İçeriğe geç

| Julya & Irina Yalenchka |

+55 869 yanıt 26,262 görüntülenme Açan BiA ·

/// Konu sahibinin mesajları Yalnız konuyu açan kişinin mesajları. Bulunduğun yerden ileri doğru.

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 13.07.2022 15:47

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar




Yüzde Yüz Vice Rekorlar Kırmaya Devam Ediyor 
Yayımlanma: 12 TEMMUZ 2022, 03:14 SALI JULYA YALENCHKA TARAFINDAN

Vice şehrinin vazgeçilmezi haline gelen televizyon programı olan "Yüzde Yüz Vice" Julya Yalenchka önderliğinde faaliyetini sürdürüyor. Bu hafta ki programda  Yalenchka'nın konuğu ise Henry Dunkirk oldu! Yüzde Yüz Vice'ın asıl kurucusu olan ve belli bir zamandan sonra Florida'da bulunan işleyişlerinin tümünü bırakıp New York'da yaşamanı sürdüren, bir zamanların televizyonların yıldızı ve vazgeçilmezi haline gelen Henry Dunkirk, kameralara karşı açıklamalarda bulundu!





Geçtiğimiz bir ay öncesinde "Yüzde Yüz Vice"ın yayın haklarını Julya Yalenchka'ya verilmesinin ardından "Julya ile Sohbet" programında ki bütün isim haklarını ve formatını değiştirip yeni bir format ile birlikte "Yüzde Yüz Vice" adında kameraların karşısına çıkan Yalenchka. Vice şehrinin vazgeçilmezi haline gelmeye devam ediyor.





Programın ikinci yarısında gerçekleşen "Sor ve Cevapla" bölümünden ise beklenilmeyen ve şaşırtıcı cevaplar meydana geldi.

Yalenchka:
Spoiler
Julya Yalenchka: Birinci sorumuz: Yüzde Yüz Vice'ın kuruluşunda yatan amaç nedir, Henry? Yüzde Yüz Vice neden kuruldu?
Dunkirk:
Spoiler
Yüzde Yüz Vice'ın ilk bölümünü yaptığım zamanlar şehirdeki yayın kuruluşları, buna Vice News'te dahil hiç bu tarz veya emsal sayılabilecek bir konseptte programı yoktu. Late Night Chat'e biraz benziyordu sadece fakat aradaki fark o'nun bir radyo programı olmasıydı.
Ben ise o dönemlerde artık Vice News'te kendimi yeni yeni ispatlamaya başlamıştım ve bunun kariyerimde bu fikrin bana daha hızlı ivme kazandıracağını düşündüm nitekim yanılmamışım.
Fakat bir çok kişinin bildiğinin aksine Yüzde Yüz Vice'ın ilk bölümü aslında henüz stajyerlik dön ...
emimde yapıldı.
Ve o programda da konuk Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters'tı.


Yalenchka:
Spoiler
"Yüzde Yüz Vice" programı faaliyete çok uzun zamandır devam ediyor. Hatta bir çok kişiye göre şehrin en iyi talkshow programı. Ama şu açık ve net ki; şehirde bu kadar fazla ilgi ve alaka gören bir talkshow programı bulunmuyor. Bu konuda rakipsiz denilebilir aslında. "Yüzde Yüz Vice" programı faaliyete geçtikten sonra hiç bir noktada "ben bıktım, bırakıyorum" dediğin bir an var mı? Varsa bize detaylıca anlatır mısın?
Dunkirk:
Spoiler
Aslında bu pek olmadı çünkü bir şekilde programı hem benim açımdan hemde takipçileri açısından...
sürekli nasıl daha ilgi çekici ve insanların merak duygusunu nasıl beslerim diye düşünüp duruyordum.
Konuk aldığım veya gündemde olan kişilere herkesin en merak ettiği soruları nasıl usülünce sorabilirim? Veyahutta şehirde bir ünlü şarkıcı veya başka bir medyatik kişinin bir açıklaması, özel hayatıyla ilgili bir gelişme ya da çıkarttığı bir albüm, tekli veya konserle ilgili en kritik soruyu sorarken onu nasıl rahatsız etmem?
Genellikle kafam bu sorularla meşgul olduğu için sıkılmak için pek fırsatım olmuyordu anlayacağın ...




Yalenchka:
Spoiler
Henry, "Yüzde Yüz Vice" programında konuk olarak yer almanın ne faydası var? İnsanlar neden bu programa eşlik etmeli? Neden katılmalılar?
Onlara katkısı ne olacak? Bize kısaca belirtir misin?  Lütfen, dinleyicilerimiz ile paylaşır mısın?
Dunkirk:
Spoiler
Yüzde Yüz Vice benim ünlü olmamdan ziyade şehirdeki tanınan ve tanınma yolunda ilerleyen sanatçıların çıktıkları, kendilerini ve projelerini tanıttıkları bir program. Dolayısıyla da bu binada ve bu stüdyoda olmaları PR için mükemmel bir fırsat.
Yüzde Yüz Vice programına katılıp kendi PR'ını yaptıktan sonra büyük bir üne kavuşan nice yıldız var.
Özellikle de bunlardan birisi çok ünlü bir isim.







Bizi ViceSocial'dan takip et!
           
EDITOR
J.Yalenchka
HABER
J.Yalenchka
KAMERA
J.Yalenchka


Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
[/td][/tr][/table]

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 13.07.2022 15:55

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar




Yunanistan basketbolu denince akla gelen iki kulüpten biri olan Olympiakos, uzun yıllar boyunca en rekabetçi seviyelerde mücadele etmeyi başararak Avrupa'nın simge kulüplerinden biri oldu. Kurduğu kaliteli kadroların yanı sıra ateşli taraftarlarıyla da adından söz ettiren Yunan devi, şüphesiz ki halen EuroLeague'in en önemli takımlarından biri.

Modern EuroLeague tarihinde 2, toplamda ise 3 Avrupa şampiyonluğu bulunan Olympiakos, şu sıralar kaliteli kadrosuyla en rekabetçi düzeyde mücadele etmeyi sürdürüyor olsa da 2000'li yılların ortalarında durum pek değildi.

EUROLEAGUE GAMECENTER TV BENİM TAKIMIMVİDEO GALERİ
HOME•TR (TURKİSH)•TURKİSH AİRLİNES EUROLEAGUE•
2011-12 Olympiakos: Umutların Tükendiği Anda Gelen Unutulmaz Zafer
13/TEM/22 13:42

Eurohoops Fırın, Olympiakos tarihinin en özel sezonlarından birine göz atıyor.


by Melikşah Bayrav / [email protected]

Yunanistan basketbolu denince akla gelen iki kulüpten biri olan Olympiakos, uzun yıllar boyunca en rekabetçi seviyelerde mücadele etmeyi başararak Avrupa'nın simge kulüplerinden biri oldu. Kurduğu kaliteli kadroların yanı sıra ateşli taraftarlarıyla da adından söz ettiren Yunan devi, şüphesiz ki halen EuroLeague'in en önemli takımlarından biri.

Modern EuroLeague tarihinde 2, toplamda ise 3 Avrupa şampiyonluğu bulunan Olympiakos, şu sıralar kaliteli kadrosuyla en rekabetçi düzeyde mücadele etmeyi sürdürüyor olsa da 2000'li yılların ortalarında durum pek değildi.

Kırmızı-beyazlıların ezeli rakibi Panathinaikos'un efsanevi koç Zeljko Obradovic önderliğinde elde ettiği zaferlere uzun uzadıya değinmeye pek gerek yoktur sanıyorum. 2000'lerin başından itibaren 10 yıllık süreçte Avrupa basketbolunun en dominant takımlarından biri olan Panathinaikos, elde ettiği şampiyonluklarla da adeta kulüp tarihinin altın dönemini yaşıyordu.

Bu dönemde EuroLeague Final Four'undan uzak kalan Olympiakos, ezeli rakibinin başarılarını yalnızca izlemekle yetiniyordu. Modern EuroLeague'e geçişin ilk dönemlerinde sürekli Final Four'un kapısından dönen Yunan devi, 2003-04 sezonunun öncesinde çok ciddi ekonomik sorunlar yaşamaya başladı.

2 yıllık süreçte kadrosundaki tüm önemli ismlerle yolları ayırmak durumunda kalan kırmızı-beyazlı ekip, bu oyuncuların yerine gerekli takviyeleri de yapamayınca kulüp tarihinin en kötü sezonlarından ikisini geçirmek durumunda kaldı. Bu süreçte EuroLeague'de herhangi bir başarı elde edemeyen Yunan devi, yerel ligde de 8. sıradan öteye gidemedi.

Kabus gibi geçen yılların ardından yeniden bütçe arttırarak hedef büyüten Olympiakos, 2006-07 sezonuna girilirken Maccabi'yle adeta EuroLeague'i domine eden İsrailli başantrenör Pini Gershon'u göreve getirerek taraftarlarını fazlasıyla heyecanlandırdı.

2006'dan 2010 yılına kadar kadrosuna Arvydas Macijauskas, Theo Papaloukas, Nicola Vujcic, Yotam Halperin, Ioannis Bourousis, Andrija Zizic, Milos Teodosic ve Josh Childress gibi birbirinden değerli yıldızları katmayı başaran Yunan devi, EuroLeague'de finale kadar yükselmesine rağmen bir türlü hayalini kurduğu şampiyonluğu elde edemedi.

Bu süreçte saydığımız yıldız isimler arasında en dikkat çekeni ise Josh Childress oldu. 2004 NBA Draft'ının 6. sırasından seçilen ve NBA'de geçirdiği yıllarda hiç de fena bir performans ortaya koymayan ABD'li yıldız, 2007 yazında Olympiakos ile sözleşme imzaladığında bu durum adeta şok etkisi yaratmıştı. 3 yıl, 20 Milyon Dolar gibi o dönem şartlarında devasa bir kontrata imza atan Childress, kendisinden Yunan devini Avrupa'nın zirvesine taşıması beklense de hiçbir zaman tam anlamıyla hedeflenen etkiyi yaratamadı ve 2 yılın ardından NBA'e geri döndü.

2010 yılında koç Panagiotis Giannakis'in önderliğinde EuroLeague finali oynayarak şampiyonluğun kıyısına kadar gelen kırmızı-beyazlı ekip, Xavi Pascual'in Barcelona'sına 68-86'lık skorla mağlup olarak ikincilikle yetinmek zorunda kalmıştı. Şampiyonluğa bu kadar yaklaşılmasının ardından Olympiakos'un hedef küçültmeye pek bir niyeti yoktu. Bunu da Avrupa basketbolu tarihinin belki de en sansasyonel hamlesine imza atarak fazlasıyla kanıtladılar.

Yunanistan basketbolunun o dönemler en gözde yıldızı olan Vassilis Spanoulis, kısa süreli NBA serüvenin ardından "yuvası" Panathinaikos'a geri dönerek adeta bıraktığı yerden Avrupa basketbolunu domine etmeyi sürdürmüştü.

Yüksek oyun zekasıyla, oyun kuruculuk yetenekleriyle, hem üstün skorer becerileriyle, iki tarafından da çembere atak edip sayı üretebilesiyle ve kritik anlarda asla sorumluluktan kaçmamasıyla Spanoulis, koç Zeljko Obradovic önderliğinde başarıdan başarıya koşan Panathinaikos'un en büyük yıldızıydı.

Takvimler 11 Temmuz 2010'u gösterdiğinde ise Yunanistan basketbolu, tarihinin açık ara en flaş transfer bombasıyla adeta sarsılıyordu. Kulübü Panathinaikos'la olan sözleşmesi sona eren süperyıldız Vassilis Spanoulis, yeşillilerin ezeli rakibi Olympiakos'la sözleşme imzalayarak tarihin en beklenmedik hamlelerinden birinin ana kahramanı oluyordu.

Milos Teodosic ve Vassilis Spanoulis gibi iki büyük yıldızı yan yana getirmeyi başaran kırmızı-beyazlı ekip, efsanevi koç Dusan Ivkovic'in yönetiminde sezona şampiyonluk parolasıyla başlıyordu. Normal sezon ve Son 16 turunda yer aldığı grupları beklendiği üzere lider tamamlayan Yunan devi, playoff etabında karşılaşacağı Montepaschi Siena'yı da geçerek adını Final Four'a yazdırma niyetindeydi. Sonuç ise hiç beklenildiği gibi olmadı.

Siena'ya karşı sahasında oynadığı ilk karşılaşmayı 89-41 gibi tarihe geçen bir skorla kazanan Olympiakos, daha ilk maçtan psikolojik üstünlüğü de ele geçirmiş gibiydi. Buna rağmen eşleşmenin devamında neredeyse kimsenin aklından dahi geçiremeyeceği şekilde İtalyan temsilcisi, oynanan üç müsabakadan da galip ayrılarak yılın en büyük sürprizlerinden birine imza attı.

Tüm kulvarlarda şampiyonluk hedefiyle başlanan sezonda Final Four biletini dahi alamayan kırmızı-beyazlı ekip, Yunanistan ligi finalinde de ezeli rakibi Panathinaikos'a 3-1'le şampiyonluğu kaptırınca kulüpte tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşanıyordu. 2011-12 sezonu öncesinde ekonomik sorunların da etkisiyle bütçesini yarı yarıya azaltan Olympiakos, kadrosunda bulunan Milos Teodosic, Ioannis Bourousis, Rasho Nesterovic ve Theo Papaloukas gibi yıldızlarla da yollarını ayırdı.

Arka arkaya yıllarda yaşanan hayal kırıklıklarıyla çok istediği EuroLeague şampiyonluğuna bir türlü kavuşamayan Yunan devi,  2011-12 sezonu öncesinde hedef küçültmek durumunda kalmıştı. Yıllarca beklenen büyük zaferin belki de ümitlerin en çok azaldığı anda gelmesi, muhtemelen pek kimselerin tahmin edebileceği bir durum değildi.

Eurohoops Fırın, bugünkü serisinde Olympiakos'un tarihe geçen 2011-12 sezonunu inceliyor.

2011-12 Sezonu Olympiakos'u: Düşen Kalite, Yükselen Efor






Dibi gördükten sonra yeniden ayağa kalkarak en tepeyi hedefleyen Olympiakos için yaşanan büyük hayal kırıklıklarıyla baş etmek hiç kolay değildi. Üstüne üstlük yaşanan ekonomik sıkıntılarla bütçenin de önemli bir kesintiye uğraması, son yıllarda şampiyonluk hayali kuran kırmızı-beyazlı ekip için haliyle yaşanan hayal kırıklığını hafifleten bir unsur olmadı.

2011 yazında takımın önemli oyuncularından bazılarıyla yollarını ayırmak durumunda kalan Yunan devi, yerlerine ise benzer kalitede takviyeler yapmakta zorlandı. Kadrosunu Martynas Gecevicius, Kyle Hines, Kalin Lucas, Pero Antic ve Matt Howard gibi ağırlıklı olarak potansiyelli isimlerle güçlendirmeye çalışan Olympiakos, yeni sezona önemli soru işaretleriyle başlıyordu.

Kadro kalitesi bakımından ciddi bir düşüş yaşasa da kırmızı-beyazlı ekibin belki de en büyük şansı, Avrupa basketbolu tarihinin gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden Dusan Ivkovic'in takımın başında kalmaya devam etmesi oldu. Bir önceki yıl yaşanan hayal kırıklıklarına rağmen takımı bir arada tutmayı başaran deneyimli çalıştırıcı, sezon boyunca sergilediği koçluk performansıyla da devasa kariyerinin en unutulmaz süreçlerinden birini yaşadı.

Artı olarak yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen Vassilis Spanoulis'in kulüpteki varlığı, Olympiakos'un enseyi karartmaması için yine başlıca nedenlerden biriydi. O sıralar destansı kariyerinin zirvesini yaşayan yıldız oyun kurucu, kelimenin tam anlamıyla takımının sahadaki kalbiydi.

Takımı doğal olarak tamamen süper yıldız Vassilis Spanoulis'in etrafına inşa eden Yunan devi, saha içine baktığımız zaman EuroLeague'in en detaylı hücum kurgularından birine sahip değildi. Çoğu zaman sahada çift kısayla kalmaya çalışan koç Dusan Ivkovic, bu sayede topu yarı sahaya farklı oyuncuların getirerek Spanoulis'in topsuz perde çıkışlarından pas almasını ve verimliliğini arttırabilmesini amaçlıyordu.

Yazın kadrosunda bariz bir kalite eksilmesi yaşayan Olympiakos, buna rağmen doğru eklemeleri yaparak ortaya dengeli bir yapı çıkarmayı başarmıştı. Özellikle Pero Antic, Georgios Printezis ve Kostas Papanikolaou gibi tamamlayıcı parçaların varlığı, Spanoulis'in üst düzey yeteneklerinin parkede iyice maksimize edilebilmesine de yardımcı oluyordu.

Yarı sahada topu tamamen Vassilis Spanoulis'in eline emanet eden ve süper yıldızını kadronun tammalayıcı parçalarıyla desteklemeye çalışan koç Dusan Ivkovic'in ekibi, haliyle EuroLeague'in en iyi hücum takımlarından biri değildi. Olympiakos'un sahada asıl fark yarattığı nokta ise yıpratıcı savunmasıydı.

Bu noktada kadrodaki bir ismin varlığı, Yunan devi için sezonun ve belki de Avrupa basketbolu tarihinin en belirleyici faktörlerinden biri oldu. Yazın Alman ekibi Brose Bamberg'den ayrılarak Olympiakos'a transfer olan ABD'li uzun Kyle Hines, pozisyonu için pek uzun sayılmayan 1.98'lik boyuna rağmen atletizmi ve çabuk ayaklarıyla komple bir savunmacı profiliydi.

Hines'ın kadrodaki varlığı, o yıllarda EuroLeague'deki çoğu takımın aksine Olympiakos'un switch (perde sonrası oyuncu değişimi) savunmasını uygulayabilmesini de sağlıyordu. Avrupa'da yıllardır kısanın karşısında kalabilen uzun denildiğinde akla gelen ilk isim olan ABD'li oyuncu için 2011-12 sezonu, efsanevi kariyerindeki en dikkat çekici süreçlerden biriydi.

Kadroda bulunan Vassilis Spanoulis, Martynas Gecevicius ve Pero Antic gibi savunma zaafı oluşturmaları beklenebilecek oyuncuların varlığına rağmen Olympiakos, özellikle yardım savunmalarında sürekli bir arada hareket ederek ve agresifliği asla elden bırakmayarak ligin maç başına en az sayı yiyen ekiplerinden biri oldu.



