GAIUS JULIUS CEASER
"Barış istiyorsanız savaşa hazır olun."
Bu posttaki yazılar, tarafımca pek çok kitap ve internet bağlantılı kaynaklardan edinilip tarafımca yazılmıştır.

Seferlerini neredeyse tamamlayan Sezar, Pompey tarafından "senatodan izinsiz ordu toplamak, sefer yapmak, gereksiz savaş açmak" neticesinde suçlamalarda bulunmuş ve yargılanması için Roma'ya ivedi bir şekilde çağrılmıştır. Aynı zamanda gelen mesajda, kızının doğum sırasında öldüğü de belirtilmiştir. Gözünü hırs bürümüş olan Sezar suçlamaları kabullenmez-ki aslında gerçekten, yaptığı bir suç- ve Pompey'e karşı bir savaş açarak Roma'nın son 40 yılında üçüncü iç savaş girişimini atmıştır. Bu iç savaş girişiminin ilk adımı "Rubicon'u geçmek" olarak adlandırdıkları bir nehirden geçmektir. Bu deyimin anlamı, geri dönüşü olmayan bir yola girmektir.
Sezar'ın kendisine savaş açtığının haberini alan Pompey, Senato'yu toplayıp Yunanistan'a kaçma girişiminde bulunmuştur. Kaçmasının sebebi tam olarak bilinmese de bazı bilgilere göre şöyle sıralanıyor:
● Sezar'ın leyjonlarının sefer sırasında daha fazla tecrübe elde etmeleri,
● Pompey ve ordusunun her ne kadar kalabalık olsa da çok uzun bir süre boyunca sefer yapmaması, tecrübesizleşmesi,
● Roma'nın kapılarının Sezar gibi bir liderin önderliğinde 25.000 Romalı Lejyona karşı dayanmayacağı,
● Pompey'in dokuz farklı bölgede konuşlanan lejyonlarını Yunanistan'da toplayıp garanti bir savaş yapma düşüncesi.

Sezar'ın savaş açtığı esnada Yunanistan'a çoktan kaçmaya başlayan Pompey'e yetişmek için Sezar ve lejyonları büyük bir tempoyla ilerlemiş, gece gündüz demeden ve neredeyse hiç kamp yapmadan/dinlenmeden kaçan orduyu takip etmiştir. Ancak Pompey ve ordusunu gafil avlayamadan sahile varmıştır. Gemileri gören Sezar, ordusuna gemi yapma emrini vermiş ve ardından Yunanistan'a yelken açmıştır. Yapılan gemi, Sezar'ın ordusunun sadece yarısını aldığından dolayı bu gemi, iki kez git-gel yapmıştır. Savaş başlamadan önce Pompey ve Sezar'ın arasında yapılan müzakerede Pompey savaşmak istemediğini her ne kadar belirtse de bu olayı buraya kadar kendisi getirdiği için, Sezar'ın yapacaklarından korkup böyle bir suçlamada bulunduğu için Sezar savaşmaya bir nevi meyilliydi. Henüz ikinci gemi gelmediğinden dolayı Sezar, Pompey'in teslim olma teklifini geciktirmiş, bu esnada ikinci gemi de gelip ordusunu tamamlamıştır. Aralarında çıkan savaşta Sezar kazanmış, Brütüs esir alınmış, Pompey ise kaçmıştır.
Şehire dönmeden önce Pompey'in İskenderun'dan destek alacağını düşünen Sezar onu takip etmiş, ancak geldiğinde Kral ??(14/yo) tarafından kellesinin alındığını görmüştür. Mısır'ın kendi içerisinde Kraliçe VII. Kleopatra ve Kral ?? arasında çıkar çatışması bulunduğu için Kral, Sezar ve ordusunu kendisine çekmek istemiştir. Aile içi işlere karışmak istemeyen Sezar bunu reddetmiş, bu nedenle gözetim altına alma adı altında tutsak edilmiştir. VII. Kleopatra'nın onu bulmasıyla birlikte aralarında siyasi bir anlaşma yapılmış, Sezar serbest kalmış ve Kral'a karşı savaş açılmıştır. Savaşın ardından Kleopatra galip gelmiş, bu birliktelik siyasi birlikteliğin ötesine geçip bir aşka dönüşmüştür.
