatlerinde grup Jokic'in çiftliğine giderken harcanacak 10 dakikaları mevcuttu. Jet-lag yaşayan grup, yüksek bir adrenalin seviyesiyle hedefine ulaşmıştı.

Jokic koşu atıyla beraber köşeyi döndüğünde halihazırda geleneksel bir Sırbistan şarkısıyla karşılanıyordu. At üstündeki uzun bir yolculuk hakkındaki şarkıyı söyleyen müzisyenler, Jokic ailesinin arkadaşlarıydı.

MVP'nin gülüşü, 30 adım öteden ışıldıyordu. Yakınlaştığında ise güneş gözlüklerinin altından gözyaşları akmaya başlamıştı.

"Nikola'nın duygusallaştığını göremezsiniz. Benim için bu durumu özel yapan tam da o andı. Kötülükten uzak, saf bir andı." diyor Malone.

Siyah çorapları ve binicilik kaskıyla belki de NBA tarihinin en gösterişsiz MVP ödülü töreniydi. Başka bir deyişle, tam da Jokic'lik bir olaydı.

"Nasıl olduysa her şey çok uğraş vermeden yaşandı. Açıklaması çok zor. Çok duygusal bir andı. Muhtemelen o anı sonsuza kadar hatırlayacağım. Hava güneşliydi, güzel bir müzik çalıyordu, atı çiftliğe yaklaşıyordu... Her şey mükemmele yakındı. Amerika'dan gelen onca insanı görmek, onun için çok güzeldi. Fantastik bir gündü." diyor Jokic'in vaftiz babası Nebojsa Vagic.

O an, Jokic'in daha önce çok görülmeyen bir tarafını ortaya çıkardı ve kafilenin çoğunun da duygularının ortaya çıkmasına sebep oldu.

"Yan mahalleden gelmediler, dünyanın öbür ucundan geldiler." diyor Vagic.

Grup, Sırbistan'da Salas olarak bilinen ücra bir çiftlik evi restoranına gitmeden önce ahırda bira ve Rakia içerek vakit geçirdi. Sürpriz için önayak olan Nikola'nın ebeveynleri, planı da hazırlamıştı. Yemekten sonra TNT röportajı için ahıra dönülecekti.

Fakat o günkü sürprizden sonra röportaj, Jokic'in aklındaki en son şeydi.

"En çok çalışanlar üç müzisyendi. Biz partiledik, şarkı söyledik, dans ettik, bira ve Rakia içtik; çalmayı asla bırakmadılar. Sonrasında Nick 'Joker, röportajın için ahıra geri dönmeliyiz' dedi. Nikola'nın o anki yüzü efsaneydi. 'Dostum, sarhoşum. Şu anda röportaj yapamam' dedi Jokic." diyor Malone.

Jokic, röportajın ertesi güne ertelenip ertelenemeyeceğini sordu. Bu, mümkün değildi.

"Ernie Johnson bizi bekliyor." diye hatırlattı Malone.

Bütün grup ahıra döndü. Orada ulusal izleyici için en alçakgönüllü arkaplanı hazırlamışlardı: Favori atı Dream Catcher'ın arkada olduğu, güneşin batışta olduğu mükemmel bir Sombor akşamı...

Her şey resmen bir tablo gibiydi ve hatasız gidiyordu, ta ki Jokic'in interneti kesilene kadar. Connelly, Malone ve Kroenke, kaosun ortasında kıkırdıyordu. 20 dakika boyunca Jokic'in TNT röportajının yapılıp yapılamayacağı belirsizliğini korudu.

Tüm dünyanın iyiliği için bu röportaj gerçekleştirildi.

"Çok doğaldı. Tam da istediği gibiydi." diyor Connelly.

TNT röportajından sonra çiftlik evindeyken Jokic dahil birkaç kişi, ziyaretçileri Rakia'nın olası etkilerine karşı uyardı. Herkes bu dikkat mesajlarına aldırış etmeyi tercih etmedi.

Gece devam ettikçe Jokic, geleneksel Sırbistan marşları söylerken Stojakovic de çevirisini yapıyordu. Jokic'in yakın çevresi için unutulmaz bir akşam oluyordu.

