İçeriğe geç

Legacy of Sir Randolph Mitchell

Katkı verenler+205 1,752 yanıt 65,535 görüntülenme Açan the batuhan batrix ·

/// Yalnız IC mesajlar Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1309 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 27.09.2023 16:39


Randy'nin Gece Hikayeleri 43. Bölüm - Orta parmak & hayat diyo ki

Ve gecenin derinliklerine attığımız ilk adıma geldik...
Vice FM'e hoş geldiniz, ben Randy.
Artık programımı şöyle açtığım döneme tekrardan giriş yaptım:
Standart.
Standart hayatım tüm heyecansızlığıyla devam ediyor.
Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.
Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.
Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.
Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.
Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?
Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum. Hadi başlayalım.

Dünyanın her yerinde, çok yaygın bir hareket vardır...
Beş parmağımızın orta parmağı sadece yukarıda kalacak şekilde, geri kalan parmaklar avucun içinde toplanır.
Sadece orta parmak dışarıda kalır. Orta Parmak hareketi işte ya, anladınız.
Özellikle 90'larda benim gibi psikopat bir WWF/E izleyicisiyseniz, bu hareketi çok fazla görmüşsünüzdür.
Stone Cold Steve Austin yapardı. Ona da buradan sevgilerimi iletiyorum.
Bu aslında bir, küfür olarak algılanır.
Nereden geldiğini bilir misiniz bu hareketin?
İşin komiği, küfür olmadığını öğrendikten sonra anlatıyorum size.
Bu hareketin çıkışı, Yüzyıl Savaşları.
Yüzyıl Savaşlarında çıkmış bu hareket.
Savaş zamanında, yaklaşık 80-100-150 metre menzilli ve iki metreye varan oklar atılırmış. Çok büyük oklar.
Ve, İngiliz savaşçılar, bu oku atabilmek için gücü orta parmaklarından alırlarmış.
En büyük kuvvet, ellerindeki orta parmaklarıymış.
Ve ardından savaşta yakalanan okçuların orta parmakları kesilmeye başlamış.
Esir alınanlar ok atmasın diye yapılmış bu.
Fransa ve İngiltere savaştı Yüzyıl Savaşlarında.
İngiliz ordusunda parmağı kesilmeyen ya da esir alınamayan okçular, karşısındaki Fransız askerlere,
--orta parmaklarını gösterirlermiş.
Anlamı neymiş, biliyor musunuz?
"Buradayım ve halen savaşabiliyorum..."
1920 yılından sonra unutulmuş bu hareket.
1920 yılından sonra Carlo Mazzone diye bir İtalyan, bir halk hareketi başlatıyor.
Ve simge olarak da bu orta parmak hareketini seçiyor.
Ama hepsinden önemlisi, "halen savaşabiliyoruz..."
Bunu yaparken orta parmağımı gösterdim, tabii siz göremiyorsunuz, heheheh.
Siz de eğer savaşıyorsanız ve halen ayakta iseniz, orta parmağınızı gösterin, savaştığınız kişiye karşı...