Tüm bu zamanla iyice gelişen pozitif detaylara rağmen 2011-12 EuroLeague sezonunun başlangıcı, Olympiakos için pek de parlak olmadı. Normal sezonda Fenerbahçe Ülker, Bennet Cantu, Bizkaia Bilbao, SLUC Nancy ve Caja Laboral (şimdiki adıyla Cazoo Baskonia) ile birlikte A grubunda yer alan koç Dusan Ivkovic'in ekibi, yazın yaşanan tüm problemlere rağmen grubun favorisiydi.

Yenilenmiş kadrosuyla grubun ilk maçında Bilbao deplasmanında sahne alan Olympiakos, İspanya'da felaket bir hücum performansı sergileyerek rakibine karşı ağır bir mağlubiyet aldı. Koç Fotis Katsikaris'in Bilbao'suna karşı yalnızca 61 sayıda kalan Yunan devi, grupta işlerin kolay ilerlemeyeceğinin de sinyallerini veriyordu.

Evinde, taraftarlarının önünde Fenerbahçe Ülker'i mağlup etmeyi başaran kırmızı-beyazlı ekip, deplasman karşılaşmalarında ise hücum verimliliğini sağlama konusunda ciddi sorunlar yaşadı. Grupta çıktığı ilk 3 deplasman karşısında da 80'li sayıları bulamayan Olympiakos, ilk 4 maçın sonunda yalnızca 1 galibiyet alarak akıllara ciddi soru işaretleri getirdi.

Bu süreçte azalan kadro kalitesi de etkilerini net şekilde göstermeye başladı. Milos Teodosic'in yerine takıma dahil olan Litvanyalı genç yıldız adayı Martynas Gecevicius'un beklentilerden uzak kalması, hücumda Vassilis Spanoulis'in omuzlarındaki yükü git gide daha da fazla arttırdı. Bu durum da kaçınılmaz olarak Olympiakos'un rakip savunmalar için  çok daha kolay tahmin edilebilir bir takıma dönüşmesini sağladı.

Yunan devi için EuroLeague'e normal sezonda devam etmek fazlasıyla büyük bir yıkım olurdu. Deplasmanlarda alınan can yakıcı mağlubiyetlere rağmen bir şekilde reaksiyon gösteren kırmızı-beyazlı ekip, özellikle 15.000 kişilik Dostluk ve Barış Spor Salonu'nda (SEF) oynadığı karşılaşmalardan üst üste galibiyetler çıkararak grupta yukarılara tırmanmaya başladı.

Bu süreçte takımın baştan itibaren düzenli katkı veren Vassilis Spanoulis, Pero Antic, Kyle Hines ve Georgios Printezis gibi oyuncularının yanına genç yıldız adayı Kostas Papanikolaou'nun da katılmış olması, Olympiakos'un toparlanmasındaki en önemli etkenlerden biriydi. Hücumdaki dış şut tehdidinin yanı sıra savunmacılığıyla da dikkatleri üzerine toplayan Papanikolaou, kısa sürede koçu Dusan Ivkovic'in gözdelerinden biri haline geldi.

Gruptaki ilk 4 maçında yalnızca 1 galibiyet alabilen kırmızı-beyazlı ekip, devamında sahne aldığı 6 müsabakanın 5'ini kazanarak grubu lider Fenerbahçe Ülker'in arkasında 2. sırada tamamladı. Evinde çıktığı 5 maçı da kazanan Olympiakos, deplasmanda sadece 1 kez kazanabilmiş olmasına rağmen adını son 16 turuna yazdırdı.

Koç Dusan Ivkovic'in ekibi, her ne kadar evinde oynadığı maçları taraftarının da büyük desteğiyle kazanmış olsa da deplasmanlarda kabus gibi bir görüntü sergilemişti. Bu süreçte kadroya yazın dahil edilen Martynas Gecevicius, Matt Thomas ve Kalin Lucas gibi isimlerin de beklenen performansı sergileyememeleri, Olympiakos'u sezon ortasında takviye arayışına itti.

Bu süreçte kadroya yapılan 2 önemli ekleme, kırmızı-beyazlı ekip için sezonun gidişatına direkt olarak etki etti. Avrupa'daki ilk yılında Partizan formasıyla parlayan ABD'li oyun kurucu Acie Law ve sezona Caja Laboral'de başlayan ABD'li uzun Joey Dorsey, sene ortasında Yunan devine transfer oldular.

Takıma dahil edilen iki yeni isimle birlikte Son 16 turuna iddialı bir başlangıç yapmayı hedefleyen Olympiakos; CSKA Moskova, Galatasaray ve Anadolu Efes'le birlikte E grubunda yer alıyordu. Artan beklentilere rağmen koç Dusan Ivkovic'in ekibi için işler, başlangıçta pek de parlak ilerlemedi.

İşlerin yolunda ilerlememesindeki başlıca neden ise takımın süper yıldızı Vassilis Spanoulis'in sakatlığıydı. Gruptaki ilk maçında ligin yenilgisiz tek takımı CSKA Moskova'yı evinde ağırlayan Yunan devi, genç yıldız adayı Kostas Sloukas'ın ve sezonun hayal kırıklığı yaratan isimlerinden Martynas Gecevicius'un skorer performanslarına rağmen zorlu rakibine direnemedi.

İç sahada alınan bu mağlubiyetin ardından grubun ikinci haftasındaki Galatasaray deplasmanı, Olympiakos için sezonun gidişatı açısından fazlasıyla önemli bir hale geldi. Koç Dusan Ivkovic'in ekibinin Son 16 turuna üst üste 2 mağlubiyetle başlaması, mental açıdan büyük bir dezavantaj yaratabilirdi.

Öte yandan gruptaki ilk maçını yakın geçen bir karşılaşmanın sonunda kaybeden Galatasaray için de taraftarının önünde alacağı bir galibiyet, sezonun devamı için büyük önem taşıyordu. Abdi İpekçi Spor Salonu'nun gürültülü atmosferini arkasına alan sarı-kırmızılı ekip, Olympiakos karşısında sonuna kadar mücadele etmeye hazırdı.

Karşılaşma da tam olarak beklendiği gibi kıran kırana bir mücadeleye sahne oldu. 2 maçlık sakatlık arasının ardından geri dönen Vassilis Spanoulis'e karşı Jaka Lakovic ve Jamon Gordon'la direnen Galatasaray, taraftarının yoğun desteğini de arkasına alarak ilk yarıda farkı çift hanelere kadar çıkardı.

Olympiakos'un İstanbul deplasmanından farklı mağlup ayrılması, sezonun gidişatı açısından ağır bir darbe niteliği taşıyabilirdi. Bu nedenle ikinci yarıda sahaya karakter koyan koç Dusan Ivkovic'in ekibi, özellikle savunmada vidaları iyice sıkarak 16-2'lik bir seri yakaladı ve skora denge getirdi.

Buna rağmen üstünlüğü elden bırakmayan ev sahibi ekip, ABD'li skorer Jamon Gordon'ın sorumluluk almasıyla birlikte yeniden skor avantajını yakaladı. Bitime 3 saniye kala 69-66'lık skorla önde olan Galatasaray, galibiyete bir hayli yakın gözüküyordu. Öte yandan Yunan devinin genç yıldız adayı Kostas Sloukas, son anlarda sorumluluk almak için bir hayli hazırdı.

Topu kendi pota altından çıkaran Olympiakos'ta Sloukas, faul yapmayı tercih etmeyen Galatasaray savunmasına karşı topu yarı sahanın bile daha gerisinden çembere doğru fırlattığında çoğu kişi maça bitti gözüyle bakıyordu. Beklentilerin aksine topun çembere doğru süzülerek bir şekilde sayı olması, karşılaşmanın da uzatmalara gittiği anlamına geliyordu.

Uzatma periyodu ise günün kahramanı Kostas Sloukas için pek de normal süredeki kadar şanslı ilerlemedi. Bitime 4 saniye kala kullandığı orta mesafe atışta isabet bulamayan genç yıldız, takımının da sahadan 78-77'lik skorla mağlup ayrılmasına engel olamadı.

Gruptaki ilk 2 karşılaşmadan da yenilgiyle ayrılan koç Dusan Ivkovic için işlerin pek parlak ilerlemediği de aşikardı. Yeni transferler Joey Dorsey ve Acie Law'un da adaptasyon süreçlerini çabuk atlatamamamış olmaları, Olympiakos için Son 16 turunun pek iyi ilerlememesindeki önemli faktörlerden biriydi.

Kırmızı-beyazlı ekip için arka arkaya oynanacak iki Anadolu Efes karşılaşması, sezonun gidişatını da direkt olarak etkileyecekti. Özellikle iç sahada oynanancak olan karşılaşmadan alınacak olası bir mağlubiyet, ümitlerin tamamen tükenme noktasına gelmesiyle sonuçlanabilirdi.

Tıpkı normal sezonda olduğu gibi yine kötü gidişata dur demeyi başaran Olympiakos, üst üste oynadığı iki Anadolu Efes karşılaşmasından da galip ayrılarak playoff mücadelesinden kopmadı. Özellikle agresif savunmasıyla iki maçta da zafere uzanan koç Dusan Ivkovic'in ekibi, grubun son 2 karşılaşmasına doğru gidilirken ümitliydi.

İlk olarak zorlu CSKA Moskova deplasmanında hiçbir varlık gösteremeyen Yunan devi, sahadan farklı şekilde mağlup ayrılarak gruptan çıkma ümitlerini son maça taşıdı. Gruptaki "Tamam mı, devam mı?" mücadelesinde rakip, Olympiakos'un İstanbul'da dramatik şekilde yenildiği Galatasaray'dı.

Bu kritik karşılaşma, her iki taraf için de farklı anlamlar ifade ediyordu. Galatasaray, zorlu Yunanistan deplasmanında galip geldiği takdirde kulüp tarihinde ilk kez EuroLeague playofflarında mücadele etme hakkı kazanacaktı. Öte yandan Olympiakos, kazanarak 1 sezonluk aranın ardından Final Four'a geri dönebilme ümitlerini sürdürmek istiyordu.

Maçın favorisi ise elbette yoğun bir taraftar desteği avantajına da sahip olan Yunan deviydi. Karşılaşmada ilk çeyrekten itibaren üstünlüğü ele geçiren Olympiakos, son bölüme kadar rakibinin geri dönmesine izin vermedi ve sahadan 88-81 galip ayrıldı. Bu sonuçla E grubunu 3 galibiyet ve 3 mağlubiyetle lider CSKA Moskova'nın arkasında tamamlayan kırmızı-beyazlı ekip, Galatasaray'dan ikili averajı da alarak playoff biletini kaptı.



Playofflardaki rakip ise Olympiakos için hiç ama hiç yabancı değildi. Bir önceki sezon tüm Avrupa'yı şoka uğratarak Yunan devini Final Four'un dışına iten Montepaschi Siena, bu sefer saha avantajına sahip olduğu bir eşleşmede yeniden kırmızı-beyazlı ekibin karşısına dikilmişti.

2010-11 sezonunun aksine bu sefer eşleşmenin açık ara favorisi Olympiakos değildi. Kadrosunda ciddi bir kalite kaybına uğrayan Yunan devi, yine bir önceki yıldan farklı olarak saha avantajını da elde edememişti. Bu da bir anlamda rollerin değiştiği, önceki düelloda "rahat kazanır" denilen kırmızı-beyazlı ekibin serideki underdog (favori gösterilmeyen) taraf olduğu anlamına geliyordu.

Üstüne üstlük Olympiakos'un aksine Montepaschi Siena, kadrosunda herhangi bir kalite kaybı yaşamamıştı. Bir önceki yıldan farklı olarak skorer uzun David Andersen'i transfer eden İtalyan temsilcisinde yıldız oyun kurucu Bo McCalebb de performansını bambaşka bir seviyeye taşımıştı.

Hal böyle olunca seride oynanacak ilk karşılaşmanın favorisi de Montepaschi Siena'ydı. Kendi evinde önemli de bir taraftar desteği avantajına sahip olan İtalyan temsilcisi, ilk maçı kazanarak eşleşmede avantajı erkenden kapmayı hedefliyordu.

Bu tür çok maçlı eşleşmelerde saha avantajına sahip olan tarafın kendi evinde oynadığı karşılaşmalarda hata yapmayarak avantajı rakibine kaptırmaması fazlasıyla belirleyicidir. Bu bakımdan Montepaschi Siena'nın sahasında oynanacak ilk iki müsabaka, serideki mental üstünlük açısından da büyük önem taşıyordu.

Beklendiği gibi İtalya'da oynanan ilk maç baştan sona büyük çekişmeye sahne oldu. Rakibinden bir önceki yılın rövanşını alabilme niyetindeki Olympiakos, ilk 3 çeyrek boyunca savunmada beklenen sertlik düzeyine ulaşamayınca rakibin Bo McCalebb ve David Andersen gibi değerli hücum tehditlerini sınırlama konusunda da çok zorlandı.

Yine de 2011-12 sezonunda Olympiakos'un herkese iyice ezberlettiği bir şey vardı: Yunan devi, karşılaşmalarda skor ne olursa olsun asla geri adım atmayarak mücadeleyi elden bırakmıyordu.

Karar periyoduna girilirken deneyimli oyun kurucu Nikos Zizis'in orta mesafesi, maçta farkı ilk kez çift hanelere kadar çıkarmıştı. Bu noktadan itibaren savunmada bambaşka bir boyuta atlayan koç Dusan Ivkovic'in ekibi, her top için büyük bir savaş ortaya koyarak rakibine adeta çember yüzü göstermedi.

Müsabakanın son 3 dakikasına girilirken Olympiakos savunmasıyla önemli bir geri dönüşe imza atmış ve skor dengeye gelmişti. Kritik anlarda takımın süper yıldızı Vassilis Spanoulis'in iyiden iyiye devreye girerek ipleri eline alması beklenirken öne çıkan isim tahmin edilenden daha farklıydı.

Takıma sezon ortasında katılan ABD'li oyun kurucu Acie Law, ülkesindeki kolej kariyeri boyunca kritik anlarda bulduğu isabetlerle ünlenen bir isimdi. Zorlu İtalya deplasmanının da en kritik anında sahada olan başarılı oyuncu, rakip savunmanın konsantrasyonu ağırlıklı olarak Spanoulis'in üzerindeyken sorumluluk almaya hazırdı.

Önce faul çizgisine gelerek takımını uzun süre sonra ilk kez öne geçiren Law, devamında da bulduğu çok kritik bir orta mesafeyle Olympiakos'un üstünlüğünü pekiştirdi. Hücumda bulunan moralle savunmadaki agresifliğini de bir üst seviyeye taşıyan Yunan devi, Georgios Printezis'in bitime 1 dakika kala gelen üçlüğüyle farkı 6'ya çıkardı ve serinin ilk maçında galibiyeti kopardı.

Bir önceki yılın intikamını almak için sahada elinden gelenin en iyisini yapan Olympiakos, zorlu deplasmanda galibiyete uzanarak seride avantajı eline geçirmişti. Bu da demek oluyordu ki Montepaschi Siena, artık Final Four biletini almak için 15.000 kişilik SEF'in boğucu atmosferinde en az 1 maç kazanmak zorundaydı.

İlk maçtan saha avantajının yanı sıra serideki mental üstünlüğü de eline geçiren koç Dusan Ivkovic'in ekibi, İtalya'da oynanan ikinci müsabakada rakibine son anda boyun eğmesine rağmen evindeki iki karşılaşmada da hata yapmadı. Yunanistan'da oynanan maçlarda rakibine en fazla 69 sayı izni veren Olympiakos, kimsenin kolay kolay tahmin edemeyeceği bir şeyi başararak Final Four'a geri dönüyordu.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 13.07.2022 15:58

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar



NBA'de hiç oynamamış en iyi oyuncu, kendine has bir unvan. Bu adam da gizemli bir kişilik. Yeteneklerini bizden kendi isteğiyle sakladı. Onun nasıl oynadığını görenler etkilenmiş şekilde hikayelerini anlatıyor. Onu hiç görmeyenler ise duruma şüpheyle yaklaşıyor. NBA'de oynamamış en iyi oyuncu. En fazla ne kadar iyi olabilir ki?

Bahsettiğimiz kişi bir sokak basketbolu efsanesi değil. Bahsettiğimiz kişi sakatlıklarla kariyeri sekteye uğrayan bir kolej efsanesi değil. Bu hikayede trajik bir şey yok. Bahsettiğimiz kişi muhuteşem işler başarmış bir insan. 26 yıl boyunca dört farklı kıtada 49.737 sayı atmış bir kişiden bahsediyoruz. Kareem'den, Jordan'dan, basketbol oynamış herkesten fazla.

Savunmayla pek işi olmazdı, özellikle 43, 44 ve 45 yaşlarında oynamaya devam ettiği süreçlerde. Onun için önemli olan kısım orası değildi. Onu Bird ve Dirk ile kıyaslıyorlar, olay bu da değil. O, sadece bir şey yaptı, bir şeyi yapmayı istedi. Herkesi kapsayan, inatçı bir skorer olmak.

"Bazı insanlar piyanoyu taşır, bazıları ise piyanoyu çalar." diye açıkladı bir keresinde.

Hiç kutsal bir kişilik değildi ancak ona Mão Santa denirdi. "Kutsal El".

"Kutsallıkla bir alakası yoktu." diyor Oscar Schmidt, garipçe döşenmiş evinde. Dışarısı sessiz ve sakin Alphaville'di.  São Paulo şehrinin eteklerinde, sayısız gökdelenlerden uzaktaydı. Dışarıda dev bir neon akvaryum, beyaz bir piyano ve kılıçlarını savuran samurayların seramikten heykelleri bulunuyordu. "Olay antrenman! Ben, Antrenmanlı El'im!" Büyük ekrandaki Dünya Kupası maçını izlemeye devam etti; Lionel Messi, Irak'ın kalbini kırmak üzereydi. "Çok fazla antrenman yaptım."

Geçen yıl bunca antrenman, Basketbolun Şöhretler Müzesi'ne girmesine sebep oldu. Arkadaşı Larry Bird'in takdimi sonrası Schmidt kürsüye çıktı. Şık lacivert takım elbisesi ve havalı kasketiyle çok zarif görünüyordu. 18 dakika boyunca aksanlı İngilizcesiyle herkesi hayatı ve kariyerinde bir gezintiye çıkardı.