"Bunun NBA ile ya da şöhretle bir alakası yok. Sadece hikayenin bir parçası olduğunuz için çok mutlu oluyorsunuz." diyor Stojakovic.

Malone, "O gün ona 'Nikola, her şeyden çok gurur duyduğum şey MVP ödülleri değil, galibiyetler değil. Beraber geçirdiğimiz yedi yılda senin büyüdüğünü, olgunlaştığını gördüm ancak içinde, kalbinde değişmediğini biliyordum. Şöhretin, paranın, başarının seni değiştirmesine izin vermedin' dedim." diyor.

Perşembe günü Jokic, basın toplantısını tamamlamalıydı ancak sekiz saatlik zaman farkı, kafilenin çoğuna öldürülecek bir zaman imkanı tanıyordu.

Sırplar misafirperverlikleriyle bilinir, Jokic de Sombor'un güzelliklerini tanıtmaktan çok memnundu. Grup, hep beraber bir göl kenarında yemek yedi, menüde Jokic'in favori yemeklerinden biri vardı: Geleneksel balık güveci.

Kroenke, Connelly ve Malone; o günlerde oynanacak Tottenham-Arsenal maçı için Londra'ya gitmişti. Kroenke'nin Premier League'deki takımı Arsenal, ezeli rakibine 3-0 kaybediyordu.

Sombor'da ise Jokic, geride kalanlara favori dondurma mekanını göstermekle meşguldü. Bu, Jokic'in Amerikalı akradaşlarına dünyasını tanıtması için bir şanstı. O dondurmacı, Jokic'in yıllardır gittiği bir yerdi. Orada dünyanın en iyi basketbolcularından biri olmadan önce de biliniyordu.

"Hala aynı kişi." diyor Stojakovic.

Yerel saatle akşam 5'te Nuggets, Jokic'i Zoom üzerinden düzenlenecek basın toplantısı için hazırladı. Jokic, toplantıya ailesinin tenha bir nehir kenarındaki evinden katılacaktı. Jokic kameranın karşısına geçtiğinde arkasında geniş bir yeşil alan bulunuyordu. Bu, Sırbistan'ın en iyi şehirlerinden biri olan Sombor'un mükemmel bir yansımasıydı.

Sezonun son medya zorunluluğunu yerine getirirken Jokic, sakince toplantının bitimi için dakikaları sayıyordu. Nuggets, seyahati planlarken uzun bir süre kalmayı düşünmüyordu. Seyahatin amacı, eşi ve kızıyla yaşadığı hayata kalabalıklık etmek, müdahil olmak değildi. Asıl amaç, kendisine kalsa asla kutlamayı düşünmeyecek biri için kutlama düzenlemekti.

"O, bir insan. Duygularını saklıyor ancak hala genç. Bu duyguları hissetmesi hoşuma gidiyor. Bazen duyguları akışına bırakmak iyidir. Bence bu, onu doğallaştırıyor. Her gece sahanın en iyisi olma zorunluluğuyla oynuyor ancak ben, bu tarz şeylerin onun başına gelmesini seviyorum çünkü bir yandan da kendini duygularıyla tedavi ediyor. Sezon boyunca yaşadığı baskıyı, duyguları, her gece en iyisi olmanın getirdiği duygudurumu kendine saklıyor." diyor Vagic.

"Bu, zor bir şey. Onun için ağır bir yük. Bu tarz yenilenme anları yaşamasını bu yüzden seviyorum."

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
Julya YalenchkaBiA
#248 · 4 yıl önce
Alıntı yapılan: BiA - 06.07.2022 14:17

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar

Herkesten Önce Earl Watson



Oklahoma City Thunder'da bir zamanlar Kevin Durant-Russell Westbrook-James Harden üçlüsü vardı. Şimdi dönüp bakınca ne kadar korkunç bir üçlü olduklarını görebiliyoruz. Üçlüden neredeyse iki tanesi triple double ortalamaları yakalamış durumda, diğeri ise NBA'in en verimli yıldızı. Bu yazımızda biraz daha geçmişe gidip Russell Westbrook ve James Harden'ı Thunder'a getiren beklenmedik ismin hikayesini anlatacağız.