Çoğumuzun, yanlış yaptığı bir şey vardır.
Bir: Geçmişi değiştiremezsiniz. Değişmez.
Ve, başka insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri de sizi tarif etmez.
Ve bizler, başka insanları ve eskiden yaptıklarımızı o kadar önemseriz ki, bütün hayatımızı bunun üzerine kurgularız.
Pişmanlıklarla yaşarız! Üzülürüz! Pişman oluruz!
Oysa ki geçmiştir o, bitti artık!
Tamam, yanlış yaptık, tamam, bir cezası da olmuştur, hayat bir şekilde cevap da vermiştir buna.
Ama ödenmiştir ve geçmiştir bu.
"Keşşşşşşşşşke yapmasaydım!" deriz.
Keşke demek hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece kalbiniz, karnınız, biraz da başınız ağrır...
O kadar da başkalarını çok takarız ki,  yani bizim hakkımızda ne düşündüklerini o kadar düşünürüz ki...
Hayatımızı onlara göre... kurgularız.
Başkalarının bizim hakkımızda, bazen de bizim başkaları hakkında çok sık kullandığımız bir söz vardır:
"Dostum, ben senin yerinde olsaydım..." Şşşş-hhh! Bitti! Sen benim yerimde olamazsın ki?!
Benim yerimde olabilmek için, benim annem babamın çocuğu olman lazım,
Benimle aynı okula gitmen, aynı mahallede yaşaman, aynı zorluklarla büyümen,
Aynı yokluklarla büyümen, aynı kadınlara aşık olman vesayre gerekir... Yok böyle bir hayat!
Sen benim yerimde olamazsın!
Ben de senin yerinde olamam.
Oysa herkesin tecrübesi, herkesin yaşadığı deneyim, ona özel ve ona özgüdür!
"Ama beni yaptıklarımdan dolayı da hep yargılıyorlar!" derler.
Hep yargılayacaklar... İnsanlar, yargılamaya ba-yı-lır-lar!
Kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, görmeyen herkesi ve her şeyi yargılarlar.
İnsanlar derken hepimizden bahsediyorum bu arada, sanki ben bunun dışındayım demiyorum.
Hepimiz bunu yapılıyoruz. Yargılıyoruz! Hem de çok.
"Şunu yaparsam mutlu olacağım, bunu yaparsam çok mutlu olacağım" diye düşünüyorsanız da, şşşş-hhh!
Yanılıyorsunuz. Niye, biliyor musunuz?
Mutluluk ya içinizdedir, ya da değildir.
Mutluluk bir karar. Sabah uyandığınız zaman karar vereceksiniz ona.
Sabah uyandığınızda "Ben bugün mutlu olacağım, ya da ben mutsuzum" diyeceksiniz. Bu kadar!
Yoksa çok güzel bir saat, gözlük, ayakkabı, araba, ev, uçak, gökyüzü satın aldığınızda hiç fark etmez...
İnanın bana, size mutluluk getirmiyor. O an azıcık bir kıpırtı sadece. Sonrası yok!
Ne düşünüyorsanız, öyle oluyorsunuz.
Ya da, insanların düşünceleri ruh hallerini etkiliyor mu? Etkiliyor.
O yüzden, hepimiz düşündüğümüz insan oluyoruz.
O yüzden güzel şeyler, iyi şeyler düşünmek lazım.
Ve gülümsemek lazım, çünkü bu gülümseme bulaşıcı bir şey. Başkasına da geçiyor, siz gülümserseniz.
Ve yine unutmayın, bu iyilik denilen şey ücretsiz.
Bedava yapabiliyorsunuz! Çok da iyi geliyor insana.
Mesela, Bir Dilek Tut kurumuna bağışta bulunabilirsiniz, veya başka bir kuruma.
Dedim ya, iyilik ücretsiz veya biraz belki batabilir size. Azıcık.
Ama getirisi, muhteşem...
Ve hepsinden ötesi, arada bir durmak gerekiyor.
Durup, nerede olduğunuzu görüp, devam etmek gerekiyor.
Öbür türlü çok hızlı hareket ettiğinizde belki de bu yolun sonu hiç istemediğiniz bir noktada olabilir...
Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok seviyorum! * * öpücük sesi * *
Sevgi ile kalın...
Lucas LatshawShadow's BATTALION · fieL
#1312 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 05.10.2023 17:00
Randolph Mitchell.
Dokunsalar ağlayacak.
Kimse dokunamıyor bu yüzden ona.
Dokunmuyorlar.
Etrafında onun dilinden anlayan kimse kalmadı.
Her geçen gün birer birer masadan eksiliyor dostları.
O çok gitmek istese de, kalkamıyor.
Bu masadan kalkamıyor.
Hüznünü ve yalnızlığını içine atmış, bekliyor.
Kalbi, parçalı kırıklı.

Spoiler
Spoiler
Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1313 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: fieL - 05.10.2023 18:57
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 05.10.2023 17:00
Randolph Mitchell.
Dokunsalar ağlayacak.
Kimse dokunamıyor bu yüzden ona.
Dokunmuyorlar.
Etrafında onun dilinden anlayan kimse kalmadı.
Her geçen gün birer birer masadan eksiliyor dostları.
O çok gitmek istese de, kalkamıyor.
Bu masadan kalkamıyor.
Hüznünü ve yalnızlığını içine atmış, bekliyor.
Kalbi, parçalı kırıklı.

Spoiler
Spoiler

bu osayi-samuel'in sözü değil miydi?  :garip:

Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1317 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 13.05.2020 04:12


DJ S.M VE RANDY

Bir gün, Scott beni aradı ve kendisinin DJ olacağı bir partiye çağırdı. Bu parti, Edinburgh'un biraz kenar mahallelerindeydi. Partiye gittiğimde uyuşturucu, grup seks--kısacası her türlü pisliği görüyordum. Scott beni görür görmez yanına aldı ve insanlarla tanıştırdı, ardından beni DJ kabinine doğru götürdü, o zamanlar müzik zevkim de fena sayılacak seviyede değildi. Ortamın etkisi ile sarhoş oldum ve DJ'de dansımı ederek insanları eğlendirdim, en azından Scott bunu söylüyor çünkü ben bunu pek hatırlayamıyorum...