Onun kişiliğinin oluşmasına yardımcı olan güzel kalpli koçları, zorlansa da başarıya ulaştığı uluslararası organizasyonlar, sevgili eşi Cristina... Ona minnettarlık içinde "ribaund makinesi" diyordu. Yıllar boyunca antrenmanlarında kaçırdığı şutları kovalamıştı eşi. "Tanıştığım en harika insan" diyor onun için. "38 yıldır beraberiz, ölene kadar da seninle olmak istiyorum."

O gün kasketini hiç çıkarmadı fakat beyaz şortu, beyaz sandaletleri ve New York Jets formasıyla burada otururken başı açıktı. Kırışıklarının ortasında, azalmış olmasına rağmen hala şekil duran saçlarının altında derin bir yara izi görebiliyordunuz. Bu, Schmidt'in geçtiğimiz yıllarda yaşadığı sağlık problemleri için kalıcı bir hatırlatıcıydı. 2011'de beyninde iyi huylu bir tümör tespit edildi. 2013'te ise kötü huylu bir tümöre rastlandı. Bu yıl ise gerçekten de onu öldürebileceğinden korktuğu tek şey olan kalp ritmi bozukluğuna yakalandı.

Hepsini atlatmayı başardı. Kendi deyimiyle bu yaşadıkları, onun için yaşlılık döneminde yaşanan hayatını değiştiren olaylar değillerdi. İnandığı şeyler zarar görmemişti. Bitmez tükenmez iradesinin sonu gelmemişti. Bunlar sadece başına gelen, ölene kadar uğraşmak zorunda kalacağı olaylardı. Yeterince uzun yaşadığınız zaman başınıza berbat şeyler gelmeye başlıyor.

Fakat eğer yeterince uzun yaşarsanız, harika şeyler de başınıza geliyor.

13 yaşında, futbol oynamak için fazla uzun ve ince bir Brezilyalıyken başladı her şey. Yerel koçunun adı Laurindo Miura'ydı. Miura, Japonya'dan gelmişti ve kendine has antrenmanları vardı. Bir tanesine Oscar, bir eliyle top sürerken öbür eliyle yerden taş toplamak zorundaydı; öbüründe sandalyelere ve iplere tırmana görevi vardı. Bunlar yeterli olmuştu. Artık oyuna aşıktı.

16 yaşındayken São Paulo'daki Palmeiras takımına katıldı ve yedi diğer çocukla beraber bir evde yaşamaya başladı. 17 yaşındayken 2.03 boyuna gelmişti. Palmerias'taki koçların vizyonu genişti. Onu pivot pozisyonuna hapsetmemişlerdi. Ona o sıralar attığı gibi yüzünün önünden değil, kafasının üstünden şut atmayı öğrettiler. Daha sonrasında binlerce sayının bulunacağı temel atılmıştı: Çok hızlı ve yukarıdan, müdahele edilmesi imkansız bir şut mekaniği.

Sayısız tekrarla kendini bu işe adadı. Takım haftada üç kez antrenman yapıyordu ancak Schmidt, okuldan önce ve sonra hep oradaydı. "Her gün, her hafta, her ay, her yıl!". Sahanın her yerinden günde 1.000 şut deniyordu. "İçeriden, dışarıdan, hatta potanın arkasından... Her türlü antrenmanı defalarca yaptım!". Şut atmadığı zamanlarda ise Palmeiras stadyumunun basamaklarında koşuyordu.

Hala genç yaşlarındayken Schmidt, en büyük isteği olan telefonu almıştı: Brezilya Milli Takımı, kendisini görmek istiyordu. Büyürken NBA izlememişti. Brezilya televizyonunda maçlara denk gelmek imkansızdı fakat vatanseverliği, her zaman gurur duyduğu şeylerden biri oldu. Babası donanmaya hizmet etti, dedesi Almanya'ya gitmek için Brezilya'dan ayrılmıştı. Milli Takım, Oscar'ın en büyük ve tek hayaliydi. Bu yüzden hala bir çocuk olması bir şeyi değiştirmiyordu. Onu eledikleri gün, çok vurucu olmuştu. Şimdilerde bile o günü "Benim için trajik bir gündü." sözleriyle tanımlıyor.

19 yaşında uğursuzluklar yine onu bulacaktı. Öyle bir bilek sakatlığı yaşadı ki bir doktor, bir daha basketbol oynayamayabileceğini söylemişti. Bir diğeri ise Schmidt'in bacağını hareket ihtimalini sıfıra indiren bir alçıya almıştı. Üç ay boyunca evinin önünde oturdu, bacağı iyileşirken top bile süremiyordu. Sıkıntıdan aklını kaybetmek üzereydi.

Sonrasında mahalleye yeni bir aile taşındı. Genç bir kızları vardı. Oscar ve o kız, okula giderken aynı otobüse biniyordu. "Kitaplarım ve iki büyük koltuk değneyimle gidiyordum. Okula gitmek çok zordu fakat o geldi ve kitaplarımı taşımakta bana yardımcı oldu. Böylece arkadaş olduk." diyor Schmidt. Asıl söylemek istediği kısımdan önce duraksadı ve kesik kesik kahkahasıyla beraber şu cümleleri kurdu: "Erkekler ve kadınlar arasında arkadaşlık olmaz! Biz de flört etmeye başladık. Bu, 38 yıl önceydi."

Bir gün Schmidt'in "ribaund makinesi" yürüyüşten eve dönüyordu. Schmidt ailesi Brezilya'nın geleneksel yemeklerinden birini hazırlarken Cristina, espresso ve çikolata ikram ediyordu. Schimdt sonunda ekrandan gözlerini çevirdi, oturma odasından geçerken onu süzdü ve "Güzellik" diye geçirdi içinden.

Yaşadığı bilek sakatlığından bir yıl sonra parkelere dönmüştü. Çok zaman geçmeden kaderiyle de başbaşa kalacaktı: Brezilya Milli Takımı'nda ilk 5 olmak. "İşte o zaman tanınmaya başladım." diyor Schmidt.



1992 yılına kadar FIBA kuralları NBA oyuncularının uluslararası organizasyonlarda mücadele etmesine izin vermiyordu. O zamana kadar Schmidt, milli takımda oynamaya devam edebilmek için sadece Avrupa'da profesyonel basketbol oynayabilirdi. İtalya'nin güneyindeki Caserta'da oynamaya başladı. Disiplini sağlamak onun için zor olmamıştı.

"Asla alkol almadım, kahve içmedim, sigara ya da uyuşturucu kullanmadım. Alkolü denedim fakat beğenmedim. İtalya'da masaya şarap geliyor ancak Coca-Cola gelmiyor. Hadi ama! Kafayı mı yediniz? Bana Coca-Cola getirin lütfen!". Fakat iş yemeğe geldiğinde Schmidt için işler değişiyordu: "Her şeyi yerdim. Bana yakıt olarak geri dönüyordu. Antrenman seviyemin, bilgi düzeyimin en yükseğindeydim. İşte bu yüzden olduğum konuma gelebildim.".

İstatistikleri şatafatlıydı. O zamanlar Avrupa'nın en iyi ligi olan Seria A'da Schimdt, yedi kere sayı kralı olmuştu. 1982'de Avrupa'daki ilk sezonunda neredeyse 30 sayı ortalaması tutturmuştu. 1990 yılına geldiğimizde ise her gece 44 sayı atıyordu.

Kobe Bryant, o zamanlar İtalya'da babası Joe "Jellybean" Bryant ile beraber yaşıyordu. Schimdt, Kobe'nin küçüklüğünün devre aralarında top sürdüğünü, skor masasının etrafında gezindiğini hatırlıyor. Kobe de Oscar'ı kesinlike anımsıyor. "Orada yaşıyorken o, yaşayan bir efsaneydi." diyor Bryant.

Olimpiyatlar ve genel olarak uluslararası turnuvalar, Oscar Schmidt'in işiydi. 1988'de Seul'da maç başına 41.9 sayı atmıştı. 1992'de Barcelona'da 24.8'ti bu sayı. 1996'da Atlanta'da ise 27.4'tü. O, Olimpiyatlar tarihinin en fazla sayı bulan oyuncusu. Ona 1988 hakkında soru sorarken yanlışlıkla sayı ortalamasını 40.9 olarak söyledim. Anında "41! Benden bir şeyleri eksiltme!" diyerek düzeltti.

Kanada Milli Takımı'nın başantrenörü olarak Steve Konchalski, Schmidt ile defalarca karşılaşmıştı. "Oscar, inanılmaz bir atlet değildi. Ortalama bir gücü vardı ancak küstahlık seviyesine kadar ulaşabilen bir özgüvenle oynuyordu. Bir de tabii inanılmaz şut sokuyordu." diyor Konchalski.

1987 yılında Indianapolis'teki Panamerikan Oyunları'nda Schmidt ve uzun süreli partneri Marcel de Souza, Brezilya takımını ağır favori olarak gösterilen Amerika'ya karşı altın madalyaya taşımıştı. O ABD takımı, henüz lige girmemiş David Robinson, Rex Chapman ve Danny Manning gibi isimleri barındırıyordu ve 34 maçtır yenilgi yüzü görmemişti.

İlk yarıda Brezilya 68-54 gerideydi. Bu yüzden üçüncü çeyreğe Schmidt, alev alarak çıkmıştı. Bu sırada Souza da akıl oyunlarını yürütüyordu. "Amerikalılara 'Ben yaşlı bir adamım, sizi savunamam' diyordum." diyor Souza. Schmidt de "Amerikalılara 'Şutu at! Herkesin gözü senin üstünde, at şu şutu!" derdik diye açıklıyor durumu.

İşin diğer kısmında ise Schmidt, kendi bildiğini yapmıştı. İkinci yarıda 35 sayı atarak maçı 46 sayıyla bitirmişti ve Brezilya, maçı 120-115 kazanıyordu. ABD Milli Takımı, kendi evinde ilk kez mağlup oluyordu. Schmidt'in kendisiyle özdeşleşen iki yumruklu sevinç gösterisi için birçok fırsatı olmuştu ancak akıllarda kalan şey parkede sevinç gözyaşları dökmesiydi.

Maçtan sonraki basın toplantısında ABD takımının koçu Denny Crum, Brezilya'nın en iyi oyuncusunun adını unutmuştu. Oyuncularından biri, koçun kulağına ismi fısıldamak zorunda kalmıştı: Oscar Schmidt.

Geriye dönüp baktığında Crum "Uluslararası basketbola çok ilgim yoktu, kadrodaki oyuncuların da onun hakkında çok bilgi sahibi olduğunu düşünmüyordum. Sonra bir baktık ki ona potanın 30 adım uzağından perde getiriyorlar, o da şut sokuğ duruyor." diyor.

Crum, Oscar'ı savunması için kimi görevlendirmişti? "Fark etmiyordu! Dört isimden üçünü denedik, hiçbiri sonuç vermedi. Yaptığı şeyler... Dünya üzerinde NBA'de oynamamış en iyi oyuncu olabilir." diyor Crum, o gün gördüklerinin etkisinden hala çıkamamış halde.

Bu olay, ABD basketbolunun amatör oyuncuları için sonun başlangıcı olmuştu. Takım; 1988 Olimpiyatları'nda, 1990 Goodwill Games'te, 1990 Dünya Şampiyonası'nda ve 1991 Panamerikan Oyunları'nda başarısız oluyordu. Böylece kolej oyuncuları, yerini o ikonik 1992 kadrosuna bıraktı.

Schmidt, Dream Team'e karşı Barcelona'da forma giydi. Maç başına neredeyse 25 sayı atsa da yakınındaki efsanelerden etkilenmişti. Hall of Fame konuşmasında "Bençe kameramı getirmek istemiştim!" diyerek şakasını da yapmıştı. İlk kez 1987 yılında Indianapolis'te başlayan bir döngünün sonu gelmişti. "Kariyerimin en zor karşılaşması oydu. Dream Team'i kışkırtmak mı? Buna inanabiliyor musunuz?" diyor Schmidt.



NBA, kendisine teklif götürmüş ve kısa sürede reddedilmişti. Efsaneleşmiş 1984 draft sınıfı, daha da efsane olabilirdi. New Jersey Nets, Schmidt'i altıncı turdan seçmişti ancak Schmidt, ilgilenmemişti. "Alıtncı tur mu? 131. seçim mi? Hayır, hayır, hayır... Hadi ama!" diyor şimdilerde bile. Antrenmanlara gitti, kendisine bir kontrat önerildi fakat Schmidt reddetti.

Ligte kısıtlı bir rol altında oynamak istemiyordu. Doğu Bloğu ülkelerinden NBA'de oynamış ilk oyuncu olan Bulgar forvet Georgi Glouchkov, Schmidt'e yeteri kadar topu alamadığına dair isyan ediyordu. Bahsettiğimiz kişi de Oscar Schmidt. Eğer şut atmıyorsan, neden sahadasın ki?

Eski bir Brezilyalı yetenek avcısı olan Greg Dole, 2002 draftı öncesi Nene ile çalıştığını hatırlıyor. "Nene, 'Eğer ilk turdan seçilirsem Brezilya'dan bir takım satın alacak ve Oscar ile imzalayacağım. Sonra da ona pas atmasını emredeceğim' demişti." diyor Dole.

Uluslararası kurallar değiştiğinde Schmidt, 35 yaşına gelmişti. "Çaylak olarak oynamak için çok geçti." diyor Schmidt.

"Oynasaydı tarihin en iyilerinden biri olacağında dair hiçbir şüphe yok."
-Kobe Bryant

NBA'de oynasa ne kadar iyi olurdu? Bu soruyu Schmidt'e sorduğunuzda size dünya çapında bir atletin yapacağı tarzda bir meydan okumayla cevap verecektir: "Pota aynı, top aynı, oynana spor aynı. Dünyanın hiçbir yerinde beni savunabilecek bir adam görmedim. Tek ihtiyacım olan özgüven. Kesinlike ilk 10'da olurdum. Tek bir sezondan bahsetmiyorum, tüm zamanlardan bahsediyorum! Ha ha ha."

Bu soruyu Kanada Milli Takımı Konchalski'ye yönelttim. Onu genel olarak yavaş ayaklara sahip olan ancak öldürücü bir şut yeneneği olan beyazlarla karşılaştırdık: Bird ve Nowitzki gibi... Konchalski, cesur bir iddiada bulundu: "Onların sahada yapabildikleri Oscar'dan fazlaydı. Oyunun her alanına daha fazla etki ediyorlardı fakat ne Bird'in ne de Dirk'ün şut konusunda Oscar ile yarışabileceğini düşünmüyorum."

Bir keresinde Scottie Pippen "Ne yapacağını biliyorsunuz, topu eline aldığı anda şut atacak." demişti. Modern bir J.R. Smith mi? Belki.

Fakat 80'lerin sonunda, Schmidt'in kariyerinin zirvesinde olduğu yıllarda NBA'de sık sık birebir oynanıyordu. Sizce de bu dünya, Schmidt'in yetenekleri için yaratılmış bir dünya değil mi? Ona topu verip alev almasını izleyecektiniz.

Konchalski'nin iddiası hakikaten cesur fakat bu, tam da bir hayranın göstereceği saygı. Günün sonunda Konchalski, kendisini birkaç maç izleme fırsatı bulmuştu ancak bu yeterliydi. Onun efsanesinin bir kısmı da NBA'deki tavanının bilinmezliğinden oluşuyor. Şu an olabilecekleri sadece hayal edebiliyoruz.

Oscar Schmidt, tutkuyla sevdiğiniz ancak başka kimseyi dünyadaki en iyi grup olduklarına inandıramadığınız müzik grubuydu. Oscar Schmidt, bağımsız bir rock grubuydu.

1995 yılında kısa süren ve tatmin etmeyen bir İspanya döneminin ardından Schmidt, sonunda evine döndü. Son birkaç yılın Brezilya'nın Yankees'i konumundaki Flamengo'da geçirdi. Orada 40'lı yaşlarındayken kariyerinde kazanmadığı parayı kazandı. O denli ileri bir yaşta bunu nasıl başarmıştı? "Enerjimi boşa harcamıyordum. Daha keskin bir oyun oynamaya başlamıştım ve sadece ikinci yarılarda savunma yapıyordum" diyor Schmidt, gülerek.

Normalde 44 yaşında emekli olmayı planlıyordu ancak son maçı olması planlanan karşılaşmada işler kontrolden çıktı ve Schmidt'in birkaç takım arkadaşı maçtan atıldı. Schmidt, bu hareketleri sebebiyle hakemleri protesto etmek amacıyla alkış tutunca kendisini de maçtan atılmış şekilde buldu. Bu şekilde bitemezdi.

Başka bir sezon için geri döndü ve 45 yaşındayken sonunda emekli oldu. "Ölene kadar oynayabilirdim bence ama artık zor gelmeye başlamıştı. Her geçen yıl fiziksel formu yakalamak daha da zorlaşıyordu."

Şimdilerde Portland Trail Blazers'ta asistan koçluk yapan Jay Triano, Indiana'da düzenlenen 2002 Dünya Şampiyonası'nda Schmidt ile karşılaştığı anı hatırlıyor. Oscar Schmidt ismini daha önce duymamış genç oyuncuların önünde Triano, "Kusal El"e yapabildiklerini göstermesi için meydan okumuştu. "Hala şut atabiliyor musun?' demiştim ona. O da 'Tabii ki' demişti. Takım elbisesiyle üçlük çizgisinin tepesine geçti. Isınma filan yapmamıştı. Topu ona verdim ve üst üste 10 şut soktu, sonra da salondan çıktı. Oyuncuların ağzı açık kalmıştı." diyor Triano.

Schmidt Brezilya tarihinin en iyi basketbol oyuncularından biri olmasına rağmen garip bir şekilde herkes tarafından sevilmezdi. Ona karşı konumlanan iki etken vardı. Bir futbol ülkesinde doğmuştu, yanlış sporu yapıyordu. Ayrıca nüfusun neredeyse yarısının Afrika kökenli olduğu bir ülkede farklı soydan geliyordu. Dole'ın da dediği gibi, "Kazanan bir beyaz kahramanın halka yeterince geçmediğini görüyorsunuz.". Zorluk derecesi gözardı edilemeyecek seviyedeydi. Yine de Schmidt, bir ikon olmayı başarmıştı.

1998 yılında hala Brezilya Basketbol Ligi'nde oynuyorken senato üyeliği için aday oldu. "Brezilya'nın başkanı olmak istiyordum. Elimde büyük bir şans vardı. Senato üyeliğinden başkanlığa – parmaklarını şıklattı – kolayca." diyordu. Belli bir süre boyunca Euardo Suplicy karşısında anketleri önde bile götürdü. Sonrasında Suplicy'nin partisi Schmidt'e karşı bir oldu ve onu gerçek bir tehdit olarak görmeye başladı.

