İçeriğe geç

Mitolojik Hikayeler ve Efsaneler

+8 30 yanıt 569 görüntülenme Açan venceremos ·

/// Konu sahibinin mesajları Yalnız konuyu açan kişinin mesajları. Bulunduğun yerden ileri doğru.

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Mitolojik hikayelere ve efsanelere ilgisi olan arkadaşlarla bu başlık altında buluşalım. Bir hikaye değil de bir kelimenin kökeninden bahsedeceğim bugün sizlere.

Porselen Kelimesi Nereden Geliyor?


Domuz, antik Yunan, Roma ve Germen uygarlıklarında şans getiren bir hayvan ve sembol olarak kabul edilirdi. Domuz sürüsüne sahip olanlar da,  varlıklı kabul edilirdi.  Domuzun latincesi ise "porcus"dur. Hediye olarak sadece gerçeği değil, küçük topraktan pişmiş olanları da gayet makbuldü. Bu durumda domuz değil domuzcuk oldukları için de, porcusun küçültme hali olan porcellino kullanılmıştır. Bu pişmiş topraktan üretilen domuzcukların Latince ismi, günümüzde tüm dünyada porselen olarak yüksek kalitede pişmiş toprak ürünleri için kullanılmaktadır. Porselen derken, aslında 'domuzcuk'  demiş oluyoruz. Küçük domuz figürleri de günümüz Avrupa ülkelerinin çoğunda şansın ve bereketin sembolü olarak kullanılır. Örneğin kumbaralar domuz şeklindedir. 

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
@Renesmee ve @Dexter 'a destekleri ve ilgileri için minnettarım.

Kral Midas'ın eşek kulaklarından bahsedeceğim size bu efsanede.

Midas'ın Kulakları Eşek Kulağı


 Midas'ın sarayında gerçekleştirdiği bir eğlence sırasında Çobanların ve Ormanların Tanrısı Pan flütüyle orada bulunan insanlara müzik ziyafeti çekmektedir. Şaraplar içildikçe güzel ezgiler eşliğinde kafalar da güzelleşirken Kral Midas, sahip olduklarıyla övünerek kibirleniyormuş. Güneş ve Müziğin Tanrısı Apollon'un, Pan'dan daha güzel müzik yapamayacağını da söyleyince etrafındakiler onu bu şekilde konuşmaması için uyarmış çünkü herkes Apollon'a şirk koşanların akibetini çok iyi biliyormuş ancak kral bu durumu umursamayarak Apollon'dan karşısına çıkmasını istemiş. Herkesin şaşkın bakışları arasında öfkeli bir şekilde Apollon, bir anda Midas'ın karşısında belirmiş. Midas, Apollon'a müzikte o kadar çok iddalıysa eğer Pan ile yarışmasını ve ondan yeteneğini herkese ispat etmesini istemiş. Bütün bu olanları korkulu gözlerle izleyen Pan Tanrı olmasına rağmen Apollon'dan korkuyormuş ve bu talebi Apollon kabul etmiş ve yarışma başlamış. Kazananı açıklayacak jüride Midas, baş yargıçmış ve yarışma başlamış Apollon'un lirinden dökülen ezgiler herkesi büyülemiş ve tam sonuç açıklanacakken Midas bir anda kalkarak kazananın Pan olduğunu duyurmuş. Bu adaletsiz karara Apollon bir hayli sinirlenmiş ve Midas'a dönerek ''Müziğin iyisinden anlamayan kulak insan kulağı olamaz, sana eşek kulağı yakışır.'' diyerek onu cezalandırmaya karar verip salonu terk etmiş. 


Ertesi gün uykudan uyanan Midas kulaklarının üzerinde bir çift eşek kulağını görünce dehşete kapılmıştır. Bu halde halkın arasına çıkamayacağından berberini saraya çağırmıştır. Kulaklarının görünmemesi için berberine bir peruk yapmasını söyler ve bu durumu herhangi birine söylerse onu öldüreceğini de ekler, bu durumdan korkan berber hayatı için sessiz kalmaya mecbur kalmıştır. Söylentiler, dedikodular yayıldıkça berberin tutmaya mecbur olduğu bu hayati sır da günden güne berbere ağır gelmektedir. Bu sırrı saklamaya daha fazla dayanamayan berber kimseye söyleyemeyeceğinden bir kuyuya (veya kazmış olduğu bir çukura) haykırmaya karar vererek ''Midas'ın kulakları eşek kulağı! Midas'ın kulakları eşek kulağı!'' diye bağırmıştır. Ancak kuyunun yanındaki kamışların rüzgarla birleşerek yankı yapan bu sesi yayabileceğini düşünememiştir. Böylece bu büyük sır herkes tarafından öğrenilip alay konusu haline gelince Midas kulaklarını kestirmeye karar verir ve kestirir, ancak kulakları tekrar uzar ve daha kötü bir hale bürünür. Kral Midas bu kulaklarla baş edemeyeceğini anlayınca Tanrıya yalvarmaya başlar. Tanrı da bu yakarışa cevap verir ve onu affeder, ancak canını almak şartıyla. Sonra da kimse görmeden onu mezara gömer.



OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Erlik Han ayrıca Türk mitolojisinden Marvel çizgi romanlarına konu olan tek karakterdir. Aşağıda Doctor Strange ile bir kapak görseli yer almaktadır.


OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Ergenekon Destanı


Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.
Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki:
"Türkler'e hile yapmazsak halimiz yaman olur !"
Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler,
"Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.
O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.
Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.
Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "ERGENEKON" dediler.
Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.
Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki:
"Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım."
Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki:
"Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir."
Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.
Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler'in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.
Ergenekon'dan çıktıklarında Türkler'in kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti'ni dört bir yana egemen kıldılar.
Türk Beğleri, Ergenekon'dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döğerek Kutluyorlar.

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Minotor



Karakterler:
Theseus: Minotor'u öldüren Atina'nın veliahtı, daha sonra kralı.
Ariadne: Theseus'a âşık olan kral Minos'un kızı.
Aigeus (Egeus): Theseus'un babası, Atina'nın kralı.
Aithra (Ethra): Theseus'un annesi.
Minos: Girit Kralı.
Pasiphae: Minos'un karısı.
Daidalos: Labirenti inşa eden mimar.
Poseidon: Yunan mitolojisinde denizler, depremler ve atlar tanrısı.

Girit'te hüküm süren güçlü kral Minos, gücünü kanıtlamak için denizler tanrısı Poseidon'dan ona kurban etmek üzere bir boğa vermesini ister. Poseidon boğayı Minos'a verir. Fakat hayvan, Minos'un hoşuna gider ve Minos, boğayı kurban etmez. Bunun yerine başka bir boğayı kurban eder. Poseidon bunu fark ettiğinde çok sinirlenir ve Eros'tan okuyla Minos'un karısını boğaya âşık etmesini ister. Minos'un karısı Pasiphae, boğayla çiftleşir ve yarı insan yarı boğa bir çocuk doğar.İnsanlar bir süre sonra çocuğa "Minotor" yani "Minos'un boğası" derler. Minotor herkese zarar veren bir yaratıktır ve bunun üzerine mimar Daidalos'un yaptığı Labyrinthos adlı, içinden kimsenin çıkamayacağı yapıya kapatılır.


Girit kralı Minos'a yenilen Atinalılar, haraç olarak yedi yılda bir en güzel yedi genç erkek ve yedi genç kızı Minotor'a kurban olarak göndermek zorundadırlar. Kurbanları götüren gemi, siyah yelkenlidir. Theseus, Minotor'u yenip, bu kurban işine bir son vermek istemektedir. Babası vazgeçirmeye çalışsa da, sonunda bir şartla buna izin verir. Eğer Theseus, Minotor'u öldürebilirse, Atina'ya dönerken, gemiye siyah yelkenler yerine beyaz yelkenler takacaktır.
Kurbanlar ve Theseus, Girit'e geldiklerinde, onları labirente götürürler. Minos'un kızı Ariadne, kurbanlar halka gösterilirken Theseus'a âşık olur ve Theseus'a labirentten çıkabilmesi için basit bir strateji önerir. Buna göre Theseus, kızın verdiği ipliği labirentin girişine bağlayacaktır ve dönerken ipi takip ederek çıkışı bulabilecektir. Theseus labirente girdiğinde Minotor ile başa baş bir savaşa girer, Ariadne'nin dediği gibi Minotor'a eski adıyla seslenerek Minotor'u bir süre şaşırtır ve durumdan yararlanarak Theseus, Minotor'u öldürür. Theseus, Atinalı kurbanlar ile ipi takip ederek çıkışa ulaşır ve Ariadne'yi de yanına alıp Atina'ya doğru yola koyulur. Ancak beyaz renkli yelkenleri açmayı unutmuştur. Kıyıdan siyah renkli yelkenleri gören babası Egeus, oğlunun öldüğünü düşünerek aşağıdaki denize atlayarak intihar eder ve sonra insanlar onun adını anmak için atladığı denize onun adı yani "Ege Denizi" denir. Böylece Theseus, Atina kralı olur.

