İçeriğe geç

erwin calloway

+42 119 yanıt 8,644 görüntülenme Açan fudoin ·

/// Rol akışı Yalnız görselli ve [ic] mesajlar, karakter adıyla. OOC konuşmalar gizli. Bulunduğun yerden ileri doğru.

Mitch Gillstonefudoin
#103 · 1 yıl önce
06 AĞUSTOS 2025 — ÇÜRÜYEN ŞEHRİN SESSİZ NEFESİ

Vice şehri, geceleri bile uyanık olan bir organizma gibi, kendi pisliğinin içinde nefes almaya devam ediyordu. Limanın paslı vinçleri rüzgârda gıcırdarken uzaktan yalnızca hurda yığınları gibi görünüyordu ama aslında bu şehrin damarları hâlâ çalışıyordu. Sular, depolardan çıkan kirli yağla karışıyor, kıyıya her çarptığında ağır bir koku yayıyordu.

Sokaklar, düzenin sağlandığına inandıracak kadar sessizdi. Ama bu sessizlik, bir fırtınadan önceki durağanlık gibiydi; doğası gereği tehlikeli. Çetelerin isimleri tabelalardan silinmişti ama gölgeler hâlâ aynı köşelerdeydi. Sadece yeni bir forma bürünmüş, daha görünmez, daha ince hesaplarla işliyordu.

Artık şehirdeki dengeyi tek bir çatışma değil, üç farklı güç belirliyordu. C.R.A.S.H., resmî yetkisini kullanarak sokakları hizaya sokarken, perde arkasında kendi imparatorluğunu kuruyordu. Valachi, yıllardır yeraltını yöneten ağını sessizce büyütüyor, her mahallede görünmez bağlarını güçlendiriyordu. Ve en tehlikelisi, binanın en üst katından sızan yeni bir baskı: başsavcılığın yürüttüğü gizli soruşturmalar. Bu üç yapı, artık birbirinin varlığına tahammül edemez noktaya gelmişti. C.R.A.S.H., Valachi'nin köklerini kazımak isterken, başsavcılığın hamleleri kendi faaliyetlerini de açığa çıkaracak kadar keskinleşiyordu. Valachi ise hem adliye koridorlarında hem de devriye araçlarının gölgesinde sessizce kuşatılıyordu.

Tüm bu karmaşanın merkezindeyse Erwin Calloway vardı. Calloway, başsavcının Vice'a gelmesiyle birlikte geceleri daha sık uyanır olmuştu. Kimi zaman CRASH'in iç yazışmalarını gözden geçiriyor, kimi zaman ise duvarda asılı olan şehir haritasına bakarak yeni rotalar çiziyordu. Çünkü biliyordu: Bu şehirde asıl tehlike kurşun değil, belgelerdi. Kurşun iz bırakmazdı — dosyalar bırakırdı.

İlk önlem olarak, CRASH içerisindeki tüm saha bağlantılarını gözden geçirdi. Hangi memur hangi noktaya gidiyor, kimin kime borcu var, kim hangi gece kiminle kayıplara karıştı — hepsi tek tek not edildi. Hiçbir hamle artık tesadüfe bırakılmayacaktı. Başsavcının açtığı soruşturmalara karşı içeride "kayıp dosya" sistemini başlattı. Kritik evraklar, sahte raporlarla değiştirildi. Operasyon tarihleri geri çekildi, silah sevkiyatlarına dair belgeler bilinçli olarak çelişkili hâle getirildi. Calloway için artık tek amaç vardı: CRASH'i her cephede görünmez tutmak. Valachi'yle doğrudan bir savaşa girmek yerine, bilgi akışını kesmeye yöneldi. Liman bölgesindeki muhbirleri birer birer ortadan kaldırmak yerine, susturdu. Para, korku ve bazen yalnızca bir bakış... Bu şehirde konuşmamak, yaşamaya eşdeğerdi.