"Bir şeyleri çaldığımı filan söylemiyorlardı. İyi şeyler söylüyorlardı: 'Oscar, sen bir basketbolcusun. Sahaya çık Oscar!'. Eski başkan Lula bile bana karşı bir kampanya düzenliyordu." diyor seçimi küçük bir farkla kaybeden Schmidt.

Schmidt, siyasete girmediği için şu anda mutlu. Bugünlerde okullarda ve şirketlerde motivasyon konuşmaları yaparak para kazanıyor.

"Politika, kaybedecek şeyleri olan insanlara göre bir şey değil. Böyle yaşamak çok daha iyi." diyor Schmidt. Geçen yıl Brezilyalı bir yayıncılık, onu ulusun en iyisi seçti. Bu ödülü ikinci kez üst üste kazanıyordu. "İki kez, üç kez, 10 kez şampiyon olmak istiyorum! Ha ha ha. En iyisi! Dünyanın en iyisi!"

Talihsizlikler Orlando'da yaşandı. Orası, Schmidt'in dünya üzerinde en çok sevdiği yerlerden biriydi. Oğlu, St. Petersburg'taki Admiral Farragut Academy'de lise okurken basketbol oynuyordu ve Schmidt ailesi yıllardır senede bir kez Disney World'ü ziyaret ediyordu. "Üç kez..." diyor Schmidt, olaylardan bahsederken. "Bir daha gitmemem daha iyi olur sanırım."

İlk tümör teşhisi 2011 yılında konuldu. Schmidt, birkaç defa migrenle uğraşmıştı. Bu, sekiz santimetre büyüklüğündeydi ancak iyi huyluydu. Havale geçireceğine dair endişeler vardı ancak neyse ki bu yaşanmadı. Tümörün kötü huylu olarak geri dönebileceğine yönelik endişeler ise haklı çıkacaktı.

2013'te geçirdiği bir operasyondan sonra Schmidt, onun için tatil cenneti olan Central Florida'ya geri döndü. "Bir gün kusmaya başladım. O an öleceğimi düşündüm." diyor Schmidt.

Kızı onu hemen hastaneye götürdü. Hastanede bir hafta geçirdi ve hayati tehlike yaratan kalp ritmi bozukluğu teşhisi konuldu. Evine döndü ve üç hafta da evinde tedavi gördü. Elektrotların kalbin içine yerleştirilerek düzensiz kalp atışlarını düzeltmeyi amaçladığı beş saatlik bir ablasyon prosedürüne maruz kaldı.

Son yıllarda hem fiziksel hem de ruhsal bir dolu tedavi gördü. Schmidt'in Campinas'ta görmeye gittiği kutsal bir insan vardı. "Bütün ruh hallerinden anlıyor, size iyi geliyor. Ben bir Katoliğim fakat o görüşmeler bana iyi geliyordu." diyor Schmidt.

Şu an reçeteli kalp ilaçları kullanıyor ve ayda bir kemoterapi görüyor. Büyük ihtimalle kemoterapiye hayatının sonuna kadar devam etmesi gerekecek. "Tamam ama hayattayım, değil mi?" diyor Schmidt.

Orlando'ya olan son ziyaretinde FIBA'dan malum telefonu aldı: Basketbolun Şöhretler Müzesi'ne onun ismi de dahil olacaktı. Haberi aldığında araba sürüyordu, haberi algılarken kenara çekmek zorunda kaldı.

Duygu dolu konuşmasını takdir etmiştim. İlham verici bir konuşma olmuştu. "Böyle olacağını tahmin etmemiştim." demişti düşüncelerde kaybolurken aynı zamanda memnun kalarak. "Önce gülebileceğin kadar gül, sonra ağla, değil mi? Ben de böyleyim."

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 13.07.2022 23:54

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar




Gün Boyu Kıyamet Kopuyor! 
Yayımlanma: 13 TEMMUZ 2022, ÇARŞAMBA 18:13 JULYA YALENCHKA TARAFINDAN

Geçtiğimiz günlerde meydana gelen saldırılar durmak nedir bilmiyor.
Sabaha karşı Vice Bank'ın önünde meydana gelen ve şehrin her konumuna yayılan terörizm olayları halkın korkulu rüyası haline geldi! 





Çarşamba günü saatler 04:00'ı gösterdiğinde kimlikleri henüz tespit edilemeyen maskeli bir kaç grubun planlı bir suikast girişimi facia ile son buldu!
Olay yerinde birden masum insanın canına kıyılmasının yanı sıra yaralıların durumunun ağır olduğu bildirildi.
Olay yerinde bulunan vatandaşların ihbarı sonrası, bölgeye intikal eden VCPD ekipleri suikastın kurbanı oldu. 2 (iki) memurun yaralanması ile birlikte hastaneye kaldırılan VCPD memurların durumu hakkında VCFMD çalışanları tarafından herhangi bir bilgilendirme yapılmadı.





Olay yerinde ağır yaralanması sonucu Country General Hospital'a kaldırıldıkları ve ameliyathane sonrası yaralıların yoğun bakıma alındıkları bilgiler dahilinde.
VCFMD çalışanlarından alınan bilgilere göre; yaralı şahısların durumu henüz stabil olmasının yanı sıra şahısların hayati tehlikeyi atlattıkları biliniyor.






Bizi ViceSocial'dan takip et!
           
EDITOR
J.Yalenchka
HABER
J.Yalenchka
KAMERA
J.Yalenchka


Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021
[/td][/tr][/table]

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: zebercet - 14.07.2022 00:06
biz bu muhabiri çok sevdik
ben daha çok

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 14.07.2022 00:29

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar



Chet Holmgren, bazı anlar basketbol sahasında bir basketbolcudan çok hararetli bir hayal gücünün ürünü gibi duruyor. Bu anlar genelde Holmgren a) acımasız bir blok yaptığında, b) savunma ribaundu alıp sahayı dev adımlarla dikine kat etmeye başladıktan ve topu smaçlamadan durmadığında yaşanıyor.

Bu senenin draft sınıfının en eşsiz oyuncusu olan Holmgren; 20 yaşında, 213 santimetre boyunda ve 90 kilodan zayıf. Ellerini başının üstüne kaldırıp bir bahçe hortumuyla duş alabilecekmiş gibi duruyor. Kulaç açıklığı 228 santimetre uzunluğunda. Bu vücut, bir çemberden öbürüne hem zarafet hem de güçle hareket ediyor. Muhtemelen ona baktığınızda tahmin edeceğiniz son iki şey bunlar olurdu. İşte tam da bu yüzden o anlar yaşandığında sanki yer yarılıyor ve en nadir şeylerden biri açığa çıkıyormuş gibi hissediyoruz: Yepyeni bir şey.

Örnek olarak Holmgren'in Gonzaga'daki tek yılın sonlarındaki San Francisco Üniversitesi'ne karşı oynanan maç verilebilir. Ribaundu aldı ve büyük bir dribbling ile amacını terk etmeden parkeyi kat etmeye başladı. Kimsenin kendisini ciddiye almadığını görünce ivmelenmeye başladı ve bir anda dünyanın en sıska uzunu oldu. Limitsiz bir gücün varlığına inanmayan rakip takım oyuncuları, onu durdurmaya niyetli değil gibiydi. Hepsi sanki Holmgren'in yaptığı şeyin saçmalığını fark edeceğini ve kendi kendini durduracağını düşünüyor gibiydi. Yarı sahayı geçti, serbest atış çizgisini geçti, kendisini toparlamasını izlediler, topu iki eliyle kavradı, havaya zıpladı ve baskın bir güçle topu smaçladı.

Bu tarz anlar gerçekten büyüleyici, aynı zamanda tanımlamanın zor olduğu anlar oluyor. Holmgren'in kinetik enerjisi, "sürpriz" etkisiyle katlanarak çarpılıyor. Fizikteki hiçbir formül, bir davranışın cesurluğunu ölçemez. Holmgren'in kemikli ve zayıf yüzündeki ifade de asla değişmiyor.

Her zaman bir deneyim gibi hissettiriyor: Eğer sahadaki en uzun ve görünür oyuncu oyunu sanki salonda bir tek o varmışçasına oynarsa ne olur?

Gonzaga'da 14 sayı – 9.9 ribaund ve neredeyse 4 blok ortalamalarıyla oynayan Holmgren, Auburn'den Jabari Smith ile Duke'tan Paolo Banchero ile birlikte draftın tartışmasız ilk üçünde bulunuyor. Smith ve Banchero'ya benzeyen oyuncular her draftta bulunabiliyor. Fakat Holmgren gibisi yok -belki de daha önce hiç olmadı bile-. 213 santimetre boyunda üçlük atabilen ve topu bir oyun kurucu gibi sürebilen, hücumda kanat rolünde oynayabilen ve ligin uzun bir süre blok krallığını domine edecek bir oyuncu...

Endüstrinin tabiriyle Holmgren; tavanı yüksek/tabanı düşük bir oyuncu. Eğer yeteneğini sergileyebilirse jenarasyonel bir olacak fakat eğer ince vücudu ligteki diğer uzunlar tarafından ezilirse yetenekleri minimize edilmiş olur.

"Unicorn" kelimesini çok kez duyacaksınız. Holmgren'in eşsiz fiziğini ve yetenek setini tanımlamak için en kolay ve tembel yol bu. Unicorn, iltifat niyetiyle söyleniyor ancak aslında saygısız ve adil değil, çünkü -Kristaps Porzingis'ten özür dileriz- unicorn'lar gerçek değildir. Holmgren ise etiyle kemiğiyle burada.

Chet Holmgren'in bir basketbolcuya evrilmesi, geçtiğimiz sezonun beşinci sıra seçimi Jalen Suggs'ın babası Larry Suggs'ın bir arkadaşından "Tam olarak ihtiyacın olan şey var elimde: 1.80 boyunda, gerçekten basketbol oynayabilen bir üçüncü sınıf." şeklinde bir mesaj almasıyla başlıyor.

"Daha fazla bilgi ver." diye yanıtlıyor Suggs bu soruyu.

"Çocuk korkusuz. Ağaçlara tırmanabiliyor. Her zaman evinin çatısında. Bir futbol takımının 'linebacker'ı. Hiçbir korkusu yok."

"Benim seveceğim tarzda bir çocuğa benziyor. Onu görmeliyim." diye yanıtlıyor Suggs.

Suggs, St. Paul'daki mahallesinde bahçede oturuyordu. Güldü ve gözlerini ovuşturdu. "Sonrasında o geldi." dedi Suggs, ellerini birbirine vurup iyi bir hikayeye hazırlanırken. "İlk olarak çocuk o kadar da uzun değildi. İkinci olarak da hiç basketbol oynayamayan bir okul arkadaşınızı düşünün. İki turnike denemesinden sonra hemen anlıyordunuz. Bir turnike bile atamıyordu. Top süremiyor, çembere şut değdiremiyordu."

Sadece bunlar değil, Chet Holmgren o antrenmana kargo şortuyla gelmiş de olabilir gelmemiş de olabilir ancak kesin olan bir şey vardı ki 8 yaşında bir çocuktu ve çok garip görünüyordu.

"İyi oynadığımı sanıyordum çünkü önceden deneyimim vardı ancak oraya gittiğimde gördüm ki herkes iyi. Yeterince iyi olmadığımı kısa sürede fark ettim." diyor Holmgren.

Grassroots Sizzle takımı, 11-12 yaşlarındaki çocukları yenen 8 yaş grubu çocuklarla doluydu. Holmgren, kendi deyimiyle antrenman sırasında yapabileceğinin en iyisini yaptı. Cesareti kırılmış gibi gözükmüyordu ki bu bir diğer artı noktaydı. Suggs'ın dediğine göre Chet, Jalen gibi diğer oyuncuları izledi ve farkı anladı.

Bir noktada Suggs, büyük bir cüssenin farkına vardı. David Holmgren ve 2 metrenin üzerindeki boyu, kapının orada çocuğunu izlemek için duruyordu. Larry Suggs önce David'e, sonra da Chet'e baktı. Birkaç saniye önce mümkün gözükmeyen ihtimaller, bir anda olası gelmeye başladı.

Antrenman bittikten sonra Suggs, Chet'e "Bu çocukların oynadığı seviyede oynayabileceğini düşünüyor musun?" diye sordu.

Chet, gözlerine baktı ve "Hayır." cevabını verdi.

Suggs, çocuğun kişisel farkındalığından etkilendi. "O noktada kendimin farkında olduğumu söyleyemem ancak olan biteni anlayabiliyordum." diyor Suggs. Babasının odaya girmesiyle değişen havanın etkisiyle Suggs, çocuğa bir soru daha sordu:

"Bu çocuklar kadar iyi olmak istiyor musun?"

"Evet."

"O zaman her gün buraya gel, sana basketbolu öğreteceğim fakat beni dinlemelisin." diye yanıtladı Suggs.



David Holmgren, Minnesota Üniversitesi'nde iki sene geçirdi ancak dizinden yaşadığı sakatlıklar sebebiyle kariyeri kısa sürdü. Tıpkı çocuğuna benzeyen baba, Chet'in 35 yıl sonraki hali gibi. David, çok belirgin bir zaman farkının olduğuna inanıyor. Ne zaman ribaund alsa koçlarının ona "Topu bir kısaya ver." dediğini hatırlıyor. Eğer çocuğu bir basketbolcu olacaksa, sırtını potaya dönüp ellerini havaya kaldırarak arkasında bir savunmacı bulunarak oynamasını istemiyordu. Başka bir deyişle David, Chet'in David'e dönüşmesini istemiyordu.

Zaman ve yer mükemmel bir şekilde ardarda gelmişti. Avrupa'nın basketbola yaklaşımı sebebiyle basketbol dünyası da 2 metre boyunda top sürebilen, üçlük atabilen, üçlük çizgisinde savunma yapabilen uzunları kabullenmeye başladı. Dirk Nowitzki MVP oldu. Larry Suggs da her oyuncunun bir oyun kurucuymuşçasına eğitilmesi gerektiğini düşünen bir adamdı.

"O, Shaq olmayacak. Beni dinle. Olacağı şey bu." dedi David Holmgren, Suggs'a.

Chet Holmgren 8. sınıftaydı ve bir yılda 187 santimetreden 208 santimetreye uzadı. Suggs da tam da o zamanlar dinleyen herkese bu çocuğun günün birinde NBA draftında 1. sıradan seçileceğini söylüyordu.

Suggs, bu düşünceyi temellendirmeden ortaya atmadı. O, her şey bir laboratuvar kazası gibi şans eseri biraraya gelmeden önce birkaç yıl Chet'in berbat olduğunu söylüyordu. Suggs, Chet'in senesinde mezun olacak oyuncuları izledi ve ondan daha iyi bir potansiyel göremedi.

Chet'in antrenmanlardan sonra sonsuz kez Jalen ile birebir oynadığını gördü ve gitgide aradaki yenek seviyesinin azaldığını, rekabetçilik ateşinin büyüdüğünü izledi. O ve Brian Sandifer, Chet'i "80'lerin birebir oyunuyla Avrupa basketbolunun karışımı" felsefesiyle eğitti. Sandifer sert olandı. Takım tişörtlerine basılan "Bütün Rekabeti İstiyoruz" mantalitesini taşıyordu. Sandifer, tribünlerin ve rakip takımların oyunuyla ve gücüyle yenilmeden önce Holmgren'e şüpheyle baktığını gördü. "Chet, çok çalıştı. Eğer iyi oynarsan insanlar sana saygı duyuyor. Günün sonunda bir beyazsan ve o kadar iyiysen illa dikkat çekiyorsun." diyor Sandifer.

Chet'in annesi Sarah Harris, "David, yıllar boyunca bana Chet'in harika bir oyuncu olacağını ve çok özel olacağını söyledi. Gözlerimi devirdim ve 'Tabii ki bunu diyeceksin, babasısın onun' dedim." diyor.

"Dördüncü ya da beşinci sınıftayken gördüm. Topla oyun kurucuların yaptığı şeyleri yapmaya başladı. Hala hamdı ancak o an çok iyi olacağını anlamıştım." diyor David Holmgren.

David Holmgren, Sizzle takımını Milwaukee, Memphis, Chicago ve birçok başka yere turnuvalar için götürdü. Kokan ayakkabıları her yemek ya da tuvalet molasında karavanından çıkardı ve tavana yerleştirdi. "Beklemediğimiz bir şeyle karşılaşmadık. Yedi kişilik arabaya dokuz kişi sıkışıyorduk. Bir otel odasında beş kişi kaldık. Kültür böyleydi. Hiçbir şey bize tepsiyle sunulmayacaktı." diyor Chet Holmgren.

Ewald, bir oyuncunun daha iyi bir ayakkabı teklifi aldığı için başka bir takım transfer olduğunu hatırlıyor. "O ayakkabılar için o takıma gitti, onları 20 sayı farkla yendik." diyor Ewald.

Suggs, yerel bir antrenör olan Aaron Delaney'i Holmgren ile çalışması için tuttu ve Delaney'e ilk sözleri "NBA draftında 1. sıradan seçilecek bir sekizinci sınıf öğrencisiyle çalışmanı istiyorum." oldu. Birkaç farklı sporda profesyonel ve kolej sporcuları çalıştıran Delaney, "Tamam. Eğer çalışmaları yarıda bırakırsa bir daha onunla çalışmam." dedi.

Holmgren, ilk defa spor salonuna girdiğinde aklında bir sadece bir düşünce belirdi.

"Bu, uzun mu uzun bir çocuk."

"Ancak bir numaralı seçim mi? Bu çocuk mu?" Delaney'i gülmekten alıkoyan tek şey Suggs'a olan saygısıydı.

"Planlamıştım, onu pes ettirecektim. Bunu bugün yapacağım ve zamanımı harcamayacağım. Bunların hepsi boş bir gazlama olabilir. Görmem lazım." diyor Delaney.

Denge, kas ve dayanıklılık üzerine kurulan çalışma, bir saat 15 dakika olarak planlanmıştı. Holmgren'in hala güçlü şekilde devam ettiğini görünce Delaney, 15 dakika daha ekledi. Bir nebze sarsılmış, bırakmanın eşiğinde gibi göründü ve Delaney bir 15 dakika daha ekleyerek antrenmanı bir saat 45 dakikaya uzattı. Holmgren hiç şikayet etmeden devam etti ve Delaney, kendisini sevmeye başladı. Onunla çalışabileceğini düşündü.