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Aan Arbatıılar



Eski kitaplar, Yakut diyarlarında, dik dağları ve don-
durucu soğuğu insan ırkıyla paylaşan kötü ruhlardan
bahseder. Bu kitapların pek çoğu toprak tarafından
yutulup geldikleri cehennem yurduna geri dönmüş-
tür. Ama buna rağmen hikâyeleri nesilden nesile an-
latılagelmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Alt Dünya cehennem yurdunun Kuzey Göğü kıs-
mında yaşayan ve sık sık yeryüzüne çıkıp avlanan Aan
Arbatıılar da işte bu tehlikeli ve kötücül varlıkların
başında yer alır. Tabii alfabetik olarak. Çünkü şekil-
siz kör bir solucana benzediği rivayet edilen bu var-
lıkların insanlara öyle çok da büyük bir tehlike saç-
tıkları söylenemez. Aralarında dolaşırken insanlara
verdikleri zarar sadece dermansızlık ve fersizlikle sı-
nırlıdır. Bu gibi rahatsızlıklar hep onların eseridir.

Bir Yakut Türk'ü kadim zamanlarda, hastalan-
dığında bunun bir Aan Arbatıı'dan kaynaklandı-
ğını bilir. Ya da en az onun kadar tehlikeli bir başka
kötü ruhtan.

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Yukarıdaki hikaye aşağıdaki kitaptan alıntıdır. Daha fazlası için kitabı alabilirsiniz.

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
MEDUSA
Alıntı


Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi varlıktır. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae'nin ona verdiği ayna ile Medusa'ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes'in (Merkür) ona verdiği orak ve Athena'nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Sağ taraftaki kanı zehirlidir sol tarafında panzehiri vardır. Kafasını kestikten sonra Medusa'nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandan Chrisaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa'nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası "Deniz Tanrısı Poseidon"dur. Bir diğer kaynak ise Medusa'nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.

Perseus, Medusa'nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona "Anne, gözlerini kapat." der. Medusa'nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.

Daha sonra ise Perseus Medusa'nın kafasını Athena'ya verir ve Athena da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa'nın kafasını Argos'taki pazar yerine gömmüştür.

Aslında Medusa'nın kafasındaki yılanlar ise Athena'nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon'u cezbeder. Poseidon, Athena'nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa'nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Ve onu lanetler. Laneti ise ''Ona kim bakarsa taşa dönüşsün.'' şeklinde olur. 

OOC · Oyuncu venceremos
OyuncuYasaklı
V2 dönemi oyuncusu
İleti
62
Karakter
0
2019'dan beri şehirde
IC · Karakter Onaylı karakteri yok
Hıdırellez ve Ölümsüzlük Suyu
Alıntı


Rivayete göre Hızır, İlyas ve İskender (Zülkarneyn) ölümsüzlük suyunu bulmak üzere yola çıkarlar. Belli bir zaman sonra 3 ayrı yola giderek ölümsüzlük suyunu ayrı ayrı aramaya karar verirler. Fakat bir yerden sonra Hızır ve İlyas'ın yolları kesişir. Yolculuklarına birlikte devam ederler. Zulumat (karanlıklar) ülkesine ulaştıklarında bir çeşmenin başında durup yemek yemeye karar verirler. Yanlarında getirdikleri kurutulmuş balığı tam yemek üzere çantalarından çıkaracakken çeşmeden akan su balığa sıçrar. Balık, bir anda canlanıp suyun içine atlar. Böylece Hızır ve İlyas ölümsüzlük suyunu bulduklarını anlarlar. Bu suyu hemen içerler. O sırada bir melek gelir ve kıyamete kadar yaşayacaklarını ancak yaşadıkları sürece insanlara yardım edeceklerini bildirir. Böylece Hızır karadaki, İlyas ise denizdeki insanların yardımcısı olur. Denilir ki kim ne zaman darda kalsa Hızır veya İlyas'ın ruhu bir bedene girip darda kalana yardım eder. 

Anadolu, Orta Doğu ve Orta Asya'da her yıl yazın gelişi büyük bir neşeyle kutlanır. Ülkemizde 6 Mayıs'ta kutlanan bu gün başka ülkelerde farklı tarihlerde kutlansa da hepimiz için aynı anlamları ifade eder. Halk arasında bu güne, Hz. Hızır ve Hz. İlyas'ın adlarının birleşimiyle oluşan "Hıdırellez" adı verilir. Bu özel gün Hz. Hızır ve Hz. İlyas'ın yeryüzünde buluştukları gün kabul edilir. Aynı zamanda Hıdırellez, soğuk kış günlerinin geride bırakılması ve doğanın derin uykusundan uyanışı demektir. Fakat bilinmeyen bir mesele vardır. O da bu günün asıl anlam ve önemini oluşturduğu rivayet edilen hikayesidir.

Konunun başındanKonunun sonuna ulaştın.