Phoenix Suns koçu Earl Watson, Westbrook ve Harden isimlerini daha hiç bir NBA takımının toplantı odalarında tartışılmadan biliyordu. Earl Watson bu ikiliyi henüz lisedeyken gözüne kestirmiş. Westbrook ve Harden gibi UCLA öğrencisi olan Watson, en büyük nedeni olarak bu ortak noktalarının gösteriyor. "Los Angeles işi. Ben sadece şanslıydım. James ve Russell'ı onlar henüz lisedeyken izliyordum. İkisinin de çok özel oyuncular olduklarını gördüm. James her zaman normal bir liseli öğrencisinden çok daha olgun basketbol oynuyordu."

LeBron James Efsanesinin Doğduğu Gün: 11. Sınıf Öğrencisi, NBA Oyuncularına Karşı




EUROLEAGUE GAMECENTER TV BENİM TAKIMIMVİDEO GALERİ
HOME•TR (TURKİSH)•TRADEMARKS•
LeBron James Efsanesinin Doğduğu Gün: 11. Sınıf Öğrencisi, NBA Oyuncularına Karşı
06/TEM/22 10:39

Eurohoops Çeviri, LeBron James'in henüz lisedeyken gittiği bir Cleveland Cavaliers antrenmanını tanıkların ağzından anlatıyor.

by Branson Wright / Çeviri: Bilal Baran Yardımcı / [email protected]

Bu çevirinin tüm hakları Eurohoops Ltd. Şti.'ye aittir ve tamamının veya bir kısmının izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.

Bu yazı 23 Mayıs 2022 tarihinde Andscape'te yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.

Cleveland Cavaliers'ta koçluk yaparken John Lucas'ın yazları bireysel çalışmalarla ve lisede veya kolejde forma giyen profesyonel basketbolcularla antrenman maçları yaparak geçiyordu.

22 Mayıs 2002 tarihi de o zamanlar Cavaliers'ta ilk yılını geçiren Lucas için farklı değildi. Lucas, o gün beni de salona davet etmişti. O zamanlar The Plain Dealer'da Cavaliers için yazan bir muhabir olarak orada bulunan tek medya mensubu bendim.

Fakat ne ben, ne de orada bulunan diğer insanlar, o gün yaşananların basketbol dünyasına etki edeceğini bilmiyorduk. LeBron James, birkaç NBA oyuncusuna karşı dudak uçuklatan bir performans sergilemişti.

O zamanlar James, lise üç öğrencisiydi.

Bu olay; James, Sports Illustrated dergisinin kapağında "Seçilmiş Kişi" başlığıyla yer aldıktan üç ay sonra; Cavs, kendisini NBA draftının ilk sırasından seçmeden bir yıl önce; birçoklarına göre tarihin en iyi oyuncusu olarak anılmasından ise yıllar önce gerçekleşmişti.

James'in antrenmana katılımı, ligin henüz drafta katılması imkanlar dahiline olmayan oyuncularla NBA takımları arasındaki iletişimi yasaklayan kuralını ihlal ettiği için NBA, Lucas'a 250.000 dolar ceza verdi ve gelecek sezonun ilk iki maçında Lucas, takımın başında olamadı. Ayrıca Cavaliers'a da 150.000 dolar ceza verildi.

James'in o günkü performansı, gelecekte yapacaklarının fragmanıydı. 20 yıl önce o gün orada bulunan herkese unutulmayacak bir anı yaşatmıştı.

Bu yazı, o günün sözlü tarihinden oluşuyor.

"Genç yaşına rağmen basketbolu doğru oynuyordu"


James, Cavaliers'ın antrenman sahasına çıkmadan önce şöhreti büyümeye başlamıştı bile. Lisenin ilk senesinde 21 sayı – 6 ribaund, ikinci senesinde ise 25.2 sayı – 7.2 ribaund ortalamaları ile oynamıştı. O senelerde Ohio'daki St. Vincent-St. Mary Lisesi'ni üst üste iki kez eyalet şampiyonluğuna taşımıştı.