O günden sonra 180 gün boyunca sadece Holmgren'in Iverson Classic'te oynamak için ayrıldığı bir süreçte ara verildi, onun dışında her gün Delaney ile çalıştı. Kilo almaya takıntılı olmadan güç kazanmak ve denge üzerine çalıştılar. "Sakatlık riski almadan belli bir ağırlıktan fazlasını kaldıramazsınız. Chet, göründüğünden çok daha güçlü." diyor Delaney. Delaney'e Durant'in draft öncesi antrenmanlarda kaldıramadığı söylenen 80 kiloluk bench-press'i Holmgren'in kaldırıp kaldıramayacağı soruldu. Delaney, Chet'in rahatlıkla kaldırabileceğini söyledi.

Draft öncesi NBA sosyal medya ekibiyle bir röportaj yapan Holmgren'e kendisiyle ilgili varılan en yanlış kanılar soruldu: "Gerçekten ağırlık kaldırabiliyorum ve gerçekten yemek yiyorum." Ailesi, yemek yemediği düşüncesini komik buluyor. "Yemeyi asla bırakmıyor, metabolizmayla alakalı." diyor David.

Delaney'in ilk gün onu pes ettirmeye çalıştığı söylendiğinde Holmgren, "Bana planın o kısmını hiç söylemedi ancak gerçekten yapmaya çalıştığı şey eğer oysa, asla işe yaramayacaktı." dedi.

Larry Suggs, kendisine kulak açan herkese Holmgren'in günün birinde NBA draftının 1. sıra seçimi olacağını söylerken aynı zamanda Larry Bird'den sonra en iyi Amerika doğumlu beyaz oyuncu olacağını da söylüyordu.

"Bunu birkaç kere söyledi. Bana ilk söylediğinde ortaokuldaydım. Buna karşı bir tepkim olmadı, o unvanın doldurulması gereken bir unvan olduğunu da düşünmüyorum. Etnik köken ve ırk, oyunu değiştirmiyor. Fark yaratan şey yetenek." diyor Holmgren.

David Holmgren, koyu renkli duvar ve tavanın olduğu, bir tarafta büyük bir piyanonun, bir tarafta ise cilt cilt kitaplarla dolu bir kitaplığın olduğu salonunda oturuyor. Sarah ise bir emlak danışmanlığı firmasının sahibi ve aynı zamanda kar gütmeyen bir yerel barınak sağlama kuruluşunda yönetici. Draft öncesi çalışmalar sırasında bir nebze olsun normal hayatı haturlaması için Chet'i iki kızından biriyle beraber ziyaret ediyor.

Ev, apartmanlarla ve işyerleriyle dolu Minneapolis'in şehir merkezinden dört sokak uzakta bulunuyor. Kapıdan çıktığınızda bir grup Somalili insanın çocuklarını okula götürdüğünü görüyorsunuz. David, George Floyd cinayetinin gerçekleştiği George Floyd Meydanı'nın yakınlarında büyüdü. David'in lisedeki işlerinden biri, eninde sonunda Cup Foods'a dönüşecek bir binada eczanedeydi.

2020'nin Mayıs ayında, Floyd'un cinayetinden sonra öfke dolu prostestolar Holmgren'in evinden bir blok ötede gerçekleşti. Arka bahçelerinden biber gazının kokusunu alabiliyorlardı. Henüz 18 yaşında girmiş olan Chet, evde kalmayı reddetti. Ailesi, koçları, arkadaşları... Hepsi ona gitmemesini söyledi. "Çok uzunsun ve şehir genelinde biliniyorsun" dendi Chet'e. "Hedef olacaksın." Fakat babasının deyimiyle çocuğunun öfkesi ve hayal kırıklığı, bunlara üstün geldi.

"Şehirdeki herkesle basketbol oynadım. Tüm arkadaşlarım, oynadığım herkes farklı etnik kökenlerden ve ırklardan. Her durumda karşı tarafın perspektifinden bakamayacağımın farkındayım ancak herkesi anlayabiliyorum. İnsanların nasıl farklı hissettiğinin farkındayım, bazı şeylerin yanlış olduğunu ve yaşanmaması gerektiğini biliyorum." diyor Chet.

Chet, simsiyah giyinerek evi terk etti ve bir aracın yolu kapatmasından önce yüzlerce protestocuyla beraber yürüdü.

Sarah ve David evdeydi, televizyonlarından izliyorlardı. Chet'in o protestocuların arasında olduğunu biliyorlardı. Sarah, o anları "Ebeveynlik sürecimin en korkunç anları" olarak tanımlıyor. Araç durduktan birkaç saniye sonra Chet, David'i aradı ve kendisini benzinlikten almasını söyledi. Köprüyü dakikalar önce terk etmişti.

"Sadece orada olmam gerekiyormuş gibi hissettim. Bu, içinde olduğum topluluğun bir parçası. Çok uzun olduğum ve herkes beni tanıdığı için kendimi yardım etme isteğiyle bağdaştırmalı, diğer insanlara da dahil olup yardım etmeleri için ilham vermeliyim. Bulunduğum toplulukta insanlar, değişimi destekliyordu." diyor Chet.

İlk sıra seçimini elinde bulunduran Orlando, Jalen Suggs ile Holmgren'i tekrardan biraraya getirme şansına sahipti. Holmgren ve Suggs, üçüncü sınıfta takım arkadaşıydı. Dört yıl boyunca üç lise şampiyonluğu yaşadılar (dördüncüsü COVID-19 sebebiyle iptal edildi). İkisi de NBA'e girmeden önce bir yıl Gonzaga'da forma giydi.

"Jalen, Chet'in gelişiminde büyük pay sahibi. Çocukları biliyorsunuz. Chet, spor salonuna ilk geldiğinde 'Bu garip çocuk ne yapıyor burada?' tepkisiyle de karşılaşabilirdi fakat başlangıçtan beri Chet, antrenmanlardan sonra Jalen'ın üstüne gider ve 'Hadi birebir oynayalım' derdi. Jalen de bunu reddetmezdi." diyor David Holmgren.

"Jalen, Chet için bir ağabey gibi." diyor Sarah.

Chet Holmgren'i başından beri tanıyan herkesle konuşun, hepsi aynı şeyi söyleyecektir: Kolejdeki oyun, onun hareket alanını ve yetenek çantasını kısıtladı. Holmgren'in Mark Few'in hücumunda oynamayı seçtiği Gonzaga'da bile. Chet'in yetenek çantasında uyandırılmayı bekleyen George Gervin tarzı bir parmak hassasiyeti de bulunuyor. Topsuz oyunda daha fazla numarası var, yüzü dönük şutları daha büyük tehdit ve NBA'deki menzilin daha uzak olması Chet'e alandan faydalanmasını sağlayacak.

"Sadece bekleyin," diyor David Holmgren. "Kolejde gördüğünüz şeyden çok daha farklısını görmek üzeresiniz. Bana güvenin."

Herhangi bir tartışma eninde sonunda bir karşılaştırmayla sonuçlanıyor. Yetenek avcıları ve karar veren insanlar, yorumculardan bahsetmeye bile gerek yok, sonsuz bir şekilde bunun bir parçası oluyor. Sana kimi hatırlatıyor? Kim olma potansiyeli var? Holmgren, Kevin Durant'in son örneği mi? Eğer öyleyse Holmgren, KD'nin blok yeteneği bulunan hali.

Çok fazla soru var. Oyun, aradığı "pozisyonsuz basketbol" ütopyasını sonunda Holmgren'de mi buldu?

"Her zaman her seviyede başarılı oldu. Kendisinden yaşça büyükleri ve fizikçe güçlüleri domine ettiğini izledim. Bunlar hiçbir zaman bir fark yaratmadı, asla. Başlangıçta zorlanmaz demiyorum ancak başarılı olmaması gibi bir ihtimal mevcut değil." diyor David Holmgren.

Bütün sorular tek bir soru haline getirebilir: Elimizde ne var? Bu noktada Chet Holmgren; çalışma hipotezi olmayan bir deneyim, geçerli bir karşılığı olmayan bir özne, gerçekten özel bir isim. Sonuç ne olursa olsun bu, şimdiden tamamen farklı bir durum.

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 14.07.2022 00:34

Anasayfa                        Haberler                        İş Başvuruları                        Programlar                        Reklamlar



Brooklyn Nets'in milyarder sahibi Joe Tsai'nin işleri, Çin'de şanslı gitti. Hangzhou'da bir apartmanda başlayan şirketi Alibaba, Amazon'a çok benzetiliyor. Tsai NBA'e geldiğinde Komisyoner Adam Silver, ligin dünyanın en büyük marketindeki açılması için Tsai'nin paha biçilemez bir değerde olacağını söylemişti.

Geçen iki buçuk yılın ardından Tsai, NBA-Çin arasında milyarlarca dolarlık gelirin elde edildiği ancak ligin otoriter bir hükümetle iş yapmak ve bazı sosyal adalet konuları görmezden gelmek zorunda bırakıldığı tavizler dolu ilişkiyi karakterize ediyor.

Amerika'da Tsai, ırkçılık ve ayrımcılıkla savaşmak için milyonlarca dolar bağış yapıyor. Çin'de ise Tsai'nin liderliğini yaptığı Alibaba şirketi, ABD hükümeti tarafından "baskı ile çalışma, keyfi alıkoyma, yüksek teknolojiyle gözetim yapma" sebepleriyle kara listeye alınan şirketlerle ortaklık yapıyor.

Tsai, Çin'in en çok tartışma yaratan politikalarından bazılarını toplum içinde savundu. Hükümetin fikir özgürlüğüne getirdiği acımasız kısıtlamaları ekonomik büyümenin bir gerekliliği olarak gördü; Hong Kong'taki birçok demokrasi yanlısının hapse girmesine yol açan kanunu ayrılıkçılığın bastırılması için gerekli olması gerekçesiyle savundu; insan hakları açısından sorgulandığında ise Çin'in 1.4 milyarlık nüfusunun büyük bir bölümünün şu anda oldukları konumdan mutlu olduğunu iddia etti.

Eski kolej lakros oyuncusu ve WNBA, Major League Soccer gibi liglerde yatırımları olan biri olarak Tsai; kendisini kutuplaşmış iki kültür arasındaki köprü olarak görüyor. Tsai, Çin'in insanların özgürlüklerine getirdiği yasaklamaların ekonomik gelişmelere yol açtığını ve bunun da milyonlarca vatandaşın hayat kalitesinin artmasına sebep olduğunu düşünüyor.

Ancak insan haklarının ihlaliyle anılan şirketlere kurduğu ortaklıklar; Amerika'daki iki partinin üyelerinin, insan hakları aktivistlerinin ve Çin üzerinde yoğunlaşan akademisyenlerin eleştirisini çekti.

Trump yönetiminde Çin hakkında uzmanlık yapan ve ulusal güvenlik danışmanlığı yapan Matt Pottinger, "Joe Tsai, hepimizin olması gerektiği gibi Amerika'nın eksik yanlarını çok eleştiren iş ve spor figürlerinden biri ancak Çin'deki insan hakları ihlalleri hakkında bahaneler üretiyor çünkü parasını oradan kazanıyor. Totaliter bir diktatörlüğün insanlığa karşı işlediği suçları görmezden mi geleceğiz, hatta bu politikaları övecek miyiz?" dedi.

Tsai, bu söylemler hakkında röportaj yapma teklifini reddetti.

ESPN'in bu Tsai araştırmaları ve Çin'de yatırımları bulunan 30 NBA takımı, ligin uluslararası yayılma hedeflerinin sosyal adaleti sağlama kararlılığına nasıl bir ikilem yarattığını kanıtlıyor. 2019 yılında o zamanlar Rockets genel menajerliği yapan Daryl Morey'nin attığı demokrasi yanlısı bir Tweet, "değerler" ve "değer" arasındaki ikilemi yönlendirerek ligin yüzleştiği politik mayınların patlamasına sebep oldu.

NBA, Morey'in artık herkes tarafından bilinen "Özgürlük için savaşın. Hong Kong'un yanında durun." Tweet'inin etkilerinden hala kurtulamadı. Bu Tweet, üç senenin büyük bölümünde televizyonlarda yayınlanmadı ve bazı sponsorlar tarafından üstü örtüldü. Lig, milyonlarca doların kaybına ve "yıllar süren iyi ilişkilerin" bozulmasına sebep olan yaptırımlar altında yürütüldü.

Nets'in başına geçtikten iki ay kadar sonra Tsai, kendisini de bu tartışmanın içine attı. Morey'in destekçileri, Tsai'nin NBA'i Morey'i kovmaya ve Beyaz Saray'a ulaşan ancak daha önceden açığa çıkmamış dramalar için tam teşekküllü bir özür dilemeye zorladığına inanıyordu. Tsai aynı zamanda topluma açıkça yayınladığı bir açıklamada Morey'i "ayrılıkçı bir hareketi savunmak" sebebiyle suçladı.

Nets de NBA de Tsai'nin Morey'i kovdurmaya çalıştığını veya NBA'i özür dilemeye zorladığını reddetti.

Morey, fikir özgürlüğünü savunan güçlü destekçilerin de yardımıyla işini koruduktan sonra Nets, Morey'in Barclays Center'daki bir Rockets maçındaki biletini iade etti. Morey, Tsai'nin kendisine yapılan daveti geri çektiğini düşündü. Nets'e yakın bir kaynak, olası protestolar için yaşanan endişelerle bağlantılı olarak Tsai'nin bu karardan haberi olmadığını söyledi.

Morey, bu konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

Tsai'nin Çin'le bağlantılı olan tek NBA takımı sahibi olduğunu söylemek güç. Strategy Risks adında New York tabanlı bir firma, NBA'deki 40 sahibin portföylerini inceleyerek kurumsal olarak Çin'le kurulan bağlarını ölçtü. Heat'in sahibi Micky Arison, Çin ile de bağlantısı bulunan bir gemi turu şirketinin başkanı. Hornets'in sahibi Michael Jordan, Nike'ın Çin'deki işlerinden milyonlar kazanıyor. Şirketin gelirlerinin %19'unun Çin'den geldiğini de bilmek lazım. Nuggets'ın sahibi Stan Kroenke, Çin'de ofis açan ilk Premier Lig takımı konumunda olan ve oradaki en popüler futbol programlarından biriyle ortaklık yapan Arsenal'ın sahibi.

Bu yatırımlar; NBA'in, takım sahiplerinin ve oyuncuların ABD'de yaşansa pozisyon alacakları konularda sessiz kalmasını sağlıyor. 8.7 milyarlık net değerinin yarısından fazlası Çin'e bağlı olan Tsai kadar bu gerginliğe dahil olan bir sahip yok. Tsai takım sahibi olduğundan beri NBA, Alibaba ile uzun soluklu ortaklıklar kurdu ve taraftarlara şirketin platformlarından içerik izleme ile eşya satın alma imkanları sundu.

ABD-Çin arasındaki anlaşmazlıkta spor bir parlama noktası. ABD, Pekin'de düzenlenen Kış Olimpiyatları'na karşı diplomatik bir boykot uyguladı. Aralık ayında Kadınlar Tenis Birliği, Peng Shuai'ye yapılan muameleden dolayı Çin'de oynamayı süresiz bir şekilde durdurdu. Shuai, yüksek mertebeli bir Çin yöneticisini cinsel saldırıyla suçladıktan sonra toplumda çok nadir görülmeye başlanmıştı.

Tayvan asıllı Kanada vatandaşı Tsai, 58 yaşında. Ailesi, 1948'deki komünist ayaklanması sırasında Çin'den kaçtı. Babası Paul Tsai, Tayvan'da çok parlak bir öğrencilik dönemi geçirdi. Joe Tsai de 13 yaşındayken ABD'ye gönderildi ve New Jersey'de bir özel lisede okudu. Yale'de hukuk derecesi aldı ve sonrasında özel sermayede bir kariyere doğru yöneldi.

1999 yılında Tsai, Alibaba'nın kurucusu Jack Ma ile tanıştırıldı, sonra da Hangzhou'da küçük bir apartmanda çalışmaya başladı. Tsai, sonradan Ma'nın karakteri için "Kung Fu romanından çıkmış gibi" benzetmesini yaptı. Tsai, yıllık 700.000 dolarlık işinden vazgeçti ve Ma'nın vizyonunu gerçek bir kuruluşa dönüştürdü. Tsai, Alibaba'yı şirketleştirdi, sermayeyi büyüttü ve Ma'nın sağ kolu ve can dostu oldu.

Alibaba, Çin'deki en büyük şirketlerden biri haline geldi, satışları Walmart'ı geçti. Tsai, şirketin yılda bir yayınladığı raporlara göre Alibaba'nın %1.4'üne sahip. Tsai aynı zamanda Forbes tarafından dünyanın en zengin 254. insanı seçildi.

Son iki yılda Alibaba, Çin Komünist Partisi'nin büyüyen etkisi altına girdi, hükümetin büyüyen teknoloji endüstrisi üzerinde daha fazla kontrolü olması için yaptıklarından biri buydu.

Yapılan araştırmalara göre Alibaba, şu anda devlet kontrollü bir şirket.

Tsai'nin liderliğinde Alibaba, Çin'in "müdahaleci, her yeri denetim altında tutan ve bunu bireyleri daha efektik şekilde takip edebilen yeni teknolojiler sayesinde yapan" bir yer olmasına yardımcı olan şirketlere finansal yardımlarda bulundu.

Bu teknolojiler, hükümetin bir milyondan fazla Uygur Müslümanı'nı ve diğer etnik azınlıkları zorla "yeniden eğitme" programlarına maruz bıraktığı; Amerika hükümeti, diğer birkaç ülke ve insan hakları kuruluşları tarafından kültürel katliam olarak nitelendirilen politikaların uygulandığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde de genişçe kullanıldı.

ESPN, Tsai'nin açıkça Çin'in Uygurlar üzerinde uyguladığı bu baskıcı politikaları desteklediğini söylediğine ya da Alibaba'nın bahsi geçen şirketleri finanse ettiğine yönelik bir kayıt bulamadı ancak birçok Çin uzmanı, bu konuda Tsai'yi sorumlu tutuyor.