O günden birkaç hafta sonra Scott geldi ve başka mekanlarda da çalacağımızı-hatta bundan para kazanacağımızı söyledi. Çok para. Ben de bir şart ile kabul ettim. O günkü gibi uyuşturucu ve seks partileri olmayacaktı. Scott da bunu sıkılarak kabul etti ve mekanlarda beraber çalmaya başladık.



Partilerde çalıp paramızı kazandıktan sonra anlatamayacağım bir olay yaşandı ve Scott, Los Angeles'a gitmek zorunda kaldı. Ben, Edinburgh'da tek başıma kaldım. Artık partilerde çalamazdım, kendime daha düzgün bir iş bulmam gerekiyordu. Bunun için arayışlara başladım.
Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1324 · 3 yıl önce
Alıntı yapılan: the batuhan batrix - 13.10.2023 00:35


Randy'nin Gece Hikayeleri 44. Bölüm - Kendi mutluluğundan sorumlu insan & Sana ne?!

Ve gecenin derinliklerine attığımız ilk adıma geldik...
Vice FM'e hoş geldiniz, ben Randy.
Bir zamanlar programımı şöyle açardım:
Standart.
Standart hayatım tüm heyecansızlığıyla devam ediyor.
Hayatım bu aralar yatmak, kalkmak, çalışmak ve uyumakla geçiyor.
Ne bir aksiyon, ne bir heyecan, ne bir aşk, ne bir yalnızlık, ne bir stres... Hiçbir şey kalmadı artık.
Nefes tüketerek yaşantıma devam ediyorum, bu şehre karşı sorumluluklarımı yerime getiriyorum.
Sorumluluğum ne mi? Buraya özgür, bağımsız, tarafsız ve eğlenceli medya düzenini getirmek.
Bunu sağladığımı düşünüp düşünmemek sizlere kalmış. Medyayı beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?
Karar sizin. Düşünceniz olursa yazarsınız. 66-619-07. Belki okurum.

İnsan, bir yaştan sonra belki de bakış açısını değiştiriyor, başka şeyler görmeye başlıyor.
Başka şeylere takılmaya başlıyor, ya da eskiden takıldığı şeylere takılmamaya başlıyor.
Mesela bende bir aydınlanma oldu bu konuda. Bir aydınlanma yaşadım.
Bir atlas olmadığımı öğrendim. Dünyayı omuzlarımda taşımadığımı ve taşımak zorunda olmadığımın farkına vardım.
Mesela bir şeyler satan insanlarla pazarlık yapmayı bıraktım. Gerçekten, çok ciddiyim.
Sonuçta birkaç dolar daha fazla ödesem, cebimde delik açılmayacak. Belki de verdiğim birkaç dolar fazla para,
--bir şeyler satan kişinin kızının okul masraflarına gidecektir, mesela. Tartışmıyorum bunu.
Mesela, taksi şoförlerine ödeme yaptığım zaman, daha fazla para veriyorum.
Herif deli gibi yoruluyor zaten. Tüm gün insanların yanına arabasını çekip "TAKSİİİİ!" diye bağırıyor.
Bir de çoğunun da kendi arabası değil.
Yaşlılar, aynı hikayeyi defalarca anlatırlar, bilirsiniz.
Ki bende de başladı bu, fark etmiyorum sanmayın.
Defalarca aynı hikayeyi kim bilir aynı kişiye kaç kere anlattım.
Hatta bunu bu programda bile yaptığımı anladım. Daha önce anlattıklarımı tekrardan anlatmışım, fark edemeden.
Ve, izin veriyorum buna aslında artık ben. Engellemiyorum.
Bir kişi aynı şeyi bana onuncu kere anlatsa bile... bu onların hatıralarını canlandırıyor, geçmişi tekrardan yaşamalarına sebep oluyor.
Aynı şey benim için de geçerli. Ben bir hatıramı anlatıyorsam, geçmişi ve güzel günleri tekrardan yaşıyorum.
İnsanları çoğu zaman hatalı oldukları zaman düzeltirdim, düzeltmeyi çok severdim hatta.
Gerçekten severdim, yalan söylemeyeceğim.
Artık... artık insanları düzeltmiyorum. İnsanların hepsini mükemmel yapma sorumluluğu bende değil.
Benim öyle bir zorunluluğum da yok. Bol bol iltifat ediyorum insanlara, bol bol. Olağanüstü.
Tabii, sadece hak edenlere yaparım bunu. Orası ayrı bir konu.
Elimden geldiğimin fazlasını yapıyorum. Bana iyi geliyor, karşımdakini bilmem ama beni iyi hissettiriyor.
Eskiden çok dert ederdim... Kıyafetlerimde leke var, şurada bir nokta oluşmuş, burada bir yırtık var, gibi...
Kısacası, kıyafetlerime çok önem verirdim. İyi de giyinirdim.
Artık diyorum ki, insanlar beni aklımla, kalbimle, kafamla veya davranışlarımla değerlendiriyorlarsa kabul ediyorum.
Ama, kıyafetlerimle değerlendiriyorsa... meh... Ben zaten onu kabul etmiyorum artık.
Eskiden duygularımdan utanırdım.
Güreşe ilk başladığım zamanlar, gözlerim yaşardığında herkesin önünde gözümün yaşarmasını istemezdim.
Veya, insanlara bir duygumu anlatmaktan utanırdım.
Zamanla bu şehre geldiğimde ve Late Night Chat programını yapmaya başladığımda... bundan arındım.
Artık utanmıyorum duygularımdan. Gözlerim yaşarıyorsa yaşarıyordur, ağlıyorsam, ağlıyorumdur.
Yalnızsam, yalnızımdır.
Hiç utanmıyorum.
Henüz daha beceremediklerim de var...
Mesela, bunu yapan arkadaşlarım var:
Yaşadıkları her günü son günüymüşçesine dolu dolu yaşayan arkadaşlarım var halen. The Rock gibi.
Uğraşıyorum. Ama, zaman içinde kabul etmem lazım ki, beni mutlu eden şeyler yapmayı öğrendim.
Çünkü herkes ama herkes bu dünya üzerinde sadece ama sadece kendi mutluluğundan sorumludur.
Başkalarını mutlu etmek zorunda değilsiniz. Ama kendinizi, mutlu etmek zorundasınız...