Lucas, Cavaliers'ta işe başladıktan kısa süre sonra bu yaygaranın sebebini öğrenmek istedi.

John Lucas: "Cleveland State'te birkaç AAU maçında onu izlemeye gitmiştim. Los Angeles Lakers'ın yıldızı Kobe Bryant'ı gençken görmüştüm ve herkes bana LeBron'un Kobe'den daha iyi bir potansiyel olduğunu söylüyordu. Onlara inanmamıştım. Bu yüzden gidip görmek istedim, bütün günümü orada geçirdim. O gün, 'Belki Cavaliers'ın guard'ı Bimbo Coles'tan daha iyi olabilir' yorumunu yapmıştım. Herkes aklımı kaçırdığımı düşündü.

Zekası, inanılmaz seviyedeydi. Şutuna kesinlikle çalışması lazımdı ancak pasörlüğü o zamanlar bile elit seviyedeydi."

Johnny Clark, Cavaliers'ın Oyuncu Geliştirme Partneri: "Onu, eyalette şampiyon oldukları ilk ve ikinci yılında görmüştüm. Çok iyi bir oyuncu olacağı belliydi. Jimmy Jackson ve Clark Kellogg'u da lisedeyken izlemiştim ve LeBron'un lisedeyken onlardan daha iyi olacağını düşünmüyordum."

Jim Paxson, Cavaliers'ın Genel Menajeri: "Onu lisenin ilk yılındayken duymuştum ancak ilk kez ikinci yılında Cleveland State'teki bir maçta izledim. Gözüme çarpan en büyük şey, maçta 50 ya da 60 sayı atabileceği ancak buna rağmen bencil olmayan bir oyuncu olduğuydu. Genç yaşta basketbolu doğru şekilde oynuyordu. İşin o kısmını halletmişti. Normalde böylesine iyi oyuncuların bunu yaptığını görmezsiniz. Eğer 50 ya da 60 atabileceklerse, atarlar. LeBron ise cömert bir oyuncuydu. Michael Jordan gibi atletikti, aynı zamanda Magic Johnson gibi bir fiziği ve oyun görüşü vardı."

DeSagana Diop, Cavaliers'ın pivotu: "Oak Hill Academy'deki son yılımda LeBron'a karşı oynadım. O zamanlar LeBron, ikinci sınıftaydı. Bizi adeta domine etti. Biliyorsunuz ki Oak Hill olarak diğer bütün takımlara üstünlük sağlardık ancak bu maç LeBron sayesinde yakın geçmişti. Onunla karşılaşmadan önce de ismini duymuştum ancak karşısında oynadıktan sonra ne kadar özel bir oyuncu olacağını anladım."

John Lucas III, Baylor'ın oyun kurucusu: "Babam Cavaliers'ta koç olduğunda ben kolejdeki ilk senemi geçiriyordum. Bana Akron'daki bir liseden yeni Kobe, Michael Jordan, Dr. J ya da Magic olabilecek bir oyuncunun geldiğini söylemişti. O zamanlar büyük bir Kobe hayranıydım, bu yüzden 'Aynen baba' demiştim içimden."

"Hiç egosu yoktu"


Chris Dennis: "Dokuzuncu sınıftayken onu NBA oyuncularıyla biraraya getirmek çok istedim. NBA oyuncularının nasıl olduğunu görmesini istiyordum. NBA'dekilerin de onu görmesin istiyordum çünkü hazırdı. Chicago'dan bir yıl sonra da Cleveland'da birkaç NBA oyuncusuna karşı oynamasını istedim. Eddie'nin bu işi ayarlayabileceğini biliyordum çünkü onun insanlarla bağlantısı vardı, aynı zamanda bana John Lucas'ı tanıdığını söylemişti."