Şirketin sahiplerinden biri olmasının yanısıra Tsai, Alibaba'nın yatırım komitesini de denetliyor. 2017'den 2019'a kadar Alibaba, Megvii şirketine üç büyük yatırım yaptı. 2018 yılında SenseTime, Alibaba'nın finanse etmesinin de yardımıyla 620 milyon dolar büyüdü ve o zamanlar dünyanın en değerli yapay zeka startup'ı haline geldi. Alibaba ve Alibaba'ya bağlı şirketler, an itibarıyla Megvii'nin %29.4'ünü, SenseTime'ın %7'sini kontrol ediyor.

Megvii ve SenseTime, Çin'in ABD ile global yapay zeka üstünlüğü yarışı için devlet tarafından desteklenen şirketlerin yarısını oluşturuyor. Bu şirketler işyerleri ve kamu sektörü için araçlar geliştiriyor ancak yüz tanıma teknolojileri Çin'in her yerde bulunan denetim ağıyla da bağlantılı.

Denetim, hükümetin söylemiyle terörizmi durdurmak ve devamlılık sağlamak için gerekli olan Çin'in Uygur topluluğunu kontrol altında tutması için önemli bir rol oynuyor. ESPN'in raporuna göre 2020 yılında Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki antrenman kampındaki Amerikalı koçlar, denetim altına alındı ve tacize uğradı. Bir koç, üç defa alıkonulduğunu söyledi ve oradaki atmosferi 2. Dünya Savaşı Almanya'sına benzetti.

NBA, sonrasında oradaki antrenman programını iptal etti.

2018'de tarafsız ve kar amacı gütmeyen, demokrasi yanlısı Freedom House kuruluşu, yayınladığı "Dijital Otoriterciliğin Yükselişi" başlıklı raporda Çin'i internet özgürlüğünü kısıtlama açısından en kötü ülke olarak tanımladı.

2019'da Hoffman'ın grubu; Megvii, SenseTime ve diğer teknoloji firmaların Sincan'daki kötü uygulamalarla bağlantılı olduğuna dair ciddi raporlar yayınladı. Araştırmacı grubun dediğine göre Megvii, yüz tanıma yazılımlarının polise gönderilebilecek bir "Uygur alarmı"nda kullanılması dahil güvenlik servisleriyle ortak çalışma içinde.

2019 yılında da hem The New York Times hem de Human Rights Watch'ın raporuna göre Megvii ve SenseTime, hükümetin Uygur nüfusunu takip etmesini sağlayan algoritmaları üreten şirketler arasındaydı.

Megvii ve SenseTime hakkında çıkan bu iddialar, Tsai'ye yakın bir kaynağın ESPN'e söylediğine göre Alibaba'yı endişelendirdi. Şirket, bu iki şirketin kurulunda koltuğu olmadığından ve direkt olarak dahil olmadığından emin olmak istedi.

Alibaba'nın yatırımları, şirketler kara listeye alınmadan önce gerçekleşmişti. Hatta kaynağın dediğine göre birkaç ABD'li yatırımcı da Megvii ve SenseTime'da hisse bulunduruyordu.

Bir endüstri denetim firması IPVM, 2020 ve 2021 yılında Megvii ve SenseTime hakkında ek kanıtlar açığa çıkardı ve ek olarak Alibaba'nın da Uygurları saptamak için kullanılan yazılımlara direktifler eklediğini söyledi.

Alibaba, bu teknolojinin asla bu amaçla kullanılma niyetiyle yapılmadığını söyleyerek cevap verdi. IPVM de Alibaba'nın açıklamalarını onayladı.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski Çin yöneticisi Matt Turpin, 2019 yılında karalisteye alınması gereken diğer şirketler hakkında bir tartışmaya dahil oldu. Turpin, Tsai için "O, Pekin'in istediğini yapıyormuş gibi yansıtılmak üzere büyük baskı altında. Ben onda suç bulmuyorum. Çok zor bir konumda." dedi.

Ancak Alibaba'nın Megvii ve SenseTime ile insan hakları ihlaline verdiği desteğin belgeli olduğunu ve NBA'in dur demesi gerektiğini de belirtti.

"Son baktığımda bu, parçası olmak için berbat bir şeydi. Bugünün NBA'inde anladığım kadarıyla bu, bir problem değil." diyor Turpin.

Geçtiğimiz aralık ayında ABD Hazine Bakanlığı; Megvii, SenseTime ve altı diğer Çin şirketini kara listeye ekledi ve Amerikalıların o firmalarda stok bulundurmasını yasakladı. Departmanın sözcülerinden biri, şirketleri "hükümetin etnik ve dini azınlıkları baskılama politikalarıyla işbirliği içinde olmak" ile suçladı.

Çin analisti Schrader, Alibaba'nın hükümete olan bağlılığından dolayı Tsai'nin zor bir pozisyonda olduğunu kabul etti.

Fakat ona göre Tsai'nin seçim hakkı var.

"Joe Tsai istifa edebilir. Bunu yapmak zorunda değil. O, bir Kanada vatandaşı. Alibaba, bir katliamın parçası olurken bu seçimi yapma özgürlüğü var." diyor Schrader.

Eski NBA Komisyoneri David Stern, Çin televizyonunda önemli anların yayınlanmasına yol açarak NBA'i 1980'lerin sonunda ülkeye tanıttı. Bugün, NBA Çin pazarı 5 milyar değerinde. (ESPN, bu pazarın %5'inin sahibi.)

Bütün yabancı şirketler gibi NBA'de Çin'de Komünist Parti'nin yönetiminde iş yapıyor. "ABD'deki gibi değil. Düzenleyici kuruluşlar size dava açıyor, siz de avukat tutup kendinizi savunuyorsunuz diye bir şey yok." diyor California Üniversitesi'ndeki Çin ekonomisi uzmanı Victor Shih.

"Bir gecede sizi kapatabilirler. Çin Komünist Partisi, işletmelere çok baskı kuruyor. O insanlar için süreci yönetmek çok zorlaşıyor." diyor Shih.



Ne Silver ne de lig yönetiminden herhangi bir isim, Çin'deki insan hakları ihlali hakkında yorumda bulunmadı. Lig, iki yıl önce Sincan'daki antrenman akademilerini kapattığında NBA yönetiminden Mark Tatum, birkaç kere bu hareketin insan haklarıyla bağlantılı olduğunu söylemekten kaçındı.

NBA, eşsiz olmaktan çok uzak. Birçok şirket, sonsuz Çin pazarından yarar sağlamaya çalıştı. Sonuç olarak Amerikan değerlerini satmakla suçlandılar. Bu şirketlerden biri de 2020 yılında "Mulan" filminin çekimlerinin bir kısmını Sincan'da çektikten sonra insan hakları aktivistleri tarafından eleştirilere maruz kalan Disney. Geçen yıl Disney, Hong Kong'daki yayın platformunun açılışını yaptığında "The Simpsons"ın Çin hükümetine eleştiriler bulunan bir bölümüne platformda yer vermedi.

2016 yılından beri ESPN, NBA maçlarını Çin'de yayınlayan dev teknoloji firması Tencent ile içerik paylaşımı üzerine ortaklık yürütüyor. Morey'in Tweet'inden sonra Çin'deki en popüler NBA takımı Rockets, Tencent'te resmen yok oldu. Morey, Houston'dan ayrılıp Philadelphia'nın başına geçtiğinde aynı durumu Sixers yaşadı.

Bu sezon mart-nisan ayı civarlarında Morey'in Tweet'inden sonra ilk kez Çin Ulusal Televizyonu'nda NBA normal sezon maçları yayınlandı. Devletin şirketlerinden Global Times, daha az maçın yayınlacağını ve yayınlarda dışarıdan yorumcuların davet edilmeyeceğini açıkladı.

2018'de Silver, Tsai'nin NBA'in Çin'deki kuruluna katılacağını açıkladı.

Bir sonraki baharda NBA, Alibaba ile olan ortaklığını genişletti ve şirketin platformlarında 700 milyon kullanıcısının NBA ürünleri satın almasını, özel anları izlemesini sağlayan ve bir NBA bölümü oluşturuldu.

O sonbaharda Tsai, Nets'i tamamen satın aldı. 2.35 milyar dolarlık ödemesi, herhangi bir ABD spor takımına ödenen en büyük miktardı.

Tsai, Nets'in tek sahibi olduktan iki ay sonra Morey, malum Tweet'i attı.

Morey'in Hong Kong'taki protestolara dahil olan arkadaşları vardı. Çin, protestocuların kimliklerini gizleyememesi için maske takmasını yasaklamıştı.

Morey Tweet'i attığında Tsai, gösteri maçlarına katılmak üzere Çin'e gitmek üzereydi. Kısa süre içinde Mark Tatum kendisiyle iletişim kurdu ve tweet'in Çin'de önemli tepki çektiğini söyledi. Tsai'ye yakın bir kaynağın söylediğine göre Tsai, orta yolcu rolünü oynayabileceğini düşünmüştü. Bir mektup yazdı ve uluslararası organizasyonları denetleyen Tatum'a yolladı. Tsai herhangi bir cevap alamadı ve özel uçağındayken Faceebok'tan paylaşım yaptı.

Tsai, bu mesajı "Tüm NBA taraftarlarına açık mesaj" olarak nitelendirdi. Çin tarihini Daryl Moret'in attığı tweet'in neden böylesine zararlı olduğunu açıklamaya davet etti, ligin bu kazayı atlatmasına yardım edeceğine söz verdi. Morey'in ayrıştırıcı bir hareketi desteklediğini işaret etti. Bu kısım Morey ve destekçileri için sıkıntılı bir kısımdı çünkü onlar, bu protestoları demokrasi için bir savaş olarak görüyordu.

Durum iki ülkenin de sosyal medyalarında büyüdükçe kıdemli NBA yöneticileri, Çin'in cevabına hazırlandı. Silver, Şangay'a seyahat etmek üzere Japonya'daydı. Bazı insanlar Komisyoner'in alıkonabileceğinden ya da hükümetin maçları başlamadan erteleyebileceğinden korkuyordu.

NBA, ilk açıklamasında Morey'in tweetinin Çin'deki taraftarları derinden yaraladığını kabul etti, bu gelişmeyi "talihsiz" olarak değerlendirdi. Lig, aynı zamanda bireylerin görüşlerini paylaşmasına yönelik desteğini de belirtti.

Bu tartışmadan önce bile NBA, bir oyuncunun insan haklarına dair konuşması ihtimaline karşı olası zararları hesaplamaya başlamıştı. Hong Kong ofisinin içindeki gergin politik iklim, ihtilaflar yaratıyordu ve NBA yöneticileri güvenlikleri için endişeliydi. Lig, diğer yabancı şirketlerin Çin'e özürlerini sunarak nasıl işlerini sağlam tutabildiğini araştırdı.

Bir anda her şey gerçek oldu. Birçok NBA yöneticisi ve lig genelindeki yöneticiye göre yapılması gereken belliydi: Lig, Morey'i kovmak zorunda kalacak ve herkese açık bir özür dileyecek.

Morey, direkt olarak en az bir NBA takım sahibinden Tsai'nin Çin'e yaranmak üzere kendisini kovdurmaya çalıştığını duydu. Turpin, Morey'e yardım etmek için gönüllü oldu ve Morey'in sadece Çin hükümetiyle değil aynı zamanda Tsai ile de savaştığına ikna oldu.

"Benim gözlemime göre Joe Tsai'nin bu konudaki rolü kesinlikle hiç yardımcı olmadı. Diğer takım sahiplerine bu durumun nasıl kabul edilemez bir şey olduğunu açıklıyordu. Ligin geri kalanının Daryl'a karşı dizilmesinin yolunu açtı." diyor Turpin.

Nets, Tsai'nin bu konuya dahil olduğunu şiddetle yalanladı.

"Joe Tsai, Bay Morey'in tweeti hakkında herhangi bir takım sahibiyle asla konuşmadı ve Morey'in başına bir şey gelmesi için uğraştığını söylemek kesinlikle yanlış. Sadece Rockets, takımları hakkında kişisel kararlar veriyor." dedi Nets sözcüsü Mandy Gutmann.

NBA'in İletişim Kolu Yöneticilerinden Mike Bass, Tsai'nin lig yönetimine karşı asla Dary Morey'in özür dilemesi ya da kovulmasına yönelik bir isteği olmadığını söyledi.

Yine de NBA'in belirtilen prensipleri, Çin'de iş yapma gerçekliğiyle çakışıyordu. "NBA, iki ayağı iki farklı teknede yakalandı ve bu tekneler birbirinden uzaklaşıyordu." dedi Fenton.

Şangay'dayken Tsai, hükümetin maçları iptal etmesinden endişe duydu. Alibaba'nın ortak kurucusu Jack Ma'dan şehir yöneticilerine ulaşmasını ve gösteri maçlarının devam etmesini söylemesini istedi. Ma, başarılı oldu. Bu sırada yeni filmi "Space Jam: A New Legacy"nin yapım sürecinde bulunan LeBron James, Çin'deki bir toplantıda toplantıya yakın bir kaynağa göre oyunculara Morey hakkında öfkeli cümleler kurdu. (Amerika'ya döndükten sonra James, Morey'in Hong Kong hakkındaki düşüncelerinde yanlış yönlendirildiğini söyledi.)

Rockets'ın özür dilemeye zorlaması ve Tsai ile James gibi güçlü karakterlerin karşısında olması sonrası Morey, kariyerini kurtarmak üzere hamleler yaptı. Paylaşımdan kısa süre sonra Tweet'i sildi ve "Tweet'i atarken niyetim herhangi bir Rockets taraftarı ve Çin'de bulunan dostlarımın alınması değildi. ... Tweet'lerim tamamen benim düşüncelerim ve ne Rockets'ı ne de NBA'i temsil etmiyor." diye Tweet attı.

Morey, güncel ve eski Beyaz Saray yöneticileriyle, bir Demokrat valiyle ve karşısında toplanan insanlarla konuştu. Turpin, Kongre'nin ve Beyaz Saray'ın geri adım atması için çalıştı.

O zamanlar Çin üzerine yoğunlaşan bir ulusal güvenlik danışmanı olan Pottinger, Beyaz Saray'ın bir şekilde işaret bırakması gerektiğinin farkında olduğunu söyledi: "Beyaz Saray'da birçoğumuzun bu durumun çok kötü bir emsal oluşturduğunu düşündüğümüzü hatırlıyorum. Amerikalı şirketlerin değerlerimizi Çin'in sansürüne tahammül etme uğruna terk etmesini istemiyorduk."

Pottinger, o zamanlar Başkan Yardımcısı konumunda bulunan Mike Pence ile direkt olarak konuştuğunu söyledi. Pence, sonrasında "NBA, o otoriter rejim tarafından sahip olunan bir şube gibi davranıyor." dedi.

Kongre'deki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Morey'e destek oldu ve NBA'e karşı konumlandı. Silver daha sonrasında başka bir açıklama yayınladı. Ligin ilk açıklamasının insanları sinirlendiğini, kafaların karışmasına sebeğ olduğunu ve net olmadığını kabul etti, NBA'in fikir özgürlüğüne duyduğu saygıyı tekrardan belirtti.

İstifaya zorlanacağını düşünen Morey, Sixers'a gitmeden önce bir seneyi daha Rockets'ta geçirdi.

ESPN'e yakın zamanda yaptığı bir açıklamada Silver, "NBA ailesinin her bir üyesini her zaman destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz. Sosyal ve politik mevzularda kişisel görüşlerini açık eden Daryl Morey dahil." dedi.

Çin ekonomisi üzerine okumuş Shih, "Yıllar geçtikçe Joe Tsai gibi iş insanları bu beklentileri öğrendiler. Bu, bir kanun değil. Sadece zamanla 'Herkes bunu yapıyor. Toplumda negatif bir olay yaşanırken yapmam gerekenleri artık biliyorum' demeyi öğreniyorlar." dedi.

Tweet'ten yedi ay sonra NBA, Çin'deki lideri değiştirdi. COVID-19'un yayılmasıyla bir yılı aşkın süredir CEO olarak görev alan Derek Chang, istifa ederek Londra'ya, ailesinin yanına döndü. Yerine ise Çin'deki ilk ulusal spor kanalının kurulmasına yardımcı olan, NBA'le ilk televziyon anlaşmasının sonuçlanmasını sağlayan Ma Guoli'nin çocuğu Michael Ma getirildi.

Shih'e göre bu hamle mantıklıydı: "Böylesine çok bağlantıya sahip olan birini başa getirdiğinizde hükümetteki arkadaşlarını arayarak 'Bak, bu bir kazaydı. Tüm hissedarlar için durumu iyi hale getirmek için ne yapabiliriz?' diyebilirler."

Lig, bu kararın Ma'nın yeteneklerine bağlı olduğunu açıkladı.

Tsai'nin Facebook gönderisinden iki hafta sonra yüzlerce Nets taraftarı üzerinde "HONG KONG'UN YANINDAYIZ" yazan siyah tişörtler giyerek maça geldi.

Protestocuların arasında 2016'da Hong Kong parlamentosunda yer edinmeyi başarmış 23 yaşındaki demokrasi yanlısı aktivist Nathan Law da vardı. Yemin töreni sırasında Law, Çin'e karşı olan bağlılık yemini protesto etti ve ekledi: "Beni zincirleyebilirsiniz, bana işkence edebilirsiniz, vücudumu yok bile edebilirsiniz ancak asla fikirlerimi hapsedemezsiniz.". Sonrasında koltuğuna el koyuldu. Bir sonraki yıl ise hapse girdi. Geçen bahar İngiltere'ye iltica etti.

Law, ESPN'e Tsai'nin Çin Komünist Partisi'nin sözcüsü konumuna geldiğini ve bunu kılıfına uydurarak yaptığını söyledi.

"Ona bir girişimci, hayırsever ya da takım sahibi demeniz bir şeyi değiştirmiyor. Çin'deki otoriter rejim ile ABD arasında daha yumuşak bir yaklaşımla kanal oluyor, bu durum iç karartıcı." diyor Law.

Tsai, ona yakın bir kaynağa göre karşı karşıya olduğu politik eleştilerin kaynağının kasıtlı olarak düşüncelerini saptıran insanlar tarafından gerçekleştiğini düşünüyor. Kişisel özgürlükleri savunuyor ancak belli bir istikrar seviyesi yakalayarak ekonomik büyüme ve hayat kalitesinin artışını sağlayabileceklerini savunuyor.

"Bu, fayda-maliyet analizi. 1.4 milyar insanın bulunduğu bir ülke yönetiyorsanız her şeyin özgür olması ve zıvadan çıkması ile zamanla insanların hayat kalitesini geliştirmek arasında bir seçim yapmak zorundasınız." diyor Tsai.