Roma'ya geri döndüğünde Sezar, insanların sürekli kavga ettiğini, isyan ettiğini ve halkın aç kaldığını gören Sezar, bunun sebebini "Cumhuriyet Senato olmadan bir hiçtir" diyerek Pompey'in tarafını tutan bütün Senato üyelerine ceza vermekten vazgeçmiş ve Senato birliğini tekrar kurmuştur. Bunun üzerine kendi diktatörlüğünü ilan etmiş, gelecek on sene boyunca Roma Cumhuriyeti için bütün gelişme ve yasaları sorgusuz sualsiz yapacağını belirtmiş ve Senato ile anlaşmıştır. Senato'nun içerisinde bulunan Brütüs'e, annesi Servilia ile geçmiş metreslerinden dolayı ayrı bir şekilde özen göstermiş, onu yakınında tutmuş ve değer vermiştir. Hatta öylesine güvenmiştir ki, kendisi öldüğünde vârisini Brütüs olarak belirleyeceğini belirtmiştir.
On senelik diktatörlüğün ardından getirdiği gelişmeler Roma'nın görmüş olduğu en parlak çağı yaşatmış, gelmiş geçmiş en hızlı ve en verimli yükseliş olarak kayıtlara geçmiştir. Bu yükselişin ardından Senato ile tekrardan anlaşıp bu yetkinin kendisi ile birlikte gideceğini belirtmiştir. Bu sırada geçmişten gelen hastalığı tekrardan ortaya çıkmış hatta süreklilik göstermeye başlamıştır. Günümüzde bakıldığında Epilepsi olarak adlandırılan bu hastalık, o dönemde bulunan şifacılar tarafından "Tanrı işi, cezalandırılıyorsunuz/mükâfatlandırılıyorsunuz." olarak böyle saçma bir şekilde teşhis konulmuş, herhangi bir tedavisi bulunamamıştır. Roma'da diktatör olarak geçirdiği 12 senenin ardından siyasi durumlardan ötürü yaptığı stresin bu hastalığı tetiklediğini düşünen Sezar, Crassus'u yenik düşüren Part İmparatorluğu'nu fethetmek için bir sefer hazırlığına başlamıştır ve Brütüs'ü yanına çağırıp Senato'yu bu sefer için bilgilendirmek için toplamasını rica etmiştir. Sezar'ın gözündeki hırs artık bir Kral olmaktan ziyade "Tanrı" olma yolunda ilerlemek olmuştur. Brütüs ve Senato, uzun zamandır Sezar'ın suikastini planlamış, bu savaşın sonrasında eğer kazanırsa "dokunulamaz" olacağını, kaybederse "Roma Cumhuriyeti'nin Sezar ile birlikte yıkılacağını" belirtmiş ve topluluk sırasında suikasti düzenlemişlerdir.
Sezar'ın Brütüs'e verdiği valilik yetkisi sebebiyle Brütüs'ün bir nevi askerleri yönetme hakkı da vardı. Askerleri tiyatro(senato toplantısının yapıldığı yer, meclis) ve civarında konuşlandırıp hiç kimseyi hiçbir şekilde geçirmeme kaydıyla konuşlandırmış, Sezar Senato'ya girdiğinde bütün üyeler tarafından bıçaklanmış, son darbeyi de Brütüs atmıştır. Yaşamı boyunca güvendiği herkes tarafından ihanete uğrayan Sezar'ın son sözleri: "Sen de mi Brütüs?" (Et tu, Brute?) olmuş ve yaşamını yitirmiştir. Öldükten sonra Roma'da daha büyük facialar çıkmış, isyanlar çıkmış, Sezar için ağıtlar yakılmıştır. Kimilerine göre tarihin görüp görebileceği en iyi diktatör olarak belirtilen Sezar, kimine göre de ülkesini tehlikeye sokan bir politikacı olarak değerlendirmiştir. Çıkan isyanlar sonucunda Senato üyelerinden bir kaçı halk tarafından öldürülmüş, isyan bastırılamamış, Sezar'ın yerine yeğeni Octavius yerine geçip "Roma İmparatorluğu"nu kurmuştur. Bu esnada Sezar'ın güvenini boşa çıkaran Marcus Antonius, Sezar'ın aşk yaşadığı Kleopatra ile evlenmiş ve Mısır'a kaçmış, Mısır'da suikaste uğramıştır. Sezar'ın Kleopatra'dan olan çocuğu Ceaserion(Sezarion) annesinin ölümünün ardından sadece iki hafta boyunca tahtta kalmış, aynı şekilde suikaste kurban gitmiştir.
Okuduğunuz için teşekkürler. En sevdiğim liderlerden birisi olan Ceaser'ı kendi bildiklerim ile bu şekilde anlatabildim. Bir sonraki yazımda Cengiz Han'ı anlatacağım.