Bazen ipin ucunu kaçırıyoruz ya. Gerçekten kaçırıyoruz.
Bizimle alakası olmayan, haddimize olmayan şeyleri yakinen ilgileniyoruz. Çok yakinen!
Buna kişisel sınır ihlali de denir hatta.
Başkalarının kişisel sınırlarını çok sağlam ihlal ediyoruz.
Bazı şeyler var, sorulmaması gereken...
Ve bu soruları bana çok soruyorlar... İnsanlar, kişisel sınırlarımı ihmal etmeyi çok seviyorlar.
Mesela... Randy, neden halen bekarsın? Neden evlenmedin?
Sana ne? Evlenecek birini bulamadım, bu yüzden evlenmedim. Seni ilgilendiriyor mu? Hayır.
Randy, kadınlarla bu kadar aran iyiyken neden sana hep friendzone yapıyorlar?
Sana ne?
Randy, ne kadar para kazanıyorsun? Sen çok fazla para kazanıyorsundur şimdi...
Sana ne?
Randy, Vücudunda estetik var mı? Neden bu kadar hızlı yaşlandın?
Sana ne?
Randy, Neden saçların bu kadar erken beyazladı?
Sana ne?
Randy, bu şeye neden bu kadar para verdin? Çok gereksiz para harcıyorsun!
Sana ne?
Randy, kızın Cassie neden buraya gelmiyor? Neden beraber değilsiniz? Bir probleminiz mi var?
Sana ne?
Randy,  43 yaşındasın, neden bu kadar yorgunsun? Hasta mısın?
Sana ne?
İbadetlerle ilgili sorular... Kiliseye gidiyor musun? Bağış yapıyor musun?
Sana ne?
Randy, o kadar para kazanıyorsun, insanlara yardım ediyor musun?
Ki bir çok insan, yardımlarını gizli yapmaya çalışır...
Nasıl böyle diyebiliyorsun?
Randy, bu yaştan sonra üniversitede ne işin var?
Sana ne?
Arada deyin şu kelimeyi. Çok güzel bir söz, kullanın.
Sana ne?
Benden bu gecelik bu kadar, sizleri çok seviyorum! * * öpücük sesi * *
Sevgi ile kalın...
Leopold GallowayPRISM · the batuhan batrix
#1325 · 3 yıl önce
sev. ister mutlu ol, istersen delir, umrumda değil.
didindim, ah yola gelir mi? diye yıllarca.
canımdan bezdim ağzını her açtığında.
bakınca maziye hak ettim bunu galiba.
gözün aydın, ben de delirdim bak en sonunda...