NBA gibi Tsai de ABD'de sosyal adaletin savunucularından.

Tsai ve eşi Clara Wu Tsai, sosyal adalet kuruluşlarına yüzlerce milyon dolarlık bağışlar yaptılar. George Floyd cinayetinden sonra çift, Brooklyn'deki kuruluşlara toplamda 50 milyon dolar bağışta bulundu. 2021 Mayıs ayında ise Asyalılara karşı işlenen nefret suçlarına karşı 250 milyon dolarlık bir bağış gerçekleşti. Tsai ailesi, New York pandeminin merkezi konumundayken şehre binlerce maske ve ventilatör sağladı.

Tsai, 2019 yılında "Buraya görece gençken geldiğim için şanslıyım. Gelişim yıllarımın çoğunu ABD'de geçirdim, bu yüzden Amerikalıları anladığımı düşünüyorum. Kendimi sporla çok bağdaştırdım, ki spor Amerika'nın çok büyük bir kısmını oluşturuyor, iki taraftan da bakabiliyor ve arada denge kurabiliyor olduğum için şanslı hissediyorum." dedi.

Tsai, Çin'deki insan hakları için ise başka bir tavır sergiliyor. 2019'da kendisine Çin'in akademik özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar sorulmuştu.

Tsai, "Neyse o. Çin, bugün tek partili sistemle yönetiliyor, bu yüzden de akademik özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne illa kısıtlamalar olacaktır. Bu, insanların hoşuna gider mi? Bence çoğu insanın gitmez ancak Komünist Parti'nin politikalarını diğer alanlarda da uygulayabilmesi için kontrole ihtiyacı var." şeklinde cevap verdi.

"Tek partili sistem söz konusu çünkü Çin'deki seçkin aileler hala Çin'in gelişmekte olan bir ülke olduğunu savunuyor. İki geniş hedeften bahsediyorum: Nüfusun daha varlıklı olması ve daha iyi yaşaması, Çin kültürüne hakkındaki bu yeni oluşan anlayışı düzeltmek. Karşı görüşte olan insanların geri çekilmesini istiyorlar ve ne yapıyorlarsa doğru olduğunu düşünüyorlar." diyor Tsai.

2018 yılında Tsai, Çin hükümetinin ekonomisini geliştirmek için demokratik özgürlükleri kısıtlamasının gerekli olduğunu söylemişti.

"Komünist hükümet için ülkede istikrar sağlamanın önemli olduğunu anlamanız gerekiyor. Amerika penceresinde fikir özgürlüğünden, basın özgürlüğünden bahsediyoruz ancak Çin penceresinde hükümetin istikrarı sağlamak için bunları sınırlayabilmesi önemli bir etken."

2015 yılında Alibaba, 266 milyon dolar ödeyerek Hong Kong'taki en önemli İngilizce gazete South China Morning Post'u satın aldı. Okuyuculara Alibaba'nın gazetenin editöryel özgürlüğünü kısıtlamayacağını ısrarla söyleyen Tsai, Batı medyası tarafından gözardı edilen Çin perspektifini gazetenin sağlayacağını da belli etmişti. "Bakış açılarımız farklı, işlerin olduğu gibi yansıtılması gerektiğini düşünüyoruz." dedi Tsai, gazete ile yapılan bir röportajda. Alibaba'nın gazeteyi almasının en büyük sebeplerinden birinin "günümüzün en büyük hikayesi Çin"in hikayesini anlatmak olduğunu söyledi.

2020'de The Atlantic'te yayınlanan "A Newsroom At the Edge of Autocracy" başlıklı bir yazı, gazetedeki yazarların protestocuları daha negatif ve agresif göstermek için Hong Kong'taki protestolar hakkında kullandıkları dili nasıl değiştirmek zorunda kaldıklarından bahsediyordu.

Ne Tsai, ne de Alibaba'dan herhangi biri gazetenin editöryel politikalarını değiştirmeye yönelik bir adım atmadı.

Geçen yıl CNBC ile yapılan bir röportaj sırasında Tsai, Hong Kong'un 2020'de yayınladığı ve otoritelerin en az 150 demokrasi yanlısı aktiviste, akademisyeni, avukatı ve gazeteciyi tutuklamasına yol açan Ulusal Güvenlik Kanunu'nu savundu. ABD ve diğer ülkeler, cevap olarak ekonomik yaptırımlar uyguladı.

İş adresini Hong Kong olarak belirleyen ve orada ikamet bulunduran Tsai, Morey eleştirilerinin olduğu zamanlar argümanlarını kısıtlamaların istikrar için gerekli olduğu ve ayrımcılığa karşı Çin'i savunduğu üzerinden oluşturdu.

"Bu kimin için? Bu, ayaklanmaya karşı. Bu, Hong Kong'u farklı bir ülke olarak ayırmaya çalışan insanlara karşı. Topraklarımızı ayırmaya çalışan dış güçleri önleyeceğimizden emin olmak istiyorum. Hong Kong'a bence bu açıdan bakılmalı."

Tsai'ye yakın bir kaynağın söylediğine göre Tsai'nin Hong Kong hakkındaki düşünceleri orada yaşadığı kişisel deneyimlerden şekilleniyor. Kaynağa göre isyancıların Hong Kong parlamentosunu bastığına, mülklere yağmacılık yaptığına ve Çin bayrağına zarar verdiğine şahit oldu. Tsai, yine kaynağın dediğine göre protestocuların Mandarin dilini konuşanlara saldırıda bulunduğunun farkındaydı ve bu yüzden fiziksel olarak tehdit altında hisetti. Tsai, "barışçıl prostestocuların basitçe daha fazla özgürlük istemesi" anlatısının Batı medyası tarafından oluşturulan yanlış bir algı olduğunu düşünüyor.

CNBC röportajında Tsai'den Çin'deki insan hakları konuları üzerine yorum yapması istendiğinde "Hangi insan hakları ihlali hakkında konuştuğunuz konusunda spesifik olmalısınız çünkü benim Çin'de gördüğüm, nüfusun %80-90'ı hayatlarının her geçen yıl gelişmesinden dolayı çok mutlu." cevabını verdi.

Tsai'nin cevabı Çin sosyal medyasında büyük yankı uyandırdı ve tartışmalı bir konuyu pozitif bir reklam malzemesi haline getirildiği söylendi. Bazıları bu röportajı Tsai'nin "parlama anı" olarak nitelendirdi.

"Hong Kong'daki ayaklanmanın dış güçler tarafından yapıldığını düşünmesi tamamen yanlış. Hong Kong halkının kendi fikirleri var. Onlar, demokrasi istiyor." diyor Law.

New York Üniversitesi Hukuk Departmanı'ndan emekli profesör olan ve yıllarca Amerikalı şirketlerin Çin'deki tanıtımı üzerine çalışan, Tsai'nin babasının sınıf arkadaşı Jerome Cohen, Tsai'nin bir nebze çarpıtılmış bir tablo çizdiğini düşünüyor.

Cohen, 2016'da Tsai'nin 30 milyon dolar bağış yaptığı ve okula babasının adının verildiği Yale'deki tartışma panellerine yer aldığını söyledi.

Cohen, bir sonraki panelde Tsai'nin Çin'deki insan hakları hakkında endişeleri önemsiz gösterdiğini belirtti.

Cohen, şaşırmadığını söyledi: "Çin'de milyar dolarlar kazanan bir insanın ağzından çıkacak argümanları zaten tahmin etmiştim."

Tüm Hakları Saklıdır ©? Vice News, 2021

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: Pasha - 14.07.2022 10:30
Başarılar
Teşekkürler, rolde görüşmek dileğiyle.

OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer


OOC · Oyuncu BiA
Oyuncu
V2 dönemi oyuncusuSelf Control Güncellemesinde Oyundaydı2022 Yılbaşında Oyundaydı
İleti
1,846
Karakter
2
2020'den beri şehirde
IC · Karakter · 2 karakter
SivilRusya
Şehirde
2.028 sa
Başarım
9/36
Yetenek
44/110
Roleplayer
Alıntı yapılan: BiA - 15.07.2022 02:18
Yüzde Yüz Vice 10.Bölüm | Ryan Godrone

