İçeriğe geç

Legacy of Sir Randolph Mitchell

Katkı verenler+205 1,752 yanıt 62,464 görüntülenme Açan the batuhan batrix ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1106 · 3 yıl önce

Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 20.05.2023 10:42


Randy'nin Gece Hikayeleri 28. Bölüm: Umut, baharları beraberinde getirir & İyi insan


Gecenin derinliklerine attığın ilk adıma hoş geldin.
Ben Randy, nasıl gidiyor? Genelde şu kelimeyi kullanırım ben: Standart.
Halen standart bir hayatım var. Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.
Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.
Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.
Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.
Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?
Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum.

"Biz bu saçları değirmende ağartmadık." diyerek aslında bu geceye başlamak istiyorum.
Hepimizin bir içi karardı. Bu aralar herkes "Ne olacak şimdi? Önümüzdeki günlerde neler yaşayacağız?" diye soruyor.
Şimdi benim beyaz saçlarımla bu soruların ne alakası var? Diyebilirsiniz.
Zaman içinde bayağı bir şeyler gördüm. Takip ettim ve bu konulara meraklıyım açıkçası.
Nereye varacağımı da anlamaya çalıştım.
Hani derler ya, "Tecrübe, hayatın sana kel kaldıktan sonra tarak vermesidir." diye.
Bende de o taraklardan var.
Asla enseyi karartmamak lazım... Tecrübeye göre.
Ne olursa olsun, enseyi karartmamak lazım.
Ve umudu hep güçlü tutmak lazım. Hangi konuda olursa olsun.
Aslında hepimizin içinde o umut yok mu? Hepimiz o umudu bilmiyor muyuz? Biliyoruz.
Hepimizde var o umut.
Sabaha çıkabileceğimizi bilmediğimiz halde, sabahı yaşayacağımızı bilmediğimiz halde hepimiz saatlerimizi kurup yatıyoruz.
O yüzden enseyi karartmayın... Gülümseyin... Umudunuzu kaybetmeyin.
Çünkü umut, baharları da beraberinde getirir...

İyi bir Hristiyan, iyi bir Yahudi, iyi bir Müslüman, iyi bir dindar, iyi bir ateist...
İyi bir İskoç, iyi bir Amerikan, iyi bir İngiliz, iyi bir İtalyan, iyi bir Rus, iyi bir... halk olmadan önce,
İyi insan olmalıyız.
İyi bir insan olmalıyız.
Çünkü, iyi bir insan olmak, sokakta merhaba demek, savaşta omuz omuza vermek demek.
Düğünde beraber oynamak, cenazede beraber oynamak demek.
Bu şehre, bizim şehrimize, onlarca farklı etnik kökenin bir arada olduğu Vice Şehrine beraber sahip çıkmak,
Aynı sofrayı paylaşmak demek.
Aynı işyerinde çalışmak, aynı öğretmeni dinlemek demek.
Şimdi dürüst olun: Bugün, başımıza bir şey gelse, yolda giderken düşsek, bize el uzatanın dilini, dilini, ırkını soruyor muyuz?
Sorgulamıyoruz.
Madem birlikte ağlıyoruz, birlikte gülüyoruz, birlikte derse giriyoruz, birlikte çalışıyoruz hatta evleniyorsak;
Bu birbirimizi sevdiğimiz içindir ya!
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, kimse nereden, hangi aileden doğacağını, ten rengini seçemiyor. Öyle doğuyor.
Peki bunlar elimizde değilse, biz de biraz elimizden geleni yapsak ne olur? Birbirimizi sevsek mesela?
İnsan olduğumuz için sevelim. Kim neye inanıyorsa saygı duyalım.
Bir güler yüzü, diğerimizden eksik etmeyelim.
Ve belki de gerçekten sadece ihtiyacımız olan şey budur. Sadece budur.
Bütün kitaplarda yazıyor: "Kalp kırmayın." diyor. Little Italy kilisesindeki ayinlerde her zaman söylenir.
Bir kalbi kırmak, dünyayı yıkmaktır.
Ölümün olduğu bir dünyada, ömrümüz yettiğince sevmek gerekiyor. Yok çünkü sonu. Ölümlü dünya...
Sevelim biz de ya! Neyimiz eksik? Neyimiz eksik?
Söyleyin bana, neyimiz eksik...

Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok seviyorum! * * öpücük sesi * *
Sevgi ile kalın...

Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1120 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 26.05.2023 00:45


Randy'nin Gece Hikayeleri 30. Bölüm: VFC & Yaşlı adam & Boşanma


Ve güne veda, geceye merhaba deme zamanı...
Ben Randy, Vice FM'e hoş geldin.
Radyonun sesini açsana, biraz konuşalım seninle.
Biz neden... VFC yapmıyoruz ya?
Uzun zamandır bunu düşünüyorum.
VFC'nin son bölümünün üstünden tam beş ay geçmiş... Beş koca ay.
Ve o programda ben idolüm The Rock ile aynı ringdeydim.
İnternette şovla ilgili video var, izleyebilirsiniz.
Ve artık bir karar aldım, VFC'yi geri döndürüyorum.
28 Mayıs'tan sonra VFC reklamlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz, haberiniz olsun.
Bu güzel haberle yayına başlamak istedim.  Kendinize güveniyorsanız, VFC'ye gelin. Ringe çıkın.

Standart hayatım devam ediyor. Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.
Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.
Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.
Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.
Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?
Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum.

Bu gece anlatacağım hikayelerden ilki, bir yaşlı adamın hikayesi.
Yaşlı adamın eşi evinde tereyağı yaparmış.
Eşi de her gün yakınlardaki markete götürüp eşinin evinde yaptığı tereyağını satarmış ve bununla geçinirlermiş.
Ancak marketteki çalışan o adamın getirdiği tereyağını hiç tartmazmış, aralarında güven varmış.
Bir gün gelmiş ve bir şekilde ona güvenememiş, merak etmiş ve tartıya koyuvermiş...
Normalde bir kilo olan tereyağı, 900 gram çıkmış. Marketin sahibi çok öfkelenmiş.
"Bir daha ondan hayatta alışveriş yapmayacağım!" demiş.
Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağıyla içeri girmiş.
"Senin tereyağından bir daha almayacağım!" demiş ona, marketin sahibi.
Yaşlı adam da üzülmüş. "Bir yanlış mı yaptık, tereyağı kötü müydü, beğenmediniz mi?" diye sormuş.
"Olur mu? Senin tereyağını tarttım, 900 gram geldi. Bu ayıp değil mi? Neden eksik verdin bana?" demiş.
Yaşlı adam utanarak başını öne eğmiş ve şöyle demiş:
"Efendim, kusura bakmayın, bizde terazi yok. Biz sizden geçen sene bir kilo şeker almıştık, onunla tartarak size tereyağını yolluyoruz.."
İşte böyle dünya... Kime ne ağırlıkta değer verirsek, o ağırlıkta değer buluruz...

Çok ilginç bir...ummm- araştırma elime geçti geçenlerde.
Son 15 senede yapılan bir araştırmaya göre yapılan evliliklerin yaklaşık yüzde ellisinden fazlası boşanmayla sonuçlanmış.
Yani iki kişiden biri boşanmış.
Nedenini sorsanız, hepsinin bir cevabı vardır. Önemli cevaplar vardır.
Hatta şöyle derler: "Eskiler, birbirlerini çok severlerdi, eskiler, eski topraklar..." böyle ağır ağır laflar da söylerler.
Geçenlerde Edinburgh'da kızımla gezerken yaşlı bir kadına denk geldik.
Ona kaç yıllık evlisiniz? diye sorduğumda 50 kusur yıldan bahsetti bana, evlilik için.
Vice Şehrinde bunları göremezsiniz. Yıllardır evli olan çiftlerin sayısı bir elin beş parmağını bile geçmez. Çok iyi biliyorum.
Edinburgh'daki yaşlı kadın, eşiyle ilgili "O bunu beceremez, bunu yapamaz vs." gibi epeyce atıp tutmaya başladı.
Güldüm ve dedim ki: "Aslında pek de makbul ve mükemmel bir adam değilmiş dedim, eşiniz."
Bana ne dedi, biliyor musunuz?
Güldü. "Kusursuzu sevmenin nesi var ki, evlat?" Dedi.
"Kusurlarıyla sevebilmektir asıl marifet..."
Hepimiz o "kusursuzu" arıyoruz. Mükemmel olanı, hiç kıymığı, hiç çapağı olmayanı arıyoruz.
O yok. Gerçekten yok.
Önemli olan "bir" olabilmek.
İkinin "bir" olabilmesi.
Bir olabiliyorsanız ne güzel.
Olamıyorsanız, çok da geçe bırakmayın, "bir" olabileceğiniz bir insan bulun...

Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok ama çok seviyorum. * * öpücük sesi * * Sevgi ile kalın..