Clark: "LeBron'un geldiği günden bir gün önce oyuncular arasında konuşmalar dönmeye başlamıştı. Herkes onun ne kadar iyi olduğunu görmek istiyordu ancak bunun sebebi ona alçakgönüllü olmayı öğretmek değildi. 'Tamam, iyisin ancak büyüklerle ve profesyonellerle oynamak için hazırlanan bir lise oyuncususun. İyi olabilirsin ancak burası başka bir seviye' cümlelerini ona göstermek istiyorlardı."

Eddie Jackson: "Salona geldik ve Lucas; Cavaliers oyuncuları Bryant Stith, Coles, Jumaine Jones, Chris Mihm ve Diop'un yanında birkaç kolej oyuncusunu daha davet etti. LeBron, bençte oturuyordu. Orada oturup sohbet ediyorduk ki Lucas, LeBron'u çağırdı ve 'Bron, göster kendini' dedi. Böylece LeBron, oyuna girdi ve neredeyse hiçbir şey yapmadı. Sadece oyunun akışıyla birlikte hareket ediyordu."

Keith Smart, Cavaliers'ın asistan koçu: "LeBron, sahaya adımını attığında 'O' kişi gibi değildi. Sadece oradakilerin arasına karışmış gibiydi. Dikkat çekmiyordu, egosu yoktu. Pozisyonlar ürettiğini, topu paylaştığını görüyordunuz."

Lucas III: "Başlangıçta hiçbirimiz ona pas atmıyorduk. Kolejdeydik ve hepimiz NBA'de oynamak istiyorduk, bu yüzden de NBA oyuncularına karşı ne konumda olduğumuzu görmek istiyorduk."

Clark: "İlk iki maç boyunca sanki kimsenin ayağına basmak istemiyormuş gibi bir havası vardı. Sadece pas veriyordu. Tıpkı şimdiki gibiydi, kendi işini yapmadan önce diğer herkesi dahil etmek istiyordu olaya. İkinci maç esnasında profesyonel oyuncular fark etti ki eğer ribaundu aldıktan sonra topu bu 11. sınıf öğrencisine verirlerse, parkenin öbür tarafında kolay bir basket imkanı için James onları topla buluşturacaktı."

"LeBron, düğmeye bastı"



Lucas, James'in bir dağıtıcı olarak oynamasından bıkmıştı. Daha az Magic Johnson, daha fazla Michael Jordan görmek istiyordu. James, Lucas'ın çocuğu Lucas III'nin de bulunduğu kolej takımına geçti. James ve bir grup kolej oyuncusuna karşı NBA oyuncularıydı takımlar.

Jackson: "Kısa bir ara verildi ve sonra Lucas, tekrardan düdüğünü çaldı. LeBron oturuyordu ve Lucas, 'Büyüklerle oynamak istemiyor musun? O lanet başarılarının üstüne bir şey eklemeyecek misin? Hazır değilsin.' dedi. LeBron, ayağa kalktı."

Clark: "İşte tam da o an bütün günün seyri değişti. Sanki LeBron bir düğmeye basmıştı. Bir sonraki iki ya da üç maçta çok iyi oynadı. Bütün sayıları ya kendisi atmıştı ya da asistini yapmıştı. Antrenmana ağırlığını koydu. Orada olduğum ve buna şahit olduğum için çok mutluydum çünkü eğer bunu başka birinden duysaydım, muhtemelen inanmazdım."

Lucas: "Series' adı verdiğimiz bir set oynadık ve LeBron, her seferinde oyunu doğru okumayı ve doğru kararı vermeyi başardı. Bir keresinde topu aldı, savunmacılarının arasından geçti ve imza 'reverse' smacını bastı, top çembere ya da herhangi bir şeye değmedi bile. Eğer başka bir kitap daha yazarsam o gün, kesinlikle kitabımda yer alacak."

Lucas III: "LeBron sahaya tekrar çıktığında babam ona pas atmamı söyledi. Topu ona yolladık ve o da sağ forvetten içeri girdi. DeSagana Diop ve Chirs Mihm, bloklamak üzere onu bekliyordu. LeBron çemberin altından dolaştı ve 'reverse' smacını bastı. Hemen geri koştu ve sahanın diğer tarafında savunmaya geçti. İnanılmazdı. O andan itibaren her pozisyonda topu ona verdik. Daha fazlasını görmek istiyorduk."