[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Vice News - "Yüzde Yüz Vice" - Program Giriş Jeneriği * *
[YAYIN] Julya Yalenchka: Herkese mutlu akşamlar sevgili Vice şehri sakinleri! Kısa bir aradan sonra tekrardan-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... kameraların karşısında olmak mutluluk ve onur verici. Umarım keyifleriniz yerindedir.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yerinde değil ise televizyonun başında ayrılmamanızı ve yanınıza birer bisküvi ve çay ya da-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... benzeri bir içecek almanızı tercih ediyor, öneriyorum. Evet, sıra şimdi arkanıza yaslanma vakti!
[YAYIN] Julya Yalenchka: Artık ritüel haline gelen Yüzde Yüz Vice, her zaman olduğu gibi sahnelerde.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve biliyorsunuz ki her bölümde birbirinden farklı ve değerli konuklarım yer alıyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: En son ki yayınımızda çok değerli ve benim için yerinin çok ayrı olduğu Henry Dunkirk vardı.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve bugün ki yayınımız da "Yüzde Yüz Vice'ın 10.Bölümünde" çok değerli konuğum-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... Burnout Garage'ın aktif olarak sahibi Ryan Godrone bulunuyor. **sol eli ile Ryan'ı referanslar**
[YAYIN] Julya Yalenchka: Hoş geldin, Ryan. Seni görmek mutluluk verici. Kendini nasıl hissediyorsun?
[YAYIN] Ryan Godrone: Teşekkürler Julya. Bu programda olmak mutluluk verici.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Senin ile görüşmeyeli uzun zaman oluyor aslına bakarsan. Hem ortak olarak hem bir arkadaş olarak. Değil mi?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Nihayet doğru zamanda ve doğru yerde karşılaşabildik. Adımıza sevindim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Kendini heyecanlı hissediyor musun?
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Ryan Godrone: Aslında heyecanlı değilim.  Daha önce birkaç programa katılmıştım.
[YAYIN] Ryan Godrone: Gelecek adına benim de kendi televizyon programımı yapma gibi bir hedefim var. Senden bir şeyler kapmak güzel olur.
[YAYIN] Ryan Godrone: Bakarsın programımım ilk konuğu da sen olursun Julya.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Güler** Bilmem, zaman neyi gösterecek hiç kimse bilemez, Ryan. Adına sevindim doğrusu.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet şimdi! **ellerini yavaş bir şekilde birbirine vurur.** Yüzde Yüz Vice'ın formatı değişti ve bunu-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bir kaç hafta önce internet sitemizde haber olarak paylaşmıştık. Ve bir çok yayında da bahsediyorum zaten.
[YAYIN] Julya Yalenchka: İstersen sana kısa bir özet geçeyim yeni format ile alakalı.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Öncelikle programımız iki yarıdan oluşuyor. İlkyarıda konuklar kendilerini tanıtıyor. Yine rutin konuşma, sohbet.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Daha sonrasında ikinci yarıya giriş sağlıyoruz. Kısa bir reklam arasından sonra tabi ki.
[YAYIN] Julya Yalenchka: İkinci yarıda özenle seçtiğim ve halkın merak ettiği soruları harmanlayıp, sade bir şekile getirip-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... sana yöneltiyorum. Çok basit aslında. Anlamadığın bir şey var mı?
[YAYIN] Ryan Godrone: Tamamen net! Merakla soruları bekliyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Sorulara geçmeden önce; kendini bizlere ve sevgili dinleyicilerimize tanıtır mısın lütfen?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ryan Godrone nasıl biri? Ne iş yapar? En sevdiği hobi nedir?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Kısaca bahset lütfen.
[YAYIN] Ryan Godrone: Ryan Godrone, hayatını arabalara aramış bir iş adamı denilebilir. Şu anda K&D şirketler grubu genel müdürüyüm.
[YAYIN] Ryan Godrone: Şirket kurucumuz Kylan Drake bu şirketi " Hayalleriniz için" parolası ile kurdu.
[YAYIN] Ryan Godrone: K&D şirketler grubu olarak amacımız insanları ve hayallerini bir araya getirmek. Örneğin hayaliniz olan bir spor arabaya Burnout garajında ulaşabilirsiniz. Hayaliniz olan sahneye Blackpearl gece kulübünde erişebilirsiniz.
[YAYIN] Ryan Godrone: Veya hayallerinizdeki kadınlar Supernova Bar'da tanışabilirsiniz. Kısaca, parolamız hayaller.
[YAYIN] Ryan Godrone: Hayatım çoğu bu işleri rayına sokmak ve ilerletmek ile geçiyor. İşte Ryan Godrone.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Voav, oldukça etkili ve özverisi ile yoğun bir iş adamısın, Ryan. Tekrar memnun olduk o halde.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bu arada bilmeyenleriniz vardır ki; bende K&D şirketler grubunun basın muhabiriyim aynı zamanda ...
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yani özet olarak Ryan ile ortağız denilebilir. Kendisini oldukça seviyorum ve çok sıcakkanlı.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ki özellikle garajında çalışan personeller, Ryan. Hepsi birbirinden sıcakkanlılar. Oldukça çalışmaya  yatkın-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bir personel kadron var. Bunu neye borçlusun? Şehrin en iyi garajlarından birisi olmak nasıl bir duygu?
[YAYIN] Ryan Godrone: Garajıma eleman alırken dikkat ettiğim en önemli etken bu işi seviyor mu? Garajımda çalışan biri on binlerce dolar para.
[YAYIN] Ryan Godrone: .. kazanır. Para için garajda çalışmak istiyorsa bunu yapamaz. Garajımda çalışan herkes arabalara aşık.
[YAYIN] Ryan Godrone: İşini severek yaparsan başarılı olursun, başarılı olursan para kazanırsın. Tıpkı senin gibi Julya.
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Ryan Godrone: Programını takip ederken bunu fark ettim. Sen işini severek yapıyorsun ve başarılırsın.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Tebessüm eder** İltifatların için ayrıca teşekkürlerimi iletmekten mutluluk duyuyorum, Ryan.
[YAYIN] Ryan Godrone: Burnout garajı şehrin en uzun süredir aktif olan garajlarından birisi. Başarının sırrı ne mi? İşini severek yapmak.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve sende bunu en iyi başaranlardan birisisin; sonuç ortada.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Aslına bakarsan, Ryan. Başarının sırrı; işi severek yapmak denilebilir mi?
[YAYIN] Ryan Godrone: Kesinlikle.
[YAYIN] Ryan Godrone: Sen gol attıktan sonra sevinmeyen futbolcu gördün mü?
[YAYIN] Julya Yalenchka: **güler** Kim bu zamana kadar görebildi ki?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bu arada; arabalar konusu açılmışken sormak istiyorum müsadenle.
[YAYIN] Julya Yalenchka: En sevdiğin araba modelini öğrenebilir miyim? Ve şuan aktif olarak hangi modeli kullanıyorsun?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bize biraz bahseder misin lütfen?
[YAYIN] Ryan Godrone: Japon arabaları favorim tabi ki. Şu anda bir Nissan Silvia S13 kullanıyorum.
[YAYIN] Ryan Godrone: Japonlar doksanlı yıllarda insanlara istedikleri gibi tasarlayabileceği arabalar sundular.
[YAYIN] Ryan Godrone: Bunları boş bir tablo gibi düşün. Biz sanatseverler de bu tabloyu sanat eserine çevirdik.
[YAYIN] Ryan Godrone: O yıllarda üretilen tüm Japon makinelerini severim. Silvia, Skyline, Supra veya Lancer Evolution.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Aralarında ki favorim kesinlikle Skyline olabilir bu arada. Bir süre Silvia modellerini de kullanmıştım-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... gerçekten çok iyi arabalar. Hızı severim, hıza olan bir tutkun var mı peki seninde? Tabi tam adamına sordum. **gül
[YAYIN] Julya Yalenchka: .. **güler, kamera sahneyi çekmetedir.**
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Bu yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Ryan Godrone: Skyline demek. Caddelerde bir söz vardır, Skyline GTR bir elmas kadar değerlidir.
[YAYIN] Ryan Godrone: Ama Skyline GTR süren bir kadına paha biçilemez. **Gülümser**
[YAYIN] Ryan Godrone: Bu arada Skyline demişken, Burnout araç dergisinin son sayısını bu modeli ele aldık.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet, bize de biraz bahseder misin lütfen dergiden?
[YAYIN] Ryan Godrone: Aranızda hala daha okumayanlar varsa göz atabilirler. Bir diğer sayıda ise çılgınları olan Supra modelini ele alacağız.
[YAYIN] Ryan Godrone: Tipik bir araç dergisi Julya. Her sayısında okuyucuların isteklerine göre bir modeli inceleyeceğiz ...
[YAYIN] Julya Yalenchka: Gerçekten kulağa hoş ve insanları bilgilendirici bir dergi paylaşımı olmuş, Ryan. Öncelik olarak buradan sana-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bütün Vice şehri adına teşekkürlerimi iletiyorum. Severek takip ettiğim dergi konsepti.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Gerçekten severek okuyorum, insanları bilgilendirici detaylar bulunuyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Peki ya Ryan, dergiyi okumak isteyen kişiler tabi ki bu yayından sonra olacakdır.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Okumak isteyenler dergiye nasıl erişim sağlayabilir? Nereden ulaşabilirler?
[YAYIN] Ryan Godrone: Derginin internet sitesinden ulaşabilirler. www.burnoutaraçdergisi.com ((Forum/Vice.net/Burnout araç dergisi))
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet millet duydunuz! Vice Net üzerinden ulaşım sağlayabilirsiniz. Gerçekten kaliteli bir iş yaptığınızı-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... belirtmeyi es geçemem Ryan, gerçekten bu işin hakkını veriyorsunuz. Bütün garaj ve şirketler grubu olarak.
[YAYIN] Ryan Godrone: Dergiye yorum yapan bir kullanıcı Burnout garajda geçerli on beş bin dolarlık bir hediye çekine sahip olacak. Bunu da..
[YAYIN] Ryan Godrone: .. eklemek gerekiyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Hem para, hem hayal, hem de başarı ve sevgi. Daha ne olsun?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Hepsi bir arada diyebilir miyiz? Bana göre öyle.
[YAYIN] Ryan Godrone: Toplam on üç işletmemiz ile hepsiiii bir arada!
[YAYIN] Julya Yalenchka: Peki ya işletmelerinden biraz bahseder misin lütfen?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yani toplam üç adet işletmen var dedin; yayınımıza tekrar katılanlar adına bizim için paylaşır mısın tekrar?
[YAYIN] Ryan Godrone: Tabi. Burnout garaj, Blackpearl gece kulübü, Donat's of Heaven donat dükkanı, Burnout GoKart Arena, Burnout Araç dergisi
[YAYIN] Ryan Godrone: ... Burnout Enerji içecekleri, Silverstone Pawnshop, Supernova Teras Bar, otel ve Japon barımız var.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bu arada, Donat's of Heaven donat dükkanına kesinlikle uğramalısınız arkadaşlar. Bu zamana kadar yediğim en iyi-
[YAYIN] Ryan Godrone: Unuttuğum oldu mu? Sekreterimin burada oolmasını isterdim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: .. donatlar olabilir. Tabi Burnout Enerji içecekleri de buna dahil. Gerçekten ikisi bir arada, müthiş oluyor.
[YAYIN] Ryan Godrone: Burnout enerji içecekleri çok kapsamlı bir projede. Şu anda şehrin dört bir yanındaki eğlence mekanlarında satışta.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **güler** Unuttun varsa da aklına geldiği zaman bizler ile paylaşabilirsin, Ryan.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **saatini kontrol eder ve Ryan'a bakınır.** Evet, Ryan. Yavaş yavaş ilk yarının sonuna geliyoruz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Dilersen kısa bir reklam arasına gidelim. Hem bizler de biraz dinlenmiş oluruz.
[YAYIN] Ryan Godrone: O kadar oldu mu? Burada zaman çok hızlı geçiyor Julya.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Daha sonrasında tekrardan ikinci yarı ile ve birbirinden özel aynı zamanda  zorlayıcı sorular ile-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... televizyon ekranlarının başında olacağız. Evet millet, kısa bir reklam arası daha sonrasında-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... tekrardan Yüzde Yüz Vice'ın 10.Bölümünün ikinci yarısı ile karşınızda olacağız.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bendeniz Julya Yalenchka, değerli konuğum Ryan Godrone ile birlikte ilk yarının sonuna geliyoruz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: İkinci yarıda görüşmek dileğiyle. Bizler ile kalın, esenle kalın!
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet millet. Tekrardan kısa bir reklam arasından sonra televizyonların karşısındayız.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bu gün ki yayınımızda değerli konuğum; Ryan Godrone ile birlikte ilk yarıyı başarılı bir şekilde, ter dökmeden-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... atlattığımızı belirtmek istiyorum. **gülme sesleri**
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet, Ryan. **Ryan'a bakınır.** İkinci yarı ile birlikteyiz tekrardan. Ne düşünüyorsun? Birbirinden zor sorular-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... geliyor diyebilir miyiz?
[YAYIN] Ryan Godrone: Zor sorular sorun millet, emin olun istediğiniz cevapları vereceğim.
[YAYIN] Ryan Godrone: **Gülerek** Yarın sabah manşet olmak güzel olacak.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Güler** Onu zaman gösterecek. Pekala, o halde vakit kaybetmeden sorulara geçelim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Şimdi; eğer olurda ekstradan sorular sormak isteyen vatandaşlarımız var ise-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... iletişim hattını bırakmak istiyorum; 221-38-18 numaralı telefona sevgili ve değerli konuğum Ryan Godrone'e-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... sormak istediğiniz soruları belirtebilirsiniz arkadaşlar. O halde vakit kaybetmeden ilk sorumuza geçelim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet, Ryan. Hazır mısın? İlk soru geliyor.
[YAYIN] Ryan Godrone: Hazırım.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Burnout Garage'dan daha önce bir faaliyetin var mıydı tamirhane ile ilgili?
[YAYIN] Ryan Godrone: Güzel bir soru, evimin yüz ölçümünü ya da cebimdeki parayı soracağınızı düşünüyordum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Ryan Godrone: Bir süre Japonya'da bir tamirhanede görev aldım. Benim için çıraklık dönemi denilebilirdi.
[YAYIN] Ryan Godrone: Daha sonra işler ilerledi ve yolun sonu Vice şehrine çıktı.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve iyi ki çıkmış. Gerçekten, böylesine bir olanak sağlayan şirket sayısı neredeyse "yok" denilecek kadar az.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Sonuçta ne de olsa artık "Burnout" sadece bir tamirhane olmaktan çıktı, genel bir şirket oldu diyebiliriz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Her türlü platformda kendisini gösteriyor. Basında bile, mesela ben. **güler**
[YAYIN] Julya Yalenchka: Pekala, o halde ikinci sorumuza geçelim, Ryan. İzninle.
[YAYIN] Ryan Godrone: İçimden bir ses tehlikeli bir soru olacak diyor, dinliyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Güler** Neden Burnout? Neden başka bir isim olmadı? Burnout'un senin için anlamı nedir, Ryan? ...
[YAYIN] Julya Yalenchka: Aslında bu soruyu KD'e sormam lazımdı fakat kendisi ne yazık ki burada değil.
[YAYIN] Ryan Godrone: Bunu kurucumuz Kylan Drake'e ya da senin dediğin gibi KD'ye sormak gerekiyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Onun yerine ve temsili olarak sen buradasın; senin cevaplamını öngörüyorum. Lütfen bizler ile paylaşır mısın?
[YAYIN] Julya Yalenchka: O halde soruyu şöyle değiştireyim istersen; Burnout Garage senin için ne anlama geliyor?
[YAYIN] Ryan Godrone: Bir gün programına konuk alırsan bunu KD'ye sormalısın. Sadece şunu söyleyebilirim...
[YAYIN] Ryan Godrone: Burnout'un kuruluş  amacı hayali arabalar olan insanları bir araya getirmek.
[YAYIN] Ryan Godrone: Ve Burnout caddelerde bıraktığı lastik izleri ile bunu Vice şehrinde kesin olarak başardı. Bu lastik izleri Burnout'un..
[YAYIN] Ryan Godrone: başarısının bir imzası. Ve bu lastik izleri, sürücülere yol göstermeye devam ediyor.
[YAYIN] Ryan Godrone: Umarım soruna istediğin cevabı verebilmişimdir.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Tebessüm eder** Evet, öncelik olarak teşekkür ediyor ve diğer soruya geçiyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Tekrardan hatırlatalım; değerli konuğum Ryan Godrone'e sormak istediğiniz sorular var ise 2213818 numaralı telefona-
[YAYIN] Julya Yalenchka: .. mesaj atabilirsiniz. Pekala, üçüncü soruya geçiyorum o halde.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Burnout Garage faaliyetlerini devam ettireli ne kadar süre oldu? Ne zamandır Burnout Vice şehri ile birlikte?
[YAYIN] Ryan Godrone: 25 Nisan 2020 tarihinde Burnout Garage Vice şehrinde açıldı. Yaklaşık iki buçuk yıl.
[YAYIN] Ryan Godrone: Voav, bu gerçekten fazla. Biliyor musun Julya, sen sorana dek bunu fark etmemiştim.
[YAYIN] Ryan Godrone: Geriye dönüp baktığımda gerçekten çok fazla zaman geçmiş.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **Güler** Gerçekten kulağa hayret edici geliyor. Koskoca iki buçuk yıl. Hiç zor olmadı mı, Ryan ..
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yani en azından senin garajın başına geçtiğin süreden itibaren; hiç zorlanmadın mı?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bazı firmalar daha bir hafta dahi tamirhanelerini bırak şirketlerini idare edemiyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: İlla ki bir zorluğu olmuştur; merak etmedik değil. **gülümser**
[YAYIN] Ryan Godrone: Sabah erken kalk, su iç ve yazılım öğren. **Gülerek** Bunları her gün sosyal medyada görüyoruz.
[YAYIN] Ryan Godrone: Başarının sırrı bu mu millet? Hadi ama! Size söylediğim gibi, sevdiğiniz işi yapın.
[YAYIN] Ryan Godrone: Zorlukları tabi ki var Julya ama sevdiğin işi yaptığın sürece zorlukları aşıp hedefe ulaşmak kaçınılmaz oluyır.
[YAYIN] Ryan Godrone: **Öksürür** E-hm, oluyor.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet, değerli cevapların için teşekkür ederim. O halde dördüncü sorumuza geçiyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Burnout Garage, bu yerlere gelebilmek adına nelerden fedakarlık yaptı?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Kısaca şuan ki konumunuza gelebilmek adına, ne tür bir fedakarlık yaptınız, Ryan?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bizler ile paylaşır mısın lütfen?
[YAYIN] Ryan Godrone: Genel olarak K&D şirketler grubunda bulunan işletmeler adına cevap vermek isterim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Lütfen.
[YAYIN] Ryan Godrone: Fedakar nedir? Kendini ya da bir şeyini feda etmekten kaçınmayan kişi.
[YAYIN] Ryan Godrone: Bu şirketler hayatım olmuş durumda, günlerim bununla geçiyor. Burnout garaj veya diğerleri için hayatımı feda ettim..
[YAYIN] Ryan Godrone: diyebilirim. Bundan oldukça mutluyum, tüm çalışanlarımla mutluyuz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bunu duymak gerçekten şeref verici. Peki ya ekstradan bir şey daha merak ediyorum, müsadenle...
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bir noktadan sonra hiç "bıktım" dediğin bir an oldu mu? Olduysa bizim ile paylaşır mısın lütfen?
[YAYIN] Ryan Godrone: İnsanlar ile uğraşmak, insanları bir sisteme adepte etmek zor iştir. Bazı insanlar gerçekten insanı bıktırıyor.
[YAYIN] Ryan Godrone: Bıkmak yanlış bir kelime olabilir, yorulmak daha iyi. Bu iş temposunda yorulduğumda arabama atlar ve gece sürüşüne çıkar
[YAYIN] Ryan Godrone: ..çıkarım. Sol kolum camdan sarkıyor, radyoda seksenler müzikleri ve yıldızların aydınlattığı yolda sürüş.
[YAYIN] Ryan Godrone: İşte bu gerçekten iyi hissettiriyor Julya.
[YAYIN] Julya Yalenchka: O halde yıldızların aydınlattığı sürüşüne bir konuk alır mısın? **güler**
[YAYIN] Julya Yalenchka: Mesela birlikte diyebilir miyim? 
[YAYIN] Ryan Godrone: Neden olmasın? **Gülümser**
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Bu yayını telefondan izlemek adına: /yayinlar > Vice News * *
[YAYIN] Julya Yalenchka: Anlaştık, o halde sözünü aldım, Ryan. Pekala son bir diğer sorumuza geçiyorum izninle.
[YAYIN] Ryan Godrone: Numara beş, dinliyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: ** saatini kontrol eder ** Bu arada yayınımızda son bir saati geride bırakmışız. Gerçekten mutluluk verici.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve şunu da belirtmek isterim ki; Yüzde Yüz Vice'ın ve kendi bireysel rekorum toplam iki saat aktif-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bir şekilde ekranların karşısında olmaktı. Maksimum rekorum bu şuana kadar. Şehir de en çok süre alan yayın ise-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... benim için çok değerli ve özel bir yeri olan Sir Randolph Mitchell'in toplam beş saatlik yayını.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Voav, koskoca beş saat. Baksana, Ryan, beş saat boyunca bir yayın yapabilir misin? Konuşamazsın bile bir süre sonra.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bu arada, Sir'e buradan sevgilerimi iletiyorum. Ki eminim şuanda televizyonun karşısında bizleri izliyordur.
[YAYIN] Ryan Godrone: Zor iş, Randolph'u tebrik ederim. Beş saat boyunca anlatacağım şeylerim var ama bunları kendi programıma saklıyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ben şuanda buradaysam, şehrin en iyi muhabirlerinden birisiysem; onun sayesinde ve sevgili Henr ...
y Dunkirk sayesinde.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yakın zamanda faaliyet alacak programının ilk bölümünü benim dışında söz verdiğin birisi var mı, Ryan?
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ne de olsa ilkler, her vakit en iyisidir. **gülümser**
[YAYIN] Ryan Godrone: Programımda ilk konuk sensin. İlkler en iyisi midir bilmem ama ilkler unutulmazdır.
[YAYIN] Ryan Godrone: Sana bana sorduğun kadar basit sorular soracağımı sanma. Programa çıktığına pişman olabilirsin.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **güler** İnan bana sorduğum sorular "soru" değerini taşımıyor bile.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bunlar henüz hiç bir şey. Şahsi düşüncemi belirtmek istiyorum.
[YAYIN] Ryan Godrone: Hadi ama Julya! İnsanlar özel hayatım ile ilgili sorular sormanı bekliyor.t
[YAYIN] Ryan Godrone: Onlara istediklerini ver.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bizi; Vice News'i diğer firmalardan ayıran şey nedir biliyor musun? Her vakit doğal kalabilmeyi başarma.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Hiç bir zaman hayatımızın bir köşesinde kurgu olmadı, olmayacak da.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Vice News'de muhabirler özel bir eğitimden geçiyor, özel bir mülakata dahil oluyorlar.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Şu zamana kadar şehrin en iyi muhabirleri nereden çıktı diye araştırma yaparsan sana kısa bir cevap vereyim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Hepsi Vice News'den çıktığına emin olabilirsin.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Basında tek önemli olan şey; gündeme ayak uydurabilmek ve kalemini de ona göre şekillendirmek denilebilir.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Şuanda televizyon programlarının arasında en iyi talkshow programı hem istatisliksel olarak hem de genel kitle olarak-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... en iyi program "Yüzde Yüz Vice" programı. Ve bu programa karşı olacak şuana kadar bir televizyon programı olmadı b
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bile. Olmayacak da. Çünkü her programının kendine özgün bir konsepti var ve konsepti çalmak..
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bir insanın hakkına girip, onun emeğini kendi emeğimiş gibi göstermek, karaktersizlikden başka bir şey değil.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Sir Randholp Mitchell ve Henry Dunkirk'den öğrendiğim tek bir şey var:
[YAYIN] Julya Yalenchka: Tek olmasına bakma; tek fakat öz. Beni şuanda burada olmamı sağlayan şey.
[YAYIN] Julya Yalenchka: "Her zaman ne yapıyorsan yap, en iyisini yapmak zorundasın. Her olaya spesifik bakmayı ve kendine özgün-
[YAYIN] Julya Yalenchka: .. yorumlarını insanlar ile buluşturmalı ve onlara bu işi severek yaptığını hissettirmelisin."
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bence bunu en iyi şekilde yaptığım için şuanda buradayım.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve inanın, şuanda bu konumda yer almak hiç de kolay değil. Olmayacak da.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Pekala, Ryan. Son bir sorumuza geliyorum müsadenle.
[YAYIN] Ryan Godrone: Evet değerli Vice şehri sakinleri, gördüğünüz gibi Julya bana Vice News'u pazarlamaya çalışıyor.
[YAYIN] Ryan Godrone: Vice News'i satın aldığımı ve artık ismini Burnout FM olarak değiştirildiğini duyurmak isterdim ama böyle bir şey olmaya
[YAYIN] Ryan Godrone: ... olmayacak. Gelecek planlarımızda yok. Evet Julya, son bir sorunu dinliyorum.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bay Valachi'nin karşısına geçmek istiyorsan şansını deneyebilirsin, Ryan.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **gülümser** Biliyorsun ki Vice News şirketi Valachi Corporation altında bulunan bir departman.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ve Valachi Corportation'un altında bir sürü departman bulunuyor. Kısaca bir sürü şirket.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Onlara rakip olmak istiyorsan, şansını deneyebilirsin. **güler** Ki bu zamana inan hiç kimse olamadı.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Her neyse, her neyse. Konumuza dönelim.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Son sorumuza geliyoruz; Vice şehri sakinleri Burnout Garage'a katılmaları adına nasıl bir yol izlemeli?
[YAYIN] Ryan Godrone: Burnout garaj bu şehirde arabalara çılgınlık derecesinde bağlı insanların takıldıkları bir yer.
[YAYIN] Ryan Godrone: Eğer siz de arabalara çılgınlık derecesinde bağlıysanız aracınıza atlayın ve Burnout garajına sürün millet.
[YAYIN] Ryan Godrone: İşte bu kadar basit.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet millet. Bugün ki Yüzde Yüz Vice'ın da yavaş yavaş sonuna geliyoruz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bugün ki sevgili ve değerli konuğum Ryan Godrone ile Yüzde Yüz Vice adı altında televizyon ekranlarındaydık.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Evet, yayın süremiz yaklaşık bir saat otuz dakikayı buldu. Bunun için ayrıca teşekkür ediyorum, Ryan.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Beni kırmayıp programıma konuk olduğun dolayısıyla sana ayrıca bir yemek sözü veriyorum.
[YAYIN] Ryan Godrone: Benim için zevkli geçen bir saat otuz dakikaydı. Sözlere bir bakalım; yıldızların altında sürüş...
[YAYIN] Ryan Godrone: ilk programıma konuk olma ve yemek. Bunları umarım sekreterim not alır.
[YAYIN] Julya Yalenchka: **güler** Bu arada kendisine de ayrıca saygılarımızı iletiyoruz. Pekala.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Bendeniz Julya Yalenchka, Yüzde Yüz Vice'ın 10.Bölümünde sevgili konuğum Ryan Godrone ile-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... ekranların karşısındaydık. Bu zamana kadar destek olan bütün Vice News kamera arkası ekbimi tebrik ediyor-
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... bir sonra ki yayınlarımızda görüşmek üzere diliyoruz.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Ryan. Son bir şey daha isteyeceğim, bu bir gelenektir.
[YAYIN] Julya Yalenchka: Yüzde Yüz Vice programında her bir yayın için gelenektir bu; yayına son vermeden konuğumuzdan bütün
[YAYIN] Julya Yalenchka: ... şehre bir mesaj bırakmasını isteriz. Lütfen ** sağ elini koltuklara doğru yöneltir** önden buyur.
[YAYIN] Ryan Godrone: Evet değerli Vice şehri, size şu sözlerimle veda etmek isterim.
[YAYIN] Ryan Godrone: Hayalleriniz sizi, siz yapan tek gerçektir. Bana bir iyilik yapın ve bu gece yatmadan önce hayal kurun.
[YAYIN] Ryan Godrone: Ve yarın sabah uyandığınızda bu hayali gerçekleştirmek için çabalayın.
[YAYIN] Ryan Godrone: Ben Ryan Godrone, hayatınızda ufak bir iz bırakan adam olmaktan gurur duyarım.
[YAYIN] Julya Yalenchka: İyi geceler, esenlikle kal Vice!
[YAYIN] Julya Yalenchka: * * Vice News - "Yüzde Yüz Vice" - Program Çıkış Jeneriği * *