Ama Calloway'in asıl savaşı kendi içinde büyüyordu. Çünkü her aldığı önlem, Michael Millhouse'un yüzünü biraz daha yaklaştırıyordu rüyalarına. Geceleri, o eski polaroid fotoğrafa daha uzun bakar oldu. Eskiden bir vicdanı olduğunu hatırlatan tek şeydi. Vice şehri, şimdi üç başlı bir canavara dönüşmüştü. CRASH, Valachi ve başsavcılık arasında sıkışan her şey, kanla ya da sessizlikle sonuçlanıyordu. Ve Erwin Calloway, bu üç yapıdan ikisini tanıyordu: Biri için çalışıyor, diğerini gömüyordu.

Üçüncüsüyse, kapısını çalmaya hazırlanıyordu.

Mitch Gillstonefudoin
#118 · 1 yıl önce
27 EYLÜL 2025 — AYNADAKİ ADAM

Yağmurun ince damlaları Vice şehrinin dar sokaklarına usulca vururken, şehir loş bir neon ışığında nefes alıyordu. Barların tabelaları yanıp sönüyor, sokak lambalarının altında su birikintileri kıpırdanıyordu. Bu şehir, herkesin kendine ait bir günahı olduğu dev bir mezarlıktı. Erwin Calloway'in günahları ise, aynadaki yabancının yüzüne kazınmıştı.

Evin kapısını kapattığında sessizlik üzerine çöktü. Yalnızlık, kalın bir duvar gibi sardı etrafını. Ağır adımlarla banyoya girdi. Işığı açtığında yüzüne vuran soğuk beyaz ışık, onu olduğundan da yaşlı gösteriyordu. Aynanın karşısında dikildi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Fakat bu gülümseme acıyla çatladı. Çünkü karşısında gördüğü kişi kendisi değildi. Aynada duran o adam, yalanların, cinayetlerin ve kayıpların toplamıydı. Millhouse'un ölümü, Juvente'nin kanı, sokaklara gömülen onlarca sır... Hepsi bu yüzü şekillendirmişti. Lavabonun kenarında duran Millhouse'un fotoğrafına göz attı. Fotoğrafın kenarları yıpranmış, rengi solmuştu. O karede hâlâ gülümseyen bir dost vardı. Erwin, tabancasını çıkardı; soğuk metalin ağırlığı ellerini uyuşturdu. Çenesinin altına dayadı, aynadaki o yabancıyla göz göze geldi. "Sen kimsin?" diye fısıldadı. Dudakları titredi, nefesi kesildi. Tetiğe yaklaşan parmağı, sanki taş kesildi. Ama çekemedi. Cesareti değil, korkusu ağır bastı. Sessiz bir iniltiyle silahı lavabonun üstüne bıraktı ve başını öne eğerek derin derin nefes aldı.

Yatak odasına geçtiğinde ışık loştu, odada tek düzenli şey yatağın üstüne serilmiş koyu renkli battaniyeydi. Ceketini çıkarıp kenara bıraktı, iş telefonunu kapattı. Şahsi telefonunu eline alırken parmakları titriyordu. G. Kennedy ile olan şifreli sohbetine girdi. Son mesajlara göz gezdirdi; kelimeler sertti, emir doluydu. Bir süre ekrana baktıktan sonra başını iki elinin arasına aldı. Düşünceler beynini kemiriyordu. Tam o sırada ekrana bankadan yeni bir bildirim düştü. Gözlerini kısmışken masanın üzerinde duran şarap şişesine uzandı. Bardakta kalan son kırmızı şarabı doldurdu. Soğuk cam dudaklarına değdiğinde, boğazından geçen acı tat içini yaktı. Sanki içtiği şarap değil, içini kemiren pişmanlıktı.

Telefonunun ekranında bir başka fotoğraf belirdi: kız kardeşiyle kemoterapiye gitmeden önce çektikleri bir kare. Onun gülümseyen yüzünü görünce, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. Ama kısa sürdü. Fotoğrafı usulca kapattı, sessizliğe gömüldü. Aynanın önünde toparlandı, ceketini giydi. Yorgun bakışlarını toparlayıp yüzüne bir maske taktı. Çünkü Vice şehrinde, erkek ancak yapması gerekenleri yaptıktan sonra istediği adam olabilirdi.

Ve Erwin Calloway, kendi istediği adamı çoktan kaybetmişti.