Stih, Cavaliers'ın guard'ı: "Şahit olduğum şey beni çok heyecanlandırıyordu. O gece lisedeki koçumu aradım ve ona NBA'in yeni süper yıldızını izlediğimi söyledim. Kim olduğunu sordu. Ben de 'Akron, Ohio'dan LeBron James adından bir çocuk' dedim."

Lucas III: "O günün ilerleyen saatlerinde en iyi arkadaşlarımdan ikisini aradım. Onlara Kobe'den sonra gelen en iyi şeye şahit olduğumu söyledim. Bana bunu söylemem için gerçekten çok bir şeyle karşı karşıya olmam gerektiğini söylediler. Bahsi geçen pozisyonu anlattığımda ise inanamadılar."

Jackson: "O andan itibaren LeBron, resmen şov yaptı. Maç bittikten sonra Lucas bana baktı ve 'Elimizde bir potansiyel var' dedi. Ben de bu gördüklerinin daha hiçbir şey olduğunu söyledim. Yetenek çantası daha çok doluydu."

Smart: "Bir lise maçında değil, profesyonellere karşı oynanan bir maçtaki performansını gördüğümde 'Aman Tanrım, bu çocuk çok çok iyi bi oyuncu olacak' demiştim. Bir süre sonra antrenman maçının tek başrolü o olmuştu. Bir 11. sınıf öğrencisi olarak en az diğer herkes kadar iyi olduğunu görüyordunuz."

Clark: "O günün ardından herkesin LeBron James hakkındaki fikirleri değişti. Salonu herkes onun seçilmiş kişi olduğunu kanıtladığını düşünerek terk etti. Herkes sanki gördüklerine inanamıyormuş, bir hayalet görmüş gibi donakalmıştı."

20 yıl önceki LeBron James'ten The Plain Dealer'a: "Koç Lucas'a beni davet ettiği için teşekkür ediyorum. Beni kim davet ederse etsin onlarla oynayabilecek kadar iyi olduğumu bilmeliler, oradayken en iyi halimle oynayacağım. Güzel bir deneyimdi. Birkaç şey öğrendim ve keyif aldım."

"Her şey bir hava oluşturmak içindi"


Ne yazık ki NBA, James'in bu antrenmana katılımından hoşnut kalmamıştı. Kural net bir şekilde belli ediyor: Takımlar direkt ya da bağlantılı olarak draftta seçilmesi mümkün olmayan bir oyuncuyla anlaşamaz ya da anlaşmak için bir hamle yapamaz. Ayrıca NBA, liseden mezun olana kadar oyuncuların draft'a katılmasına da izin vermiyor.

28 Mayıs 2002'de para cezaları ve Lucas'ın aldığı maç cezaları açıklandı.

Lucas: "Böyle bir kuralın olduğunu bilmiyordum çünkü aynısını Kobe için de yapmıştık. Her zaman en iyi oyuncuları davet ettim ki beraber çalışabilsinler. Ne yazık ki Branson Wright'ın yazısı bana hem para hem de maç cezası verilmesine yol açtı. Tahmin edin ki kimi düzenlediğim lise oyuncuları kampına katmaya çalışıyorum. Evet, Bronny James'i."

Dennis: "Her şey bir hava oluşturmak içindi. Amacım LeBron'un etrafında bir hava oluşturmak ve onu daha iyi yapmaktı. O gün de bu yaşandı."

Stith: "Tanrı Cleveland şehrine ve LeBron James ile ailesine gülümsedi, LeBron da hayal kırıklığına uğratmadı. Başlangıçta işlerin herkesin istediği gibi gitmediğinin farkındayım fakat takımdaki ikinci döneminde şampiyonluğa ulaşmayı başardı. Sanki kader, bunu gerektiriyormuş gibiydi."

Diop: "LeBron, bütün beklentileri karşıladı, hatta üstüne çıktı. Onu daha da özel yapan şey, genç yaşında üzerinde oluşan o baskıyı yenebilmesi."

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021